İLKE ATİK TAŞKIRAN
Bir zamanlar çalışma hayatının en büyük vaatlerinden biri güvenceli bir işti. İnsanlar uzun yıllar aynı kurumda çalışmayı, emekliliğe kadar uzanan bir kariyeri ve bunun karşılığında sosyal haklarını doğal kabul ediyordu. Dijitalleşmeyle birlikte bu anlayış değişmeye başladı. Önce esnek çalışma kavramı hayatımıza girdi, ardından freelance, gig ekonomi, platform çalışanı gibi yeni tanımlar ortaya çıktı.
Bugün ise bu dönüşümün en güçlü sloganı neredeyse her sektörde aynı cümleyle karşımıza çıkıyor:
"Kendi işinin patronu ol."
Gerçekten özgürlük vaadi mi?
İlk bakışta özgürlüğü çağrıştıran bu ifade, aslında son yılların en başarılı pazarlama söylemlerinden biri olabilir. Çünkü çalışma ilişkisini değiştirmeden önce, onu tanımlayan dili değiştiriyor. Çalışan artık işçi değil, iş ortağı; personel değil, partner; maaşlı çalışan değil, bağımsız girişimci olarak tanımlanıyor.
Kelimeler değiştikçe ilişkinin kendisi de farklı görünmeye başlıyor. Oysa bazen değişen yalnızca kelimeler oluyor.
BirGün'ün geçtiğimiz günlerde yayımladığı haber bunun çarpıcı örneklerinden birini ortaya koydu. Habere göre bazı platform şirketleri, motokuryelerin çalışabilmesi için kendi şirketlerini kurmalarını şart koşuyor. Böylece kurye hukuken bağımsız bir işletme sahibi oluyor. Ancak günlük çalışma pratiğinde hangi siparişi alacağına, ne kadar sürede teslimat yapacağına, performansının nasıl değerlendirileceğine ve sistem içinde ne kadar görünür olacağına büyük ölçüde algoritmalar karar veriyor.
Kurye Hakları Derneği'nin verilerine göre yalnızca 2025 yılında en az 44 motokurye iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenlerin yaklaşık yarısı büyük dijital platformlar için çalışıyordu.
Ancak bu yalnızca motokuryelerin hikâyesi değil. Bugün benzer bir model araç çağırma platformlarında, serbest çalışan yazılımcılarda, tasarımcılarda, içerik moderatörlerinde, yapay zekâ sistemlerini eğiten veri etiketleyicilerinde ve giderek daha fazla sektörde karşımıza çıkıyor. Hukuken bağımsız görünen çalışanlar, fiilen algoritmaların belirlediği kurallar içinde üretim yapıyor.
Patron görünmüyor, yönetim devam ediyor
Sanayi toplumunda patronun kim olduğu belliydi. Talimatı veren de oydu, sorumluluğu taşıyan da. Bugün ise yönetim biçimi değişiyor. Talimat artık çoğu zaman bir yöneticiden değil, telefon ekranındaki bir bildirimden geliyor. Hangi işi önce yapacağınızı, ne kadar sürede tamamlayacağınızı, performansınızın nasıl ölçüleceğini ve sistemde ne kadar görünür olacağınızı yazılımlar belirliyor. İnsan yöneticinin yerini puanlama sistemleri, optimizasyon modelleri ve algoritmalar alıyor.
Elbette algoritmalar kendi başına karar vermiyor. Onları tasarlayan, hedeflerini belirleyen ve ekonomik sonuçlarından yararlanan şirketler var. Ancak çalışma hayatının günlük deneyiminde patron giderek görünmezleşiyor; çalışanın karşısında yalnızca sistem kalıyor.
Girişimcilik söylemi, riskin devri
"Kendi işinin patronu ol" söyleminin en az konuşulan tarafı, yalnızca özgürlüğü değil, riski de bireye devretmesi. Çünkü şirketinizi kurduğunuz anda yalnızca çalışmaya başlamıyorsunuz; aynı zamanda vergi mükellefi oluyorsunuz. KDV ödüyorsunuz, geçici vergiyle karşılaşıyorsunuz, muhasebeci ücreti ödüyorsunuz, Bağ-Kur priminizi yatırıyorsunuz. Çalışırken kullandığınız motosikletin, otomobilin ya da bilgisayarın bakımından yakıtına, sigortasından ekipmanına kadar birçok maliyet de sizin sorumluluğunuz oluyor.
Üstelik bunların büyük bölümü, geliriniz garanti altındayken değil; ne kadar kazanacağınızı çoğu zaman önceden bilmediğiniz bir düzende karşınıza çıkıyor.
İş varsa kazanıyorsunuz. İş yoksa bekliyorsunuz. Piyasa daraldığında ilk hisseden siz oluyorsunuz ama vergi sistemi piyasanın durumuna göre yavaşlamıyor. Muhasebeciniz "bu ay iş çıkmadı" diye ücret almaktan vazgeçmiyor. Bağ-Kur primi ertelenmiyor. KDV tahakkuku beklemiyor. Geçici vergi, geliriniz kadar esnek davranmıyor.
Bir yandan "kendi işinizin patronu" olduğunuz söyleniyor; diğer yandan müşterinizi seçemiyor, fiyatınızı belirleyemiyor, çalışma koşullarınızı müzakere edemiyor ve çoğu zaman algoritmanın belirlediği kurallara uymak zorunda kalıyorsunuz. Patron olmanın en temel özelliği karar verebilmektir. Kararları başkası veriyorsa, geriye kalan sadece finansal riski almak oluyor.
Yeni bir iş modeli değil
Yapay zekâ ve algoritmalar geliştikçe bu model yalnızca platform şirketleriyle sınırlı kalmayacak. İşe alım süreçlerinden performans değerlendirmelerine, vardiya planlamalarından işten çıkarmalara kadar pek çok karar giderek daha fazla otomatik sistemler tarafından verilecek. Teknoloji, çalışma hayatının yalnızca araçlarını değil, güç ilişkilerini de yeniden şekillendirecek.
Algoritmalar ne vergi öder, ne tazminat öder, ne de mahkemede hesap verir. Hesap verebilecek olanlar, onları tasarlayan, hedeflerini belirleyen ve bu sistemlerden ekonomik fayda sağlayan şirketlerdir.
Bir şirket, çalışma biçimini algoritmalar aracılığıyla belirleyebiliyor; buna karşılık o çalışanın sosyal güvencesini, iş güvenliğini ve ekonomik risklerini "bağımsız girişimcilik" söylemiyle onun omuzlarına bırakıyorsa, ortada yalnızca yeni bir iş modeli yoktur.
Yeni bir sorumluluk anlayışı vardır.
Dijital ekonominin en büyük başarısı, işvereni ortadan kaldırmak değil; işverenin üstlenmesi gereken riskleri, çalışanın girişimcilik hikâyesi gibi pazarlayabilmek olmuştur.