AKİF KURTULUŞ
Türkiye’de oynanan futbolun en önemli meselesi, sağlam bir hakem örgütü olmamasıdır.
Her hafta tribünden küfür ve hakaret yerler. Yetmez, oyuncusu ve teknik direktörü kendi hatasını hakem üzerinden temize çeker. Yetmez, bu koronun en başında futbolun en örgütlü gücü kulüp yöneticileri vardır, verirler sopayı hakemlere. Bir de tehdit ederler, düdüğü astıracağız diye. Astırdıkları da olmuştur. Taraftar desen susmasını bilmez. Tuttukları takımı futboldan daha çok sevdikleri, takımlarının galibiyetini egolarının bir parçası saydıkları için hakem en kolay hedeftir onlar için. Öyle ya oyuncusundan taraftarına kadar herkes hakem yüzünden puan kaybetmiştir.
Neden böyledir?
Dilsizdir çünkü hakemler. Onların konuşması yasaklanmıştır. Herkes pisliğini hakemlerin halısının altına süpürür.
Mesela futbolcuların örgütü Profesyonel Futbolcular Derneği ağzını açabilir ama açmaz. Başkanı 42 yaşında. 34 yaşından sonra Federasyon kayıtlarında oyun bilgisi yok. Rahmetli Turgay Şener futbolu bırakalı en az otuz yıl olmuştu, bu derneğin başkanıydı. Yılını merak eden bulur.
TÜFAD’a gelince. 1992 belki de 1993’dü, Özkan Sümer başkandı, meslek örgütü statüsüne kavuşmasında hukukçu olarak benim de katkım olmuştur. Bu örgüt konuşabilir. Ama o da konuşmaz.
Hakemlerin de derneği vardır. Türkiye Faal Futbol Hakemleri ve Gözlemcileri Derneği. Başkanı en son maçını 2014 yılında Bölgesel Amatör Lig’de yönetmiş. Neden bir sözü olsun ki? Neresi faal?
Bu örgütlerin tamamı, TFF seçimlerinde bu yolla pastadan pay alma yarışına girer. Bunlarla ilgili yazım sırada dursun. Bir gün sıra gelecek.
Konudan uzaklaşmayayım. Hakemlerin susturulmasına döneyim tekrar. 80’li hatta 90’lı yıllarda oyun oynanırken tek kanallı canlı yayında kamera saha içine dalar, sadece oyuncuyla değil, maç sonunu kollayarak hakemle bile konuşurdu. Bu güzel oyun, sadece öne çıkan topçularıyla değil, hakemleriyle de konuşulurdu. Evet her zaman, oyunun sonucunu değiştiren diğer aktörler gibi hakemler de hata yapmıştır. Bugün de yapıyorlar. Ama hakem her zaman bu oyunun içinde bir şekilde sadece hâkim değil, en az Metin Oktay, Lefter, Hagi, Alex ve birçok oyuncu gibi bir karakterdi. Bu isimlerin yanına dönemin hakemlerini yazmıyorum. Yazı şişmesin.
Ama artık öyle değil. Karakter sahibi hakemler istenmiyor. Bugün düdük ve bayrak sahibi hakemlerin bundan yoksun olduğunu iddia etmiyorum tabii ki. Dördüncü hakemler de buna dahil. Liyakat sahibi hâkimler yerine sadık hâkimlerin tercih edilmesi neyse, tam da ondan söz ediyorum.
Serdar Çakman, 1995 yılı Ocak ayıydı; Kocaelispor - Samsunspor maçında dinmek bilmeyen küfürlere karşı, tam da o sezon konan kuralları uyguladı ve maçı tatil etti. Sonuçta Federasyon maçı tekrarlamaya karar verince, Çakman bu hakareti kaldıramadı ve hakemliği bıraktı. O gün bir şey yapılsaydı belki de Halil Umut Meler’i Ankaragücü başkanı Faruk Koca sahaya inip yumruklayamazdı. Buna ilk dikkat çeken eski hakem Murat Fevzi Tanırlıya’da buradan selam olsun.
Bu arada benim bu yazıdan çok önce Serdar Hoca’yla Meşin Yuvarlak’ta yaptığım söyleşim de şurada dursun.
Şimdi yazıyı artık toparlayalım.
Hakemler eyyamcı değil. Hakemlerin eyyamcı olmasını isteyen bir düzen var.
Ama öte yandan hakemler de bütün özgüvenlerini bence kaybetmiş durumdalar. Nasıl kaybetmesinler?
Federasyon Başkanı hakemleri alıkoymaktan 8 ay 10 gün ceza almış. Biliyorsunuz, bizim şu andaki başkan o zaman Trabzonspor başkanı, İstanbul’da, "Sabaha karşı orada olacağım, ben gelene kadar onları tutun" diyor. Hani işkembe çorbası içmese hakemler sanki biraz daha erken çıkacaklar stattan. Bu arada hakemlerden sadece birisi şikayetçi oluyor.
MHK bir kısım hakemi şu andaki başkanı zamanında kapının önüne koymuş, karar yargıdan dönmüş, MHK başkanı gitmiş ama aradan zaman geçmiş. MHK başkanı, hakemleri alıkoymaktan cezalı başkanla birlikte göreve dönmüş. Yargı kararını sokak ağzıyla söylersem “sallamamış” ve aynı hakemlerin elinden düdüğü almış.
Düdük birinin iki dudağında. Çok tanıdık değil mi?
Hiçbir hakemin güvencesi yok. Hepsi birer gizli işsizdir. Kararı beğenilmeyen hâkim anında nasıl mahkemeden sürülüyorsa, düdüğü pes gelen hakem (mesela Arda Kardeşler) uzayıp gidiyor. Hangi hakem maça rahat çıkacak?
Siz bu hakemlerden nasıl liyakat bekleyeceksiniz?
Bizim sevmemiz beklenen futbolu bunlar yönetiyor işte. Hoş bekledikleri de yok ya! Bu başkan, hakemleri alıkoymaktan henüz ceza almamışken şunları söylemişti:
“Konuştuklarımın hepsinin suç olduğunu biliyorum. Onların karşılığında yatmasını da biliyorum. Ama benim ailem, onurlu ve köklü bir aile. Bana önce adamlığı, adam gibi yaşamayı ve adam gibi ölmeyi öğrettiler. Ben kadın gibi 100 sene yaşayacak yerde adam gibi bir sene yaşarım. Sonucunda ölüm de varsa bir gün yaşarım, ertesi gün ölürüm”
Bu nasıl bir hamasettir. “Kadın gibi” yaşamayı aşağılayan, yaşı kaç olursa olsun ergenliğinde kalmış birisi, “adam gibi” yaşamayı öğrendiğini söylüyor. Anası bunun ağzına hiç terlikle vurmamış.
Adamlığı öğrenmiş ama muhtemelen ailesinde kız kardeşleri, halaları hatta kız çocuğu bile olan bu ergen, “kadın gibi” yaşamayı aşağılıyor. Çocuklarının anasından bile utanmıyor.
Biz bu oyunu seviyoruz ama bu oyunu işte bunlar yönetiyor. Yönetiyor deyince, burada bir duralım. Ya bunları seçenler…
Akif Kurtuluş
Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Serbest avukatlığın yanı sıra işçi sendikalarında hukuk danışmanlığı yaptı. Yazın hayatına 1981’de Yarın ve Edebiyat Dostları dergilerinin kurucuları arasında yer alarak başlayan Kurtuluş; şiir, deneme ve hukuk üzerine pek çok mecrada yazdı. Yalan Şiirler (1983), Tören Provası (1989) Kırgınlıklar Galası (1997), Herkes Gitmiş (2005), Hayat Saat Farkıyla (2017), Herkes Gitmiş Hepsi Bir Arada (2021) adlı şiir kitapları bulunmaktadır. Herkes Gitmiş adlı toplu şiir kitabıyla 2005 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı. Ekim Devrimi 1917 – 1932 (1998) araştırma kitabı ile Romantik Korno (1998), Harita Metod Defteri (2000) adlı deneme kitaplarının yanı sıra Mihman (2012) ve Ukde (2014) adlı romanların yazarıdır.