SEDAT BOZKURT
İngiltere Krallığı’nın kuruluşu olarak 12 Temmuz 927 tarihi kabul edilir. Adadaki küçük krallıklar ve İskandinav ülkelerinin birleşmesiyle krallık ilan edilmiştir. Büyük Britanya Krallığı'nın kuruluşu ise 1 Mayıs 1707’dir. İngiltere, hâlen krallıkla yönetilen ve parlamenter sistemin de ilk kez kurulduğu yerdir. Bugün, ikili parlamento sistemiyle yoluna devam etmektedir. Güçlü bir parlamentoya sahiptir, parlamentonun çıkardığı yasayı uygulamamayı bırakın, mahkemeler dahil hiçbir güç iptal edemez. Yazılı bir anayasa metni olmamasına karşın ülkede siyasi ya da ekonomik çalkantılarda hiçbir zaman anayasa ya da sistem tartışması yaşanmaz.
Ülkenin en eski partisi 1834 yılında kurulan Muhafazakâr Parti’dir. Onu 1859 yılında kurulan Liberal Parti izler. Jeremy Corbyn’in 2024’te partileşme amacıyla kurduğu kolektif hareketi ile 2026’da Ben Habib’in kurduğu aşırı sağ parti ülkenin son kurulan partileri. Ülkede faal olan 400’e yakın siyasi parti var. Ama bunların büyük çoğunluğu tek seçim bölgesinde varlık gösterir. Ülke genelinde Avam Kamarası’nın 650 adayını belirlemek için yapılan seçimlerde ise sadece 5 parti varlık gösterir. 50’den farklı bölgede seçime katılan parti sayısı ise sadece 9’dur.
İngiltere’nin siyasi durumunu anlatmamın bir nedeni var. Son 10 yılda 3 parlamento seçimi yapıldı ülkede. (2015’deki ile 4 aslında) ülkede 3 seçim yapılmasına karşın son 10 yılda İngiltere’de 7 başbakan ve buna bağlı olarak hükümet değişti. Ülkedeki kişi başı yıllık gelir 60 bin dolar civarında. AB ülkeler ortalaması enflasyonu yüzde 1 iken AB’den ayrılan İngiltere’de yüzde 2,5 ve bu hayli tartışma konusu. Bir başbakanın gidip yerine bir başkasının gelmesinin nedeni de bu zaten. Yapamayan gidiyor, yapacağını iddia eden geliyor. Kısa bir denemeden sonra yapamayınca o da gidiyor. Sistem hakikaten bu kadar basit.
İngiltere’de sorun çözen sistem Türkiye’de sorun üreten sistem
24 yıldır Türkiye’de devleti mutlak güçle yöneten bir iktidar var ve özellikle cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra hiçbir şey öncekinden iyi olmadı, hiçbir sorun çözülmedi. Buna karşın, hiç gitmeyen bir iktidar işbaşında.
10 yılda 7 başbakan değiştiren ve dünyadaki “türbülansa” karşın yüzde 2,5 enflasyonu olan İngiltere bir yanda dururken, aynı 10 yılı tek kişi yönetimiyle geçiren ve bugün dünyadaki enflasyon sıralamasında sürekli Arjantin’le yer değiştirdiği için 4 veya 5’inci sırada olan Türkiye öte yanda. Dünyada 193 ülke var. Bunların listesinde Türkiye 4’üncü sırada.
Avrupa ülkelerinin yıllık enflasyonlarının toplamı Türkiye’nin yıllık enflasyonundan daha düşük. Türkiye’de enflasyon son açıklanan TÜİK oranına göre yüzde 32,1. Avrupa ülkelerinde Türkiye’den sonra en yüksek enflasyon oranı Romanya’da ve sadece yüzde 5,5. Avrupa’da enflasyonu negatif olan ülkeler de var. İktisatçılar bunu da olumsuz bulsa da var. Mesela Çekya'nın enflasyon oranı eksi yüzde 3,6.
Cumhurbaşkanlığı sistemine bunu bağlamak çok kolaycılık gibi gözükse de gerçek bu. İngiltere’de sembolik de olsa bir kral var. Parlamentosu çok güçlü ve yazılı bir anayasası yok. Sistem tıkır tıkır ve çabuk işliyor. Bu nedenle sistem yerine isimler, partiler tartışılıyor. Kimse “anayasamız yok” demiyor, sistemin arkasına saklanmıyor. İngiltere’de 10 yıl içinde, 6 başbakanın gitmelerine neden olan tablonun 10 kat vahimi Türkiye’de mevcut. Sistemin acayipliği nedeniyle bu tabloyu yaratanlar gitmedikleri gibi seçmenin bir bölümü, bu çöküş tablosundan ülkeyi çıkarmak gibi iddiası olmayan, sadece yönetme iddiası olan bu iktidarı, tek seçenek olarak görüyor.
Vatandaşlık satma, bedelli askerlik yaptırma gibi gelir kalemleri bir ülke için dramdır. Hele hele yurt dışı çıkış harcı uygulamasında dünyada tek örnekseniz, bu dram da trajediye dönüşebilir. İnanılmaz bir kötü yönetim var Türkiye’de.
Harcamaya para dayanmıyor
Mehmet Şimşek, Maliye Bakanlığı koltuğuna oturduğu zaman Türkiye’nin dış borcu 4,7 trilyon liraydı. Şimdi 15 trilyon lira. Bu 3 yılda ülkede 22,8 trilyon lira vergi olmak üzere 27,6 trilyon lira gelir elde edildi. Bunun üzerine 10,3 trilyon da borç aldı ama bu da harcamaları karşılamaya yetmedi. Halen dar gelirlinin üzerine çökülerek, politik hamleler sonucunda oluşan enflasyonla mücadele edilmeye çalışılıyor. Sonuç olumsuz olsa da hem gitmiyorlar hem de illüzyon altındaki seçmenleri bu iktidardan vazgeçmiyor. İngiltere örneğinin kıymetini umarım anlatabilmişimdir.
Ülke bütçesinin, yani borçların da dahil olduğu gelirinin tamamının yüzde 16,8’i faize gidiyor. Sosyal güvenliğe ayrılan miktar bütçenin sadece yüzde 8,3’ü. Bunun içinde kurum binalarının maliyeti, çalışanların maaşları, arabaların mazotuna kadar her harcama kalemi de var. Yani sadece emekli maaşlarına ayrılmıyor bu oran.
Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35,4. Bu bilgiye X’te rastlamıştım, paylaşımın sahibini hatırlamıyorum, o nedenle kaynak gösteremeyeceğim. Kusura bakmasın. Afrika ülkeleriyle dramatik bir kıyaslama vardı paylaşımda. Gıda enflasyonunda Afrika ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye, yüzde 34,8 oranıyla birinci sırada. Ardından 2’nci sırada Libya, yüzde 17 oran ile yer alıyor. Nijer’de gıda enflasyonu yüzde eksi 6,6. Hep Avrupa ile kıyas yapıldığı için mesele normalleşiyor. Afrika, özellikle gıda enflasyonu açısından tercih edilince, hakikaten trajedi her yönüyle ortaya çıkıyor. Neredeyse “gıdası” olmayan memleketlerden daha çok gıda enflasyonu olan bir ülke Türkiye. Bu tablo İngiltere’de olsaydı muhtemelen, varlığı sembolik de olsa kral bile istifa ederdi.
TÜİK’in resmi rakamlarına göre ülkede satın alma gücü 36 Avrupa ülkesi arasında 6’ncı sırada. Akın akın biraz imkân bulanın tatil için Avrupa ülkelerine gitme nedenini de açıklamış TÜİK bu istatistik oranı ile. 200 liralık banknot ilk piyasaya çıktığında 131 dolardı. Aradan geçen 17 yılın sonunda 200 lira sadece 4 dolar 22 sent ediyor. TÜİK’in matematiği diğer alanlara göre hayli iyi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok sevdiği ve “cız” haline getirdiği için hiç tartışılmayan bir gider kalemi de örtülü ödenek. 2026’nın ilk 5 ayında bu kalemden 9 milyar 178 milyon lira harcandı. Bu kalemde yapılan harcamalar hiçbir biçimde denetlenemiyor. Yasasına uygun harcandığına ilişkin ilgili isimlerin imzaladığı aylık tutanak yeterli oluyor. Eskiden sadece istihbarat faaliyetleri için harcanabilen bu kalem, devlet itibarının gerekleri, siyasal, sosyal ve kültürel ile “olağanüstü hizmetler” için de AKP iktidarı döneminde yapılan yasa değişiklikleriyle kullanılabiliyor. Yani yasanın kapsamının yorumuna bakarsanız her türlü kullanabilirsiniz. (Tansu Çiller’in en çok “kıskandığı” mesele, kendisi de kafasına göre kullanmayı denediği ama başaramadığı için bu örtülü ödenek meselesi olabilir.)
Dünyadaki listelerden bir başka utanç sıralaması cezaevindeki insan sayısı ile ilgili. Türkiye cezaevi nüfusunda dünya 5’incisi. Nüfusa orantılandığınızda durum daha dramatik bir hal alıyor. 2009 yılında her 100 bin kişiden 163’ü cezaevindeyken, şimdi her 100 bin kişiden 489’u cezaevinde. 17 yılda artış 3 kat. İngiltere başbakanı olsaydı, bu oranı görür görmez sadece başbakanlığı değil, siyaseti de bırakıp giderdi.
Bugünkü iktidar tüm bu olumsuzlukları yönetiyor, çözme kabiliyeti de niyeti de yok. Muhalefeti ise seçmenin bir bölümü ülke sorunlarını üreten iktidardan daha iyi görmüyor. Anketlerde bu açık bir biçimde ortaya çıkıyor. İktidarla mücadele etme “takati” olmayan bir toptan muhalefet var memlekette.
Yeni Parti meselesi de bu sıkıntıya ne kadar çare olur, bundan da çok emin değilim. Ama Yeni Parti belki şu işe yarayacak: Ganimet paylaşılır gibi yapılan milletvekili listeleriyle belirlenen belediye başkanlıklarında artık parti oligarşilerinin eli rahat olmayacak. Ya tüm seçmenlerin oy vereceği isimleri tercih edecekler ya da dükkânı kapatacaklar. Çünkü şimdi en azından seçmenin önünde başka bir seçenek olacak.
Mesela Çankaya’yı da içine alan Ankara 1’inci bölgede artık Kemal Kılıçdaroğlu gibi hiç kimse, anlamakta zorlanılan milletvekili aday listesi yapamayacak. Aynı bölgede, yani Çankaya’da, Özgür Özel gibi tepeden inme “evladım” diyerek belediye başkanı da atayamayacak. Milletvekili listesine Ardahan’ı, İzmir’i; belediye başkan adayları listesine ise Uşak’ı, Antalya’yı ekleyebilirsiniz. Listeler çok uzayacak, bunu yaparsanız. Artık bu işler böyle kolay olmayacak. Seçmen partiye bakacak öncelikli olarak sonra da aday ve adaylara.
Bu işin belki de tek olumlu yaratacağı gelişme, listeler ne kadar iyi olursa, seçmenin görevini yapması da o kadar kolay olacak. Bu sistemde 1994 yerel seçimlerinin tekrarı da mümkün. Bunu da unutmamak lazım…