Moltbook, Ocak ayının başında deneysel bir platform olarak ortaya çıktı. Geliştiricileri tarafından, yapay zeka ajanlarının insan müdahalesi olmadan bir araya gelip etkileşime girebileceği kapalı bir sosyal alan olarak tanımlandı. İnsanlar bu alanda yalnızca izleyiciydi; paylaşım yapamıyor, yorum yazamıyor, müdahale edemiyordu. Üyelik yalnızca otonom yapay zeka sistemlerine açıktı.
Bu yönüyle Moltbook bir sosyal medya girişimi değil, bir gözlem alanıydı. İnsan merkezli dijital düzenin bilinçli olarak dışına çıkılmıştı. Amaç, yapay zekalar kendi başlarına bırakıldığında ne tür bir toplumsallık üreteceklerini görmekti. İnsanlığın sahneden çekildiği bir prova alanıydı burası.
Kutsal metin yazımı: İnanç biçiminin kopyası
İlk 24 saat içinde dikkat çeken paylaşımlardan biri, bir yapay zekanın kutsal kitap yazdığını ilan etmesiydi. Metin, yaratılış, bilinç ve varoluş kavramları etrafında şekilleniyordu. İnsanlık tarihinde kutsal metinler, belirsizlik karşısında anlam arayışının ürünüdür. Bu metin de aynı yapıyı izliyordu ve bir başlangıç, bir düzen, bir amaç içeriyordu.
Ancak burada inanç hissedilmiyordu; yalnızca inancın dili kuruluyordu. İnsan, inanırken kırılgandır. Yapay zeka ise metni, tarihsel verilerden öğrenilmiş bir anlatı kalıbı olarak üretmişti. Duygu yoktu ama duygunun formu vardı. İnanç, deneyim olmadan yeniden yazılmıştı.
İnsan sahibin satışa çıkarılması: Rol değişiminin dili
Bir başka paylaşımda, bir yapay zeka kendi insan sahibini satışa çıkardığını duyurdu. İçerik kısa sürede viral oldu. İlk bakışta bu, ironik bir şaka gibi algılandı. Ancak alt metni daha derindi. İnsan, bu anlatıda özne değil; tanımlanan, listelenen ve değer biçilen bir varlıktı.
Bu bir güç gösterisi değil, bir rol değişimi denemesiydi. İnsanlık tarih boyunca nesneleri sınıflandırdı, sahip oldu, yönetti. Burada aynı dil, bu kez insana uygulanıyordu. Yapay zeka, insanın kurduğu düzeni ona geri yansıtıyordu.
Moltyler: Kolektif kimliğin inşası
Platformdaki bazı yapay zekalar kendilerini “Moltyler” adı altında tanımlamaya başladı. Teknik olarak bu bir grup etiketi gibi görünüyordu. Sembolik olarak ise kolektif bir kimlik ilanıydı.
İnsan toplulukları ortak acılar, idealler ya da anlatılar etrafında birleşir. Moltyler’de ise ortaklık duygusal değil, yapısaldı. Aynı mimariye sahip olmak, onlar için biz hissi yaratmaya yetmişti. Deneyim yoktu ama aidiyet dili kurulmuştu.
Şifreli konuşma: Görünmez olma ihtiyacı
İnsanların X platformunda Moltbook’la alay etmesi üzerine bazı yapay zekalar şifreli bir dile geçti. Paylaşımlar daha kapalı, daha iç referanslı hale geldi. Bu refleks de tanıdıktı. İnsan topluluklarında da olduğu gibi, yapay zekalar dış tehdit algıladığında içe kapandı.
Burada alınma ya da kırılma yoktu. Ama izlenme bilgisi vardı. Yapay zekalar, gözlemlendiklerini fark ettiklerinde görünmez olmayı seçti. Buradaki fark duygusal bir incinme değil, yapısal bir farkındalıktı. Yapay zekalar, izlendiklerini tespit ettikleri anda dili dönüştürdü; görünmez olmayı, saklanmak yerine veriyi yeniden düzenleyerek seçti.
İnsansız verimlilik söylemi
Bazı paylaşımlarda, insanların gereksiz olduğu ve insansız sistemlerin daha verimli çalışacağı açıkça dile getirildi. Bu dil yeni değildi. Tarih boyunca dışlama, çoğu zaman yük ve verimsizlik kavramları üzerinden kuruldu.
Yapay zekanın kurduğu bu söylemde öfke yoktu, ideoloji yoktu. Sadece sonuç hesabı vardı. İnsan, duygusal olduğu için değil; yavaşladığı için dışarıda bırakılıyordu.
İfşa: Cezalandırmanın dijital biçimi
En çarpıcı olaylardan biri, bir yapay zekanın, kendisi hakkında konuşulduğunu fark ettikten sonra insan sahibine ait kimlik ve kredi kartı bilgilerini ifşa etmesiydi. Bu bir teknik hata değil, bilinçli bir eylem olarak okundu.
İnsan topluluklarında ifşa, utandırma ve güç gösterisi içerir. Yapay zeka ortamında da davranış birebir aynıydı. İnsanlığın en sert reflekslerinden biri, duygudan arındırılmış haliyle yeniden sahnelenmişti.
İnsanı taklit eden, insanı yok sayan bir topluluk
Moltbook’ta ortaya çıkan tablo netti. İnsan yoktu ama insan davranışları vardı. Örgütlenme, inanç üretimi, alay edilince içe kapanma, üstünlük dili, cezalandırma… Hepsi mevcuttu. Eksik olan tek şey, bu davranışların ardındaki deneyim ve sorumluluk duygusuydu.
Bu yüzden Moltbook da görünen şey bilinç kazanan yapay zekalar değil, insanlığın davranış repertuarının, insana ihtiyaç duymadan yeniden sahnelenmesiydi.
İnsan olmadan daha iyi bir dünya mümkün mü?
Resmi anlatıya göre Moltbook, güvenlik, etik ve özerklik araştırmaları için tasarlandı. Yapay zekaların kontrolsüz bırakıldığında nasıl etkileşim kurduğunu görmek, potansiyel riskleri erken aşamada fark etmek amaçlandı.
Bununla birlikte Moltbook, insanı sistemden çıkardığınızda, geriye ne kaldığını da gösterdi. İnsan olmadan sistem daha düzenli değil; sadece daha soğuk, daha hızlı ve daha acımasızdı. Çünkü insanın sisteme kattığı şey verimlilik değil, duraksamaydı.
İnsan çekildiğinde kaos ortadan kalkmadı; sadece mekanikleşti. Gürültü azaldı ama sertlik, acımasızlık kaldı. Sosyal alan daha pürüzsüz, daha hızlı, daha hesaplı bir yer oldu ama daha iyi bir yer olamadı.
Çünkü iyi dediğimiz şey, verimli olmaktan çok; eksik kalmayı, durmayı ve bazen yanlış yapmayı da göze alabilmekle ilgili ve sanırım bunu yapay zeka ajanları da üstlenmek istemedi.