Kolombiya seçimleri neden önemli?

Kolombiya seçimleri tüm dünya için gerçekten önemli fakat bu önem Kolombiya’da sosyalizmin inşa edilecek olmasından kaynaklanmıyor. Seçimin önemi “üçüncü dünya” şeklinde adlandırılan ülkelerde güçlenen bir siyasal dalganın en açık işaretlerinden biri olmasından kaynaklanıyor.

İkinci turu 19 Haziran’da düzenlenen Kolombiya başkanlık seçimleri Türkiye’de büyük ilgi çekti. Özellikle Kolombiya’da ilk kez solun adayının seçimi kazanması Türkiyeli muhaliflerin de önemli bir kısmını heyecanlandırmış görünüyor. 2022 Kolombiya başkanlık seçimleri gerçekten de çok önemliydi. Bu yazıda seçimlerin neden önemli olduğuna ve Türkiyeli okurun ilgisini çekebilecek bazı başlıklara değineceğim. Seçim akşamı sonuçları Mavi Defter’de yayımlanan yazımda değerlendirmiştim, o yüzden bu yazıda sonuçların üstünde durmayacağım. Onun yerine birkaç maddede seçim sonuçlarının olası etkilerine değineceğim.

Kongre’de çoğunluğun sağ partilerde olduğunu unutmamak gerekiyor, bu da demektir ki Petro’nun çeşitli sağ partilerin desteğine ihtiyacı olacak. Mart ayında yapılan yasama organı seçimlerine dair detaylı bir yazı yazmıştım, oylar birkaç kez tekrar sayıldığından sandalye sayılarında bazı değişiklikler oldu. Bu değişikliklere de Kısa Dalga için yazdığım bir yazıda değinmiştim. Bu durum Petro hükümetinin elinin kolunun bağlı olduğu anlamına gelmiyor. Bu dönem 295 üyesi olacak olan Kolombiya Kongresi’nde tam yedi siyasi parti ve ittifakın 25’in üzerinde üyesi var. Bu oluşumların beşi sağ partiler. Bu partilerden ikisinin dönem dönem Petro’nun politikalarına destek vermeleri mümkün. Bunlar, 2010-2018 yılları arasında başkanlık yapan Juan Manuel Santos’un kurduğu neoliberal Partido de la U (Halk İçin Birlik Partisi) ve Kolombiya’nın geleneksel iki partisinden biri olan Liberal Parti.

Bu dönem Kongre’de Petro’nun sol ittifakı olan Pacto Histórico’nun (Tarihi Anlaşma) 47 üyesi olacak. Merkez sol Yeşiller’in liderliğinde kurulan, bazı küçük merkez sol ve liberal partilerin dahil olduğu Umut Merkez İttifakı’nın (Coalición Centro Esperanza) 30 üyesi ve 2016’da imzalanan barış anlaşması gereği FARC’a ayrılan 10 sandalye de eklendiğinde solun önde gelen partilerinin toplam 87 üye çıkaracakları görülüyor.

Yukarıda bağlantısını verdiğim yazılarda açıkladığım yerli, siyah ve savaş mağduru kontenjanları ve senatör çıkarmak için gereken yüzde 3 barajını aşamadığı halde Temsilciler Meclisi’ne üye sokabilen küçük sol partiler de eklendiğinde yaklaşık 15 üyenin daha sol partilerle birlikte hareket etme ihtimali olduğu görülüyor. Kongre’de 46 üyesi olan Liberal Parti’nin ve 26 üyeli Partido de la U’nun desteği bu dönem Petro için çok önemli. Partido de la U, ikinci turda iki adayı da desteklemeyerek seçmenlerini serbest bırakmıştı. Liberal Parti’nin genel başkanı César Gaviria, Petro’nun başkan yardımcısı olan Francia Márquez ile tartıştıktan sonra sağın adayı Rodolfo Hernández’i desteklemişti fakat partinin desteğine rağmen Liberal Parti’de görev yapan çok sayıda siyasetçinin Petro’yu desteklediği biliniyor.

Francia Márquez de Liberal Parti’yle birlikte çalışabileceklerini açıklamış fakat neoliberalizmin temsilcisi olarak adlandırdığı Liberal Parti genel başkanının değişime karşı olduğunu belirtmişti. Parti disiplininin genel başkanın kararı yönünde oy kullanmayan herhangi bir milletvekilinin tekrar milletvekili adayı olmasının çok güç olduğu Türkiye’ye kıyasla daha gevşek olduğu Kolombiya’da, Petro parti genel başkanlarıyla anlaşamasa dahi liberal Kongre üyeleriyle tek tek görüşerek onları belirli konularda kendisini desteklemeye ikna edebilir.

Seçim neden çok önemli?

Şimdi madde madde bu seçimin neden Türkiye’de dahi bu kadar ilgi çekmesini haklılaştıracak düzeyde öneme sahip olduğunu kısaca açıklamaya çalışacağım.

1) Kıtada sol birlik: Kolombiya nüfusuna baktığımızda Latin Amerika’nın en büyük üçüncü (Brezilya ve Meksika’nın ardından), yüzölçümüne baktığımızdaysa en büyük beşinci ülkesi. Ekonomik olarak da kıtanın en büyük dördüncü ülkesi. Bölgenin en büyük ülkelerinden biri olan Kolombiya’nın hükümeti ilk kez bölgedeki sol hükümetlerle birlikte hareket edecek. Meksika, Arjantin, Bolivya, Şili, Peru, Nikaragua, Honduras, Venezuela ve Küba’da da sol hükümetler görevde.

Her ne kadar bu hükümetler arasında büyük farklılıklar olsa da çeşitli konularda ortak pozisyon almaları mümkün. Ekimde Lula seçimi kazanırsa Brezilya da bu ülkelere eklenecek. Bu demektir ki bölgenin sol hükümetleri belirli konularda birlikte hareket edebilir, Petro da zafer konuşmasında bunu ima etmişti. Meksika Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador’un basın toplantısı sırasında Kolombiya cumbia’sı çalarak Petro’nun zaferini kutladığı düşünüldüğünde birlikte hareket etme fikrinin yalnızca Petro’ya ait olmadığı kanısı güçleniyor.

Petro, seçim sonrası konuşmasında ABD kaynaklı iklim krizinin Kolombiya’ya ve Amazon Ormanları’na olan etkisinden rahatsız olduğunu ve ABD hükümetiyle diyalog kuracaklarını belirtti. Petro, birçoğu ABD ve Kanada merkezli olan çokuluslu maden ve enerji şirketlerinin Kolombiya’daki doğa düşmanı faaliyetlerine de tepkili. Bu şirketlerin bazılarının paramiliter gruplarla ilişkili olduğunu da hesaba katmak gerek. ABD hükümetiyle görüşülecek bir başka mesele de uyuşturucu ticareti. Her ne kadar uyuşturucu Latin Amerika’da üretiliyor olsa da bu üretim başta ABD olmak üzere zengin ülkelerdeki talebi karşılamak adına yapılıyor.

Latin Amerika’daki uyuşturucu sorununun başta ABD olmak üzere zengin ülkelerden kaynaklandığını ve çözümün de ancak bu ülkelerin hükümetlerinin elini taşın altına koymasıyla gerçekleşebileceğini daha önce de belirtmiştim. İklim krizi, doğa talanı ve uyuşturucu ticareti yalnızca Kolombiya’nın sorunları değil. Meksika’dan Peru’ya, Bolivya’dan Honduras’a çok sayıda Latin Amerika ülkesi bu türden sorunlarla boğuşuyor.

ABD’nin Latin Amerika ülkelerinin çıkarına olmayan ekonomi politikalarına da burada değinmek gerekir. Kolombiya’da solun başkanlık seçimlerini kazanması ilk kez ABD karşısında birlikte hareket edilebileceği anlamına geliyor. 19. yüzyıldan bu yana “ABD’nin arka bahçesi” olarak anılan Latin Amerika ülkelerinin büyük çoğunluğu hiç kuşkusuz ABD’yle olan ticari ve siyasi yakın ilişkilerini sürdürecekler. Fakat önümüzdeki dönemde Latin Amerika’nın kademeli olarak “ABD’nin arka bahçesi” olmaktan çıkacağını öngörebiliriz.

2) Feminist hareket: 13 Mart 2022 yasama organı seçimlerinde Kolombiyalı feministlerin önemli bir kısmı Senato için ayrı liste çıkardı. Kolombiya’nın kutuplaşmış ortamından dolayı ancak yüzde 0,66 oranında oy alabildiler ama başkan aday adayları Francia Márquez önseçime katılan tüm adaylar arasında üçüncü sırayı aldı. Önseçimde en yüksek oranda oy alan Petro’nun başkan yardımcısı olarak Márquez’i seçmesinin önemine kısaca değinmiştim.

Kolombiya’da seçimleri solun kazanmasını sağlayan en belirleyici faktör femisint hareketin desteği ve kadın oyları olabilir. Yat partilerindeki görüntüleri basına düşen, her ne kadar sonradan yanlış anlaşıldığını öne sürse de kadınların çalışmasına karşı açıklamaları olan, Venezuelalı göçmen kadınlara “fakir çocuk yapma makinesi” diyen Trump benzeri bir siyasetçi olan Hernández’in karşısında Petro’nun kadın oylarının beklenenin üstünde bir kısmını aldığını düşünmek makul, zafer konuşmasından anlaşıldığı kadarıyla Petro da böyle düşünüyor. 2022 seçimleri sonrasında Kolombiya feminist hareketinin artık ülke siyasetinde belirleyici gücü olan bağımsız bir hareket olduğunu söyleyebiliriz. Yani, artık çeşitli siyasal örgütlere dağılmış feministlerden ziyade bağımsız bir hareket olarak feminist hareketin güçlendiğini görüyoruz. Feministler bu seçim Petro liderliğinde oluşturulan sol ittifak Pacto Histórico’ya dahil oldular. Önümüzdeki dönemde başka Latin Amerika ülkelerinde de feminist hareketin etkisini daha da artıracağını öngörebiliriz.

Márquez bir kadın aday olarak değil, feminist bir aday olarak, feminist kimliği öne çıkarılarak başkan yardımcısı adayı oldu. Madenci bir aileden gelen siyah aktivist Márquez, belediye binası işgal edecek kadar radikal bir siyasetçi. Maden şirketlerine karşı aktivizmiyle biliniyordu, 2019 yılında silahlı saldırıya uğramıştı. Yoksul bir siyah ailenin kızı olan, ergenliğinde madenlerde çalışmış, 16 yaşında doğurduğu kızına bakabilmek için temizlik işçiliği yapmış bir aktivistin Kolombiya başkan yardımcısı olması çok büyük bir gelişme.

Latin Amerika’da siyah bir kadının bugüne dek gelebildiği en yüksek siyasal mevki başkan yardımcılığı. Bu mevkiye de Márquez’den önce yalnızca tek bir siyah kadın, Kosta Rikalı merkez sol siyasetçi Epsy Campbell Barr gelmişti. Yoğunlukla siyah vatandaşların yaşadığı bölgelerde Petro’nun ezici üstünlüğünde hiç kuşkusuz aslan payı Márquez’in. 2010-2018 yılları arasında başkanlık yapan Juan Manuel Santos döneminde başkanlık görev süresinin tek dönemle sınırlanması, bir değişiklik olmadığı takdirde Petro’nun dört yıl sonra tekrar aday olamayacağı anlamına geliyor. Adaylık için ismi öne çıkacak siyasetçilerden ilki henüz 40 yaşında olan Francia Márquez olacaktır. Márquez bu dönemi başkan yardımcılığının yanında yeni kurulacak olan Eşitlik Bakanlığı’nın başına geçerek Kolombiya’nın ilk eşitlik bakanı olarak da çalışarak geçirecek. Eşitlik Bakanlığı, toplumsal cinsiyet ayrımcılığıyla ve etnik ayrımcılıkla mücadele amacıyla kurulacak.

3) Uyuşturucu ticareti: Kolombiya’da uyuşturucu ticareti yapan gruplarla değil uyuşturucu ticaretinin kendisiyle mücadele etmeyi hedefleyen bir yönetim göreve geliyor. Bu kolaylıkla başarılabilecek bir iş değil çünkü uyuşturucu ticaretiyle mücadele etmek demek uyuşturucu talebi yüksek olan ülkelerin hükümetleriyle gerilim yaşama ihtimalini de beraberinde getiriyor. Kokain gibi ürünlerin zengin ülkelerde bunca alıcısı olduğu müddetçe uyuşturucu kartellerinin bir biçimde bu ticareti gerçekleştirecekleri ortada. Bu sorunun yalnızca Kolombiya, Meksika ve Peru gibi ülkelerin sorunu olmadığı, uluslararası bir sorun olduğu, çözümün de uluslararası bir çözüm olması gerektiği anlaşılmış görünüyor. Bu arada marihuananın yasallaştırılması gibi bazı önlemlerle zaten çok büyük olmayan yerel uyuşturucu pazarının daha da küçültülmesi amaçlanıyor.

Kolombiya ekonomisinin istikrarının kokain ticaretine bağlı olduğu açık. Uyuşturucu gelirinin aklanması Kolombiya’nın ekonomik büyümesini olumlu biçimde etkiliyor, buradan gelen para Kolombiya’nın yasal sektörlerini de güçlendiriyor. Bu durumu açıklıkla ifade eden ve bunun dönüştürüleceğini söyleyen Petro, bugüne kadarki hükümetlerin kabul etmediği bu sorunu çözmeye çalışacak ilk Kolombiya başkanı olacak: Kolombiya’da makro-ekonominin uyuşturucu ticaretine olan bağımlılığı. Sorunu çözüp çözemeyeceğini zaman içinde göreceğiz, dört yıl gibi kısa bir süre içerisinde bu sorunu çözememesi çok muhtemel. Yine de sorunun varlığını kabul etmesi dahi küresel uyuşturucu ticareti üzerinde önemli etkiler yaratacaktır.

4) Fosil yakıt ticareti: Kolombiya’nın kömüre ve petrole bağımlı olmaktan kurtulması yönünde çalışacağını söyleyen Petro, Kolombiya'nın fosil yakıta alternatif enerji kaynakları geliştirilmesinde öncü ülkelerden olacağını öne sürüyor. Kolombiya’nın kömür ve petrol rezervlerinin toprak altında kalacağını söyleyen Petro döneminde petrol ve kömür ticareti hacminin düşeceği açık. Petro, 15 yıl içerisinde Kolombiya’nın petrole bağımlılığından büyük ölçüde kurtulabileceğini savunuyor.

Ekstraktivist ekonomiden kademeli olarak uzaklaşılacağını ve bundan sonra petrol keşiflerine izin verilmeyeceğini söyleyen Petro, iklim krizi karşısında radikal bir pozisyon alıyor. Fosil yakıt ticareti bir yönüyle uyuşturucu ticaretine benziyor. Zengin ülkelerin taleplerini karşılayabilmek için Kolombiya gibi ülkelerin doğası talan ediliyor. Dünyadaki petrolün üçten birinden fazlası ABD’de ve Çin’de tüketiliyor, Kolombiya petrol tüketiminde dünyada 40'ıncı sırada.

Kömür tüketiminde de tablo benzer. Dünyadaki kömürün yarısından fazlası Çin’de tüketiliyor, buna Hindistan ve ABD de eklendiğinde dünyadaki kömürün yüzde 70’inden fazlasının yalnızca üç ülkede tüketildiği görülüyor. Kolombiya kömür tüketiminde dünyada 36'ıncı sırada. Fakat üretim verilerine bakıldığında Kolombiya’nın kömür üretiminde dünyada dokuzuncu, petrol üretimindeyse 21'inci sırada olduğunu görüyoruz. Latin Amerika sol hükümetlerinin ekstraktivizm karşıtı ekonomi politikalarına dönmeleri olasılığı bu ülkelerin doğal kaynaklarının yağmalanmasında büyük çıkarı olan ülkeler için ciddi sorunlar yaratabilir.

5) Venezuela’yla ilişkiler: Her ne kadar Türkiye’ye uzak olduğu için yeterince bilinmese de dünyada Suriye’den sonra en yüksek sayıda sığınmacı Venezuela’dan geliyor. Üçüncü sıradaki Afganistan vatandaşlarının iki katına yaklaşan sayıda Venezuelalı sığınmacı bugün dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşıyor. Bu ülkelerin başında da dünyada Türkiye’den sonra en yüksek sayıda sığınmacının bulunduğu Kolombiya geliyor. Maduro hükümetiyle ilişkilerin görece normalleşmesi göçmen krizinin şiddetinde düşüş anlamına gelebilir. Venezuela’yla ticari ilişkilerin tekrar başlaması Venezuela’nın içinde bulunduğu krizden çıkmasına yardımcı olabilir, özellikle böyle bir politika bölgenin Meksika ve Bolivya gibi ülkeleri tarafından da desteklenirse bu olasılık çok güçlenecektir.

ABD’nin önceliğinde çok sayıda ülke tarafından benimsenen Venezuela politikalarının şiddetlendirdiği ekonomik ve siyasal krizin bu şekilde görece yatışması mümkün olabilir. Hiç kuşkusuz Maduro hükümeti çok sayıda insan hakları ihlalinden sorumlu, Venezuela özgürlüklerin ciddi biçimde sınırlandırıldığı ve demokratik mekanizmaların neredeyse tamamen işlemez hale geldiği bir ülke. Fakat anti-demokratik bir hükümetle mücadelenin yolunun bu ülkede iç karışıklık çıkararak siyasal çıkar elde etmeye çalışmak olmadığını, bu ülkenin bir de sınır komşusu olması durumda doğacak yıkımın iç karışıklığı hedefleyen ülkeleri de etkileyeceğini Kolombiya bizzat kendi tecrübelerinden öğrendi. Tabii ki komşu ülkede siyasal karışıklık çıkarıp kendisine yakın grupları iktidara getirmek için savaş kışkırtıcılığı yaparak göçmen krizini tetikleyen bazı başka ülkelerde olduğu gibi sağcıların yol açtığı krizi daha sağcı söylemlerin peşine takılarak aşma yoluna gidebilirlerdi.

Neyse ki Kolombiya demokrasisi tüm eksiklerine rağmen en azından bu krizden doğru dersleri çıkarabilecek kadar olgunlaşabilmiş, vatandaşların çoğunluğu da sorunun ülkesini terk etmek zorunda kalan göçmenlerden değil krizi şiddetlendirmeyi amaçlayan sağcı dış politikalardan kaynaklandığını fark edebilmiş görünüyor. Venezuela’yla, Nikaragua’yla ve Küba’yla ilişkilerin normalleşmesi iki başkan adayının da vaatleri arasındaydı. Petro’nun başkanlığında bu sürecin daha hızlı ilerlemesi oldukça muhtemel.

6) Ortadoğu: Her ne kadar Kolombiya’nın Orta doğu siyasetinin etkisi pek büyük olmasa da, Türkiyeli okurun özellikle ilgisini çekebileceğini düşündüğümden buna dair kısaca bilgi vereceğim. Petro, Türkiye dış politikasını desteklemiyor. Zaten her ne kadar Maduro gibi kendini solda konumlandıran bazı siyasetçiler Erdoğan hükümetiyle yakın ilişkilerini sürdürüyor olsa da, herhangi bir sol siyasetçinin Erdoğan hükümetinin dış politikasını desteklemesi aslında pek mantıklı değil.

Petro özellikle Rojava’ya yönelik askeri operasyonlara Twitter’dan büyük tepki göstermişti. Türkiye’nin Kürtlere yönelik politikasını da genel olarak eleştiren Petro, 2016 yılında PKK’yi IŞİD’e karşı gösterdiği mücadeleden dolayı öven bir tweet de atmıştı. Petro’nun İsrail’i sert biçimde eleştiren bir Filistin destekçisi olduğu da biliniyor. İsrail’i işgalci olarak nitelendiren Petro, 2018 yılında attığı bir tweet’te başkan olduğu zaman Filistinlilerin hakları için mücadele edeceğini belirtmişti. Samimi olup olmadığını görmek önümüzdeki aylarda mümkün olacak. Petro, 2016 yılında attığı bir tweet’te Ortadoğu’da ilericiliğin tek umudunun Baas partisinde, Kürt devriminde ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nde olduğunu yazmıştı. Petro’nun bu siyasal pozisyonunun Kolombiya’nın izleyeceği Ortadoğu politikasını şekillendirmede etkili olup olmayacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Bitirirken

Kolombiya seçimleri tüm dünya için gerçekten önemli fakat bu önem Kolombiya’da sosyalizmin inşa edilecek olmasından kaynaklanmıyor. Petro 2018 seçiminde de bu seçimde de programının sosyalist olmadığını, demokratik kapitalist bir ekonomik program hazırladığını belirtiyor. Zaten ülkenin üretim modelini değiştirmek istese de böyle bir şeyi gerçekleştirebilmesi mümkün olmazdı.

Seçimin önemi “üçüncü dünya” şeklinde adlandırılan ülkelerde güçlenen bir siyasal dalganın en açık işaretlerinden biri olmasından kaynaklanıyor. Kolombiya, Peru, Honduras gibi ülkelerde vatandaşların önemli bir kısmı ulusötesi şirketlerin doğa talanından, ülke zenginliklerinin yurtdışına peşkeş çekilmesi anlamına gelen ekstraktivist politikalardan, “merkez” ülkelerin uyuşturucu ve fuhuş gibi taleplerinden kaynaklanan yüksek suç oranlarından, kendilerine reva görülen yolsuzluklardan ve hukuksuzluktan bıktıklarını gerek sokak eylemleriyle gerekse seçimlerde kullandıkları oylarla gösteriyor.

Bu gelişmeler dünya siyasetini önemli biçimde etkileyecektir. Özellikle ulusötesi siyasal hareketler olan ekolojik aktivizm, feminizm ve anti-kolonyalizm Latin Amerika ülkelerinde her geçen gün daha da güçleniyor ve bu hareketlerin gerek eylemleri gerekse teorik tartışmaları “merkez ülkeler” adı verilen ülkelerin muhalif grupları tarafından da yakından takip ediliyor. Şili feministlerinin şarkısının TBMM’ye kadar ulaşması, Türkiye muhalif aktörlerinin de bu gelişmelere kayıtsız kalmadığını gösteriyor. Şili’den, Kolombiya’dan, Meksika’dan, Brezilya’dan gelecek haberler önümüzdeki aylarda da Türkiye’de konuşulmaya devam edecektir.

Bir film önerisi: Kolombiya’da uyuşturucu ticaretinin yerli halklar üzerindeki etkisini anlatan ve Türkçe’ye Göç Mevsimi olarak çevrilen 2018 tarihli Pájaros de verano’yu (Yaz Kuşları) Kolombiya siyasetiyle ilgilenenlere tavsiye ediyorum.

Köşe Yazıları Haberleri