Köy Enstitüleri: Anadolu"nun karanlığında yanan aydınlanma meşalesi

Köy Enstitüleri, kısa ömürlerine rağmen Türkiye'nin karanlıktan kurtulmasında ve eğitiminde çok önemli rol oynadı. Buralarda, eğitim ve üretime dönük çalışmaları ile öne çıkan binlerce öğretmen, Anadolu'nun en ücra köşelerine eğitimin ışığını götürüp birer meşale oldular.

HASAN AYDIN

Köy Enstitüleri, köy öğretmeni ve diğer meslek erbaplarını yetiştirmek amacıyla 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı kanunla kuruldu. Kuruluşunun üzerinden 86 yıl geçmesine rağmen bu okulların kuruluş süreci, amaçları, laik eğitime ve o dönemdeki toplumun bilinçlenmesine olan katkıları bugün de önemini koruyor.

1940'lı yılların Türkiye'sinde nüfusun yüzde 80'i okur-yazar değildi. 40 bin köyün yaklaşık 35 bininde okul yoktu. Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç öncülüğünde kurulan bu enstitülerde, ülkenin eğitimine öncü olmuş özverili, binlerce aydın ve ilerici öğretmen yetişmiştir.

"İş içinde eğitim" ilkesiyle üretim odaklı olarak kurulmuş olan Köy Enstitüleri, daha önce kurulmuş olan köy öğretmen okullarının bir devamı olarak hayata geçirildi. Köy çocuklarını eğiterek hem öğretmen hem de tarım ve zanaat alanında donanımlı, üretken bireyler olarak yeniden köylere göndermeyi amaçlayan bu enstitüler, özellikle kent ve kasabaların dışında, tren yollarına ve tarıma elverişli 21 bölgede kuruldu. Enstitülerde üretime dayalı yapılan iş ve diğer çalışmalar, enstitülerin ve halkın ihtiyaçlarını giderecek şekilde planlanıp yürütüldü.

Köy Enstitülerinde eğitim

Eğitim sistemi oldukça yoğun ve çok yönlüydü. Eğitim süresi ilkokuldan sonra 5 yıldı. Alınacak öğrencilerin köy nüfusuna kayıtlı ve ilkokuldan mezun olması gerekliydi. 44 saatlik haftalık ders programının yarısını genel kültür ve meslek dersleri, dörtte birini tarım, geri kalan dörtte birini ise teknik ve üretim faaliyetleri oluşturmaktaydı. Okullardaki yaz tatili ise 1,5 aydı.

Ders programları oldukça kapsamlıydı. Türkçe, tarih, coğrafya, matematik, fizik, kimya, yurttaşlık bilgisi, yabancı dil, müzik ve resim gibi kültür derslerinin yanı sıra; zirai işletme ekonomisi ve kooperatifçilik dersleri de verilmekteydi. Teknik eğitim kapsamında köy demirciliği, dülgerlik ve yapı ustalığı öğretilirken, kız öğrenciler için köy el sanatları gibi alanlar da programlarda yer almaktaydı. Ziraat alanında ise bahçe ve tarla ziraati, zootekni konusunda dersler işlenirken arıcılık, ipek böcekçiliği, kümes hayvancılığı, balıkçılık ve su ürünleri dersleri de bulunmaktaydı.

Köy Enstitülerinde ilk yıllarda taş, tuğla, çimento taşıyıp harç kararak okullarının eksik kalan kısımlarını tamamlayan öğrenciler, aynı zamanda matematiği, fizik ve kimyayı öğreniyor, çevirisi yapılmış dünya klasik kitaplarını okuyor, yararlı fikir tartışmalarının yapıldığı münazaralara katılıyor, diğer yandan müzik aletlerinden en az birini çalmayı biliyordu.

Enstitülerde oluşturulan ortamlar müzik, tiyatro ve edebiyat gibi sanatsal faaliyetlerin öğrenilmesine ve üretilmesine katkı da sunuyordu.

Öğrenciler, yaptıkları işlerde ve farklı kültürel ve sanatsal faaliyetlerde iş içinde eğitim ve grup çalışma yöntemiyle gelişimlerini sürdürdüler. Enstitülerdeki imece yöntemi, öğrencilerin öğrenmesine ve birbirleriyle olan ilişkilerinin güçlenmesine de olumlu katkılar sunmuştu.

Ezberci olmayan, analitik düşünen, sorgulayabilen, araştıran ve laik eğitimi savunan bireyler yetiştirmeyi amaçlayan Köy Enstitüleri, açık oldukları dönemde üretimde bulunarak kendine yetecek kurumlar hâline geldi. Öğleden önce kültür dersleri gören öğrenciler, öğleden sonra iş eğitimi alarak eğitimini sürdürdüler. Her enstitünün kurulduğu bölgenin şartlarına göre iş ve üretim alanları değişikti.

Örneğin Malatya Akçadağ Enstitüsü’nde kayısı fidanlarının dikimine ağırlık verilirken, Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nde balıkçılık ve su ürünleri ders çalışmalarına ağırlık verilmiştir.

Halkı bilinçlendiren, onların sosyal ve kültürel yaşamlarında etkili olan karma eğitimin yapıldığı bu enstitülerde, demokratik bir eğitim ortamı oluşturulmuştu. Cumartesi günleri yapılan toplantılarda öğrenciler, sistemin aksayan yönlerini tartışarak yönetime katılır ve kendi görüşlerini belirtirlerdi. Okuldaki işler, öğretmen ve usta öğrenciler rehberliğinde öğrenciler tarafından yürütülür, dayanışma amacıyla yeni kurulan enstitülere de yardım ekipleri gönderilirdi.
Her Köy Enstitüsü, özellikle kendi coğrafi bölgelerinin sınırları içindeki köy ilkokullarından mezun olan öğrencileri almaya çalışırdı.

Köy Enstitülerinin inşaat ve tarım faaliyetleri

Köy Enstitülerinde 1940-1946 yılları arasında büyük emek harcanarak 150 büyük bina, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 26 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 20 uygulama okulu, 12 elektrik santrali, 3 balıkhane ve 100 kilometre yol yapıldı. Diğer yandan 1200 dönüm bağ oluşturulup 750 bin fidan dikildi. Toplamda 15 bin dönüm tarım arazisi tarıma elverişli hâle getirilip bu arazilerde üretime başlandı. Uygulamalı eğitim görülen çiftliklere su, öğrencilerin yaptıkları sulama kanalları ile ulaştırıldı. Köy Enstitülüler, bu inşa çalışmalarına bizzat katılarak dayanışma ve özverinin en iyi örneklerini sergilediler.

O dönemde enstitülerden öğretmen olarak mezun olanlar, okul binasını yapabilecek inşaat bilgisine sahip olduğundan, atandığı köyde köylülerin iş birliği ile kendi okullarını inşa edebiliyorlardı. Örneğin Hasanoğlan Köy Enstitüsü, diğer Köy Enstitülerini kuran Köy Enstitülü öğrenciler tarafından inşa edilmişti.

Köy Enstitülü aydın ve yazarlar

Köy Enstitü kökenli yazarlar, klasik okul modelinden çok farklı, özgün olan bir eğitim sistemine bağlı olarak ortaya çıktılar. Bu yazarlar, sadece akademik bilgiye dayalı olarak değil, üretimden gelen yaşam deneyimi ve toplumsal sorumlulukla yetiştirildiler. Tarlada ve inşaatta çalışan ve aynı zamanda düzenli kitap okuyan bu öğrenciler, hayatı doğrudan yaşayarak deneyim kazandılar. Yazdıkları eserlerin temelinde ise yaşamın gerçekliği vardı.

Hasan Âli Yücel, Millî Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Her öğrenci, bir yıl içinde genel olarak 25 tane klasik romanı okumakla yükümlüydü. Dünya ve Türk edebiyatının önemli eserlerini okuyan özellikle zeki öğrenciler, kısa sürede güçlü bir edebî birikim kazandılar.

Tecrübeli ve alanında bilgili öğretmenleri tarafından günlük tutmaya, gözlem yapmaya ve yazmaya yönlendirilen bu öğrenciler, özellikle öğretmen olarak göreve başladıklarında hem edebî hem de sosyolojik açıdan güçlü eserleri kaleme aldılar. Kitapları çok okunan bu yazarların eserlerinde yapaylık yoktu.

Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Adnan Binyazar, Ümit Kaftancıoğlu, Pakize Türkoğlu, Ali Dündar ve Dursun Akçam gibi ezilenlerden yana, yüreği memleket ve insan sevgisi ile dolu olan pek çok Köy Enstitülü aydın, yazar ve şair, köy gerçekliğini, yoksulluğu, köylerdeki üretim ilişkilerini, eşitsizliği ve toprak sorununu eserlerinde eleştirel bir şekilde anlattılar. Aydınlanma temasını işleyerek kamuoyunu bilinçlendirdiler.

Köy Enstitülerine yönelik eleştiriler

Köy Enstitüleri, kurulduğu 1940 yılından itibaren eleştirilmeye başlandı. Köy Enstitülerine ilişkin kanun TBMM’de kabul edilirken 151 milletvekili bu oylamaya katılmayarak bu yasaya muhalif olduğunun işaretini vermişti. Köy Enstitüleri, toplumsal yapının değişeceğini ve ekonomik çıkarlarının zarar göreceğini düşünen toprak ağası, yerel eşraf ve bazı bürokratların direnci ile karşılaştı. Tek partili dönemde CHP içindeki bazı gerici gruplar, bu enstitüler aleyhine olan faaliyetlerini alttan alta yürütüyorlardı.

Ülke genelinde Köy Enstitüsü karşıtları; sadece köy çocuklarının bu okullara alınmasının halkı köylü-şehirli diye böleceğini, köylünün kendi okulunu öğrencilerin katkısı ve imece yoluyla inşa etmesinin bir emek sömürüsü olduğunu, bu kurumlarda "komünist ideolojiyi çağrıştıran eğitim verildiğini", yatılı kısımlara uygulanan karma eğitimin Türk örf ve adetlerine uymadığını eleştirerek tartışmaların boyutlanmasına neden oldular. Diğer yandan öğrencilerin ve enstitü müdürlerinin boz renkli tek tip giymelerini ve öğrencilerin yönetime katılmalarını kamuoyuna komünistlik olarak sunmaya çalıştılar.

II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’nin "etkin tarafsızlık" politikasına tepki olarak 1945 yılı içinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Boğazlarda askerî üs ve doğuda toprak talep etmesi üzerine Cumhurbaşkanı İnönü de ABD'den destek istemişti. Desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, önce Truman Doktrini ile Türkiye'ye finansal yardım başlattı.

ABD, bu yardım karşılığında Türkiye’den serbest seçimlere dayalı çok partili sisteme geçilmesini, Millî Şefliğin, 5 yıllık kalkınma planlarının ve "Köy Enstitüleri uygulamalarının kaldırılmasını talep etti.

11 Haziran 1945’te 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun TBMM'de kabul edilmesi, CHP içinde toprak ağalarını savunan muhalefeti harekete geçirdi. Bu son durum Demokrat Parti (DP)'nin kurulmasına giden süreci tetikledi. Daha sonra kurulan DP, CHP'yi yıpratmak amacıyla Köy Enstitüleri'ni malzeme olarak kullandı. Bunların eleştirileri bazı CHP’li milletvekillerince desteklendi.

Eleştirileri yapan CHP milletvekilleri, Köy Enstitülerini kuran CHP Hükûmeti değilmiş gibi davranıyorlardı. 1946 yılının son günlerinde CHP Maraş milletvekili Emin Soysal, TBMM kürsüsünden Köy Enstitüleri'ni eleştirdi. Diğer bir CHP milletvekili Naci Tınaz, Köy Enstitüleri'ni eleştirirken, Vehbi Kocagüney adlı CHP milletvekili bu eleştiriye katıldığını ifade etti.

CHP'den istifa ettikten sonra DP'ye geçen Eskişehir milletvekili ve ünlü toprak ağası Emin Sazak, 1946 yılında parlamentoda yaptığı konuşmada "Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar" açıklamasını yapmıştı.

Sazak'ın bu sözlerine karşılık Hasan Âli Yücel de "Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir" cevabını vermişti. Sazak her fırsatta Köy Enstitüsü karşıtlığını ifade etmişti.

Köy Enstitülerinin kapatılması

21 Temmuz 1946 genel seçimlerini CHP kazandı. Eski hükûmette yer alan Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel, 5 Ağustos günü istifa etti. 7 Ağustos 1946 tarihinde CHP'nin kurduğu hükûmetin başına Recep Peker getirildi. Bu hükûmet çok partili dönemin ilk hükûmetiydi. Hasan Âli Yücel'in yerine gelen yeni Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, 25 Kasım 1946'da Köy Enstitüleri'nin kuruluşunda ve gelişiminde en büyük katkısı olan İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'u görevden aldı. Yeni Bakan Sirer, 1946'da Köy Enstitüleri'nin üretime dayalı sistemini kaldırdı ve bu okullar Köy Öğretmen Okulları'na dönüştürüldü.

Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, en başından beri Köy Enstitüleri'nin başarılı olacağına inanmıyordu ve bir konuşmasında "Köy Enstitüleri'nde hem öğretmen, hem demirci, hem marangoz çıkacak? Bu bir hayaldir." demişti. İnönü ve o dönemin CHP yönetimi, parti içinde antikomünist bir tutum sergileyen ve Köy Enstitüleri'ne açıkça karşı çıkan sağcı kesimler karşısında oy hesabı yaparak bu okulları savunamadı.

27 Kasım 1947'de Köy Enstitüleri'ne öğretmen yetiştiren Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve 28 Haziran 1948'de Eğitmen Kursları kapatıldı. 27 Ocak 1954'te ise Köy Öğretmen Okulları, iktidarda olan DP tarafından kapatıldı.

Köy Enstitüleri, kısa ömürlerine rağmen Türkiye'nin karanlıktan kurtulmasında ve eğitiminde çok önemli rol oynadı. Buralarda, eğitim ve üretime dönük çalışmaları ile öne çıkan binlerce öğretmen, Anadolu'nun en ücra köşelerine eğitimin ışığını götürüp birer meşale oldular.

Köy Enstitüleri yalnızca bir eğitim modeli değil, aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm projesidir. Bu kurumların mirası, eğitimde fırsat eşitliği, üretimle bütünleşmiş öğrenme ve aydınlanmacı düşünce açısından hâlâ ilham verici olarak varlığını sürdürmektedir.

Köşe Yazıları Haberleri