Küresel bir kâbus: Okul saldırıları neden yayılıyor?

Saldırganlar geçmişteki ünlü saldırganların giyim tarzlarını, silah seçimlerini taklit ediyor, manifestolarını okuyor. İnternet forumlarında saldırganlar arasında öldürülen kişi sayısı bir “skor” yarışı olarak görülüyor. Dışlanmış ve yalıtılmış saldırganlar bu forumlarda onay ve aidiyet buluyor.

CENGİZ ERDİNÇ

“Okul saldırıları” yaygın olarak ABD’de görülen ve son 10 yılda dünyaya yayılan küresel bir fenomen haline geldi. Bu saldırıların tek bir açıklaması yok, psikolojik, sosyal ve çevresel faktörlerin karmaşık bir bileşimi. Akran zorbalığı da silahlara kolay erişim saldırıların başat faktörleri arasında. Ana nedenler kişisel husumet, zorbalığa maruz kalanların intikamı, erkekliği kanıtlama, şöhret ve ilgi arayışı. Parçalanmış aileler, aile içi şiddet ya da ihmal öyküsü, sosyal izolasyon, dışlanma ve yalnızlık, depresyon, narsistik örüntüler, empati eksikliği ve intihar düşüncesi bu saldırganların bileşenleri arasında.

ABD’de 4 yılda 900 öğrenci öldürüldü

ABD’de pandemiyi izleyen dört yılda 1500’den fazla saldırı gerçekleşti ve 900’den fazla öğrenci öldürüldü. Ancak araştırmalar ABD dışında çok sayıda “kopya saldırıdan” söz ediyor. Bunların sonuncusu Brezilya’da iki farklı şehirde 8 ve 9 Nisan günü gerçekleşti ve toplam 7 kişi öldü. Sadece bu yılın başından beri Brezilya’da 8 okul saldırısı gerçekleşti ve 16 kişi öldürüldü. Benzer biçimde 2021’den sonra Çin’den Rusya’ya, Almanya ve Sırbistan’a kadar geniş bir coğrafyada okul saldırıları görüldü.

Saldırganlar geçmişteki ünlü saldırganların giyim tarzlarını, silah seçimlerini taklit ediyor, manifestolarını okuyor. İnternet forumlarında saldırganlar arasında öldürülen kişi sayısı bir “skor” yarışı olarak görülüyor. Dışlanmış ve yalıtılmış saldırganlar bu forumlarda onay ve aidiyet buluyor.

Okul saldırıları nasıl oldu da Türkiye’ye ulaştı, Urfa ve Maraş’ta lise öğrencilerini etkileyebildi? İşin aslı okul saldırılarının “bulaşma etkisiyle” küreselleşmiş bir fenomene dönüşmesi.

Sayılarla saldırganların profilleri

ABD Gizli Servisi (US Secret Service) bünyesindeki Ulusal Tehdit Değerlendirme Merkezi’nin (NTAC) 2020 yılında Protecting America’s Schools başlıklı araştırması 41 saldırıyı inceliyor.

Tek bir saldırgan profili olmadığını belirleyen araştırmada saldırganların yüzde 83’ü şahsi husumet ya da mağduriyet hissiyle hareket ediyor, haksızlığa uğradığını düşünüyor ve öfke duyuyor.

Saldırganların yüzde 80’i geçmişte akran zorbalığının kurbanı olmuş ve bu yüzden ciddi bir travma yaşamış kişiler. İntihar düşüncesi, aile içindeki sorunlara duyulan öfke ya da şöhret arayışı da görülen motifler.

Hiçbir saldırı “birden” olmuyor, yüzde 94’ü saldırıdan önce niyetlerini açığa vuruyor, endişe verici davranışlar sergiliyor. Saldırganların tamamı önceki altı ayda akran ilişkilerinde ya da yakın ilişkilerinde ciddi krizler yaşıyor. Yüzde 90’ı aile içinde kimi zaman şiddet ve istismar da taşıyan negatif bir ortama sahip. Ve silahlara evlerinde ya da bir yakınlarında kolaylıkla ulaşabiliyorlar.

Raporun öneri kısmında fiziksel güvenlik önlemlerinden çok öğretmen, rehberlik servisi ya da kolluk güçleri gibi farklı disiplinlerden “Davranışsal tehdit değerlendirme ekipleri” kurulması şüpheli öğrencilere cezalandırma yerine psikolojik destek mekanizmalarıyla yaklaşılması.

Çok daha yeni bir araştırma Frontiers in Psychiatry dergisinde “okul saldırganlarının sosyodemografik ve psikolojik karakterleri” başlığıyla bu yılın ilk ayında yayınlandı. Saldırganları etkileyen çok katmanlı bir yapıyı analiz etmeye odaklanan bu araştırmaya göre “tekrarlayan örüntüler” dikkat çekici.

Ağırlıkla alt-orta sınıftan beyaz erkekler, aile içinde şiddet, ihmal ya da istismar, 22 yaşın altında, en çok da 15-18 yaş aralığındaki lise öğrencileri. Saldırganlarda depresyon, narsisizm ve empati eksikliği belirginken, sosyal dışlanma, aşağılanma ve uzun süreli zorbalığa maruz kalma başat psikolojik tetikleyiciler olarak saptanıyor. Saldırı bir dolaylı intihar ve bundan önce dünyadan “öç alma” motivasyonuna sahip. Dışlanma, dijital radikalleşme ve gerçeklikten kopma. Bu analiz önlem olarak öğrencilerin yakın takibini ve zorbalıkla sistemik mücadeleyi öngörüyor.

Bir başka önemli makale Amerikan Psikiyatri ve Hukuk Akademisi Dergisi’nde (JAAPL) “Okul saldırganlarının zihni” başlığıyla yayınlandı ve yaklaşımı saldırganları “hasta ve mağdur psikolojisiyle harmanlanmış bir öfke” odağıyla inceledi. Buna göre kendisini özel ve üstün gören saldırganlar gerçek hayatta reddedildiğinde ve aşağılandığında derin bir utanç duygusuna kapılıyor ve bunla başa çıkamadığı için kolektif bir öfke geliştiriyor.

Okul bu kolektif öfkenin, onu reddeden tüm toplumun sembolüdür. Saldırganların çok küçük bir bölümü halüsinasyonlar veya sanrılara neden olan psikoz içinde. Asıl mesele duygu düzenleme bozukluğu. Bu bozukluk içinde saldırganlar kendini sadece bir kaybeden değil geçmişteki saldırılan mirasçısı olarak görüyor, o saldırılara benzer silahlar, taktik yelekler, sırt çantaları ve manifestolarla yıkıcı bir “kahraman” kimliğine bürünüyorlar.

Bu makale de saldırganlığa giden yoldaki çocukların akut utanç ve sosyal reddedilme duygularının tanınmasını ve müdahale edilmesini öneriyor.

Her saldırı yenisini tetikliyor

Bir başka araştırma sansasyonel bir saldırıdan sonra, iki hafta içinde yeni bir saldırı ihtimalinin üçte bir oranında arttığını gösteriyor. Saldırganın adı, hayat öyküsü hatta yaşamına ilişkin en küçük detayların medyada paylaşılması bir tür “şöhret” isteği yaratıyor.

Bunun dışında sosyal medya algoritmaları, şiddet içeriklerine ilgi duyan çocukları daha fazla şiddetle içeriğiyle besliyor ve aradığı aidiyeti bulacağı karanlık ve radikal gruplara doğru itiyor. Bu gruplarda şiddet bir “çözüm” ya da “yüce bir intikam eylemi” olarak kutsanıyor.

Türkiye akran zorbalığında ön sıralarda

Akran zorbalığı Türkiye’de eğitim sisteminin ürettiği önemli bir sorun. Öğretmenin otoritesinin geriletilmesiyle başlayan ve aileden beslenebilen karmaşık bir süreç. PISA 2022 verilerine göre Türkiye’de öğrencilerin 4’te 1’i ayda en az birkaç kez zorbalığa uğradığını söylüyor ve Türkiye bu verilerle OECD ülkeleri arasında akran zorbalığının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Yakın zamanda TBMM’de suça sürüklenen çocuklarla ilgili araştırma komisyonuna yapılan sunum her 7 çocuktan birinin düzenli olarak akran zorbalığına uğradığını gösterdi.

Fiziksel, sözel ya da siber zorbalığa uğrayan çocukların başarı puanları da gözle görülür biçimde düşüyor. Zorbalığın bu kadar yayılmasında “çocuklar arasında olur böyle şeyler” yaklaşımıyla normalleştirilmesi de etkili.

Köşe Yazıları Haberleri