Mekansal keşif, envanter ve ödül

Cumhuriyet’in mahalleleri ve konutları, bürokratlarının, milletvekillerinin, başbakanlarının yaşadığı konutlar çıktı karşımıza. Her gün önünden geçip gittiğimiz, bazen tabelalardan tanıyamadığımız, kendi içerisinde ağır bir yük taşıyan dönemin belgeleri olan o yapılar, orada öylece duruyorlardı. Tozlu raflardan çıkartılan dosyalar gibi içerisindeki zenginliğin fark edilmesini bekliyorlardı.

TEZCAN KARAKUŞ CANDAN


Kayıt tutmak bilgiyi korumaya almak ve gelecek kuşaklara aktarmanın yoludur arşivlemek. İnsanlığın belleğini korumak için geliştirdiği bu yöntemle, farklı uygarlıklarda çizerek, yazarak, kazıyarak, düğümleyerek pek çok biçimde, kayıtlar tutuldu.

Yapılar, kamusal alanlar, yaşam mekânları da kentlerin geleceğe taşınacak belgeleri, kayıtlarıdır. Yerel yönetimlerin kentteki her bir ada parselde tuttukları yapı kayıtları, geçmişe ve geleceğe ışık tutan arşivlerdir. Yapının adresini belirten ada parseller bir nevi yapının kimlik kartı, TC numarası gibidir. O dosyaya eriştiğinizde, içerisinde bir yapının tüm geçmişini bulabilirsiniz. O geçmişle birlikte dönemin hikâyesi, yapı üretim kültürü, inşaat sistematiği, sokak isimleri, binaların adlandırılması, kullanıcılarının kim olduğu, hangi aşamalardan geçtiği, imar hukukuna aykırı iş ve işlemler yapılıp yapılmadığı dosyanın içerisindedir.

Çankaya Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde işe başladığımda, ilk deneyimlediğimiz şey bir imar dosyasının nasıl ele alınacağı idi. Dosyanın ilk işlemi en sonda olduğu için hikaye en arkadan başlar ve evraklar üst üste takılarak günümüze kadar ulaşır. O üst üste takılan evraklar, projeler, yapının hikâyesinin adım taşlarıdır. Herkes eski dosyalardan kaçar; temiz değildir, tozludur. Oysa bazı dosyaların içerisinde öylesine derya vardır ki o tozlu kapakları çevirmeniz gerekir. Çevirdiğinizde tertemiz bir hikâye karşılayabilir sizi.

İşte öyle günlerden birindeydi. Tozlu bir arşiv dosyası masama geldi. Evraklara baktıkça aklıma takılan onlarca soru ile araştırma arzusu içimi kuşattı. Kimler oturmuş, ne zaman yapılmış, inşaat malzemelerini nerden almışlar, ismini neden öyle koymuşlar, neden böyle bir detay düşünülmüş, o zamanki yaşam tarzı neymiş, mutfak neden küçük tasarlanmış? Her bir konut, apartmanda yüzlerce insanın hikâyesini çıkartır karşınıza. Binaların kullanıcıları ile öykülerini yazma fikri işte o zaman aklıma girdi. Bilinen ama unutulmuş hikâyeleri yeniden keşfetmek, izlerini sürmek ve kamuoyuyla buluşturmak bir mekânsal keşfe dönüştü. Binaların öyküsünü yazarken buldum kendimi.

Sakarya Caddesi’nde, öğlen yemek yemeğe gittiğimizde, Ankara’nın entelektüel coğrafyası ile buluştuğumuz Körfez Lokantası nam-ı diğer Mühendis Eşref’in iki katlı yapısının yıkılmasına karşı yürüttüğümüz mücadelede ilk bina öyküsünü yazdım ve sonra da durmadı yazma serüvenim. Fikir İşçileri Kooperatifi'ni araştırırken, belediyenin arşivlerinden çıkıp Sosyal Sigortalar Kurumu'nun arşivlerinde buldum kendimi. Hayat Apartmanı'nı araştırırken, arşivlerin gösterdiği yol ile kullanıcılarına ulaşmak; mahallenin en yaş alanları ile mahalleyi, binayı, yaşamı ve dönemi konuşmak başka bir alan açtı.

Başkentte kamu yapılarının bina kimliklerini çıkartmak, envanterini tutmak, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin en önemli çalışma alanlarından birisi olarak başladı. Sonra devletin küçültülmesi tartışmaları özelleştirmeler ile Cumhuriyet’in köklü kurumlarının tasfiyesi furyası ile kaybedilecek arşivler için kollar sıvandı. Kamu Hizmetinde Mimarlığa Tanıklık Projesi’nin içerisinde bulduk kendimizi. Köy hizmetlerinin, TCDD’nin Milli Eğitim Bakanlığı’nın İller Bankası’nın, Adalet Bakanlığı’nın ve birçok kurumunun inşaat daireleri ile bağlantıya geçerek tozlu arşivlerini açığa çıkartarak hikâyeleri oluşturduk.

Her gün mekânsal bir değerin aramızdan kopartıldığı günler Türkiye’sinde, iktidarın kentsel dönüşüm atağı ve rejimle hesaplaşmasının hız kazandığı günlerde, sivil mimarlık örnekleri, konutları, apartmanları korumanın zor olduğu günlerde, mimarlık tarihi açısından biraz da ihmal edilmiş sivil mimarlık örneklerinin, Ankara’daki 1930-1980 yılları arasındaki temsillerinin envanterini çıkartma fikri ortaya atıldığında, Çankaya Belediyesi'nde Tarihi Kentler Birliği Koordinatörlüğü'nü yürütüyordum.

Proje Başkent Üniversitesi tarafından yazıldı ve TÜBİTAK’a başvuruldu. Sürecin başında Çankaya Belediyesi Meclis kararı alarak projeyi destekledi. Projenin içerisinde Çankaya Belediyesi adına araştırmacı olarak yer aldım. Projenin ilk ayağı üç yıl sürdü. Sokakları arşınlayarak binaları tespit etmek, sonra, kimlik cüzdanları olan ada parselleri ile birlikte belediyelerin arşivlerine ulaşarak tozlu raflardan dosyalarına belgelerine ulaşmak, raporlarını tutmak, kullanıcıları ile konuşmak, araştırmasını yapmak, sözlü tarih ile bilinmeyeni mekân üzerinden açığa çıkartmak ve tarihe bir not düşmek, ileride araştırma yapmak isteyenlere kaynak oluşturmak projenin kendisi idi. Proje durmadı içerisinden pek çok proje çıkarttı, ödüller aldı, sergiler yaptı, sunumlar, konferanslar, yayınlar derken dönüp baktığınızda özveri ile yürütülen mimarlık tarihine iz bırakan büyük bir emek çıktı: Sivil Mimari Bellek Ankara 1930-1980

O hikayeleri bulup çıkartmak ve paylaşmak her gün bir yapının yıkıldığı kentsel dönüşüm furyasında bir vefa borcuna dönüştü. Cumhuriyet’in mahalleleri ve konutları, bürokratları, milletvekilleri, başbakanlarının yaşadığı konutlar çıktı karşımıza. Her gün önünden geçip gittiğimiz, bazen tabelalardan tanıyamadığımız, kendi içerisinde ağır bir yük taşıyan dönemin belgeleri olan o yapılar, orada öylece duruyorlardı. Tozlu raflardan çıkartılan dosyalar gibi içerisindeki zenginliğin fark edilmesini bekliyorlardı

TMMOB Mimarlar Odası’nın 1988 yılından bu yana her iki yılda bir verdiği Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri 2024 programında, bu büyük emek, fikir sunumu dalında seçici kurul özel ödülüne layık görüldü. Projenin yürütücüsü Nuray Bayraktar, araştırmacılar ve bursiyerler ile oradaydık. Ödülü aldığımızda, Çankaya Belediyesi, Yenimahalle Belediyesi, Altındağ Belediyesi, Mamak belediyesi, Keçiören Belediyesi arşivlerine girdiğimizde eldivenin içinde bile kararmış ellerimizi, maskeli olmamıza rağmen ağzımıza burnumuza giren tozları hatırladım.

O tozların arasından Türkiye mimarlığının anlamlı programında 2024 yılında bir ödül çıktı. Bugün yıkılmasın diye korumaya çalıştığımız, göz bebeğimiz gibi hikâyesini sürdürmeye çalıştığımız yapıların bir bölümünün envanteri kamuoyuyla buluştu. Yerel yönetimlerin yeniden şekillendiği şu günlerde, o arşivlerde kayda değer müthiş mekânsal zenginliklerin olduğunu, hepimizin ve kentimizin Cumhuriyetin mekânsal değerlerinin hafızasını korumaya ihtiyacı olduğu inancıyla, emeği geçenlere ve ödüle değer görenlere yürekten teşekkürler.

Köşe Yazıları Haberleri