YAVUZ HALAT
Bir Java Ceylan’ı gördüğümde başladı “o şey”. Oto tamirci kalfası Cem abi, hafta sonları hava atmak için mahallemizin sokaklarını turlardı da. Biz veletler, o motorun sesini ne zaman duysak topu, dekmancılığı, misket oynamayı bırakırdık. Hayran ayran o kırmızı ceylanı takip ederdi gözlerimiz…. Sokağın köşesini dönüp gözden kaybolsa bile -bilirsiniz motosiklet sesinden hızlıdır, sesi arkada kalır- biz de iki elimizle hayali didonu tutar, sağ elimiz gaz verirdi, arkada kalan sese eşlikçi; ırn, ırrınn, ırrrıııınnn.
“O şey”e, tutku diyeceğim ama tutkuyu bilmeyenlere nasıl anlatılır ki??
“Hayalin gailesi” olmasaydı da bir “düzen” tuttursaydım, bir tane kesmezdi kesin, adventure’ı, cross’u, racing’i, Chopper’ı yan yana park ederdim! Ama heyhat, Melih Cevdet Anday’ın telgrafhanesine bir kere girmiş bulunmuştuk.
Aradaki “emanet”leri saymazsak nasip, kısmet yıllar sonra gerçekleşti. Şimdi bakınca son yirmi küsur yıldır motosikletin üzerinden hiç inmemişim. Yaz kış, gece gündüz, pür dikkat, çakır.., 1 kmlik bakkala da 1000 kmlik gezintiye giderken de… Sesini arkasında bırakan binlerce motorcu gibi.
Önde gitmesindense arkadan gelmesi yeğdir, sesin…
***
Türkiye’de motosikletin “keşfedimesi” yıllar yıllar aldı. Mobilette takılıp kalınmıştı, çalışmamakta direndiğinde bile motosiklete geçmek kimsenin aklına gelmez, o mobilet koşturarak, vurdurarak ama yılmadan uğraşarak çalıştırılırdı. Motosiklet, genel algıda “ergen oyuncağı” idi, kırk yaşında binenler bile ergenliğini yaşayamamış eski yetmelerdi. Atalarının, at üstünden inmemesiyle övünen babalar, iş çocuklarına gelince motosikleti şeytan icadı diye tanımlardı.
Neyse, yavaş yavaş değişiyorduk sonra bir anda hızlı bir sıçrama yaşadık, özellikle son beş yılda. 2020’ye kadar 3,5 milyonu bulan motosiklet sayısı, 2026’da 7 milyonu geçmiş. Şu an ülkedeki her beş araçtan biri motosiklet. İstanbul trafiğinde bir milyondan fazla motosiklet var.
“Tutku” bulaşıcıdır
Kuşkusuz bu anormal artışın en önemli nedeni pandemi. Yaklaşık üç yıl süren bu dönem, bir dizi toplumsal davranış değişikliğine yol açtı. Onların başında da evlere istenen servis hizmeti geliyor. Yani motokuryelerin, paketçilerin hizmeti. Pandemi dönemi her hatırlandığında herkesin aklına sağlıkçıların emeği gelir de pek azımız onlarla birlikte motokuryelerin emeğini sayar. Pandemide “kazanılan” alışkanlık iyice yerleşti ve motokurye sayısı 1,5 milyonun üzerine çıktı.
Sadece motokuryeler artmadı, motosikleti ulaşım aracı olarak kullananların sayısı da arttı, pandemi ve sonrasında. Toplu taşıma kalabalığının, trafik sıkışıklığının, akaryakıt fiyatının, park sorunun eriştiği düzey, insanları motosiklet kullanımına zorunlu kılıyor. Arabayla gideceğiniz iki nokta arasındaki uzaklığı motosiklet ile en az yarı yarıya daha çabuk gidersiniz, aynı zaman diliminde motosiklet arabaya göre yarısından daha az benzin tüketir, motosikletin park sorunu (neredeyse) yoktur. (İstanbul, bir yılda trafikte geçirilen zaman sıralamasında dünya lideriymiş, tam 118 saat, yani bir yılınızın 5 gününü trafikte arabanın içinde yaşıyorsunuz)
Artıştaki etkisi şimdilik sınırlı da olsa (yüzde 5-7) kadınların motosiklet kullanmaya “başlaması” bir başka etken. Bu durum elbette kadınların yıllardır sürdürdüğü özgürlük mücadelesinin etkisi. Ve kadın motorcuların varlığı, trafikteki erkek egosunun “incinmesine” yol açmakta!
Tüm bu etkenler, motosikleti artık trafikteki diğer araçlardan yani kamyon, otobüs, otomobil gibi araçlardan biri haline getirdi. Onlarla eşit haklara “sahip olması gereken” bir araç. Bu artık yasal olmasa da fiili bir GERÇEK.
Ama motosiklet, (eşit ama) farklı bir araç. Motosikletin kaportası yok, kapısı, camları, tavanı yok, havalı tamponları, emniyet kemeri, hava yastığı, geri vitesi yok ve dört tekerleği yok. Kısaca dikkat edilmesi ve dikkate alınması gereken bir araç!
Bu özellikler göz önüne alındığında motosikletlerin trafik kazalarında “yer alma” olasılığı çok yüksek. Trafikteki motosiklet sayısı 7 milyonu aşmış ve kazalardaki payı ilk kez yüzde 50'yi geçmiş durumda. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre, ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 50,2'sine motosikletler karışmış, toplamda 1.334 motosiklet sürücüsü ile 191 motosiklet yolcusu hayatını kaybetmiş.
Toplumdaki yaygın görüş; motosiklet sürücülerinin, bu durumun asli sorumlusu olduğudur. Motosikletli kuryeler/paketçiler, 16/17 yaşındaki sorumsuz gençler, hız tutkunu yetişkinler trafikte terör estirmektedir. Sadece kendi canlarına kast etmekle kalmamaktadır. Nereden çıkacağı belli olmayan, şeytan icadı iki tekerlekliler trafiği altüst etmekte, diğer sürücüleri de riske atmaktadır.
Devlet de böyle düşünüyor (ve düşündürtmeye çalışıyor) olmalı ki bu duruma bulduğu “çözüm”, motosiklet cezalarını ve ceza kesmek için denetimleri arttırmak yönünde. Başka bir çözümü var mı?
Kahrolası motosikletliler, bütün suç sizin!
Hayır! Yazının sonunda söylenecek olanı, burada söyleyelim ve devam edelim. Bütün suç devletindir. Kaza yapan her motosikletin, uzvu kopan ya da ölen her motorcunun asıl sorumlusu devlettir! Çünkü devlet, en asli görevi olan “vatandaşların can güvenliğini koruma” yükümlülüğünü yerine getirmemektedir.
***
Devletin yapması gereken ama yapmadığı işler neler?
- Yeni bir Karayolları Trafik Kanunu yapmak.
Var olan kanun, 1983’te yürürlüğe girmiş ve aradan geçen 43 yıl içinde bir takım yamalar yapılarak -ki onlar da büyük ölçüde ceza artırımlarına ilişkindir- yürürlükte kalmaya devam etmektedir. (En son düzenleme, 27-02-2026’da ceza miktarlarını artırmak için yapılmış). Bu zaman dilimi içerisinde gelişen teknolojik, demografik, sayısal, sosyal, kültürel ve hatta siyasal değişimler umursanmamaktadır.
Örneğin; yürürlükteki kanunun 4.maddesinde “Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu Başbakan'ın başkanlığında, Adalet, İçişleri, Maliye, Milli Eğitim, Bayındırlık ve İskan, Sağlık, Ulaştırma, Orman Bakanları ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün Bağlı Olduğu Bakan ile Jandarma Genel Komutanı, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Karayolları Genel Müdürü'nden oluşur” denmektedir.
Yeni yasada motosikletler için yapılması zorunlu değişiklikler: hız sınırının arttırılması, emniyet şeridi kullanımının yasal hale gelmesi, filtrelemenin serbest olması.
Bilindiği üzere ülkemizde motosikletler için hız sınırı kamyon ve otobüslerle aynıdır yani otomobillerden yüzde 20 ile 30 daha aşağıdadır. Bu durum ilk başta motosiklet sürücülerini korumak için bir önlem gibi düşünülebilir. Oysa durum tam tersidir. Motosikletlerin daha düşük hızda gitmeye zorlanması, arkadan gelen araçların çarpma riskini artırır. Motosikletler doğası gereği trafiğin önünde veya normal akış hızında hareket ettiğinde güvendedir; geride kaldıkça diğer araçların kör noktalarında "görünmez" hale gelirler. Bu kuralın konduğu tarihteki yani 1980’lerdeki fren ve yol tutuş teknolojileri artık geçerli değildir; modern motosikletler üstün ABS ve fren sistemlerine sahiptir. Hiçbir şey bilmiyorsanız bile gelişmiş ülkelerden “kes/yapıştır” yapın. Bugün Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında motosikletlerin hız sınırı otomobiller ile aynı.
Ülkemizdeki karayollarında motosikletler için ayrılmış bir şerit düzenlemesi mevcut değil dolayısıyla motosiklet kullanıcıları emniyet şeritlerini kullanmakta. Emniyet şeridinin olmadığı durumlarda filtreleme yani sıkışık veya duran trafikte motosikletlerin şeritler arasındaki araç boşluklarından ilerlemesi yapılmaktadır. Yürürlükteki yasaya göre her ikisi de yasaktır ve cezai işlem gerektirmektedir. Oysa filtrelemenin, arkadan çarpışmalı ölümlü kazaları ciddi oranda azalttığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış ve bu yüzden ABD ve Avustralya’da yasalaşmıştır. Bizdeki durum ise trafik polislerinin “insafı”na bırakılmıştır, bir de EDS’lerin motosiklet önünde zaten olmayan plakaları okuyamamasına.. Ancak her iki durumda kazaya karışırsanız, motorcu yüzde 100 hatalı duruma düşmektedir.
Bütün motorcular var olan yasaya uyarsa ne olur? Basit bir mantıkla her bir motosiklet, bir otomobil kadar yer kaplar trafikte! Trafiğin ne hale geleceğini hayal edin.
Ancak bu saçma yasaklar, yasa koyucu devletin umurunda değil. O, hız ölçer radarlarını geliştirmekle, arkadan plaka okuyabilen EDS’ler yerleştirmekle, daha fazla ceza yazması için trafikçileri zorlamak ile meşgul…
- İdeal toplum, trafik polisine ihtiyaç duyulmayan toplumdur. Böyle bir toplum hedefliyorsanız trafik polisi sayısını değil, bilinçli sürücü sayısını arttırmanız gerekir.
Ehliyet eğitiminin ve araç kullanmaya uygunluğun, topyekûn yeniden ele alınması ve eğitim süreçlerini denetleyecek bağımsız kurumların oluşturulması kaçınılmaz. Özellikle otomobil, kamyon ve otobüs şoförlerinin ehliyet eğitimlerine “motosiklet farkındalığı” dersleri zorunlu olarak eklenmelidir.
Trafik Cezası Bütçe Gelirlerinin Seyri; 2022'de 18,4 milyar TL, 2023'te 30,4 milyar TL, 2024'te 72,1 milyar TL olan trafik cezası, 2025 Yılı Bütçe kanununda başlangıçta 55 milyar TL gelir hedeflenmiş, ancak kesilen toplam ceza miktarı yılsonunda 111,2 milyar TL'ye ulaşarak hedefi ikiye katlamıştır. Bu miktarlara rüşvetler dahil değildir!
Yeri gelmişken “trafik adabı” dersi verilmesi gereken en ihtiyaç sahibi kişiler trafik polisleridir.
- Şehir içi ve şehirlerarası tüm karayolları, motosiklet gerçekliğine göre yeniden dizayn edilmelidir.
Otobanların, bölünmüş ya da tek şeritli yolların kritik noktalarına “motorcu dostu bariyerler” yani darbe sönümleyici koruyucu ray sistemleri monte edilmelidir. Çünkü şu anki “katil bariyerler”, kaza anında uzuv kopmalarına ve ölümlere yol açan giyotinlerdir. Oysa altyapının kullanıcı hatasını tolere edebilme yeteneğine sahip olması gerekir. Çok değil 15 gün önce 21 yaşındaki Ceyda Yakova virajı alamayarak hayatını kaybetti, o motorcu dostu bariyerler olsa hala hayatta olacaktı.
Motosikletler iki tekerlek üzerinde durduğu ve sadece iki küçük lastik yüzeyiyle yola tutunduğu için, asfalttaki en ufak bir değişim ölümcül sonuçlar doğurmakta. Bu nedenle asfaltın kalitesi, pürüzlülüğü ve fiziksel durumu kritik öneme sahip. Asfalt Kusması’na, Agrega Aşınması’na, oluklanmaya düzenli önlemler alınması, asfalt yamalarının kaliteli yapılması, çukur ve çatlakların düzenli olarak kontrol edilmesi Karayolları GM’nin asli sorumluluğudur. Otomobil sürücüleri farkında bile değillerdir ancak beyaz şeritlerin, asfalt ile aynı seviyede olmaması, aşınmış ve pürüzlü oluşu motorcuların en büyük kabuslarından biridir!
Belediyelerin ve Ulaştırma Bakanlığı'nın "Ulaşım Ana Planları"nda motosikletin adı dahi geçmiyor. Oysa dünyanın gelişmiş kentlerinde uygulanan "motosiklet cepleri" (kavşaklarda otomobillerin önünde motorcular için ayrılan duraklama alanları) arkadan çarpmaları neredeyse sıfıra indiriyor. Şehir içi sinyalizasyon ve yönlendirmeler motosiklet akışına entegre edilmediği sürece bu kaos bitmez. Bir milyondan fazla motosikletin olduğu İstanbul’da yüzde 1’ine bile gösterilebilecek park yeri mevcut değildir. Ancak motorcuların yüzde 50’sine yakını uygunsuz yere park ettiği için trafik cezası yemiştir.
- Motorcu ekipmanı hayat kurtarır.
Kask takma zorunluluğunun yanına devletimiz, eldiven takma zorunluluğunu da 2025’te yaptığı düzenleme ile getirdi. Üstelik bunların belirli standartlara uygun olmasını da şart koştu. Olumlu bir önleyici tedbir elbette. Ancak…
Motorcu ekipmanlarının (kask, mont, bot, eldiven vb.) dünyada en pahalıya satıldığı ülkelerin başında geliyoruz. Her ekipmanın etiket fiyatının yarısına gümrük vergisi, KDV gibi adlarla devlet el koyuyor. Vatandaşı motor kullanırken “aman ölmesin” diye cezaları sürekli arttıran devletimiz, ekipmanlardan aldığı vergiden vazgeçmeyi neden bir türlü akıl edemez?
5- Motokuryelik kölelik değildir; hız baskısı ve güvencesizlik yasalarla engellenmelidir. Devlet, son yıllarda adeta bir çılgınlığa dönüşen kurye sektöründe "esnaf kurye" adı altında binlerce genci güvencesizliğe ve dakika baskısına mahkûm etti. "Hızlı teslimat" ya da "paket başı prim" dayatması, gencecik çocukları yollarda birer kurbana dönüştürüyor. Devletin asli görevi, platformların ve kurye firmalarının bu acımasız performans sistemine müdahale etmek, minimum teslimat süreleri koymak ve çalışma koşullarını denetlemektir. Zira hiç kimsenin sıcacık pizzası ya da eksik market alışverişi bir kuryenin canından daha değerli olamaz.
Bu yazının ana fikrine tekrar dönelim; Kaza yapan her motosikletin, uzvu kopan ya da ölen her motorcunun asıl sorumlusu devlettir! Bu noktada hiç kimsenin, ne herhangi bir devlet görevlisinin ne de herhangi bir dört teker sürücüsünün “ama diye başlayan” cümleler kurma hakkı vardır.
İlk önce devlet; “vatandaşların can güvenliğini korumayı” dört dörtlük, dört çeker, dört teker yerine getirsin, ondan sonra motorcular, motokuryeler eleştirilmeye başlansın…
Not: Yazı konusu çok geniş olduğundan motokuryelerin sorunları ve çözümleri üzerine kapsamlı değerlendirmeleri ihmal etmek zorunda kaldı. Ancak motokuryeler, çok daha kapsamlı bir değerlendirmeyi ve siyasi mücadelenin bir parçası olmayı çoktan hak etmiş durumdalar.
Bir not da motosiklet firmalarına: Türkiye pazarı, büyük motosiklet firmaları için iştah kabartıyor ancak sadece satış rakamlarına ve yüksek servis bakım fiyatlamasına odaklanıyorlar. Pekiyi neden, her sattıkları motorun yanına “ileri sürüş eğitimini” ücretsiz vermeyi eklemezler? Neden, koruyucu demirler aksesuar parçası olarak ekstra satılır da motorun asli parçası haline getirilmez?
Son not da sürücü kurslarına, ileri sürüş eğitmenlerine, motorcu youtuberlara: Ucunda para olmayan, ucunda ego şişirme olmayan, ucunda takipçi sayısı derdi olmayan, ucunda ideolojik form etiketi olmayan, sadece motor kültürünü geliştirmeye, dayanışmaya, motorcu sağlığına, güvenliğine odaklanan bir anlayış gerekli…