İLKE ATİK TAŞKIRAN
Yeni eğitim öğretim yılının teması “Maarifin Kalbinde Oyun.”
Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin genelgesine göre geleneksel çocuk oyunları eğitim süreçlerine dahil edilecek, okullarda oyuna daha fazla yer verilecek. Bütün planlama ve uygulamalar ise “Millî Eğitim Bakanlığı Oyun Politika Belgesi”nin ilke ve esaslarına göre yürütülecek.
Çocukların daha fazla oynaması, geleneksel oyunların yaşatılması, okulun yalnızca ders anlatılan bir yer olmaktan çıkması elbette iyi haber. Üstelik bugün birçok çocuk için okul bahçesi oynayabildiği tek güvenli alan olabilir. Dolayısıyla konumuz oyunun okula girmesi değil. Konumuz, oyunun neden okula girmek zorunda kaldığı.
Oyunu değil, koşullarını kaybettik!
Oyunlar unutulmadı aslında; oyunun ortaya çıkmasını sağlayan koşullar ortadan kalktı. Çocukların okuldan çıktıktan sonra nereye gideceği, kiminle karşılaşacağı, ne kadar süre dışarıda kalacağı artık kendiliğinden oluşmuyor. Sokaklar araçların ve otoparkların alanına dönüştü. Güvenlik kaygısı çocukların gözden uzak kalmasını zorlaştırdı. Ebeveynlerin çalışma saatleri çocukların kendi başlarına geçirebilecekleri zamanı daralttı. Mahalle ilişkileri zayıfladı, ortak alanlar azaldı.
Bu değişen hayatın içinde ‘ekranlar’ büyüdü. Çocukların dışarı çıkacağı güvenli bir alan olmayınca, arkadaşlarıyla kendiliğinden karşılaşacağı bir mahalle kalmayınca, kendi başına geçireceği zaman azalınca, ekranlar hazır bir alternatif olarak, boşalan yeri doldurmaya çalıştı.
Şimdi ise çocukları ekranlardan kurtarmak için çözümler üretilmeye çalışılıyor. Çocukların kendi arkadaşını seçtiği, kuralları belirlediği, değiştirdiği, beklemeyi, kaybetmeyi, itiraz etmeyi, uzlaşmayı öğrendiği oyunlar bir ders planının içine dahil ediliyor.
Bugünün koşullarında bunun gerekli olduğu açık. Ancak burada önemli bir ayrım var: Oyunu eğitim sistemine almak başka, oyunu eğitim sisteminin kurallarına hapsetmek başka.
Tam da bu nedenle Oyun Politika Belgesi önemli.
Politika belgesi oyunu nasıl tanımlıyor?
11 Haziran’da Dünya Oyun Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte Bakan Yardımcısı Ömer Faruk Yelkenci, Türkiye’nin ilk Oyun Politika Belgesi’nin hazırlanmasına yönelik çalışmaların başlatılacağını açıkladı. Yaklaşık iki ay sonra yayımlanan eğitim öğretim yılı genelgesinde ise bütün planlama ve uygulamaların bu belgenin ilke ve esaslarına göre yürütüleceği belirtildi.
“Oyun önemlidir” demek başarılı, ama oyunun nasıl tanımlandığı esas niyeti ortaya koyar.
Oyunu yalnızca bir öğrenme yöntemi olarak ele alırsak, her oyunun arkasına bir kazanım koyarız. Geleneksel kültürü aktarma aracı olarak görürsek, hangi oyunların aktarılacağına karar veririz. Fiziksel aktivite olarak tanımlarsak, sürekli ölçer hale geliriz. Oysa oyunun çocuk açısından değeri biraz da amaçsızlığında ve kendiliğindenliğinde.
Bu nedenle iyi bir Oyun Politika Belgesi, yalnızca okullarda hangi oyunların oynanacağını değil, çocukların kendi oyunlarını kurabilecekleri koşulları da düşünmeli. Güvenli kamusal alanları, okul bahçelerini, oyun için ayrılabilecek zamanı ve çocukların yetişkin müdahalesi olmadan birbirleriyle ilişki kurabilecekleri alanları.
Sokakta var olamayan oyun
Bugün küçük bir evde yaşayan, ebeveynleri çalışan, güvenli bir sokağa erişemeyen bir çocuk için okul bahçesi gerçekten de oynayabildiği tek yer olabilir. Okulun oyuna alan açmasını küçümsemek bu nedenle haksızlık olur.
Ama oyunu yalnızca okulun içine taşıyarak, onu dışarıda mümkün kılan hayatı yeniden kurmuş olmuyoruz.
Çocukların oyun oynayabilmesi için artık yalnızca oyuna değil, oyunun koşullarına da ihtiyacımız var. Güvenli sokaklara, ortak alanlara, zamana, mahalleye ve çocukların yetişkin müdahalesi olmadan birbirleriyle ilişki kurabilecekleri alanlara...
Belki de Oyun Politika Belgesi’nin asıl derdi, çocuklara hangi oyunları öğreteceğimiz değil; çocukların kendi oyunlarını kurabilecekleri hayatı nasıl yeniden mümkün kılacağımız olmalı.
Oyun da okulun içine girdiği için değil, sokakta kendiliğinden var olamadığı için artık bir politika meselesi.