Partilere para, çok olan üyeden değil Hazine’den

Hazine’den 2026 yılında partilere 6 milyar liraya yakın yardım yapılacak. Bunun 2,5 milyarı AKP’ye, 1,5 milyarı CHP’ye, 600 milyonu MHP’ye, 550 milyonu İYİ Parti’ye ve 500 milyonu da DEM’e gidecek.

Katılımcı ya da temsili demokrasilerin olmazsa olmazı siyasi partilerdir. Halkın yönetime dolaylı ya da doğrudan katılmasının aracıdır siyasi partiler. Kendileri bir demokrasi aracı olmalarına karşın siyasi partilerin işleyişinde demokrasiden söz etmek mümkün değildir. TBMM’de binlerce yasa çıkarılmasına karşın partilerin iç işleyişlerini düzenleyecek Siyasi Partiler Yasası’na bir türlü sıra gelmemiştir. Gelmez de.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2 Ocak 2026’da açıkladığı verilere göre Türkiye’de şu anda resmi olarak 188 siyasi parti var. Bu partilerin sadece 38’i gerekli örgütlenme koşullarını yerine getirdiği için seçimlere katılma hakkına sahip. Geri kalan 150 partinin kurulma gerekçelerine tek tek bakmak lazım. Parti kurma prosedürünün de çok basit olduğunu söyleyelim.

Parti içi demokrasiler işlemeyince ya da partiler, kendilerini var eden siyasi çizgiden ayrıldıkları zaman kopmalar da kaçınılmaz oluyor. İçinden parti çıkmayan parti yoktur. 23 yıllık ömründe AKP’den 4 parti çıkmıştır. 9 yıllık İYİ Parti’nin içinden ise 2 parti. AKP ile İYİ Parti’nin de başka partilerin içinden çıktıklarını unutmayalım.

Partilerin üye yapma yarışı

Millî Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan partilerinin üye sayısını çok önemserdi ve “Üye sayımız 5 milyon olunca gidip noterden mazbatamızı alacağız” derdi. Tabanını üye sayısını sürekli arttırmakla motive ederdi. Bu yöntem bu hareketin içinden çıkmış 3 ayrı partide halen geçerlidir.

Bir dönem dramatik olmasa da üye kaybeden ancak tekrar üye kazanmaya başlayan iktidar partisi AKP’nin güncel üye sayısı 11 milyon 543 bin 301. Bu sayı toplam seçmen sayısının da 6’da birine denk geliyor. Bazı üyelerin kendisinden habersizce yapıldığını da biliyoruz. Ama bu, tartışma yaratacak düzeyde değil. Üye kampanyası başlatan CHP’nin güncel üye sayısı ise 1 milyon 922 bin. Bir başka Millî Görüş partisi Yeniden Refah’ın üye sayısı ise 652 bin.

(23 yıllık iktidar yorgunluğu ve memleketin çökmüş olmasına karşın son 6 ayda AKP’nin 664 bin, binlerce insanla miting üzerine miting yapan CHP’nin ise sadece 19 bin üye yapabilmiş olması da başka bir dram. Milli Görüş’ün asıl adresi Saadet Partisi bu süre içerisinde 67 bin üye kaydetmiş)

DYP ile ANAP’ın birleştiği Demokrat Parti’nin üye sayısı 309 bin 27. Ama Demokrat Parti hiçbir seçimde üyelerinin tamamının oyunu alabilmiş değil. Bu arada özellikle yerel seçimlerde AKP’nin de üyelerinin oyunu alamadığını görüyoruz. Parti üyelerinin mutlak kendi partilerine oy vereceğinin garantisi yok yani. Bu da acayip bir durum.

Kürt siyasetinin çatı partisi DEM’in ise üye sayısı sadece 16 bin 288. Oysa oy oranı yüzde 10’la ölçülüyor. Kürt siyasetindeki üyelik meselesinin de farklı boyutları var. Bazen “suç” bile olabiliyor yasal parti üyeliği.

İktidar partisine üye olma nedenleri anlaşılır aslında. Buna sıkça tanıklık da yaptık, üyeliğini kanıtlayanların devlet ile işlerinde kolaylık sağlandığı bir sır değil.

Hazine’den partilere 6.5 milyar lira

Bu kadar üye peşinde koşan partilerin bu üyelerden aidat almamaları da işin bir başka garip durumu. Girin bakın internet sitelerinde yayınladıkları bilançolarda üye aidatları kısmında para göremezsiniz. CHP’nin üye aidatı 120 lira ile 6 bin lira arasında değişiyor. CHP’nin çok disiplinli üyeleri de vardır. Ve aidatlarını hiçbir talep olmaksızın düzenli olarak öderler. Bunların oranı da toplan bütçenin yüzde 1’i bile değildir.

Partilerin, üyelerin peşinden koştuğu kadar üye aidatlarının peşinden koşmamasının nedeni Hazine’den aldıkları yardımdır. Vatandaşlar verdiği vergi ile politik olarak mücadele ettiği siyasi partileri destekliyorlar. Bu çok çelişkili bir haldir. Dünyada da devlet yardımı alan partiler vardır ama Türkiye’deki kadar garip değildir. Demokrasinin işlemesine, çok sesliliğe katkı sağlaması gerekirken, bizdeki durum tam tersi, en çok oy alan partiler desteklemektedir.

Hazine’den 2026 yılında partilere 6.5 milyar liraya yakın yardım yapılacak. Bunun 2,5 milyarı AKP’ye, 1,5 milyarı CHP’ye, 600 milyonu MHP’ye, 550 milyonu İYİ Parti’ye ve 500 milyonu da DEM’e gidecek. Eğer 2026 yılında seçim kararı alınırsa bu miktarlar 2’ye katlanacak. (Sistem değişikliği sonrasında cumhurbaşkanının aday olması halinde devletin bütün olanakları kullanmasının önünde de bir engel bulunmuyor)

Düzen böyle olunca doğal olarak partilerin, parti içi demokrasiyi ve üye aidatlarını dert edinmemesi de çok normal.

Zana ne yapmıştı?

Geçtiğimiz günlerin tartışma öznesi Leyla Zana’ydı. Nedenini bile sorgulamadan, hemen bir “karşıtlık” üzerinden popüler bir politik malzeme haline geldi. Leyla Zana 30 yaşında 1991 yılında seçmen iradesi ile TBMM’ye girdi. Yemin töreninde Türkçe yemin bittikten sonra Kürtçe “Bu yemini Türk ve Kürt haklarının kardeşliği için ediyorum” dedi ve 1994 yılında tutuklandı, 10 yıl hapis yattı. İnanın mesele bu cümledeki kadar basit ve aynı zamanda ağır.

Aradan 35 yıl geçti. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi’nin açılışında Kürtçe konuştu ve bu Kürtçe cümle TBMM’nin tüm resmi hesaplarından paylaşıldı. Cümlenin içeriği de Zana’nın 35 yıl önceki cümlesiyle hemen hemen aynıydı. TBMM’de kurulan Kardeşlik, barış ve demokrasi komisyonunda da yıllarca “anlaşılamayan” dil muamelesi gören Kürtçe şiirler okundu, şarkılar dinlendi ve konuşuldu. Tartışma bile yaşanmadı. 35 yıl önce bu yapılamaz mıydı?

Bu 35 yılda, bu ülkenin her yerine pek çok eve ateş düştü. Bu tür acılar her daim taze kalır, hep kanamalı yaradır evlat, eş, baba acısı.

Köşe Yazıları Haberleri