Polis drone’larının içki içenlerin yerine “gerçek” suçun peşine düşmesi gerekmiyor mu?

BURAK SOYER | Polisin 7/24 her yeri gözetlediği İstanbul’da “gerçek suçlar” yerine drone’larla içki içenlerin peşine düşüp eliyle koymuş gibi bulmasını neye bağlamalıyız?

BURAK SOYER

“Sarhoşluk ve Huzur Bozma: Kabahatler Kanunu'nun 35. maddesi gereğince sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak davranışlarda bulunmanın 2026 yılı idari para cezası 1.764 TL'dir. Ayrıca kişi, sarhoşluğun etkisi geçene kadar kontrol altında tutulur.” Kanunrehberi.com sitesinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 35. maddesinde göre açık alanda “Sarhoşluk ve Huzur Bozma”nın cezası bu şekilde yer alıyor. Ancak karmaşık bir konu zira “fiilin kamu düzenini bozup bozmadığına veya valilik/kaymakamlık yasaklarına (emre aykırı davranış) bağlı olarak 2026 yılı için 1.764 TL ile 3.705 TL arasında değişmektedir” deniyor.

Yazıya böyle girizgâh yapmamın nedeni son birkaç gündür İstanbul’da polis drone’larının “içki içen avına” çıkmasıyla ilgili. İstanbul polisine ait drone’lar önce Fatih’te, sonra da Üsküdar’da içki içenlere “burayı boşaltın” uyarısı yaptı.

İstanbul Valiliği 2023 yılında yayımladığı genelgeye göre İstanbul’da kamuya açık alanda içki içmeyi yasaklamaya çalıştı ama bu genelge avukat Mehmet Ümit Erdem'in açtığı dava sonucu genelgeyi iptal etti.

Yani mevcut duruma göre açık alanlarda içki içmek yasak değil, ancak sarhoş olup başkalarını rahatsız etmek yasak.

Diyelim ki hukukun böyle demesine rağmen içki içilerek çevrenin rahatsız edildiği yerlerde bu sürreal denetimler yapılıyor.

Bu konuda art niyet aramamaya çalışıyorum ama AKP’nin bu konuda geçmişte yaptıkları buna izin vermiyor maalesef. Marketlerdeki içki satışı yasağı AB’ye uyum için 22.00’den sabah 06.00’ya kadar yasaklanmıştı. Pandemi zamanında herkes kafayı evde kapalı kalmaktan motoru yakmışken eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Alkol sosyalleşmeye neden oluyor” bahanesiyle içkiyi de yasaklamıştı.

Bu yıl Nisan ayında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Kadıköy’de onlarca alkollü mekâna birkaç kez baskın yapıldı.

Yine geçtiğimiz Haziran ayında TBMM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin kültürel ortamına büyük darbe vuracak olan yeni kanunla Türkiye'de Haziran 2026'da TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen yeni kanunla alkollü içki firmalarının konser, festival ve benzeri etkinliklere destek vermesi, logo veya marka ismiyle sponsor olması tamamen yasaklandı.

AKP sözcüleri bahsi geçince, “Kimsenin hayat tarzına müdahale etmiyoruz” demesini biliyor ancak manzara da ortada.

Konunun sadece içki olmadığını da ayrıca çok iyi biliyoruz. Yeni şarkısının klibine “müstehcenlik” gerekçesiyle yasak getirilen Mabel Matiz, yine aynı gerekçeden hakkında soruşturma açılan Manifest grubu ve geçtiğimiz hafta da “müstehcenliği yayma” suçlamasıyla adliyeye sevk edildikten sonra bu suçla beraber "uyuşturucu madde kullanma" ve "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama"dan tutuklanan grubun menajeri Tolga Akış’ın haberlerini üst üste koyduğumuzda AKP’nin hayat tarzıyla ilgili iddiası boşa çıkıyor.

Bütün bunları bir yere bırakalım. Açlık sınırının altına yaşayan milyonlarca çalışan ve emekli aç biilaç hayatta kalmaya çalışırken, büyük umutlar beslediğimiz gençler, ekonomi yüzünden birkaç hafta sonra açılacak üniversitelere kayıt yaptırmayı bıraktım, YKS’de tercih bile yapmazken, bu yılın Nisan ayında Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı verilere göre, cumhuriyet başsavcılıklarına gelen dosya sayısı 2016’da 7 milyon 399 binken, 2025’te yüzde 57,7'lik artış oranı ile 10 yılda 11 milyon 671 bine çıkmışken, polisin 7/24 her yeri gözetlediği İstanbul’da “gerçek suçlar” yerine drone’larla içki içenlerin peşine düşüp eliyle koymuş gibi bulmasını neye bağlamalıyız, orasını bilemedim...

Köşe Yazıları Haberleri