Apaçık Radyo Kulis Sesleri’nde Tiyatro Kontra tarafından sahnelenen Ada Kasabası oyuncuları Berfin Taş, İbrahim Çavdar ve Yağmur Ceren Bulman ile konuştuk.
Berfin Taş, "Oyunun orijinal metninde geçen ‘İnsan ne yapacağını söyleyen biri olmadığında ne yapar?’ sorusu, karakterlerimizin kendi hayatlarını yaratma mücadelesini ortaya koyuyor" dedi.
Çok genç bir ekipsiniz ve hepinizin ilk oyunu. Nasıl bir araya geldiniz? Neden var olan bir tiyatro grubuna dâhil olmak yerine yeni bir grup kurmak istediniz? Ve Tiyatro Kontra nasıl kuruldu? Süreci anlatır mısınız?
Yağmur Ceren Bulman
Biz hepimiz Craft Oyunculuk Atölyesi’nde birlikte okuduk. Üçümüz sınıf arkadaşıyız. Yönetmenimiz Efe de bizim üst dönemlerimizden. Biz zaten aynı sınıfta olduğumuz için beraber bir şey yapma hayalimiz hep vardı. Mezun olduktan sonra da böyle bir oyun arayışına girdik. Bir sürü metin arasında Ada Kasabası karşımıza çıktı ve oyuna vurulduk. Sahnelemeye karar verdik. Efe’nin de bir oyun yönetmeyi istediğini biliyorduk. Teklif ettik. Efe de bizimle aynı duyguları paylaşınca aslında dördümüz böyle bir çatı altında toplanmış olduk. Birbirimize uyumlu da bir ekip olduğumuz için bir yapımcı arayışına girdik. Ama her yeni ekibin başına gelen süreç bizim de başımıza geldi. O zorluk; insanların yatırım yapmak istemeyişi, buna para ayırmayışı vs. Bunun üzerine “Biz neden bu hayalimizi dördümüz hayata geçirmiyoruz?” dedik. İsmini de çok uzun süre düşündük. Karşı fikirlerimiz olduğu için, biraz başkaldırıya da yakın olduğumuz için kurduğumuz tiyatroya Tiyatro Kontra adını verdik. Ve yolculuğumuz böyle başladı.
Berfin Taş
Aslında hikâye etrafında birleştik. Metni başka birine götürdüğümüzde, yapımcının araya girmesi durumunda oyun sizin olmamaya başlıyor. Ama biz bu hikâye bizim olsun istedik.
Ada Kasabası’nın hikâyesi nedir?
İbrahim Çavdar
Ada Kasabası birçok evrensel konuya değiniyor. Bireysel olarak bana dair birçok konuya dokunduğu için ben ilk okuduğumda çok sevindim. İlk oyunumun bu kadar istediğim bir şey olması çok hoşuma gitmişti. Nasıl bir hikâye? Ben kendim de küçük bir yerde büyüdüm. Ada Kasabası’nın küçük, az imkânın bulunduğu yerlerde hayatların sürekli kendi içinde tekrar ediyor olmasını, tekrar eden hayatın içindeki zorlukları surata çarpan bir hâli var. Bunu bir de kendi karakterim üzerinden komik bir yerden anlatıyor. Aslında hiç komik olmayan şeyleri komik bir yerden anlatıyor olması da beni en çok etkileyen şeylerden bir tanesiydi.
Berfin Taş
Aynı zamanda görülmemiş çocuk hikâyesi var. Hepsinin farklı aile tipleri ama ihtiyaçları görünmeyen çocukları anlatıyor. Hepimizi o çok çekmişti. Bize de her çocuğa, her insana tanıdık bir duygu var. Galiba oralara tutulduk.
İbrahim Çavdar
Dışarıdan gençlik oyunu gibi görülüyor ama bence aslında daha çok ebeveynlere bir şey söylüyormuşuz gibi geliyor. Tabii ki gençlerin anlayacağı dilden konuşuyoruz. Ama aslında ebeveynlerin bizi, yani bu üç karakteri getirdiği yeri konuşuyoruz. Umarım ebeveynler daha çok izlemeye gelir.
Berfin Taş
Bir de oyunun orijinal metninin şöyle bir cümlesi vardı: “İnsan ne yapacağını söyleyen biri olmadığında ne yapar?” Biz onu anlatıyoruz. Hepsi bildiği yerden kendi hayatlarını yaratmaya çalışıyorlar.
İbrahim Çavdar
Bir süre sonra arkadaşının ebeveynine dönüşmesi de oluyor. Birbirimize ne yapacağımızı söylemeye başladığımız bir evreye geçiliyor. Ve o tecrübesizlik ya da imkânsızlık bu noktaya getiriyor.
Bunlar nasıl karakterler?
Yağmur Ceren Bulman
Benim karakterimin ismi Samantha ama arkadaş grubunda Sam diyorlar. Sam, anne babası ayrılan bir kız çocuğu. Oyunun başında birlikteler ama bir yerden sonra annesi kız kardeşini, onu ve babasını terk edip gidiyor. Babasının alkol problemleri var. Sam de evde şiddete maruz kalan, kız kardeşinin sorumluluğunu çok küçük yaşta üstüne alan ve kendi gördüğü o muameleyi onun görmesini istemeyen, onu koruyup kollamaya çalışan, kırılgan, hassas, yer yer öfkeli ama anaç bir karakter diyebilirim.
İbrahim Çavdar
Benim karakterim Peter ama arkadaşları da Pete diyor. Pete’in annesi ve babası yok, sadece abisi var. Abisi de kendi hayatını kurmaya çalışan, öfkeli ve öfkesini kontrol edemeyen biri. Onun tarafından baktığım zaman maalesef ona da hak verdiğim yerler oluyor. Ama abisi kendi hayatını kurmaya çalışıyor ve Pete, abisiyle yaşamak zorunda olan bir çocuk. Anne ve babası olmadığı için kendi ailesini kurmak için yaşıyor. Tek hayali aile kurup kendi çocuğunun, onu seven birilerinin olması. Ve bu ada kasabasında onu seven iki tane insan olduğu için onların peşine takılan bir çocuk.
Berfin Taş
Benim karakterim Kate. Kate’in de sadece babası var ve o da hasta. Dolayısıyla yalnız bir kız çocuğu, çok yalnız. Aslında üçü de çok yalnız. Ama böyle sessiz, hiç çıt çıkmayan bir evde sadece öksürük sesi duyduğu bir hayatı var. O yüzden Kate çok dikenli bir kız. Duygularını yaşamayı da doğrudan bilmediği için biraz agresif, biraz alaycı, daha zorba ve meraklı. Ufkun ötesini merak ediyor ve burası artık ona yetmiyor. Oyun ilerledikçe üçüne de yetmiyor. Kate onları götürmeyi misyon ediniyor.
Peki karakterlerle özdeşleşmek zor muydu, kolay mıydı?
İbrahim Çavdar
Hikâyeyi ilk okuduğumda “Bu benim” dedim. Ve provaların başında karakteri kendimden ayırmayla uğraştık. Sonra şunu fark ettik ki ben şu an 28 yaşındayım. Bu çocuk benim 15 yaşımdaki hâlim. O lisedeki hâlime dönmeye çalıştım. Başına gelen şeyleri anlatma biçimi bana çok benziyor. Şaka yapmaya çalışması, insanları güldürerek iletişim kurması bana çok yakın geldi. O yüzden ilk oyunumda bu kadar bana benzeyen bir karakteri oynamak çok rahat hissettiriyor. Güzel bir tecrübe, harika bir tecrübe.
Yağmur Ceren Bulman
Benim de hikâyemde kesişen yerler var. Ben de boşanmış bir ailenin çocuğuyum. Ben de kardeşlerime, aileme çok düşkünüm. Okuduğumuzda vurulduk dememin sebeplerinden biri de buydu. Kilometrelerce ötede birinin senin hayatına benzer bir şey yazıyor olması bence çok çarpıcı. Benim açımdan ise bana benzediği için oynamak zor oldu. Prova sürecinde an be an size benzeyen yerleriyle yüzleşmek zordu. Ama farklılıklar vardı; ben şiddet gören bir çocuk değildim, babam alkolik değildi. O yüzden de benim için o temeldeki ayrışan yerler nefes aldıran yerler oldu. Ama örtüşen yerler zorlayıcıydı.
Berfin Taş
Metni ilk okuduğumda hemen Kate’i oynamak istemiştim. Bana hiç benzemiyor ama onu anlıyordum. Ama içeriden anlamak başka bir şeydi. Kate’i içeriden anlamak için çok çalışmam gerekti. Ama galiba şu anda bazı yönlerimiz daha çok benziyor. Kate’i oynamak benim öfkemi tanımama katkı sağladı. Alanımı savunmama da katkı sağladı. Günün sonunda bu kız 15 yaşında ve ben 26 yaşındayım. Ben böyle yaşamıyorum. Ama bir şeyi adlandırmak ve sahip çıkabilmek için bana çok yardımcı oldu diyebilirim.
Ada Kasabası’nı sahneye taşırken Simon Longman’ın metnindeki en çok hangi temayı öne çıkarmaya çalıştınız?
Berfin Taş
Sıkışmışlık.
Yağmur Ceren Bulman
Hem onu diyebiliriz hem de diğer bahsettiğimiz evrensel konular var. Aile konusu bizim için hep odaktaydı. Uyuşturucuya bulaşmak zorunda kalmaları, bu boşlukta debelenmeleri… Bunlar hep öne çıkarmak istediğimiz şeylerdi.
İbrahim Çavdar
Birkaç tane çarpan tema var. Boşlukta kalan insanın alkole, sigaraya, uyuşturucuya düşmesinin arkasındaki sebep sadece boşta kalmaları değil. Onu bir eğlence olarak görmesi veya başka hiçbir şeyinin olmaması onu o noktaya götürüyor.
Berfin Taş
Ya da bir duygudan kaçmak istemesi.
Çıkışsızlık.
İbrahim Çavdar
Evet. “Evdeki o hengâmeden kaçtım ve buraya geldim. Burada birazcık rahat durayım” hâlini istemek.
Berfin Taş
Her şeyden kaçışı da anlatıyor. Evden kaçmak, sonra adadan kaçmak gibi bir şeye dönüşüyor.
Yağmur Ceren Bulman
Çok kolay yargılanabilir çocuklar ama aslında bu yüzden böyle oluyor demek bizim için önemliydi. Süreci anlatıyor olmak önemliydi.
Oyundaki genç karakterler imkânların daraldığı bir dünyadan çıkmaya çalışıyorlar. Hikâye küçük bir kasabada geçse de büyük şehirlerdeki gençler, Türkiye’deki gençler açısından bir karşılık bulduğunu düşünüyor musunuz?
İbrahim Çavdar
Ben İstanbul’un bir mahallesinde doğdum, büyüdüm ve bizim de adamız oydu. Oradan biz de çıkmıyorduk. Benzer şeyler yaşadım derken bunu kastediyordum. Oradan dışarı çıkmamıza ihtiyacımız yoktu çünkü evimiz orasıydı ya da arkadaşlarımızdı. O yüzden büyüme evresindeki çocuğun arkadaşlarının onu ne kadar etkileyebileceğini de anlatmak istedik. Ve o, bu ada gibi ya da o mega kentin ufacık bir mahallesi gibi yerlerde o arkadaş çevresi tarafından oraya hapsedilebiliyor. Oradan çıkmak, bir şekilde aslında kaçmak gerekiyor. Hikâye o küçük yerde büyüyen insanlara daha çok çarpıyor. Ama orada büyümemiş insan için de çok fazla şey var.
Oyunun sonunda sizce umut var mı?
İbrahim Çavdar
Çıkan için bir çıkış var. Arkada tabii ki koskoca 18 yaşını bırakıyor. Ama arkada onları bırakmasına rağmen eğer oradan çıktıysa bir umut var. İnsanların umutsuz hissetmelerini istemem. Hatta şu an herhangi bir parkta oturup birbirine bağırarak küfreden o çocuklara bakışlarınızı değiştirin; “Onlar da böyle” diye düşünmelerini isterim.
Berfin Taş
Onların da sebepleri var.
İbrahim Çavdar
Şu an burada duruyorlar ve birbirlerine bu kadar sert küfrediyorlarsa veya saatlerce boş boş muhabbet ediyorlarsa bu ekonomik olabilir, evdeki problemler olabilir, amaçsızlık olabilir ya da amacına ulaşmayı hayal bile edemiyor olabilir. Binlerce sebebi olabilir. Biz burada üç tanesini anlatıyoruz.
Berfin Taş
Mesela bu kasabadaki bir çıkışsa da —oyunun sonunda söylediği gibi— ya da fiziksel olarak gerçekten kasabadan çıkmaksa, bir şeyi değiştirmek için konfor alanından çıkmaksa umut olduğunu düşünüyorum.
İbrahim Çavdar
Bence bu sıkışmaktan çıkmak için büyük bir bedel ödemek gerekiyor. Özellikle finale baktığımızda bunu görüyoruz. Onun da buradan büyük bedeller ödeyerek çıktığını görüyoruz. O yüzden asla umutsuzluk diye düşünmemeliyiz.
Herkes o yaşta bir sıkışmışlık hisseder, dedik. Peki siz şu anki hâllerinizle 15–16 yaşlarındaki sıkışmış hâllerinize ne demek isterdiniz?
Yağmur Ceren Bulman
Her koşulda denemek derdim. En nihayetinde ben de kendi sıkışmışlığımın içinden çıktım. “Devam et hem hayal et hem de denemeye bırakma” derim. Bunu şu anki yaşıma, şu anki sıkışmışlığımın içinden de derim. Çünkü her yaş geçtikçe, yani büyüdükçe de yine başka bir sıkışmışlığın içine giriliyor. Ama her koşulda devam etmek gerekiyor.
İbrahim Çavdar
“Buradan çıkman lazım” derdim. Muhtemelen “Ne diyorsun abi sen?” derdi, hatta küfürlü olarak ne diyorsun derdi ama ben “Buradan çık” derdim. O senin çok sevdiğin ve seni çok sevdiğini düşündüğün insanlar aslında orayı seviyorlar. O yüzden oradan çıktığın zaman seni değil de orayı sevdiklerini anlıyorsun. Dışarıdan bakmak gerekiyor. Kendine dışarıdan bak, derdim.
Berfin Taş
Daha iyi başa çıkmayı öğreniyorsun. Bu iyi haber. Daha da iyi haber aslında şu: Korktuğun her şeyi yaptığında daha iyi oluyor. Mesela neyi almaktan korkuyorsan artık hayatta; sevgi, bir yerde rahat hissetmek, bir arkadaş grubunda iyi hissetmek vs. Kendi sınırlarını iyi çizdiğinde daha iyi oluyor.
Türkiye’de tiyatro yapmak çok zor ve gittikçe de zorlaşıyor. Peki siz şu anda ilk kez oyun yapan birileri olarak hangi motivasyonla buna başladınız?
Yağmur Ceren Bulman
Taşma motivasyonuyla, bir şey yapma, anlatma isteğiyle. Bir hikâye anlatmamız gerekiyordu ve bunu her koşulda yapmamız gerekiyordu. Çok uzun bir prova sürecinden çıktık. Çok büyük bir mücadelenin sonunda gerçekten oyunu hayata geçirdik. Bugün mesela 22. oyunumuzu oynadık. Bu bizim için hayallerimizin ötesindeydi. O yüzden mücadele etmeye devam ediyoruz.
İbrahim Çavdar
Evet, gerçekten çok zor. Bireysel olarak arada tek başıma böyle bir şeye kalkıştığımda çok zorlanırdım. Ama bende bu motivasyonu birileriyle birlikte bir şeyler yapıyor olmak sağlıyor. Benim için değerli olduğunu düşündüğüm bir şeyi anlatıyor olmak da bana çok iyi hissettiriyor. Finalde insanların gözünde o etkilenmeyi gördüğüm zaman “Tamam” diyorum. Çok zor ama güzel şeyler hep çok zor. O an hissettiğim şey o kadar güzel ki o zorluğa katlanılıyor.
Bu arada birçok zorlukla da uğraştık. Ben oyuncu olmak istiyordum ama telifle, sahnelerle uğraştık. Yapımcılık öğrenmek zorunda kaldık. Ama finalde şu an bunu, burada sizinle konuşabiliyor olmak da çok güzel hissettiriyor ve o zorluğa değiyor. “Çok zor, yapmayalım” demek istemezdim. İyi ki de demiyoruz.
Berfin Taş
Bu metni bulduk, okuduk ve artık başka bir seçenek yoktu. “Bunu biz yapacağız” dedik. Bence öyle bir iddia da barındırıyor. “Bunu biz oynayacağız” motivasyonu sizi kaldırıyor. Yapılması gerekiyor.
Künye
Yazar: Simon Longman
Çevirmen: Hasret Güneş
Yönetmen: Efe Uzuner
Oyuncular: Berfin Taş, İbrahim Çavdar, Yağmur Ceren Bulman
Yardımcı Yönetmen: Zeynep Pakdamar
Reji Asistanı: Şimal Duman, Sümeyye Kavranoğlu
Dekor Tasarımı: Efe Uzuner
Işık Tasarımı: Yasin Gültepe
Işık Operatörü: Ozan Altunbulak
Ses Tasarımı: Doruk Yılmaz
Afiş Fotoğrafı & Teaser: Uğur Kayalar
Yapım: Tiyatro Kontra
Telif Hakları: ONK Ajans