Sıradan insan artık emeğini ispatlamakla yükümlü

İLKE ATİK TAŞKIRAN | Bir zamanlar ortaya konan iş, insanın becerisinin göstergesiydi. Şimdi aynı iş, sahibinin yapay zekâ kullanmadığını ispatlaması gereken bir dosyaya dönüşüyor. Makinelerin insan gibi üretmesi konuşulurken insan, makine olmadığını kanıtlamaya çalışıyor.

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Bir illüstrasyon fazla kusursuzsa, bir metin akıcıysa ya da bir fotoğraf etkileyiciyse artık bir şüphe uyanıyor. Gerçekten insan mı yaptı, yoksa yapay zekâ mı? Bazen bir işin yapay zekâ tarafından üretildiğini düşündüren tek şey, onun başarılı olması. Şüphe, kısa sürede yargıya dönüşüyor.

Dijital sanatçı Ben Moran, bir illüstrasyonunu paylaştıktan sonra dünyanın en büyük sanat topluluklarından birinden çıkarıldı. Gerekçe, çalışmasının yapay zekâ ürünü gibi görünmesiydi. Moran çizimin dosyasını ve üretim sürecini göstermeyi teklif etti. Moderatöre göre bu bir şey değiştirmiyordu. Çalışmayı kendisi yapmış olsa bile yapay zekâ üretimine benziyordu. Tarzını değiştirmeliydi. Çünkü artık kimse ona inanmayacaktı.

Bir sanatçıya, kendi çizimi makineye benzediği için tarzından vazgeçmesi söyleniyordu.

Japon çizer Rui Araizumi de yeni çalışmalarını paylaştığında benzer suçlamalarla karşılaştı. Onlarca yıllık deneyimi bile şüpheleri önlemeye yetmedi. Çizimlerinin katmanlarını ve üretim aşamalarını gösteren videolar yayımladı. Ardından suçlayanların çoğu paylaşımlarını sessizce sildi. Yalnızca birkaçı özür diledi. Suçlama birkaç saniyede yapılmıştı. Geri adım atmak içinse açıklama bile gerekmemişti.

Şüphe kimin lehine işliyor?

Yapay zekâ çağında yalnızca sahte içerik üretmek kolaylaşmadı. Gerçek içeriklerin sahte olduğu iddiasını ortaya atmak da kolaylaştı. Hukukçular Bobby Chesney ve Danielle Citron bu durumu yalancının kârı kavramıyla açıklıyor. Sahte içerikler inandırıcı hale geldikçe gerçek kanıtları inkâr etmek de kolaylaşıyor.

Üstelik bu şüphe herkese aynı şekilde işlemiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’daki bir pencereden bir şey atıldığını gösteren videoya “muhtemelen yapay zekâ” dedi. Oysa kendi basın ekibi görüntünün gerçek olduğunu söylemişti.

Güçlü birinin tek cümlesi, gerçek bir görüntüyü bile tartışmalı hale getirebiliyor. Sıradan biriyse kendi çalışmasının kendisine ait olduğunu göstermek için dosyalar, taslaklar ve kayıtlar sunmak zorunda kalıyor. Bir tarafta “yapay zekâ” sözü şüpheyi savuşturmanın aracı oluyor. Diğer tarafta aynı söz, insanın önüne yeni bir engel çıkarıyor.

Bir işin yapay zekâ tarafından üretildiğini söylemekle bunu kanıtlamak aynı şey değil. Ancak dijital ortamda izlenim, giderek kanıtın yerini alıyor. Fazla düzgün, fazla iyi, fazla kusursuz. İnsan emeği, kendi başarısının şüphelisi haline geliyor.

Emeğin görünmeyen tarafı

Bir eserin son haline bakan, arkasındaki süreci göremez. Deneyim, karar verme, yanılma, düzeltme ve yeniden deneme. Yapay zekâ bunların bazılarını hızlandırabilir, bazılarını taklit edebilir. Ama bir işin nasıl üretildiği, son ürünün görünüşünden okunamaz.

Bugün insanlardan yalnızca üretmeleri değil, ürettiklerinin kendilerine ait olduğunu da belgelemeleri bekleniyor. Bu beklenti çalışma biçimlerini şimdiden değiştiriyor. İnsanlar işlerini daha iyi yapmak yerine şüphe çekmeyecek biçimde yapmaya yöneliyor. Sanatçı tarzını değiştiriyor, yazar cümlesini sadeleştiriyor, çalışan düşünme sürecini kayıt altına alıyor. Ortada henüz bir suçlama yokken bile kendini savunma ihtimali, üretimin bir parçası oluyor.

Bunun bedeli yalnızca zaman kaybı değil. Bir çalışmanın değerini onu kimin yaptığına dair şüphe belirlemeye başladığında, farklılık bile risk haline gelebilir. İnsan, özgün olmakla şüpheli görünmek arasında seçim yapmak zorunda kalabilir.

İnsan, makine olmadığını kanıtlamak zorunda

Bir zamanlar ortaya konan iş, insanın becerisinin göstergesiydi. Şimdi aynı iş, sahibinin yapay zekâ kullanmadığını ispatlaması gereken bir dosyaya dönüşüyor.

İşin ironisi şu ki bu makineler, insanların yıllarca çizdiği, yazdığı, çektiği her şeyden öğrendi. Şimdi o insanlar, kendilerinden öğrenen makineye benzemekle suçlanıyor. Taklit edilen, taklitçi olmakla itham ediliyor.

Peki bu yükü kim taşıyacak? Sahte içeriği üreten araçları satan şirketler mi? O içeriği hızla yayan platformlar mı? Yoksa bir çizimi saatlerce çalışıp sonra bir de kanıt dosyası hazırlamak zorunda kalan kişi mi? Şimdilik cevap belli. Bedeli, en az gücü olan ödüyor.

Yapay zekâ çağının en tuhaf çelişkisi burada yaşanıyor. Makinelerin insan gibi üretmesi konuşulurken insan, makine olmadığını kanıtlamaya çalışıyor.

Köşe Yazıları Haberleri