ÖZGE MUMCU AYBARS
Malum siyasi gündem, demokrasinin kritik eşiklerinden biri olan mutlak butlan tartışması. Bu konu yalnızca teknik bir hukuk başlığı değil. Seçmen iradesine konulan ipotek, isimler üzerinden sosyal medyada süren sonsuz kavga, “meşruiyet” konusu ve yargının siyaset üzerindeki etkisi açısından önemli.
Demokratik iradenin yerine, siyaseti belirli aktörler üzerinden ve hukukun gayri nizami yollarını kullanarak yeniden şekillendiren bir mekanizmanın konulmasını uzunca bir süre daha konuşmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerin, ülkenin geleceğine dair kritik bir dönemin önünü açacağını öngörmemek mümkün değil.
Bugün bu konudan biraz uzaklaşıp dünyanın iki farklı coğrafyasında yaşanan, ancak birbirine bağlı bir olaylar zincirini yazacağım.
“Zamanın ruhu” dediğimiz kavram, bazen farklı ülkeleri aynı hikâyenin içinde buluşturuyor. Bu yazıda toprağa ve suya sızan bir çevre felaketinden, iki ülke arasında kurulan sanayi ve ticaret bağlantılarından ve yine çağımızın vazgeçemediği bir kimyasaldan söz edeceğim: Sonsuz kimyasallar.
Kimyasal adıyla PFAS, yani per- ve polifloroalkil maddeler.
PFAS nedir?
PFAS; suya, lekeye, yağa ve ısıya karşı dirençli özellikleri nedeniyle 1940’lardan bu yana endüstride ve tüketici ürünlerinde yaygın olarak kullanılan yapay kimyasallardan oluşan geniş bir grubun adı. Tekstilden yapışmaz yüzeylere, yangın söndürme köpüklerinden pestisitlere, ilaç sanayiinden boyalara, kozmetik ürünlerden endüstriyel kaplamalara kadar pek çok alanda kullanılıyor.
Ancak bu yaygın kullanımın ağır bir bedeli var: PFAS doğada yok olmuyor, insan vücudundan atılıyor ve su ve toprakta birikiyor. Bu nedenle hem bilim dünyasında hem de kamuoyunda “sonsuz kimyasallar” olarak adlandırılıyor. Yüksek PFAS seviyelerinin kanser, kalp-damar hastalıkları, karaciğer ve böbrek hasarı, üreme bozuklukları ve bağışıklık sistemi sorunlarıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor.
İtalya’dan Hindistan’a taşınan tesis
“Inside the Global Trade that Moves PFAS Downstream” başlıklı uluslararası araştırmacı gazetecilik çalışmasında beş gazeteci yer alıyor. Haber, İtalya’da büyük bir çevre felaketinin merkezinde yer alan bir PFAS tesisinin iflas ve varlık satışı sürecinin ardından Hindistan’a taşınmasına odaklanıyor. Aslında fabrika kapanmıyor; sökülüyor, paketleniyor, başka bir kıtaya taşınıyor ve üretime orada devam ediyor.
Bu araştırmanın merkezinde, İtalya’nın Vicenza bölgesindeki Trissino kentinde faaliyet gösteren Miteni S.p.A. yer alıyor. 1965’ten itibaren faaliyet gösteren şirket, PFOA, GenX ve C6O4 gibi florlu kimyasallar üretiyordu. Ancak zamanla Miteni Avrupa’nın en büyük PFAS kirliliği skandallarından birinin baş aktörü haline geliyor.
350 bin kişinin içme suyu kirlendi
Çünkü İtalya’nın Vicenza, Verona ve Padua kentlerinde atık su ve yeraltı sularında yüksek PFAS seviyeleri tespit ediliyor. Bu da yaklaşık 350 bin kişinin yaşadığı bir bölgenin içme suyu kaynaklarının kirlendiğini ortaya koyuyor. Fabrika çalışanları ise en ağır etkilenen gruplar arasında yer alıyor. Haberde, bir fabrika çalışanının kanında bugüne kadar kaydedilen en yüksek PFAS yoğunluklarından birinin tespit edildiği aktarılıyor.
İtalyan makamlarına göre, sonsuz kimyasalların kökeni 2013’te Veneto bölgesindeki Miteni firmasına dayanıyordu. Şirket, giderek ağırlaşan hukuki süreçler ve mali sorunların ardından 2018’de iflas etti. 2025 yılının haziran ayında İtalya’da görülen davada, Miteni ve ana şirketleriyle bağlantılı eski yönetici ve idareciler mahkûm edildi. Toplam 141 yıla varan cezalar, Avrupa’da PFAS kirliliği ve su kaynaklarının zehirlenmesi nedeniyle verilen en önemli çevre hukuku kararları arasında yer aldı.
Haber böylesi bir “mutlu sonla” bitmiyor.
Çünkü şirketin üretim altyapısı ortadan kalkmıyor, coğrafya değiştiriyor. 2019’da Hindistan merkezli Laxmi Organic Industries’e bağlı Viva Lifesciences, Miteni’nin varlıklarını açık artırmada satın alıyor. Satış kapsamında makineler, teknik belgeler, patentler, formülasyonlar, üretim bilgisi ve ticari kayıtlar da devrediliyor. Laxmi Organic böylece sonsuz kimyasallar sektörüne giriyor.
Makineler söküldü, yüzlerce konteynerle Mumbai’ye taşındı
Haberde, Miteni’ye ait ekipmanların söküldüğü, yüzlerce konteynerle Mumbai’ye taşındığı ve Maharashtra eyaletinin Ratnagiri bölgesindeki Lote Parshuram MIDC kimya sanayi bölgesinde yeniden kurulduğu ortaya konuyor. Tesisin 2025 başlarından itibaren tamamen faaliyete geçtiği ve pestisit, ilaç, boya, kozmetik ve diğer endüstriyel ürünlerde kullanılacak kimyasallar ürettiği anlaşılıyor.
Araştırmaya göre şirket, eski Miteni müşterileriyle ticari ilişkilerini de sürdürüyor. Eski portföyde yer alan bazı ürünleri yeniden üretim hattına aldıyor, Laxmi ise kirlilik iddialarını reddediyor.
Risk Avrupa’dan Hindistan’a kaydı
Böylece risk, denetimin daha güçlü olduğu Avrupa Birliği coğrafyasından, denetimin daha zayıf olduğu başka bir coğrafyaya doğru kayıyor. İtalya’da mahkemeler karar verirken ve cezalar açıklanırken, sonsuz kimyasalların yarattığı yeni risk Hindistan’daki yerel toplulukların üzerine bırakılıyor.
Lote Parshuram’da yaşayan yerel halk ve çevre örgütleri, uzun süredir koku, su kirliliği, balıkçılık üzerindeki etkiler ve derelere arıtılmamış atık bırakıldığı iddiaları üzerinden endüstriyel kirlilikten şikâyet ediyor. Araştırmacılar ve çevre aktivistleri, Mahad ve Lote gibi bölgelerdeki ortak arıtma tesislerinin çoğu zaman yüksek riskli kimyasalları bertaraf edecek teknik kapasiteye sahip olmadığını belirtiyor.
Araştırma yayımlandı, tepkiler büyüdü
Araştırma, 31 Ekim 2025’te yayımlanıyor. The Guardian gibi etkisi yüksek mecralar üzerinden Hindistan’a bilgi hızla yayılıyor. Tepkiler büyümeye başlıyor. Sosyal medya yayınları protestoları izliyor; gösteriler birçok televizyon kanalı tarafından canlı olarak aktarılıyor.
Birkaç hafta sonra, 2 Şubat’ta konu Hindistan Parlamentosu’nun üst kanadı Rajya Sabha’ya taşınıyor. Bir milletvekili, yetkilendirme sürecine ilişkin bir soruşturma çağrısı yaparak Hindistan’da PFAS’a özgü bir düzenleme bulunmamasının yarattığı risklere dikkat çekiyor. Bu baskıların ardından Hindistan Çevre Bakanı Kirti Vardhan Singh, yazılı açıklamasında ülkede PFAS üretimini yasaklayan özel bir çevre düzenlemesi bulunmadığını doğruluyor. Bu durum, Avrupa'dan üretim kaymasının (regulatory arbitrage) tipik bir örneği olarak eleştiriliyor.
The Guardian’ın haberine göre, İtalyan tesisinin kapanmasından ve iflas etmesinden aylar önce, Mart 2018 itibarıyla Hindistan’daki yeni tesis için planlar hazırlanıyor; çevresel etki değerlendirme raporu ve inşaat izinleri için başvuru çalışmaları başlıyor.
Konu Hindistan’dan Avrupa Birliği’ne de taşınıyor. 5 Mart’ta çevre aktivistleri, Brüksel’de Avrupa Komisyonu binası önünde eylem düzenleyerek konuyu yeniden uluslararası gündeme taşıyor.
Hindistan’a gelince, Laxmi Organic 3 Nisan’da yaptığı basın toplantısında kirlilik iddialarını reddediyor. Şirket, Hindistan’daki yasalara uygun çalıştığını savunuyor. Ancak çevre bakanının açıklaması ortada: ülkede PFAS üretimini yasaklayan özel bir düzenleme bulunmuyor.
Nisan ayında binlerce kişi Lote’de yeniden sokağa çıkarak PFAS üretimine karşı daha sıkı düzenleme istiyor.
“Hiçbir toplum iş ve sağlık arasında seçim yapmak zorunda bırakılmamalı”
Aktivist Varrun Sukhraj’a göre, hiçbir toplum iş ve sağlık arasında seçim yapmak zorunda bırakılmamalı. Avrupa’da reddedilen bir üretim biçimi, başka bir yerde “ilerleme” diye sunulmamalı.
Avrupa’daki kirlilik mahkeme kayıtlarına, sağlık taramalarına ve basın araştırmalarına girerken, Hindistan’daki olası kirlilik daha geç fark edilebiliyor. Oysa kimyasal aynı, risk aynı. Değişen şey, onu denetleyen sistemin gücü. Coğrafya illa kader olmak zorunda mı?
Sonsuz döngüden çıkış mümkün mü?
Baştaki konuya başka bir yerden dönersek, zamanın ruhu bize hem ülkede hem dünyada aynı şeyi gösteriyor: Bir şeyi gerçekten değiştirmek istiyorsak, mevcut modeli geçersiz kılacak yeni bir model kurmak gerekiyor; sonsuz döngüden çıkabilmek için.