Tecavüzcünle mutlu musun Türkiye?

“Tecavüzcünle mutlu musun” diyerek yasa hazırlayan o koyu renkli takım elbiseli adamların eğe büke çıkardıkları yasanın yürürlüğe girdiği yıldı. O yıl, şeyhin kızının çelimsiz bedenine göre gelinliği diktirilmişti, fotoğraf stüdyosunda gelinliğiyle fotoğrafı çekiliyordu.

“Tecavüzcünle mutlu musun” diyerek yasa hazırlayan o koyu renkli takım elbiseli adamların eğe büke çıkardıkları yasanın yürürlüğe girdiği yıldı. O yıl, şeyhin kızının çelimsiz bedenine göre gelinliği diktirilmişti, fotoğraf stüdyosunda gelinliğiyle fotoğrafı çekiliyordu.

Tarihler 6 Kasım 2003’ü gösteriyordu. Yeni bir ceza yasası yapmak için yola çıkan Türkiye’nin önünde büyük bir engel vardı. Koyu renk takım elbiseli adamlar Meclis Adalet Komisyonu’nun kahverengi salonunda toplanmış hararetle tartışıyorlardı. Mevzu derindi; kurbanıyla evlenen tecavüzcüye ceza verilsin mi verilmesin mi?

İsminin önünde Prof. unvanı olan adamlardan biri kalktı, “Tecavüze uğrayan bir kadının tecavüz edenle evlenmesi Türkiye’nin bir gerçeğidir. Kimse bakire olmayan biriyle evlenmek istemez” dedi. Meclis muhabirleri birbirlerine sordular: Kim bu?

Adamı bilenler, adamın sözlerinden dolayı utangaç; “Doğan Soyaslan” dediler. Soranlar da ismen bilirlerdi. Kendisi yeni ceza yasasının emanet edildiği isimlerdendi ve o gün öteki koyu renk takım elbiseli adamlara hazırlığında bulunduğu ceza yasasını anlatmak için oradaydı.

Salonda homurdanmalar oldu ama şok atlatılınca sessizlik kapladı. Sessizliği Komisyon Başkanı AKP’li Hakkı Köylü’nün sözleri bozdu: Herkesin farklı bir görüşü olabilir. Bizim komisyon olarak bir de bu durumda kadınları dinlememiz gerekiyor. Adalet Bakanlığı’ndan bu tür davalar ile ilgili dosyaları isteyeceğim. Tecavüz sonucu evlenmek zorunda kalan kadınlara ulaşıp onları dinlemek istiyoruz.”

Gazeteciler not kağıtlarının üzerine yazacakları haberin başlığını çıkardılar:

Tecavüzcünle mutlu musun?

İşte o adamlar, o zaman, şimdi yargılanmakta olan tarikat şeyhi ile “damadına”(!) açık kapılar bırakan o yasayı böyle bir anlayışla çıkardılar.

Maddeye afili bir başlık konuldu: Çocukların cinsel istismarı. Maddenin iddiası büyüktü; “çocuk gelin sorununu” bitirecekti ama maddenin her cümlesi, bir önceki cümleyi yumuşata yumuşata ilerliyordu: Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Sarkıntılık düzeyinde kalırsa 3 yıldan 8 yıla düşer…

Koyu renk takım elbiseli adamlar en sonunda en sonunda dillerinin altındaki baklayı çıkaracaktı ama bir sonraki maddeyi beklediler. O maddeye de “Reşit olmayanla cinsel ilişki” başlığını koydular. Cebir, şiddet ve hile olmadan 15 yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Yasa 2004’te yürürlüğe giriyordu. İşte tam o yıldı, o koyu renkli takım elbiseli adamların o yasayı eğe büke çıkardıkları yıl, şeyhin kızının çelimsiz bedenine göre gelinliği diktirilmişti, fotoğraf stüdyosunda gelinliğiyle fotoğrafı çekiliyordu.

Tamamdı, o adamların “bir de kadınlara soralım” dedikleri madde o maddeydi. Artık tecavüzcünün işi kolaydı: Ben 16 yaşında sandım… Bana 16 yaşında olduğunu söyledi… Biz imam nikahı kıydığımızda 16 yaşında görünüyordu. Valahi de billahi de nüfus cüzdanına bakmamışım.

Tecavüzcüyü cezalandırmak için bir de şikayet gerekiyordu. 13’ünde, 14’ünde “evlendirilen”! çocuk savcıya, polise gidip, “Beni zorla evlendirdiler” diyecek değildi ya. Keserdi onu babası onu, bacaklarını kırardı. Çocuktu bu “bacaklarını kırarım” deyince tek silahı olan ağlamayı yüreğindeki kınından çıkarıp gidip tuvalette ağlar, sonra kaderine olan isyanını en son hıçkırığıyla içine gömüp dizlerini bükerdi. Hep öyle öğrenmişti o çocuk. Daha bacak kadarken annesi de babası da onu öyle tehdit ederlerdi: Bacaklarını kırarım senin!

Şikayeti kimin yaptığının önemi yoktu. Hal böyle olunca iş doktorlara kaldı. Haliyle bu çocuklar 16’sının başlarında doğum için hastanelere gidince bazı doktorlar gizlice polisi arayıp durumu anlattılar.

İstismarcının ilacı: TCK'nın "hata" maddesi

İş artık yargıya intikal ediyordu. Ne de olsa orası “Türk Milleti Adına” karar verirdi; bir hal çaresini bulurdu. Dosya nihayet Yargıtay’ın önüne gelirdi.

Sanık savunmasında, “Biz şu zaman ailemizin isteği üzerine evlendik. Önce imam nikahımız kıyıldı, bir süre sonra da düğünümüz oldu ve resmi nikah yaptık. Evliliğimizden bir (bazen iki) çocuğumuz var. Evlendiğimizde ailesi, kızlarının 17 yaşında olduğunu söyledi. Ben de öyle zannediyordum. Resmi bir işimiz olmadığı için de nüfus cüzdanına bakma ihtiyacı da duymadım.”

Tamam işte yargıçların istediğini, sanık altın tepside sunuyordu: TCK’daki “hata” maddesi.

Ve Yargıtay üyeleri o afili imzalarını şu kararların altına atarlardı:

“Sanık savunmasında mağdur ile ilk ilişkiye girdiği tarihlerde mağdurun yaşı konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüştür. Türk Ceza Kanunu’nun 30’uncu maddesinde, ‘Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz’ hükmü yer almaktadır. Bu nedenlerle sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına oybirliğiyle karar verilmiştir.

Bazen de istismarcı tek olmuyordu. Sanık hanesinde, küçük kadının anne babası da oluyordu. Onlar, “biz kızımızın 18’inde olduğunu sanıyorduk” diyemezdi. Onların da savunmaları hazırdı:

“Kızımız her ne kadar nüfusta 15 yaşında görünse de bizim oralarda çocuklar doğduğu tarihte nüfusa geçirilmez. Kızımız aslında 18’sindedir.”

Zaten ceza vermemeye meyilli yargıçlar yeniden kalemi ellerine alırlar ve kararlarını yazarlardı:

“Mağdurun gerçek yaşının tespiti konusunda Adli Tıp Kurumu’ndan kemik yaşının tespiti yönünde rapor alınmadan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır.”

Adli Tıp’tan raporlar gelmesi aylar yıllar sürerdi ve dava zaman aşımına uğrar giderdi.

O yargıçların cezasızlık eğilimlerinin toplumda da alıcısı çoktu: Olmuş bir kere şimdi erkeğe ceza verilip hapse konulursa kadın, bebek yaştaki çocuğuyla ortada mı kaslındı. Yazıktı, onlara kim bakardı!

Davanın sonunda küçük kadın kocasının iki adım gerisinde evlerine, mutlu yuvalarına dönerlerdi!

Artık, kaderine isyanını son hıçkırığıyla içine gömen küçük kadın tecavüzcüsüyle mutluydu! Yargıcın da siyasetçinin de gönlü rahattı.

Şeyh kızının tokadı

O koyu renkli takım elbiseli adamlar, “tecavüzcünle mutlu musun” diye sormayı akıllarından geçirirken, yaptıkları yasada tecavüzcüyü mutlu edecek yollar bırakırken, o yasaları uygulayan yargıçlar “hata”nın, “zaman”ın ardına saklanırken, toplum ev sohbetlerinde çocuk gelinlere önce “vah tüh” dedikten sonra “Ama olan olmuş erkeği hapse atmak da çözüm değil ki” diye gönül rahatlatırken, bir tarikat şeyhinin kızı herkesin yüzüne yüzüne o fotoğrafları çarpıyordu: 6’sında gelinlik, 13’ünde nişan bilezikleri.

O tarikatları koruyup kollayanları, onlarla iş tutanları, oralardan oy devşirenleri üç kuruşluk hesapları uğruna destekleyenlerin tarikat şeyhinin kızına söyleyecekleri sözü var mıdır?

Yoksa hep yaptığımız gibi, “bir kendini bilmez yüzünden bir kesimi karalayamayız” deyip bütün tercihlerinizi temize mi çekeceğiz?

Tecavüzcünüzle mutlu musunuz?

Köşe Yazıları Haberleri