Türkan Elçi'nin adaylığı ve kadın mücadelesi

Sezen Öz, Şengül Hablemitoğlu, Rakel Dink, Türkan Elçi ve Emine Şenyaşar örneklerine bakarsak- bir erkeğin yazgısından siyasal alana dahil olup-kendi yazgılarını yaratan kadınların nasıl olup da bambaşka bir gerçek mücadelenin öznesine dönüştüklerini anlamak zor değil.

Sevgili Türkan Elçi’nin CHP’ye katılımı ve milletvekili adaylığı söz konusu olunca ateşli bir tartışma çıktı ortaya. Öncelikle ben Türkan Elçi’nin “Tahir Elçi’nin eşi” değil kendi serüvenini yaratan bir kadın olduğu kanaatindeyim. Dahası Türkiye’de neredeyse sadece kadınlara dair olan bir yüz yıllık uzun ve çok ihmal edilmiş bir mücadele alanının en son halkalarından sadece birisi olduğunu düşünüyorum. Filiz Ali ve Sezen Öz’lerden Emine Şenyaşar’a ulaşan bu mücadele alanı aynı zamanda Türkiye’nin “mahrem siyasi tarihi”nin en bilinen öykülerinin yazıldığı bir süreci ortaya seriyor.

Öldürülen aydınlar ve “geride kalan” kadınlar

Öldürülen aydınların eşleri (gerçekte kadınlar) meselesi son yüz yılın dikkate değer siyasal meselelerinden birisidir. Cinayetin endüstriyel bir hal aldığı ve siyasal yapıyı örgütleyen esaslı bir araca dönüştüğü bir ülkede sorunun ancak bir yanı “geride kalan” eşlerin temsil/milletvekilliği ve bunun yarattığı etik sorunlar ile ilgilidir. Eşleri öldürülmüş kadınlara özel protokol uygulandığı doğrudur. Fakat burada daha önemli olan boyut katillere dönük cezasızlığı da aşan bir kurumsal koruma ve Türkiye’nin hukuku ve yargısının bir bütün olarak inşasındaki işlevine kadar uzanıyor. Diğer yanında ise giderek bir “Kadın mücadelesi’ne dönüşen adalet mücadelesi yer alıyor. Sandığımızdan çok daha geniş bir anlamı var bu cinayetlerin. Ve “geride kalan kadın”ların politik serüvenlerinin…

Ülkenin bir kadınla tanışması

Türkiye’nin hakim çoğunluğu siyasi cinayetlerin hemen arkasından birdenbire daha önce hiç tanımadığı kadınlarla karşılaşıyor. Onları ve onların isimlerini, hikayelerini sadece siyasi cinayetler bahsine raptediyor. Anma günlerinde arıyor. Konuşturuyor. Ve bir sonraki yılı bekliyor. Böylece toplumun geride kalan kadınlara ve çocuklara yaklaşımı bir “emanet”, “namus” vb gibi kutsallaştırma eğilimi içinde örülüyor. Ve tabii ki buna bağlı olarak onları ölenin hatırasına ekleyerek “terbiyeli” ve ölene yakışır kalmaya çağırıyor. Onları kutsallaştırarak hayatlarına dahil ediyor ve gerçek hayattan çıkarıyorlar. Böylece birer sessiz sfenks veya en fazlasından bir protokol öznesi konumuna doğru itiliyorlar. Türkan Elçi’ye gösterilen tepkinin büyük oranda buralardan doğduğu kanaatindeyim şahsen. Ve bir de “ölenin yakını olmak” kontenjanı ile eleştiriyi radikalleştirenler de var.

Tarihe çağrılan kadınlar

Oysa birçok örnekte durum çok farklı. Sezen Öz, Şengül Hablemitoğlu, Rakel Dink, Türkan Elçi ve Emine Şenyaşar örneklerine bakarsak- bir erkeğin yazgısından siyasal alana dahil olup-kendi yazgılarını yaratan kadınların nasıl olup da bambaşka bir gerçek mücadelenin öznesine dönüştüklerini anlamak zor değil. Onlarınki “şehit erkek”lerin birer uzatmalı hikayesi değil. Onların kendi sesi var. Kendi sözleri (“Bir bebekten katil yaratan karanlık” sözünü bırakan Rakel Dink gibi örneğin), kendi tarzları var. Zweig ‘in Maria Antoinette için söyledikleri bu kadınlar için de fazlasıyla geçerli: Onlar tarihi çağırmadılar, öne atılmadılar. Tarih onları çağırdı ve hayret verici bir başa çıkma, mücadele etme biçimi yarattılar. Yaklaşık 3-4 yıldır bu kadınlardan birisi olan Sezen Öz ve suikast ile katledilen Savcı Doğan Öz üzerine çalışıyorum. Sezen Öz ile çalışmamız pek yakında kitap olarak da yayınlanacak. Dikkat çekmek istediğimiz şey esas olarak şuydu kitabımızda: Öldürülen aydın erkekler geride bir kadın bırakmıyorlar. Kadınların mücadelesine dair başka bir siyaset, söylem ve pratik çıkıyor ortaya ve Türkiye tarihi bir de bu yönden yazılmalı, üzerine düşünülmeli ve siyasal sonuçları da mutlaka çıkarılmalıdır.

Buna karşılık Türkiye’deki hakim tarih yazımı en iyimser halde bile kadınları bir erkeğin hikayesi olarak görüp buna uygun biçimde yargılayıp not vermeyi tercih etti. Etmeye devam ediyor. Bence bakış açısı ve kavramları değiştirmeliyiz. Yeni bir siyaset için hafızayı, adalet mücadelesini, siyasi cinayetlerin hesabını sorma çabalarımızı yeniden ve yeni baştan kurmaya ihtiyacımız var. Türkan Elçi’nin bunun yolunu siyasi pratikte de göstereceğine inanıyorum ben…

Köşe Yazıları Haberleri