“Verin yetkiyi görün etkiyi”

SEDAT BOZKURT | Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk seçiminde “Verin yetkiyi görün etkiyi” diyerek oy isteyen ve faizle enflasyonla “uğraşacağını” ilan eden Erdoğan, sistemi överken faiz ve enflasyon kısmına artık hiç girmiyor. Hatta bu sözlerinin unutulmasını istiyor.

İnsandaki hafıza sorunu kendi tarihi kadar eskidir. İnsanlığın, kendinde ilk fark ettiği şey unutkanlığı. Hiçbirimiz düşünmemişizdir, “ilk olarak unutmaya karşı insan hangi önlemi aldı?” diye.

Unutma ihtimalini gören, muhtemelen de bunu yaşayan insanlar milattan tam 35 bin yıl önce, hatırlamak ya da veri kaydetmek için araç geliştirmiş. Kemiklere attıkları çentikler insanların kaydettikleri ilk verilerdir ve bunun ilk örneği Afrika’da bulunan İshango kemiğidir. Bu kemiğin milattan 20 bin yıldan çok öncesine ait olduğu da düşünülmektedir. Yani milattan 35 bin yıl öncesi tezi halen geçerlidir.

İlk veri depolama sistemi ise kil tabletlerle milattan önce 3 binli yıllarda Sümerler ’in çivi yazısını bulması ile başlamıştır. Bilgisayar belleğinin ilk adımı ise 1804 yılında bulunan Jakar tezgahıdır. Delikli kart sistemidir bu. İlk elektronik bellek ise 1946 yılında yapılan ve bugünkü RAM’lerin atası sayılan Williams tüpüdür.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz her türlü bilgiyi bize getiren belleklerin 37 bin yıllık bir hikayesi olduğunu bilmek gerçekten heyecan verici. İnsanlığın, 37 bin yıldır hafıza işine kafa yorması da bunun öneminin ne kadar büyük olduğunu bize söylüyor. Aynı zamanda insanın en büyük ihtiyacının “hatırlama” olduğunu da bize göstermesi açısından çok önemli. İnsanın en zayıf tarafının “unutması” olduğunu da bize anlatıyor bu 37 bin yıllık uğraş.

Unutturma aracı olarak siyaset

Türk siyasetinin hafızası en güçlü ismi olarak Süleyman Demirel gösterilir. Bu eksiktir. Demirel’in hafızası gerçekten bundan daha fazlasıdır. Uzun yıllar gazeteci olarak izlediğim bir isimdir ve tanıklıklarımla bu değerlendirmeyi yapıyorum. 12 Eylül askeri darbesi bütün siyasi partilerle birlikte Adalet Partisi’ni de kapatmıştı. 1992 yılında yapılan anayasa değişikliği ile kapatılan bu partilerin açılması mümkün hale geldi. Bu kararı, kapatılan partilerin son kurultay delegeleri verecekti. Yani kapatılan partilerin son kurultay delegeleri, 13/14 yıl sonra, kapatılan partileriyle ilgili karar almak üzere toplanacaklardı. 19 Aralık 1992 tarihinde AP’nin kaderini belirlemek için büyük kongresi toplandı. Kapatıldığı zaman AP Genel Başkanı olan Demirel bu sefer DYP Genel Başkanı olarak kürsüdeydi ve yola DYP çatısı altında devam edilmesini, AP’nin yeniden açılmamasını savunuyordu. Çünkü kürsüde yaptığı konuşmaya göre DYP, bizzat AP’nin kendisiydi. Demirel bunu anlatırken eliyle göstererek AP’nin son kurultay delegelerinin çoğuna ismi ile seslendi ve onların tamamının bugün DYP’de siyaset yaptığı anlattı. Tam bir hafıza şovuydu.

Aslında siyasetçi hatırlamayı da hatırlatmayı da çok sevmez bizim ülkemizde. Unutturmak siyasetçi için çok rahatlatıcı bir yöntemdir. Hele unutmaya çok müsait bir seçmen kitleniz varsa.

Bugün erken seçim taleplerine “istikrarsızlık yaratır” gerekçesiyle karşı çıkan Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin ortak kararı ile normal süresinden tam 17 ay önce, 24 Haziran 2018’de erken seçime gidildi. Cumhurbaşkanlığı sisteminin ilk seçimidir bu. Erdoğan, 19 Haziran 2018’de Samsun mitinginde yaptığı konuşmada, “24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” dedi.

Türkiye yüksek enflasyon sıralamasında 2002 ile 2018 yılları arasında dünyada ilk 40 ile 50 ülke arasındaydı. Yüksek faiz sıralamasında ise 25 ile 30’uncu sıralarda yer alıyordu. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra, 2018 ile 2026 yılları enflasyon ortalamasında ise Türkiye, dünyada 5 veya 6’ncı, faizde ise 4 veya 5’inci sırada yer aldı. 2002’den 2018’e kadar faiz ve enflasyon oranları OECD ortalaması olan Türkiye, sistem değişikliği sonrasında her iki kategoride de açık ara birincidir. Gıda enflasyonu Türkiye’de dünya ortalamasının yaklaşık 19 katı.

Dünyada 193 ülke var, bunlardan 188’i ekonomik olarak Türkiye’den daha iyi yönetiliyor. Bu ülkeleri, “dış etken” olarak adlandırılan ekonomilerini etkileyen ne varsa, bu etken Türkiye için de geçerlidir. Onları etkilemeyen veya az etkileyen etkenlerin Türkiye’yi neden çok etkilediğinin cevabı da malum. Türkiye’nin, 2018 yılına kadar olan dünyadaki pozisyonundan ayrılmasının tek ve somut nedeni, geçmiş olduğu acayip cumhurbaşkanlığı sistemidir. Bu somut durumun somut tahlilidir.

Erdoğan 4 Mayıs’ta bakanlarıyla yaptığı toplantıdan sonra ve 11 Mayıs’ta Danıştay’ın kuruluş yıl döneminde yaptığı konuşmalarda cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini övdü. Sistemin başarılarını anlatırken, hızlı ve etkin karar alma, siyasi istikrar ve vesayet odaklarının tasfiyesinden bahsetti.

(Bu 3 kategoride de sistem tamamen ters işlemiştir. Hızlı karar alma meselesini 6 Şubat depreminde gördük, koalisyonların bitmediği seçim ittifaklarıyla genişlediği hatta mahkûmiyet haline geldiğini gördük, siyasi istikrar kısmı da sıkıntılı. Vesayet odakları meselesini bugünün yargı pratiğine bırakıyorum)

Sistemin ekonomik tarafı

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın olumlu açıklamalarının aksine Erdoğan’ın ekonomik durumdan çok da hoşnut olmadığı sır değil. Bunu iktidar yanlısı basın organlarında çıkan haberlerden anlıyoruz. Erdoğan, bunların hepsinde sessiz kalarak hoşnutsuzluğunu hissettiriyor.

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişin “iyi” taraflarını muhtelif alanlar üzerinden açıklayan Erdoğan’ın en iddialı olduğu ve “verin yetkiyi görün etkiyi” dediği ekonominin faiz ve enflasyon alanına hiç girmemesi dikkat çekici. Verilen yetkiye karşın faizle ve enflasyonla “uğraşılamadığı” için bu konuya girilememiştir.

Devletin bütçesi ilk 4 aylık uygulamada 758,8 milyar lira açık verdi. Yani harcama var ama gelir yok. Süreklilik arz etmesi halinde bunun ticaretteki adı iflastır. Bu yılın ilk 4 ayında da faize bir trilyon 133 milyar lira ödendi. Paranın büyüklüğünü anlatabilmek için Aziz Çelik, emeklilere verilen bayram ikramiyesi ile kıyaslamış. Bu ikramiyenin toplamı sadece 58 milyar lira. Arada 20 kat fark var. Faiz yerine emekliye 80 bin lira ikramiye verilebilirdi yani.

Merkez Bankası bu yılın enflasyon tahminini yüzde 50 arttırdı. Yılın daha 4’üncü ayında böyle bir değişiklik bir dünya rekorudur aslında. Ama daha önce yapılan “taksitli” artışlar yerine bu sefer toptan yapmışlar. Çünkü 2024 yılında 2026 yılı için yüzde 9 enflasyon oranı öngörüyordu ekonomi yönetimi. Kasımda bu oranı yüzde 12’ye çıkardılar. Mayıs 2025’de öngörülen oran yüzde 12 iken Ağustos’ta bu oran yüzde 16’ya çıkartıldı. Kasımda yine yüzde 16 olan oran şimdi yüzde 26 bandında. Enflasyon tahmini için Merkez Bankası, kolay değiştirilmesi için artık skor tabelası kullanabilir.

2019 yılında Berat Albayrak bakanlığı döneminde “enflasyonda en kötü” geride kaldı, Bakan Nebati de 2023’de “en zorlu dönem geride kaldı” demişti. Bakan Şimşek de bu koroya 2024’de katılarak “en zor dönemi geride bıraktık” diye açıklama yapmıştı. Hepsini unuttuk. Daha doğrusu “verin yetkiyi görün etkiyi” diyen siyasetçi hepsini unutturdu. Bu nedenle tarihi başa sararak hepimizin birer ishango kemiği edinmemiz gerekiyor. Yoksa her şeyi unutuyoruz…

Not: Jose Marti Küba Dostluk Derneği, emperyalizme direnen Küba halkı için 3 hastanede güneş enerji sistemi kurmak için kampanya başlattı. Karınca misali katkınızın olmasını isterseniz linkini aşağıda bulabilirsiniz.

Küba Büyükelçisi’nin çok haklı bir sözünü de aktaralım buradan:

“Biz barışçıl bir ülkeyiz, hiçbir yere bombalarımızla gitmedik, ihtiyaç nerede var ise oraya doktorlarımız ile gittik.”

Köşe Yazıları Haberleri