ÖZGE MUMCU AYBARS
X’te siyasal güç artık yalnızca ne söylendiğiyle değil; kimin görünür kılındığı, kimin hedefe dönüştürüldüğü ve hangi öfkenin algoritma tarafından ödüllendirildiğiyle kuruluyor. Elon Musk’ın hem platformun sahibi hem en etkin kullanıcısı hem de küresel ekonomik ve siyasi dengelerde aktif bir aktör olması ise bu güç ilişkisini içinden çıkılmaz hâle getiriyor. Her an başka bir konuda linç, başka bir konuda duyguların manipülasyonu... 2026 yılının X’i böyle: Karanlıklar algoritması.
Hepimiz bir şekilde sosyal medyadayız. X’te kimimiz görünür kimliklerimizle, kimimiz sahte isim ve kimliklerle; kimimiz onlarca trol hesabıyla, kimimiz de takipçilerini birer silah gibi görüp öfkesini sevgili takipçilerine kusarak...
Her gün yüz binlerce fikrin sözüm ona çarpıştığı bu öfke platformunda, çoğu zaman arka planda bir linç operasyonu işliyor. Gerçeğin algoritma tarafından gömüldüğü, hukuki olanın bütünüyle devre dışı bırakıldığı, kocaman isimlerin öfke süzgecine takılarak tuhaf bir varlığa dönüştürüldüğü bir yer burası. İçine gömüldüğünüzde öfke balonlarıyla hareket ettiğiniz, dışına çıktığınızda ise “Bu ne ya?” dediğiniz tuhaf bir kılıç kalkan alanı.
Malum, bir sosyal medya platformunda savaşın yöntemleri vardır. Önce bir gönderi alıntılanır. Bu gönderi illa ki bağlamından koparılmıştır; bir öfke seliyle tırnak içine alınır. İnsanlar öfkelenir. Öfke yükseldikçe bildirimler hızlanır, yüzlerce hesap aynı hedefe yönelir. Linçlenmek üzere hedefe oturtulan kişi hakkında yalanlar paylaşılır, eski gönderileri taranır.
Mucize yaşandı işte: Tüm bağlam ortadan kalktı.
Öfkenin içinde yüzülen birkaç saat içinde tartışma fikirler üzerinden değil, hedef seçilen kişinin karakteri, işi, ailesi ve özel hayatı üzerinden yürütülmeye başlanır.
X’te, eski adıyla Twitter’da, bu süreç artık bir istisna değil; platformun siyasal işleyişinin temel unsurlarından biri. Burada iki farklı mekanizma birbirini besliyor: Gerçekte olduğundan daha büyük ve yaygın görünen bir toplumsal destek üretmek için kullanılan “astroturfing” ve öfkeyi tek bir hedef üzerinde yoğunlaştırarak etkileşime dönüştüren duygu algoritması.
Elon Musk’ın 2022’de Twitter’ı satın almasının ardından ortaya çıkan temel değişiklik yalnızca içerik denetimi politikalarının gevşetilmesi veya platformun adının X olarak değiştirilmesi olmadı. En temel dönüşüm, platform sahibinin aynı zamanda en görünür kullanıcıya, siyasi kampanyaların tarafına ve tartışmaların doğrudan katılımcısına dönüşmesiydi.
Başka bir ifadeyle Musk yalnızca meydanın sahibi değil; meydandaki en güçlü konuşmacı, kuralları belirleyen hakem ve gerektiğinde kalabalığın yönünü değiştirebilen aktör. Trump’ın 2024 seçim kampanyasının en görünür ve etkili destekçilerinden biriydi, hatırlarsanız.
Sahte kalabalıktan gerçek baskıya
Astroturfing kavramı, kendiliğinden gelişmiş bir taban hareketi görüntüsü altında merkezi biçimde koordine edilen sosyal medya kampanyalarını anlatıyor. Bu kampanyalar bot hesaplardan, sahte profillerden, bu iş için para alan kişilerden veya aynı mesajı belirli zamanlarda dolaşıma sokan gerçek kullanıcılardan oluşabiliyor.
Siyaset bilimi ve iletişim alanındaki araştırmalar da astroturfing’i, katılımcıların birbirinden bağımsız sıradan yurttaşlar gibi davrandığı merkezi koordinasyonlu kampanyalar olarak tanımlıyor. Twitter’ın kamuya açtığı astroturfing kampanyalarını inceleyen ve 2022’de Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir araştırma, kampanyalarda yer alan hesapların ortalama yüzde 74’ünde aynı içerikleri yakın zamanlarda paylaşma veya yeniden paylaşma biçiminde koordinasyon izleri bulunduğunu gösterdi. Yani her hesap bot olmayabilir; her paylaşım aynı merkezden yazılmayabilir. Ancak hesaplar arasındaki zamanlama ve davranış benzerliği, görünürdeki kendiliğindenliğin arkasında örgütlü bir hareket bulunduğunu gösterebilir.
Buradaki amaç yalnızca bir mesajı yaymak değil. Asıl amaç, kararsız kullanıcılara “Herkes böyle düşünüyor” hissini vermek. Malum, sosyal medyada insanlar yalnızca içeriğe değil, içeriğin çevresinde oluşan kalabalığa da tepki veriyor. Böylece sınırlı bir siyasi görüş, hâkim toplumsal eğilim gibi gösterilebiliyor.
2025 Almanya federal seçimleri öncesinde Global Witness’ın yaptığı bir deney, bu dengesizliğin nasıl oluşabildiğini gösterdi. Araştırmacılar TikTok, Instagram ve X’te toplam dokuz yeni hesap açtı; her platformdaki hesapları Almanya’nın dört büyük siyasi partisine eşit ilgi gösterecek biçimde hazırladı.
X’in, hesapların takip etmediği profillerden “Sana Özel” akışına taşıdığı ve belirli bir siyasi partiyi destekleyen veya eleştiren içerikler incelendiğinde, önerilen parti içeriklerinin yüzde 64’ünün aşırı sağcı AfD’yi desteklediği görüldü. Sağ eğilimli paylaşımlar da sol eğilimli paylaşımların iki katından fazla kullanıcıların önüne çıkarıldı.
Bu sınırlı kapsamlı bir algoritma denetimiydi; tek başına bütün X kullanıcılarının deneyimini açıklamıyordu. Yine de öneri sistemlerinin platformdaki mevcut görünürlük ve etkileşim farklarını nasıl büyütebildiğine ilişkin önemli bir örnek sundu.
Yine aynı seçim dönemini inceleyen Digital Forensic Research Lab ve AlgorithmWatch, Musk’ın AfD lideri Alice Weidel ile etkileşimleri sonucunda özellikle Weidel’in X üzerindeki görünürlüğünün büyük ölçüde arttığını ortaya koydu. AfD içeriklerinin paylaşımında İngilizce kullanan hesapların oranı belirgin biçimde yükselirken, araştırmacılar bu etkileşimin önemli bir bölümünün Almanya dışındaki, ABD merkezli çevrelerle bağlantılı hesaplardan geldiğini belirledi.
Ancak araştırma önemli bir ayrım da yaptı: AfD’nin genel olarak yükseltilmesinden çok, Musk’ın Weidel’e kişisel erişimi ve takipçi gücü üzerinden sağladığı bir “Musk sıçraması” tespit edildi. Çalışma, X’in bütün AfD içeriklerini sistematik olarak yükselttiğine veya AfD karşıtı hesapları sistematik biçimde bastırdığına ilişkin yeterli kanıt bulamadı.
Bu ayrım önemli. Platform sahibinin bir siyasi hareketi desteklemesi, o hareketin içerikleriyle sürekli etkileşime girmesi ve algoritmanın yüksek etkileşimi daha fazla görünürlükle ödüllendirmesi, benzer bir sonucu dolaylı biçimde üretebiliyor.
Duygu algoritması nasıl çalışıyor?
Astroturfing bir görüşün kalabalık görünmesini sağlarken duygu algoritması, bu kalabalığın enerjisini belirli bir kişinin üzerine yönlendiriyor.
Sosyal medya platformları açısından öfke, ahlaki tepki, aşağılama ve çatışma yalnızca duygusal davranışlar değil; kullanıcıyı ekranda tutan ve platforma gelir sağlayan etkileşim biçimleri.
2021’de Science Advances dergisinde yayımlanan bir araştırma, bu mekanizmanın kullanıcı davranışlarını zaman içinde nasıl şekillendirebildiğini gösterdi. Twitter verileri üzerinde yürütülen çalışmaya göre, öfke içeren paylaşımları daha fazla beğeni ve yeniden paylaşım alan kullanıcıların ilerleyen dönemlerde daha fazla öfke ifade etme ihtimali artıyordu. Başka bir ifadeyle kullanıcı, yalnızca kendi duygusunu dışa vurmuyor; hangi duygunun ödüllendirildiğini de öğreniyordu.
2024’te Science dergisinde yayımlanan başka bir çalışma ise yanlış bilgiyle öfke arasındaki bağı inceledi. Araştırmacılar, güvenilir olmayan kaynaklardan gelen içeriklerin güvenilir haberlere kıyasla daha fazla ahlaki öfke uyandırdığını ve öfke taşıyan yanlış bilgilerin, kullanıcılar içeriği okumadan veya doğruluğunu değerlendirmeden paylaşılma ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirledi. Yani yalanın dolaşıma girmesi için her zaman ikna edici olması gerekmiyor. Bazen sadece yeterince öfke uyandırması olması yetiyor.
Mayıs 2026’da Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmada ise 2 bin kullanıcı, 2024 ABD başkanlık seçimlerinin öncesini ve sonrasını kapsayan sekiz hafta boyunca farklı akış algoritmalarına maruz bırakıldı. Burada önemli bir ayrıntı var: Bu deney X’te değil, Bluesky üzerinde ve araştırmacıların oluşturduğu özel sıralama sistemleriyle yapıldı.
Sonuçlar, etkileşim odaklı akışların kronolojik akışlara kıyasla ahlaki öfke, toksik dil, siyasi içerik ve gruplararası çatışma içeren paylaşımları daha görünür hale getirdiğini gösterdi. Bunun sonucunda kullanıcıların karşıt siyasi gruplar arasındaki düşmanlığı gerçekte olduğundan daha yaygın algılama eğilimi arttı.
Araştırmacılar ayrıca aşırı ve sürekli paylaşım yapan kullanıcıların akıştaki ağırlığını azaltan alternatif bir sıralama modeli geliştirdi. Bu model, toksik ve aşırı içeriklere maruz kalmayı azaltırken kullanıcıların platform deneyiminden aldığı memnuniyeti düşürmedi. Demek ki, kullanıcıyı platformda tutmak için mutlaka öfkeye boğmak gerekmiyor.
O zaman neden birbirimizi linçliyoruz? Kişisel tatmin için mi? Haklı çıkmak için mi? Kime ve neye göre haklılık? Aslen duygusal bir girdabın içinde değil miyiz? Bu bu girdap kime yarıyor?
Algoritma hangi hesapların takip edileceğini, hangi konuların önemli kabul edileceğini ve hangi görüşlerin olağan görüneceğini de etkiliyor.
Burada bana Nazi döneminin kara propaganda yöntemlerini hatırlatan ama daha karışık bir siyasal iletişim düzeni var. Konu yalnızca yanlış bilgi yaymak değil. Hangi haberin görülmediği, hangi gazetecinin gönderisinin akışın altına itildiği ve hangi aşırı hesabın tekrar tekrar “Sana Özel” bölümünde gösterildiği de siyasal ve gündelik iletişimin bir parçasına dönüşüyor.
Astroturfing ile duygu algoritması aynı sistemin iki ayrı yüzü. İlki, bir alıntılanmış bir ifadeden gelen bir görüşün gerçekte olduğundan daha yaygın olduğu izlenimini yaratıyor. İkincisi, çoğunluğun öfkesini seçilmiş bir hedefin üzerine yönlendiriyor.
Algoritma ise ikisi arasındaki bağlantıyı kuruyor. Koordineli hesapların oluşturduğu ilk hareketi gerçek kullanıcılara taşıyor; gerçek kullanıcıların tepkisini de bir kampanyanın organik olduğu iddiasının kanıtı haline getiriyor.
Türkiye bu mekanizmaya hiç yabancı değil. Ergin Bulut ve Erdem Yörük’ün Türkiye’deki siyasi trol ağlarını inceledikleri 2017 tarihli çalışma da Twitter’daki trol faaliyetlerinin yalnızca propaganda yaymakla sınırlı kalmadığını; gazetecileri, akademisyenleri, sanatçıları ve muhalif kullanıcıları hedef alan bir dijital linç ve sansür kültürü ürettiğini ortaya koymuştu.
Siyasal gündemin büyük ölçüde sosyal medya üzerinden şekillendiği, gazetecilerin ve kamusal kişilerin koordineli kampanyaların hedefi hâline gelebildiği bir ortamda, X’in sahiplik yapısı ve algoritması da bu düzeni besliyor.
Sonuçta kimin bot, kimin ücretli, kimin gerçek kullanıcı olduğu ikinci planda kalsa da bir saldırıya uğradığınızda, ardında sistemli bir hareketin bulunduğunu görebilirsiniz. İnsanlar işlerini kaybedebilir, gazeteciler oto-sansüre yönelebilir, akademisyenler araştırma konularını değiştirebilir ve sıradan kullanıcılar konuşmamayı tercih edebilir.
Linç kampanyalarının en önemli sonucu, hedefteki kişinin birkaç gün boyunca hakarete uğraması değildir. Temel sonuç, aynı saldırıya uğramaktan korkan binlerce kişinin henüz ağzını açmadan susması veya sadece Instagram'da bir story atmasıdır – Türkiye’nin mevcut durumunda o bile tehlikeli sayılabilir gerçi.
Bu satırları yazarken Nasuh Mahruki’nin bir tweet nedeniyle tutuklandığı; Levent Üzümcü’nün ise yine bir sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek gözaltına alındıktan sonra ev hapsiyle serbest bırakıldığı haberlerini okudum.
Asıl sorunlardan biri de kendisini aydın veya muhalif olarak tanımlayan kesimlerin farklı isimleri kolaylıkla hedef hâline getirerek bu çarkın bir dişlisine dönüşmesi. Herkesin üzerinde gözaltı ve hapis tehdidi Demokles’in kılıcı gibi sallanırken, algoritmayı besleyen öfkeyle kılıç kalkan oynamaya devam ediyoruz.
Algoritmayı besleyen bu kısırdöngüden nasıl çıkılacağını artık hep birlikte düşünmemiz gerekiyor.
Özge Mumcu Aybars, 1994 yılında kurulan Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın (um:ag) kurucu aile üyeleri arasında yer almakta ve hâlen vakfın yönetimini yürütmektedir. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi lisansı, Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisansını, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır. Doktora sürecinde Pantheon Üniversitesi’nde Erasmus bursiyeri olarak bulunmuş, 2016 yılında Avrupa Birliği Ziyaretçi Programı (EUVP) bursiyeri seçilmiştir. 2024 ise TEFF bursiyeri olmuştur.
Türkiye–AB ilişkileri, anayasal reformlar, barış süreçleri ve dış politika alanlarında çalışan Aybars; DSP, TEPAV, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi ve CHP’de Ünal Çeviköz’ün danışmanlığını yapmıştır. Gazeteciliği güçlendirme çerçevesinde um:ag bünyesinde proje yazmış ve yürütmüştür. Hâlen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a dış politika ve dış ilişkiler alanlarında danışmanlık yapmaktadır. Belçika merkezli JournalismFund’un Danışma Kurulu üyesidir. T24, BirGün ve Cumhuriyet’te yazıları yayınlanmıştır. Halen Kısa Dalga için düzenli yazılar ve podcast içerikleri üretmektedir.