Yapay zeka üretir, insan var eder

Yapay zeka ses üretti, görüntü üretti, hikaye kurdu. Ama nefes alamadı, yorulamadı, göz göze gelemedi. Bu yüzden en dijital üretim bile eninde sonunda fiziksel bir karşılık aradı. Makine başlattı. İnsan tamamladı.

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Müzik listelerinin zirvesine yerleşen Neon Oni, ilk bakışta kusursuz bir başarı hikayesi gibi görünüyordu. Tokyo merkezli, yedi kişilik, estetik olarak rafine, müzikal olarak hatasız bir grup… Ancak kısa süre içinde ortaya çıkan gerçek, bu başarıyı bambaşka bir tartışmanın merkezine taşıdı. Ne o müzisyenler vardı, ne de o müzik bildiğimiz anlamda üretilmişti. Her şey yapay zekanın kurgusuydu.

Normal şartlarda hikayenin burada bitmesi gerekirdi. Ama bitmedi. İnsanlar gruptan vazgeçmedi. Aksine, onu gerçek olmaya zorladı. Çünkü ortada bir aldatılmadan çok, hissedilen bir eksiklik vardı.

Dijital bir ürün fiziksel deneyime dönüştü

Yapay zeka kusursuzluğu hızla üretti. Hatasız sesler, matematiksel olarak dengelenmiş melodiler, pürüzsüz görseller… Neon Oni tam olarak buydu. Ancak insan zihni, fazlasıyla kusursuz olanla uzun süre bağ kuramadı.

Dinleyici önce etkilendi, sonra sorgulamaya başladı. Kliplerdeki tekrar eden hareketler, duygudan arındırılmış bakışlar, fazla doğru akan sahneler… Bunlar yalnızca teknik detaylar değil, sezgisel kırılma noktaları oldu. Çünkü kusur, bir eksiklik değil; bir kanıttır. Ve o kanıt ortada yoksa, şüphe kaçınılmazdır.

Neon Oni’nin ifşası da böyle gerçekleşti. Ancak dinleyicilerin tepkileri vazgeçmek değil, sahiplenmek oldu. Yapay zekayla üretilmiş şarkılar bir anda talep yarattı; insanlar sadece dinlemekle yetinmedi, görmek istedi. Bu noktada Tokyo’daki gerçek müzisyenlerle anlaşma sağlandı, sahne hazırlandı, grup fiziksel varlığıyla buluşturuldu. Yani ifşadan kısa bir süre sonra dijital bir ürün, fiziksel bir deneyime dönüştü.

Yapay zeka sanatçıların yerini alabilir mi?

Neon Oni’nin hikayesi, yapay zekanın sınırlarına dair önemli bir gerçeği görünür kıldı. Yapay zeka, sanatçının yerini alabilir mi sorusu bu örnekle farklı bir anlam kazandı.

Yapay zeka müziği üretebilirdi. Dinlenmeler geldi. Listelerde zirveye oynadı. Ama tek başına yetmedi. Çünkü müzik yalnızca işitsel bir deneyim değildir. Konsere gitmek, bas gitarın göğüste yarattığı titreşimi hissetmek, kalabalığın ritmine eşlik etmek, sanatçıyla kurulan o kısa ama yoğun bağı yaşamak… Bunların hiçbirinin dijital bir karşılığı yoktur.

Neon Oni milyonlarca dinlenmeye ulaştı, viral oldu, konuşuldu. Ama bir noktada dinleyici, fiziksel bir varlık, bir his yaşamak istedi.

Deneyim tek bir duyuya indirgenemez

Geleneksel müzik üretiminde süreç bellidir: Önce sanatçı vardır, sonra üretim gelir, ardından dinleyici oluşur. Neon Oni bu sıralamayı tersine çevirdi. Önce yapay zeka müziği üretildi. Ardından bir kimlik inşa edildi. Kitle oluştu. Ve en sonunda gerçek müzisyenler devreye girdi.

Bu model, bir start-up mantığıyla çalıştı. Önce ürün, sonra pazar doğrulaması, ardından yatırım. Bu kez ürün bir müzik grubuydu.

Ancak Neon Oni insan deneyiminin doğasına dair çok basit bir gerçeği bizlere hatırlattı. Deneyim tek bir duyuya indirgenemez. Bir şarkıyı dinlemek, onu yaşamak değildir. Tıpkı bir yemeğin fotoğrafının doygunluk hissi vermemesi gibi, bir konser kaydı da o anın enerjisini taşıyamaz.

Yapay zeka müziğin işitsel boyutunu neredeyse kusursuz şekilde taklit edebilir. Ama müzik yalnızca işitmekten ibaret değildir. Ritüel, mekan, topluluk ve andır. Ve yapay zeka tam burada durur. Çünkü var olmak, yalnızca üretmekle tamamlanmış sayılamaz.

Üretmek var etmeye yeter mi?

Neon Oni’nin hikayesi bir skandal olarak başladı, ama bir gerçeği netleştirdi. Yapay zeka üretimi mümkün kılabilir, ama varlığı garanti edemez.

Yapay zeka ses üretti, görüntü üretti, hikaye kurdu. Ama nefes alamadı, yorulamadı, göz göze gelemedi. Bu yüzden en dijital üretim bile eninde sonunda fiziksel bir karşılık aradı.

Makine başlattı. İnsan tamamladı.

Ve bence tamamlanan şey ne kadar kusurlu olursa olsun, insan ile gerçekten var oldu.

İlke Atik Taşkıran, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İstatistik Bölümü’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı’nda tamamlamıştır. Dijitalleşen medyanın toplumsal etkileri üzerine akademik çalışmalar yürütmektedir. Stratejik iletişim, medya okuryazarlığı ve içerik geliştirme alanlarında hem saha uygulamaları hem de akademik katkılar sunmaktadır.

Kurucusu olduğu iletişim ajansında Marka & İletişim Direktörü olarak görev almakta ve stratejik iletişim projelerine liderlik etmektedir. İletişim yönetimi alanında 15 yılı aşkın deneyime sahip olan Taşkıran, birçok sektörde iletişim kampanyaları tasarlamış; ayrıca içerik üretimi, görsel hikâyeleştirme ve stratejik anlatı tasarımı konularında çalışmalar yürütmüştür.

Köşe Yazıları Haberleri