Yapay zekâ yalnızlığı azaltıyor mu? Bilim temkinli, piyasa emin

İLKE ATİK TAŞKIRAN I Teknolojinin tarihi çoğu zaman icatların hikâyesi olarak anlatılır. Oysa belki de biraz da yetişmeye çalışan bilimin hikâyesidir. Çünkü bazı teknolojiler, etkileri tam anlaşılmadan hayatımıza yerleşir; onları anlamaya çalıştığımızda ise çoktan gündelik alışkanlıklarımızın bir parçası olmuşlardır.

İLKE ATİK TAŞKIRAN

Yapay zekâ çağının belki de en dikkat çekici özelliklerinden biri, teknolojinin artık bilimsel uzlaşmayı beklememesi. Bir zamanlar yeni bir ürünün ya da uygulamanın etkileri uzun yıllar araştırılır, sonuçları tartışılır, ardından hayatın içine girerdi. Bugün ise sıralama değişmiş durumda. Ürün önce kullanılıyor, alışkanlıklar oluşuyor, bilim ise bu dönüşümü sonradan anlamaya çalışıyor.

Yapay zekâ destekli sohbet botları bu değişimin en güncel örneklerinden biri. Artık milyonlarca insan bu sistemlerle yalnızca bilgi almak için konuşmuyor; dertleşiyor, tavsiye istiyor, duygularını paylaşıyor ve kimi zaman onları bir arkadaş gibi görüyor. Peki bu ilişki gerçekten yalnızlığı azaltıyor mu?

İlginç olan şu ki, bu soruya bilim dünyasının henüz ortak bir cevabı yok.

İki hakemli dergi, iki zıt cevap

Nisan 2026'da Journal of Consumer Research'te yayımlanan bir araştırma, yapay zekâ arkadaşlarının yalnızlık hissini azaltabildiğini ve bazı durumlarda insan sohbetine yakın düzeyde psikolojik destek sağlayabildiğini ortaya koydu. Çalışmanın yazarları arasında Ankara merkezli Marsdata Academic'ten iki Türk araştırmacının bulunması da dikkat çekiciydi.

Ancak aynı ay yayımlanan bir başka çalışma, bambaşka bir sonuca ulaştı. Psychological Science dergisinde dört ülkeden iki binden fazla katılımcıyla yürütülen ve on iki ay süren araştırma, sohbet botlarının kullanımındaki artışın zaman içinde yalnızlığın da artmasını öngördüğünü gösterdi.

İki saygın dergi, aynı soru ve birbirine zıt iki sonuç.

Aslında bu tablo, bilimin başarısızlığını değil, nasıl çalıştığını gösteriyor. Bilim, tek bir araştırmayla kesin hüküm vermez. Farklı yöntemleri, farklı örneklemleri ve farklı koşulları karşılaştırarak zaman içinde daha sağlam bir bilgi üretmeye çalışır. Sorun da tam burada başlıyor. Bilim temkinli davranırken, piyasa bu temkini beklemiyor.

İnsan ilişkileri dönüşüyor mu?

Mart 2026'da Aalto Üniversitesi araştırmacıları, bu çelişkiyi "ilişkisel paradoks" kavramıyla açıklamaya çalıştı. Yapay zekâ sohbet botları kullanıcılarını yargılamıyor, reddetmiyor, sabırlarını tüketmiyor. Günün her saati ulaşılabilir olmaları ve koşulsuz bir ilgi hissi sunmaları kısa vadede rahatlatıcı olabiliyor. Ancak tam da bu nedenle gerçek insan ilişkileri daha zahmetli, daha yorucu ve daha fazla emek gerektiren yapılar olarak algılanmaya başlayabiliyor.

Belki de mesele, yapay zekânın yalnızlığı azaltıp azaltmaması değil; insan ilişkilerine dair beklentilerimizi sessizce dönüştürmesi.

Bu dönüşümün ne kadar hızlı yaşandığını gösteren veriler de var. RAND'ın Haziran 2026'da yayımladığı araştırmaya göre, ABD'de yaklaşık her beş gençten biri ruh sağlığı konusunda tavsiye almak için sohbet botlarına başvuruyor. Bu oran, yapay zekânın artık deneysel bir teknoloji olmaktan çıkıp gündelik yaşamın sıradan bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor.

Dikkat çekici olan ise bu yaygınlaşmanın bilimsel uzlaşmadan çok önce gerçekleşmiş olması. Yapay zekâ arkadaşları için abonelik modelleri oluşturuluyor, kişiselleştirilmiş dijital karakterler geliştiriliyor, yeni iş modelleri kuruluyor ve milyarlarca dolarlık bir ekonomi büyüyor. Bilim hâlâ "etkisi nedir?" sorusuna kesin bir yanıt ararken, piyasa "ürün hazır" diyerek yoluna devam ediyor.

Piyasa bilimi beklemiyor

Aslında bu durum yalnızca yapay zekâya özgü değil. Sosyal medya da benzer bir süreçten geçmişti. İnsanları birbirine yakınlaştıracağı vaadiyle hayatımıza girdi; yıllar sonra ise bilim, yoğun kullanımın psikolojik ve toplumsal sonuçlarını tartışmaya başladı. Bugün aynı döngüyü yapay zekâ için izliyor olabiliriz. Fark şu ki, bu kez karşımızda yalnızca içerik sunan platformlar değil, bizimle konuşan, bizi dinleyen ve duygusal bağ kurabilen sistemler var.

Teknolojinin tarihi çoğu zaman icatların hikâyesi olarak anlatılır. Oysa belki de biraz da yetişmeye çalışan bilimin hikâyesidir. Çünkü bazı teknolojiler, etkileri tam anlaşılmadan hayatımıza yerleşir; onları anlamaya çalıştığımızda ise çoktan gündelik alışkanlıklarımızın bir parçası olmuşlardır.

Belki yıllar sonra bugünkü araştırmalardan birinin haklı çıktığını göreceğiz. Belki de ikisinin de eksik kaldığını anlayacağız. Ama o gün geldiğinde değişmiş olacak olan yalnızca bilimsel literatür olmayacak. Çok daha önce değişmiş olan, gündelik hayatımız, ilişki kurma biçimimiz ve "birine anlatma" ihtiyacımızı karşılama şeklimiz olacak.

Bilimin cevapları zaman ister; ama piyasa hiçbir zaman o kadar sabırlı davranmaz.

Köşe Yazıları Haberleri