Yurttaştan “terörist” yaratmak: Filton 4 kararını veren İngiliz yargıç Johnson'a açık mektup

Emekli yargıç Dr. Orhan Gazi Ertekin, İngiliz Yargıç Jeremy Johnson’a açık bir mektup yazarak seslendi. Ertekin, Filton 4 davasında dört Palestine Action (Filistin için Eylem) aktivistinin mala zarar verme suçlarının “terörizm bağlantılı” sayılmasının, yalnızca sanıkların değil, Birleşik Krallık’taki bütün yurttaşların hak ve özgürlüklerini tehdit eden bir kapı açtığını ifade etti.

​​​​​Emekli yargıç Dr. Orhan Gazi Ertekin, İngiliz Yargıç Jeremy Johnson’a açık bir mektup yazarak seslendi. Ertekin, Filton 4 davasında dört Palestine Action (Filistin için Eylem) aktivistinin mala zarar verme suçlarının “terörizm bağlantılı” sayılmasının, yalnızca sanıkların değil, Birleşik Krallık’taki bütün yurttaşların hak ve özgürlüklerini tehdit eden bir kapı açtığını ifade etti.

Yargıç Jeremy Johnson’a Açık Mektup

Sayın Yargıç Jeremy Johnson,

Üzülerek söylemeliyim ki Filton 4 kararınız* ile açılan kapı yurttaşlarınızın hak ve özgürlüklerine yönelik kalıcı ve kurumsal bir tehdidin bir yargıç eliyle uygulamaya konulması anlamına gelmektedir. Oysa 1937 tarihli Cenevre Konvansiyonu görüşmelerinde Birleşik Krallık temsilcisi tarafından sürekli hatırlanması gereken bir ders bırakılmıştı geriye. Majestelerinin temsilcisi söz konusu görüşmeler sırasında terörizm ve suç ilişkisine dair Konvansiyon önerisinin “Birleşik Krallığın kıskançlıkla koruduğu özgürlükleri tahrip etme tehlikesi” taşıdığını ileri sürmüş ve anlaşmayı imzalamaktan çekinmişti.

İngiliz diplomasisinin yaklaşık bir asır kadar önce yaptığı bu can alıcı öngörü maalesef Filton 4 kararı ile bir kez daha doğrulanmış görünmektedir. Kaldı ki öngörülen “tehlike”den çok daha ciddi bir tarihsel eşik bu kararla açılmış olmaktadır. Bir yandan tüm yurttaşlar keyfi kararlarla belirsiz ve güvensiz bir geleceğe doğru sürüklenirken diğer yandan da mahkemeler hukuk dışılığı hukuksallaştırma aracına dönüştürülmektedir. Karar her şeyden önce bu iki ciddi tehlikeyi başlattığı için kaygı vericidir.

Sayın Yargıç,

Size Türkiye gibi otoriterlik eşiğini çoktan geçmiş bir ülkede 26 yıl yargıçlık yapmış bir meslektaşınız olarak yazıyorum. Benim ülkem terörizm suçlaması ile on binlerce yurttaşımızın on yıllardır cezaevine konulduğu ve halen de bu uygulamaya devam edildiği bir örnek ülke. Hatta durum o kadar vahim bir hale gelmişti ki birkaç yıl önce “Hepimiz nasıl terörist olduk?” başlığı ile bir gazete makalesi bile yazdım. Daha birkaç gün önce “Türkiye çöl olmasın” sloganını kullanan “erozyonla mücadele ve ağaçlandırma vakfı”nın üyeleri terörizm suçlaması ile tutuklandılar. Savcı, vakıf üyelerinin “terör eylemi hazırlığı” içinde olduklarını iddia etti ve mahkeme de tek eylemleri kuş cenneti doğa pikniğine katılmak olan üyeleri tutuklama kararı verdi. Bu kararı ilk anda fazlasıyla inanılmaz ve absürt bulabilirsiniz. Eğer böyleyse bu sizin dünyaya hala iyi niyetle baktığınızı gösterir ki bu çok umut verici de olur. Ne var ki Türkiye’de daha birkaç gün önce verilen bu karar hayal ürünü değil bir gerçek. Tıpkı Filton 4 kararının gerçek olduğu gibi. Nitekim terörizm suçlamasının bu şekildeki gelişigüzel kullanımı yolunun açılması absürt olan ile gerçek olanın içiçe geçtiği katastrofik bir yargı kültürünü de beraberinde getiriyor.

Sayın yargıç,

Oldukça belirsiz ve keyfi kullanıma açık bir kategori olan terörizm kavramının ceza hukukuna yerleştirilmesi çabaları İngiliz diplomasisinin on yıllar önce uyardığı üzere yurttaşı ve haklarını yok eden bir süreç başlatmıştır. Nitekim P. Hilyard’ın pek yerinde vurguladığı gibi terörizm bahsi ülke içinde “terörist” olarak adlandırılan ve “yurttaş”tan farklılaşan bir “topluluk” üretilmesine yol açtığı için tehlike sadece belirli topluluklara yönelik değil tüm Birleşik Krallık yurttaşlarına yöneliktir. Bu yolla hukuksal alan “yurttaş” ve “terörist” arasında bölünmekte ve her ikisi arasındaki olağanüstü belirsizlik keyfi yorumlarla doldurulmaktadır.

Şu gerçeği artık fark edip acilen önlem anlamamız gerekir: Anti Terörizm söylemi ile 1970’lerden bu yana yeni bir rejim türü ve buna uygun bir kurumsal, kültürel yapı inşa edilmekte ve maalesef ne politikacılar ne hukukçular ne de akademi bu gelişmelerin yarattığı tehditleri yeterli biçimde fark edememektedir.

Sayın Yargıç,

Filton 4 kararı ingiliz diplomasisinin 1937 tarihli dersini bugün daha çok hatırlamamız ve hatırlatmamız gerektiğini gösteriyor. Aksi taktirde İngiliz yargı geleneğinin hiç hatırlamamamız gereken bir kadim geleneğini bir yanlış anlamayla bugün yeniden yürürlüğe sokmuş oluruz: Fatih William İngiltere’ye bir yargı geleneği olarak “savaşarak yargılama” (trial by battle) uygulamasını getirmişti. Şimdi bunu “yargılayarak savaşma” (battle by trial) formülüne dönüştürmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyoruz..

Filton 4 kararını yeniden gözden geçirerek “Birleşik Krallığın özgürlükleri kıskançlıkla korumaya devam” etmesini sağlamanızı diliyorum…

Saygılarımı sunar, çalışmalarınızda başarılar dilerim…

Dr. Orhan Gazi Ertekin - Emekli yargıç

* EDİTÖRÜN NOTU:

“Filton 4” olarak anılan dava, Palestine Action bağlantılı Charlotte Head, Samuel Corner, Leona Kamio ve Fatema Zainab Rajwani’nin 6 Ağustos 2024’te Bristol yakınlarındaki Filton’da, İsrailli silah şirketi Elbit Systems’a ait tesise girerek ekipmanlara zarar vermelerine ilişkin yargılamadır. Dört aktivist jüri tarafından terör suçundan değil, mala zarar verme suçundan mahkûm edildi; Corner ayrıca bir polis memuruna ağır bedensel zarar verme suçundan suçlu bulundu. Yargıç Jeremy Johnson ise 12 Haziran 2026 tarihli ceza kararında, eylemin ciddi mal zararına yol açtığı, Birleşik Krallık hükümetini etkilemeyi ve Elbit ile bağlantılı işletmelerde çalışanları korkutmayı amaçladığı, ayrıca siyasi veya ideolojik bir amacı ilerletmek için gerçekleştirildiği gerekçeleriyle mala zarar verme suçunun “terörizm bağlantılı” olduğuna hükmetti. Johnson, bu bağlantıyı cezayı ağırlaştırıcı neden sayarak sanıklara özel hapis cezaları verdi ve dört aktivistin 15 yıl süreyle terörizm bildirim yükümlülüklerine tabi tutulmasına karar verdi.

Köşe Yazıları Haberleri