ALİN OZİNİAN
Her cümle ağızdan çıktığı anda sahibinden uzaklaşır.
İnsan çoğu zaman söyleneni değil, kendi içinde yankılananı duyar. Karşısındakini olduğu haliyle değil, kendi korkuları, arzuları, eksikleri ve hatıraları arasından görür.
Oysa insanların derinini görmek isteriz hep. Gerçekten görmek, karşımızdakine dair kurduğumuz bütün ihtimalleri bir süreliğine susturabilmektir. Kim olduğunu merak edebilmektir.
Kolay değildir bu. Hayal ettiğin bir “o” ve onun hayal ettiği bir “sen” vardır. Dahası, ona gösterdiğin bir “ben” ve onun sana sunduğu bir “o” vardır. Ardından ise hakikatlerimiz gelir. Birden kalabalıklaşırız. Anlaşmak güçleşir.
Sınav belki tam da burada başlar: Görmekte. Görebilmekte. Görebilmek için gayret etmekte.
Birini görmeye başlayınca insan kendisiyle de karşılaşır. Onun mutluluğunda kendi acısına, onun meşguliyetinde kendi yalnızlığına, onun cesaretinde kendi korkularına rastlar. Kendinden uzaklaşmak için baktıklarında aniden kendini görmek, kaçış yok demektir.
Dur ve bak. Gör ve tamamlan.
Zahrad’ın şiirlerinde beni çeken budur. İnsana uzun uzun bakar Zahrad. Ama hüküm vermez. Açıklamaz, teşhis etmez, büyütmez. Ve hayatın en küçük ayrıntılarından insanın en derin yerine ulaşır.
Masamın üzerinde duran, Zahrad’ın şiir seçkisinin adı Ferah Tut Yüreğini. Bir kitap başlığından ziyade ışıklı bir dilek, zarif bir öğüt sanki.
Zahrad’ın en büyük özelliği sadeliği bu kadar görkemli kullanabilmesi ve acıyı güler yüzle karşılamasıdır bana göre. O, karmaşayı ve muğlak olanı sadeleştirir. O kadar sadeleştirir ki canını bu derece yakanın bu sadelik olabildiğine inanmak istemezsin.
Yüzeyde görüneni şaşırtıcı şekilde derunileştirir. Anlamı sakin gözüken kelimelerin içine zerk eder, bir bakarsın ıstırap olmuşlar.
Üç yaşında kaybettiği babası için yıllar sonra şu şiiri yazar:
“Ben
Movses’in oğlu
Terk etmiş dünyayı erkenden
Bir toprak yığını gösterip
İşte baban dediler
Baba
benim babam
toprak
Ben
Toprağın oğlu.”
Babasından ayrı kalmış bir çocuğun, acıyla nasıl olgunlaşabileceğini ya da belki de hiç olgunlaşamayacağını şu dizelerle anlatır başka bir şiirinde:
“Bir merhaba diyemedik birbirimize
Bir çift laf edemedik karşılıklı
Babamla ben
Ne bilebildim nasıl biriydi o
Ne bilebildi nasıl biri oldum ben
Şimdi ondan yaşça daha büyük
Bazen anımsarım onu şefkatle
Ağabeyi gibi…”
Müthiş bir yalınlık vardır Zahrad’ın dilinde. Çokun değil azın sarstığını öğreten şiirlerdir bunlar. Tüm bu derinliğin içinde ruhu okşayan bir duyarlılık, bir incelik, hatta ne olursa olsun vazgeçme kendinden çağrısı vardır.
“Bir kez harcamayagör
çabuk tükenir sayılı aşk, suyunu çeker
sen bir zamanlar sanmıştın ki aşkın sınırı yok
oysa var ve o sınır sensin şimdi”
Zahrad, hayatın gözden kaçmış ayrıntılarını sever; o ayrıntılar ile var eder, bütün eder hayatı. Uçlara götürür getirir okuru. Hem hayatı hem ölümü aynı anda gösterir, varlıktan yokluğa hatta yokluktan varlığa bir yol açar.
“Kuyu
tersine dönmüş gezgin kuyularız biz
her birimiz
boyu kadar derin.”
Zahrad öteki olmanın acısını içinde taşır. Yağ şiirinde farklı olma hâlini, ‘karışamama’yı ve buna rağmen karışamadığı dünyaya duyduğu derin sevgiyi çok dokunaklı anlatır.
“Siz hepiniz deniz
fırtınalı ve büyük
ben o denizin içinde
ben o denizin içinde bir yağ damlası
hülyalı
dalganın yüzeyinde siz hepiniz fırtınalı ve büyük
deniz yüreğimin içinde.”
Ayrıca, bir kediseverdir şairimiz. Toplumsal sorunları, gönül ilişkilerini kediler üzerinden anlatmakla kalmaz, kedi ve insan arasındaki bağın duygusal tarafını da hissettirir şiirlerinde.
“Mahallede on kedi varsa
biri sensin
yüz kedi varsa
biri yine sen
– ama bu kez yüzde birsin –
oysa okşadığım – tek bir kedi –
o kedi, yüzde yüz sensin.”
Zahrad’ı önemli kılan şey aykırılığı ve kalıpların dışına çıkma arzusudur. Her sanatçı böyle değil midir, diyebilirsiniz. Bilmem, belki de öyledir. Ama Zahrad, insana vurmadan, acıtmadan nüfuz eder; zarafetle ulaşır içerideki gizli dünyaya.
Korkuları, huzursuzlukları bulur, sarsar ama kanatmaz. Kendine özgü tavrı, umut dolu diliyle “acı da ölüm de hayata dair” der.
Cesareti ve yaşamı yüceltir Zahrad, ne olursa olsun mutluluğu aramayı, her şeye rağmen hayata sahip çıkmayı önerir şiirlerinde.
“Mutluluğu
mutlak surette ufukların ötesinde sananlar
yanılır
değil mi ki avuçlarının içindedir mutluluk
mutluluğu
mutlak surette avuçlarının içinde sananlar
yanılır
değil mi ki ufukların ötesindedir mutluluk
herhangi bir fikri olmayanlar
asla yanılmaz”
Zahrad yaşamın tadını ve gizlendiği kuytuları anlatır. Küçükteki büyüklüğü, sakinlikteki kudreti, duruluktaki ihtişamı anlatır.
Ne kadar pahalıya, ne kadar gözyaşına mal olsa da yaşamın tadını unutmamaya çağırır. Zahrad, hayal ettiğimiz hayatın bir bedeli olabileceğini de hatırlatır. Ulaşsak da ulaşmasak da tadın vazgeçmemekte saklı olduğunu fısıldar.
“Dört koyundular
İlkini kestiler önce
İkincisini haklarlarken tam
Kaçmayı denedi üçüncüsü
On metre gitti gitmedi
Enselediler
Ben o üçüncüsünün etinden yedim
Yaşam tadı vardı”