GÜLSEVEN ÖZKAN
Hafta içi sıcak bir gün… Anadolu Yakası’ndan Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ne gitmek için yola çıkıyoruz. Merkeze tek bir otobüsle ulaşmak mümkün değil. Önce otobüse biniyoruz, E-5 üzerindeki Tuzla Köprüsü’nde iniyoruz, başka bir durağa geçip tekrar otobüse biniyoruz. Okulların bulunduğu bölgede bir kez daha araç değiştiriyoruz. İki saati aşan yolculuğun sonunda ilçe merkezinden giderek uzaklaştığımızı anlıyoruz…
İndiğimiz durak çevre yolunu andıran bir yolun biraz uzağında… Çevrede market ya da su alabileceğimiz bir yer yok. Etraf boş arazi ve ağaçlık alanlarla çevrili. Uzaktan beyaz binalar görünüyor. Aynı yöne yürüyen iki kişiyle karşılaşıyoruz. Biri ilk kez geldiğini, içerideki tanıdığını görüp göremeyeceğini bilmediğini söylüyor. Diğeri göçmen bir kadın; işlemleri için merkeze çağrılmış. Yokuşu birlikte çıkıyoruz… Merkeze yaklaştıkça güvenlik kameraları belirginleşiyor. Kampüsün çevresinde, yolu, duvarları ve girişleri gören kameralar var. Bazıları yalnızca yolu, bazıları ise merkezin farklı bölümlerini görüyor. Duvar ve tellerle çevrili alan, dışarıdan bakıldığında bir cezaevini andırıyor. Kampüsün önündeki görevli daha soru sormadan kayıt işlemlerinin yapıldığı binaya yönlendiriyor. O sırada saat 12.38 ve merkezin girişinde toplu yemek servisi yapan aracı görüyoruz. Dışarıdan oldukça kapalı ve sessiz görünen merkezdeki araç, içeride yüzlerce kişinin günlük yaşamının burada yüksek duvarların ardında sürdüğünü hatırlatan birkaç görüntüden biri oluyor.
Bu görüntünün ardından ana girişin önünden geçip üst tarafında kalan binaya geçiyoruz… Burada avukat ve ziyaretçi formu dolduruluyor. Öğle arasında saat 13.00'ü bekleyenler var. Ziyaret için yalnızca birinci derece yakınların ve avukatların içeri alınabildiği söyleniyor. Örneğin, soyadı uyuşmadığı için bir kişinin tanıdığı içeride olmasına rağmen görüşmesine izin verilmiyor. Bir görevli, çevrede neden hiçbir işletme olmadığını sorunca, buranın “mahrem bölge” olduğunu söylüyor.
32 merkezde 18 bin kişi
Merkeze dışarıdan gelenler için burası yalnızca merkeze ulaşmakla biten bir yolculuk değil; çevresinde bekleyebilecekleri, ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir alanın da olmadığı bir süreç…
Bir ülkeye savaşın, yoksulluğun, zulmün ya da ölüm korkusunun içinden kaçıp sığınmak, çoğu insan için hayatını kurtarma çabasıdır. Ancak Türkiye’ye ulaşabilen herkes için bu yolculuk mutlu bitmiyor. İnsan ticaretinin mağduru olanlar, çocuklarıyla yolculuk edenler, hastalığı bulunanlar ya da bu yolculuğun içinde yer alabilenler. Türkiye’de düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilme süreci tamamlanıncaya kadar tutulduğu geri gönderme merkezleri, işte bu insanların hayatlarının bir başka aşamasını oluşturuyor. Birçoğu için ikinci belirsizlik burada başlıyor. Ne kadar süreyle tutulacaklarını, nereye gönderileceklerini, sağlık sorunlarının nasıl karşılanacağını, ailelerinden ayrılıp ayrılmayacaklarını ya da haklarını nasıl arayabileceklerini bilmeden bekliyor. Öte yandan Türkiye’de 2018’de 18 olan geri gönderme merkezi sayısı 2022’de 30’a, 2024’te ise 32’ye yükseldi. Toplam kapasite 8 bin 276 kişiden 20 bin 540 kişiye çıktı. 2025 itibarıyla 25 ildeki 32 merkezin toplam kapasitesi 18 bin 780 kişi olarak açıklandı.
Bu dosya serisinde, bu merkezlerde tutulan insanların karşı karşıya kaldığı koşullara farklı başlıklardan bakıyoruz. Güvenlik uygulamalarından sağlık hizmetlerine, çocukların ve ailelerin durumundan eğitim ve sosyal haklara, hukuki başvuru yollarından merkezlerde yaşanan somut vakalara kadar uzanan bir tabloyu inceliyoruz.
“İmzala, git” iddiası
Tuzla’daki merkezde kapıda bekleyenlerin anlattıkları ise içeride tutulan kişilerin yaşadıklarına dair başka bir “görüntü” sunuyor.
Merkezin kapısında görüştüğümüz kişilerden biri, içeride bulunan Türkmenistanlı tanıdığının yaklaşık 2,5 yıldır Türkiye’de olduğunu söylüyor. Arkadaşının herhangi bir suç işlemediğini, kimlik çıkaramadığını ve şu anda merkezde tutulduğunu anlatıyor. İçerideki kişinin kendisine söylediklerini aktarırken kullandığı ifade tek cümleyle “Çok kötü durumdayız” oluyor.
Merkezde görüştüğümüz kişilerin en sık dile getirdiği başlıklardan biri sınır dışı işlemleri. Bir ziyaretçi içerideki kişilere sürekli olarak ülkelerine dönmeleri yönünde baskı yapıldığını iddia ediyor. Ona göre amaç, kişinin kendi isteğiyle geri dönmeyi kabul ettiği belgeyi imzalaması. Anlattığı şekliyle, “İmzalasın gitsin. İmzala, git, kurtul" denildiği iddiası. Arkadaşına yönelik “Niye buraya geldin, niye burada duruyorsun?” sözlerinin kullanıldığını öne sürüyor. Ziyaretçi, içeride kalanların belgeyi imzalaması halinde gönderilme sürecinin hızlanacağını düşündüğünü söylüyor. Başka bir ziyaretçi arkadaşından “Korkuyorum, çıkar beni, sürekli ‘deport edeceğiz’ diyorlar” ifadelerini duyduğunu iddia ediyor.
“Telefon için sıra, görüşmek için birkaç dakika”
Merkezin kapısında bekleyenlerin anlattığı bir başka sorun da iletişim. İçerideki kişiler ankesörlü telefon aracılığıyla dışarıyla iletişim kurabiliyor. Ancak görüştüğümüz ziyaretçiler telefon sırasının uzun olduğunu, sabah erken saatte sıraya girildiğini ve görüşmelerin kısa sürdüğünü söylüyorlar. Bir ziyaretçi içerideki yakınını görmek için geldiğini, geçen hafta yapılan görüşmeyi “Eşim 5 dakika görüştü” diyerek özetliyor. Aynı kişi, Avrupa Yakası’ndan haftada bir kez geldiğini söylüyor. Birinci derece yakınlık şartı nedeniyle bazı ziyaretçilerin içeri alınmadığını görüyoruz.
Başka ilden gelmenin yol maliyeti en az 4 bin lira
Görüştüğümüz başka bir kişi ise yakını olan kadının vize ihlali nedeniyle yaklaşık bir aydır içeride olduğunu söylüyor. Kadının evli olduğunu, buna rağmen sınır dışı edilmek istendiğini anlatıyor. Bu kişi farklı bir ilden her hafta Tuzla'ya geliyor. Yol masrafını, “2 bin lira geliş, 2 bin lira gidiş sadece yakıt” diyor. Ayrıca yemek ve konaklama ücretini hatırlatıyor.
“Cezaevinden daha kötü” iddiası
Kapıdaki başka bir kişi duyduklarını cezaevinde kaldığı süreçte yediği yemeklerle kıyaslıyor. Yemeklerin az, özensiz ve çoğu zaman etsiz olduğu söyleniyor. Bir başka ziyaretçi, içerideki yakını için haftada yaklaşık 2 bin lira harçlık gönderdiklerini anlatarak, “Burada parası olmayan aç kalacak” diyor.
Öğrendiğimize göre içeride bir kantin var, ancak 24 saat açık değil. Bu anlatımların yanında Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK) 2023 tarihli Tuzla Geri Gönderme Merkezi ziyaret raporunda, merkezde kahvaltı, öğle ve akşam yemeği verildiği belirtiliyor. Raporda kahvaltıda paketlenmiş küçük somun ekmek ve reçel verildiği bilgisi yer alıyor. Ancak ziyaretçilerin iddialarına göre yemeklerin besin değeri düşük ve yetersiz...
Geceleri fare ve böcek iddiası
Görüştüğümüz kişiler ise özellikle akşam saatlerinde fare ve böcek gördüklerini söylüyorlar. Merkezde çalışan bir görevli merkezin yakınındaki çöpleri göstererek, “Şu çöpün oraya akşam gelin, buradan en az 15 tane fare görürsünüz” diyor… Başka bir kişi ise odaların da böcek ve fare sorunundan etkilendiğini söylüyor. Bu sözler yalnızca ziyaretçilerin iddiasından ibaret değil. TİHEK’in 2023 tarihli ziyaret raporunda, odalarda canlı ve ölü böceklerin bulunduğu ve merkezde haşere sorunu olduğu tespitine yer veriliyor. Raporda, idarenin 6 ayda bir ilaçlama yaptığı bilgisi de yer alıyor.
İstanbul Barosu’nun Haziran 2026 tarihli Tuzla Geri Gönderme Merkezi'ne ilişkin raporunda da o dönemde yapılan ziyaret örnek gösterilerek nevresim, yastık ve battaniye gibi eksiklikler olduğu, bazı yatakların ise kırık ve kullanılamaz durumda olduğu bilgisi yer alıyor.
Altı kişi aynı odada
TİHEK’in 2023 tarihli raporunda merkezin prefabrik yapılardan oluştuğu, toplam 24 bin 953 metrekarelik alanda hizmet verdiği ve kapasitesinin 700 kişi olduğu belirtiliyor. Rapora göre merkezde etkinlik odası, yemekhane, ibadethane, spor alanları, çocuk parkı, revir, aile ve avukat görüşme odaları gibi bölümler var.
Raporda, prefabrik odalarda kalan kişilerin küçük pencereleri ve 3 adet iki katlı ranzası bulunan odalarda altışarlı gruplar halinde kaldığı, odalarda banyo ve tuvalet bulunduğu, kapılar açıldığında ağır koku geldiği ve zemin döşemelerinin tahrip olduğu belirtiliyor. . Raporda idarenin, "bu durumun merkezde uzun bir süredir tadilat olduğu için pek çok odanın kullanılamamasından kaynaklandığını" aktardığı yönünde bilgi yer alıyor. Konuştuğumuz ziyaretçi de kampüsün çok sağlıklı olmadığı yönünde bilgi aldığını söylüyor. Öte yandan konuştuğumuz ziyaretçi arkadaşının geceleri soğuk olduğu gerekçesiyle mont istediğini de anlatıyor. Ancak çevrede mont alacak bir yer yok. Bu nedenle montu satın alamadığını, merkeze para bırakacağını belirtiyor.
Hastalık içeride, hastane dışarıda
Görüştüğümüz kişilerden biri, içeride bulunan yaşlı yakınının ileri derecede şeker hastası olduğunu anlatıyor. İlaçlarının verildiğini, ancak besin değeri yüksek gıdalarla beslenemediği için sağlık durumunun zorlandığını söylüyor. “İlaçlarının düzenini kullanıyor. Ama düzgün beslenmediği için sıkıntı oluyor” diyor. Aynı kişi, ağır hastaların hastaneye götürülmesinin zor olduğunu iddia ediyor. Bunu avukattan duyduğunu belirtiyor. Başka bir ifadesinde ise psikolojik baskının sağlık sorunlarını ağırlaştırdığı ileri sürülüyor. “Hem stres altında, baskı altında olduğu için sıkıntıya giriyor...” ifadelerini kullanıyor.
Dolarla avukatlık ücreti
Resmi raporlar ve ziyaretçilerin anlattıkları yalnızca bunlar değil. Tuzla'da görüştüğümüz kişilerden bazıları hukuki yardım için ödenen paraların yüksekliğinden söz ediyor. Avukatlık ücretlerinin yaklaşık 1.000-4.000 dolar (48 bin ila 190 bin lira arası) seviyesinde olduğunu söyleyenler var. Bir ziyaretçi yakını için ilgilenen avukata 1.500 dolar verdiğini ifade ediyor.
Aynı merkezde geçmişte “tadilattadır” yazılı oda
Merkeze dair 2026 yılına ait rapor henüz yayınlanmadı. Merkeze yönelik 2023 tarihli TİHEK raporuna göre 145 normal, 9 hareketli, 2'si bozuk olmak üzere toplam 154 kamera bulunuyor ve görüntülerin 3 ay süreyle saklanabildiği belirtiliyor. Kameraların çokluğu, içeride yaşanan her olayın kayıt altına alınıp alınmadığı sorusunu beraberinde getiriyor. Konuştuğumuz ziyaretçiler, merkezde işkenceye veya fiziksel olarak kötü muameleye dair duyum almadıklarını söylediler. Ancak merkezin geçmişinde bazı iddialar gündeme geldi. Çünkü bunun çarpıcı örneği Tuzla hakkında TİHEK'in önceki incelemelerinde yer alıyor. 2023 tarihli raporda beş yıl içinde iki yabancının işkence ve kötü muamele iddiasında bulunduğu ve bu iddialarla ilgili adli ve idari soruşturmaların başlatıldığı bilgisi yer alıyor. 2026 ve 2025 yılına ait raporlar yayınlanmadığı için merkezdeki son dururumun resmi raporlara nasıl yansıdığı henüz bilinmiyor. Ancak yakın geçmişe yönelik resmi raporda önemli bilgiler yer alıyor.
13 Ekim 2022'deki habersiz ziyarette iddialardan birinin konu edildiği, kapısında “tadilattadır” yazan bir oda da TİHEK raporunda yer alıyor. Heyet, odadaki kameranın üzerinin naylon ve bantla kapatıldığını tespit etmişti. Yetkililer, odanın jandarma personeli tarafından giyinme odası olarak kullanıldığını söylemişti. TİHEK ise odanın giriş ve çıkışlarını gösterecek bir kameranın yerleştirilmesini uygun bulmuştu. Aynı raporda diğer kötü muamele iddiaları için kamera görüntülerinin incelendiği ve incelenen görüntülerde kötü muameleye rastlanmadığı da belirtiliyordu. Raporda idarenin "işkence ve kötü muameleye kurumsal bir müsamaha gösterilmediğini ve daha önce bir jandarma personelinin bu sebeple açığa alındığını bildirdiği" bilgisi de bulunuyordu.
Tuzla’da kaybolan kamera kayıtları
Aynı merkezde 2024 yılında yaşandığı iddia edilen bir darp olayı da TİHEK’in resmi kayıtlarında yer alıyor. Belgere göre, Tunus'ta hakkında arama ve tutuklama kararı bulunduğunu ve ölüm cezası gerektiren bir suçlamayla karşı karşıya olduğunu belirten M.M., Türkiye'ye sığındıktan sonra idari gözetim altına alındı. Şanlıurfa ve Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi'ndeki süreçlerin ardından 25 Nisan 2024'te Tuzla Geri Gönderme Merkezi'ne gönderildi.
Üç gün sonra M.M., tuvalette olması nedeniyle sabah sayımına geciktiğini, bu nedenle altı görevli tarafından bir odaya götürülerek darp edildiğini ve parmağının kırıldığını iddia etti. Odada kamera olmadığı, ancak koridorda olduğu öne sürüldü. Avukatın M.M. ile daha sonra yaptığı görüşmede olaya yönelik M.M.'nin vücudunda yaralar olduğu yönünde avukatın ifadeleri olduğu rapora yansıdı. Merkezin ve jandarmanın olay anlatımları farklıydı ve bu anlatımları destekleyecek kamera kaydı bulunamadı. Merkezden sorumlu kişilerin tuttuğu tutanakta M.M.'nin anlattıklarını doğrulayan bir güvenlik kamerası kaydı bulunmadığı TİHEK tarafından tespit edildi. Merkezin açıklamasına göre kameralar, elektrik kesintileri nedeniyle o an kayıt yapmıyordu. Fakat olayın gerçekleştiği tarih ve saatte elektrik kesintisi yaşandığını gösteren bir tutanak bulunmadı. 24 Mayıs 2024'te yapılan kontrollerde 37 kameranın geçmişe ait kayıt tutmadığı tespit edilmişti. Bazı tutanaklardaki tarih ve saatlerin de karalandığı TİHEK incelemesine yansıdı. Sağ elindeki hasarın nasıl oluştuğuna ilişkin de merkez yönetimi tarafından TİHEK'e açıklama sunulmadı. M.M.'nin merkeze getirildiği gün yapılan muayenede herhangi bir darp veya cebir izi bulunmuyordu. Olaydan sonraki hastane kayıtlarında ise “el bileğinde ve el düzeyinde eklem ve ligamentlerin çıkık, burkulma ve gerilmesi” tanısı konuldu ve eli alçıya alındı. Yaklaşık 20 gün sonra merkez hekiminin notunda da sağ başparmakta travma ve artan ağrıdan söz edildi. TİHEK'in değerlendirmesi sonucuna göre kötü muamele yasağı ihlal edildi. Kurul ayrıca konu hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Karar 16 Ekim 2024'te oybirliğiyle alındı. Bugün ise merkezin eskiye göre daha iyi hale geldiğini uzmanlar, avukatlar tarafından söylense de farklı sorunların yaşandığı ziyaret için gelenlerin ifadelerine yansıyor.
Niğde’de üç intihar girişimi, bir ölü
Geri gönderme merkezlerinin kapısından dışarıya yansıyan hikayeler, yalnızca yemek, telefon sırası ya da ziyaret saatlerinden ibaret değil. TİHEK’in merkezlere ilişkin raporlarında, içeride kalan kişilerin ruhsal durumuna ve kendilerine zarar verme vakalarına ilişkin çok daha ağır kayıtlar yer alıyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Niğde’de.
TİHEK’in Nisan 2026 tarihli Niğde Geri Gönderme Merkezi raporunda, 2024 yılında iki, 2025 yılında ise bir olmak üzere toplam üç “ası yöntemi ile intihar girişimi vakası” yaşandığı belirtiliyor. Ancak ziyaret tarihinde kendine zarar verme davranışı gösteren bir yabancının bulunmadığı belirtiliyor.
Etyopyalı merkezde ölü bulundu
Ayrıca Niğde'de bu raporun yayımlanmasından kısa süre sonra, Mayıs 2026'da Bor ilçesindeki Geri Gönderme Merkezi'nde Etiyopya uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğine ilişkin yerel haberler yayımlandı. Haberlere göre merkezde kalan kişi görevliler tarafından hareketsiz halde bulundu ve sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen hayatını kaybetti. Soruşturma başlatıldı ancak Göç İdaresi Başkanlığı'ndan yetkililer, soruşturmaya yönelik bilgi vermedi. Bilgi talebimize “Merkezlerde iyileştirme çalışmaları olduğunu ve TİHEK raporlarını dikkate aldıklarını İçişleri Bakanı’nın açıklamalarının geçerli olduğu” yanıtı verildi.
66 kişi psikiyatrik amaçla hastaneye sevk edildi
Niğde’deki merkeze yönelik raporda merkezdeki ruhsal sağlık tablosunun yalnızca bu üç vakadan ibaret olmadığını gösteriyor. 66 kişi psikiyatrik amaçla hastaneye sevk edilmiş, 20 kişiye ise psikososyal değerlendirme raporu verilmiş. Uzmanlara göre bu tablo, geri gönderme merkezlerinde insanların yalnızca sınır dışı edilmeyi bekleyen kişiler olarak görülmemesi gerektiğini, uzun süreli kapalı tutulmanın, belirsizliğin ruhsal durumlarını da doğrudan etkilediğini gösterdiği şeklinde.
Müşahede odaları, tuvaleti gören kameralar
TİHEK Niğde raporuna göre merkezde 4 müşahede odası bulunuyor. Bu odaların yalnızca merkez müdürünün talimatıyla kullanıldığı ancak kullanımlarına ilişkin kayıt defteri tutulmadığı belirtiliyor. Merkez yönetimi son bir buçuk yılda odaların kullanılmadığını bildirmiş. TİHEK heyetinin son altı aya ait kamera görüntüleri üzerinden yaptığı incelemede de odaların kullanıldığına rastlanmadığı aktarılıyor. Ancak aynı incelemede başka bir sorun ortaya çıkıyor. Müşahede odalarındaki kameralar tavana konumlandırılmış ve bu nedenle tuvalet bölümleri kamera açısından görülebiliyor.
Öte yandan raporda ülkesine dönecek yabancıların merkezden ayrılması sırasında işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin adli makamlara intikal eden bir şikayet bulunmadığı ifade ediliyor.
İstanbul’da intihar olayı yaşandı, yangın çıkış kapıları kilitli
İstanbul Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ne ilişkin 2026 raporunda da çeşitli tespitlere yer verildi. Raporda, geçtiğimiz yıl eylül ayında merkeze yapılan ziyarette belirlenen bulgular aktarıldı. Rapora göre, geçtiğimiz yıl ağustos ayında merkezde bir intihar olayı yaşandı. Olayda herhangi bir ihmal bulunmadığı belirtilirken, 2 personel hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldığı ve sürecin devam ettiği kaydedildi. İntihar eden kişinin merkeze getirilmeden önce bulunduğu geri gönderme merkezinde 2 kez intihar girişiminde bulunduğu da belirtildi.
Merkeze yeni kabul edilen bazı yabancıların kendilerine oda gösterilmeden blok girişlerinde bırakıldığı, kendi imkanlarıyla oda bulmalarının istendiği aktarıldı. Bazı yabancıların ilk geldiklerinde oda bulamadıkları için koridorlarda yatmak zorunda kaldıkları, kamera kayıtlarının da bu durumu doğruladığı belirtildi. Ziyaret tarihinde 4 telefonun arızalı olduğu, bazı yabancıların ise gece geç saatlerde sayım yapıldığı ve aramalar sırasında odalardaki eşyaların dağıtıldığı yönünde şikayette bulunduğu aktarıldı. Ayrıca yangın çıkış kapılarının kilitli tutulduğu tespit edildi. Merkez İdaresi, kapıların güvenlik gerekçesiyle kilitli tutulduğunu, yangın durumunda otomatik açılacak yangın kapılarının temini için gerekli çalışmaların başlatıldığını bildirdi.
2 görevli hakkında kötü muamele iddiasıyla soruşturma
Balıkesir Geri Gönderme Merkezi 2026 Raporu’nda daha önce yapılan ziyarette yönelik bulgular yer aldı. Rapora göre, odalardaki acil durum butonlarının kullanıma kapalı olduğu ve idarenin bunun gerekçesini, yabancıların butonların elektrik devresini sigara yakmak için kullanması olarak açıkladığı belirtildi. Ayrıca kötü muamele iddiası kapsamında 2 güvenlik görevlisi hakkında adli ve idari soruşturma bulunduğu, işkence iddiasıyla başlatılmış bir soruşturma olmadığı aktarıldı.
Öte yandan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 15 Mayıs 2026'da Erzurum Aşkale Geri Gönderme Merkezi'ni ziyaret etti. Bakanlığın ziyarete ilişkin açıklamasında, merkezlerin “hukuk ve insan haklarına saygı, kötü muameleye sıfır tolerans ve güvenli geri gönderme süreçleri” esas alınarak faaliyet yürüttüğü belirtildi. Açıklamada merkezlerin TİHEK, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Kamu Denetçiliği Kurumu ve uluslararası bağımsız kuruluşlar tarafından düzenli olarak denetlendiği ifade edildi.