Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi ve eski Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Dönmez hem akademik kimliği hem de Millî Eğitim Bakanlığı’ndaki görev deneyimi sayesinde okul terki meselesini yalnızca teorik değil, uygulamanın içinden gelen bir bakışla değerlendirdi.
Prof. Dr. Dönmez, “Okul terki sadece okuldan ayrılma değil, öğrencinin zihinsel ve duygusal olarak okuldan kopmasıdır” diye konuştu
“Eğitim politikaları tutarsız, amaç vekil olmaksa karar değişiyor”
Prof. Dr. Dönmez, bakanlık içindeki işleyişe dair önemli eleştirilerde bulundu. Sistemin yukarıdan aşağıya kurulduğunu ve uygulamada ciddi kopukluklar yaşandığını vurgulayan Dönmez “Önlemler alınmıyor, parasal kaygılar görülüyor. Veli ve öğretmen profili değişti, veli ile sağlıklı iş birliği gerçekleştirilemiyor” ifadelerini kullandı.
Bürokratik ve merkezi yapıdaki uygulamalara değinen Prof. Dr. Dönmez, sistemin yerelin, yani okulun, ihtiyaçlarına cevap veremeyecek kadar merkezileştiğini vurguladı. “Merkezi örgüt Bakanlık, her türlü karar Bakanlıktan alınıyor. Yerelin yönetim gelişmesi lazım. Okul müdürü inisiyatif olmalı. Ancak okul müdürleri emirleri yerine getiriyor. Bir kararın alınıp okulda uygulanması için harcanan zaman çok fazla” diyen Prof. Dr. Dönmez, eğitim politikalarının tutarsızlığına değindi. Prof. Dr. Dönmez bu durumu, “Süreklilik eksikliği, sistemin kalıcı çözümler üretmesini engelliyor. Bakan değiştiği zaman politika değişebiliyor. Gelen kişi, eski yönetimin eğitim projelerini uygulamak yerine farklı kararlar alıyor. Politik davranıldığı süreçler de yaşanıyor. Amaç bakanlıkta kalmak ve milletvekili olmak ise, buna göre kararlar veriliyor. Ayrıca, altta yaşanan sorunlar üste birimlere, yani Bakanlığa ulaşana kadar birçok birimden geçiyor ve hiç kimse kendisini olumsuz etkilemesini istemediği için sorunların tam olarak doğru aktarılmasında problemler var” sözleriyle özetledi.
Millî Eğitim Bakanlığı’na ayrılan bütçenin büyük bölümünün öğretmen maaşları başta olmak üzere personele harcandığını dile getiren Prof. Dr. Dönmezi, “Doğrudan eğitime ayrılan bütçe küçük, bütçe yoksa verilen kararın anlamı yok. Kaynak dağılımı ve kullanımı sistemin en zayıf halkalarından biri. Okul müdürü doğal gaz için ayrılan bütçeyi istediği başka bir konu için kullanamıyor" ifadelerini kullandı.
“Öğretmen yetiştirilmesinde sorunlar var”
Yeterince liyakat sahibi olmayan eğitimcilerin bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dönmez, eğitim fakülteleri dışında fen-edebiyat fakültelerinde de öğretmen yetiştirildiğini belirtti. Din kültürü öğretmenlerinin de ilahiyat fakültesinde eğitim aldığını hatırlatan Prof. Dr. Dönmez, pedagojik formasyonu olmayan eğitimcilerin varlığının nitelikli eğitime zarar verdiğini savundu. Bu durumun okul dışındaki çocuklara ulaşılması ve takip sisteminin sürekliliğinin sağlanmasında olumsuz etkilere yol açtığını anlattı.
“Rehberlik ve psikolojik destek eksikliği var”
Birçok bölümde rehberlik ve psikoloji dallarının olmamasına vurgu yapan Prof. Dr. Dönmez, “Bu durum, öğrencilerin sistem içinde destek bulamamasına yol açıyor. Üniversitelerde programların güncellenmesi lazım; başarılı öğrenciler seçilmeli” dedi.
Dönmez’e göre okul terkine yol açan başlıca nedenler:
- Yoksulluk
- Eğitsel yetersizlikler
- Ailevi problemler
- Sistemsel baskılar
- Psiko-sosyal etkenler
- Ulaşım ve altyapı ve güvenlik sorunları
- Toplumsal cinsiyet rolleri
- Erken yaşta evlilik
Prof. Dr. Dönmez’e göre özellikle güvenlik, ulaşım ve erken yaşta evlilik, toplumsal cinsiyet rollerinin kız çocuklarını daha fazla eğitimden koparıyor.
“Okula aidiyeti ve motivasyon sağlanmalı”
En kritik noktalardan birinin öğrencinin okulla kurduğu bağ olduğunu savunan Prof. Dr. Dönmez, “Ne zamanki çocuklar okuldan kaçmak yerine okula kaçmak isterse, sorun çözülür” dedi. Okul terkinin bireysel değil, sistemsel bir sorun olduğunu savunan. Prof. Dr. Dönmez’in çözüm öneri özetle şöyle:
Okul aidiyetine yönelik:
- Öğrenciye sorumluluk vermek
- Okulu cazip hale getirmek, tasarım- beceri ortamları hazırlamak gibi çalışmaların yapılması
- Öğretmen-öğrenci bağını güçlendirmek
Sistemsel düzeyde:
- Eğitimde düzenleme yapılmalı
- Müfredat sadeleştirilmeli
- Mesleki eğitim güçlendirilmeli
Sosyal ve ekonomik destek:
- Ailelere maddi destek artırılmalı
- Ücretsiz yemek sağlanmalı
Sistemin görünmeyen boyutunda neler var?
Eğitim Reformu Girişimi (ERG) politika analisti Kayıhan Kesbiç ise okul dışına çıkan çocuklar konusunda daha çok sistemin görünmeyen alanlarına dikkat çekiyor. Kesbiç’e göre mesele yalnızca okuldan ayrılmak değil, eğitim sisteminin dışında kalan çocukların izlenememesi ve korunamaması.
Kesbiç, özellikle yoksulluğun belirleyici rolüne işaret ederek yaş ilerledikçe çocukların eğitimden uzaklaşma riskinin arttığını söyledi. “15-17 yaş grubunda iş gücüne katılım ciddi seviyede. Neredeyse her dört çocuktan biri çalışıyor. Yaş büyüdükçe aileye katkı beklentisi artıyor ve çocuklar eğitim yerine gelir getiren işlere yöneliyor” dedi.
Kız çocuklarının eğitime erişiminde geçmişe göre iyileşme olduğunu belirten Kesbiç, bu tablonun her bölgede aynı olmadığını vurguladı. Bazı yerlerde hâlâ dezavantajların sürdüğünü ifade etti.
Taşımalı eğitim sonrası belirsizlik
Taşımalı eğitimde yapılan değişikliklerin ardından beklenen pansiyon geçişlerinin gerçekleşmediğine dikkat çeken Kesbiç, “Bu öğrencilerin ne yaptığına dair net veri yok. Ailelerin taşınmış olma ihtimali var ama sistem dışına çıkmış olmaları da olası” diye konuştu. Düzenleme sonrası pansiyon ve öğrenci sayısındaki düşüşün bu ihtimali güçlendirdiğini belirtti.
Açık lisede görünür ama izlenemiyor
Kesbiç’in en çarpıcı tespitlerinden biri açık öğretim sistemiyle ilgili. Açık liseye kayıtlı bir öğrencinin sistemde var göründüğünü ancak gerçek hayatının takip edilemediğini vurgulayan Kesbiç, “Çocuğun gün içinde nerede olduğu, nasıl bir çevrede bulunduğu bilinmiyor. Suça sürüklenme riski de dahil olmak üzere birçok alanda boşluk oluşuyor” dedi.
Okul ortamının sadece akademik değil, sosyal bir koruma alanı sağladığını belirten Kesbiç, öğrencinin öğretmen ve akranlarıyla temasının kopmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Takip sistemi yetersiz
Devamsızlık ve başarısızlık için bazı mekanizmalar bulunsa da bunların etkili olmadığını söyleyen Kesbiç, özellikle açık lise ve örgün eğitim dışındaki çocukların sistematik şekilde izlenemediğini dile getirdi. Öğretmen ve okul yöneticilerine aşırı yük bindirildiğini, bu nedenle sağlıklı bir takip sisteminin kurulamadığını belirtti.
“Çocuğun okulda olması, yaşadığı sorunların fark edilmesini sağlar. Sistem dışına çıktığında bu imkân ortadan kalkıyor” diyen Kesbiç, çocuk koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Sosyal hizmet ve güvenlik boyutu
Kesbiç’e göre çözüm yalnızca eğitim politikalarıyla sınırlı değil. Sosyal hizmet uzmanları ve güvenlik birimlerinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini belirterek, “Çocuğun öğretmenle temas kurabileceği, akranlarıyla bir arada olabileceği ortamlar yeniden oluşturulmalı” dedi.
MESEM’de tablo karmaşık
Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) konusunda tek bir nedenin belirleyici olmadığını ifade eden Kesbiç, öğrencilerin farklı motivasyonlarla bu sistemi tercih ettiğini söyledi. “Ailesine destek olmak isteyen de var, erken yaşta meslek edinmek isteyen de. Ancak burada sosyoekonomik bir ayrışma açık şekilde görülüyor” diye konuştu.
Denetim sürecine de değinen Kesbiç, bazı bölgelerde öğretmenlerin işletmeleri düzenli olarak takip edebildiğini, ancak öğrenci sayısının fazla olduğu yerlerde bunun zorlaştığını belirtti. “Bazı durumlarda ayda bir bile denetim yapılamıyor. Sistem burada aksıyor” ifadelerini kullandı.
Rehberlik hizmetleri yetersiz
Rehber öğretmen sayısının ihtiyacın altında olduğunu söyleyen Kesbiç, “250 öğrenciye bir rehber öğretmen düştüğünde birebir takip mümkün olmuyor” dedi. Okulların risk durumuna göre bu kadroların artırılması gerektiğini vurguladı.
Toplumsal bakış da etkili
Kesbiç, eğitimden kopuşun yalnızca bireysel nedenlerle açıklanamayacağını belirterek toplumsal algıya da dikkat çekti. “Eğitime dair inanç zayıflayabiliyor. Şiddet, sosyal çevre, medya içerikleri gibi birçok faktör öğrencinin okuldan uzaklaşmasında rol oynuyor” dedi
Psikolojik açıdan okul terkinin etkileri
Psikolog ve pedagog Dr. Öğr. Üyesi Özlem Özden Tunca okul dışında kalan çocukların yalnızca eğitimden değil, aynı zamanda gelişimlerini destekleyen temel bir yaşam alanından da uzaklaştığını vurguladı. Tunca’ya göre okul, çocukların özgüven kazanmasında, başarı duygusunu tatmasında ve potansiyellerini gerçekleştirmesinde kritik bir rol oynuyor. Bu bağın kopması ise çocukta yetersizlik hissini ve zamanla öğrenilmiş çaresizlik duygusunu beraberinde getirebiliyor.
Okulun aynı zamanda güçlü bir sosyal alan olduğunu belirten Tunca, eğitim dışına çıkan çocukların akran ilişkilerinden uzaklaştığını ve bunun yalnızlık ile dışlanmışlık hissini artırdığını ifade etti. Özellikle ergenlik döneminde bu kopuşun kimlik gelişimini zedelediğine dikkat çeken Tunca, çocukların kendilerini tanımlama süreçlerinin sınırlanabildiğini belirtti.
Gelecek algısının da bu süreçte zayıfladığını belirten Tunca, okuldan uzaklaşan çocukların uzun vadeli hedefler oluşturmakta zorlandığını, daha çok günü kurtarmaya odaklandığını söyledi. Dil gelişimi ve kendini ifade etme becerilerinde gerileme yaşanabileceğini belirten Tunca, bu durumun zamanla öfke, içe kapanma ya da davranış sorunları şeklinde ortaya çıkabildiğini ifade etti.
“Çocukluğundan uzaklaşıyor”
Okulun sağladığı koruyucu ortamdan uzak kalmanın çocukları daha riskli çevrelere açık hale getirdiğini de vurgulayan Tunca, erken yaşta ağır sorumluluklar üstlenen çocukların hem psikolojik hem de sosyal açıdan daha kırılgan hale geldiğini belirtti. Ayrıca tüm bunlarla birlikte suça sürüklenme ihtimalinin artığını savundu.
Tunca, “Okul dışında kalan bir çocuk yalnızca eğitim hakkından değil, çocukluğundan da uzaklaşır” diyerek, bu durumun toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini ve çocuk hakları açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu ifade etti.
Doğu’da eğitime ulaşmak daha zor
Okullardaki tablo Doğu ve Güneydoğu’da daha zor. Örneğin DEM Parti Hakkâri Milletvekili Öznur Bartın’ın verdiği bilgilere göre, Hakkâri altyapı ve eğitim eşitsizliklerinin en yoğun yaşandığı yerlerden biri. Özellikle kırsal bölgelerde internet ve haberleşme altyapısının yetersizliği, bölgede çocukların eğitim hakkını doğrudan kısıtlıyor, bazı köylerde öğrenciler hala uzaktan eğitime erişilemiyor ve çocuklar temel dijital hizmetlerden mahrum. Bartın’ın aktardığına göre, yoksulluk, çocuk işçiliği ve kız çocuklarının eğitime erişimde karşılaştığı engeller Hakkari’de daha derin bir toplumsal eşitsizlik yaratıyor.