Okulsuz Çocuklar 1 - Suça sürüklenen çocuk anlatıyor: Fişlediler beni abla

Yoksulluk, çeteler, etiketlenme ve okuldan kopuş… 12 yaşında suça sürüklenen Halil’in hikayesi yüz binlerce çocuğun ortak gerçeğini yansıtıyor. Çetelerin zoruyla "bisiklet çaldığı" için 23 gün cezaevinde kalan Halil, çıktığında karşısında öğretmen değil, “yolunu kesip torba tutmamı, mekan taramamı istediler” diyen kişileri bulduğunu söylüyor.

GÜLSEVEN ÖZKAN

Geçen aralık ayında 12 yaşında olan 7’nci sınıf öğrencisi Halil, “bisiklet hırsızlığı” suçlamasıyla korkudan dizleri titreyerek hâkim karşısına çıktı… Duruşma sonrası, Anadolu Adliyesi olarak hizmet veren dev binanın karşısındaki kaldırımda kaybolmuş gibi etrafına bakındı, ne yapacağını bilemez halde bir ileri bir geri adım atarak titreyen sesiyle annesine döndü: “Kalbim sıkışıyor anne, çok korkuyorum.”

Yanından geçen kalabalık, onun yaşadığı korkuyu fark etmiyordu bile… Cezaevinde günlerce ağlayan, annesini her gördüğünde sarılıp gözyaşlarını tutamayan, geceleri korkuyla titreyen Halil’in eğitim yaşamı da artık eskisi gibi değil… Akranları derslerine giderken dava süreci devam eden Halil’in hayatı ise bambaşka bir yöne savruldu…

Adalet Bakanlığı 2025 verilerine göre, geçen sene savcılıklardaki 332 bin dosyada 330 bini aşkın suça sürüklenmiş çocuk olduğu tespit edilirken, eğitim alanında çalışan kurumların verilerine göre en az 600 bini aşkın çocuk da okuldan kopmuş durumda.

Geçtiğimiz yıl çetelerin dövüp tehdit ederek bisiklet çalmaya zorladığı için 23 gün cezaevinde tutulan Halil’in, adım adım eğitim dışına itilen hikayesi bunlardan yalnızca biri…

Eğitim dışı kalan "Okulsuz Çocuklar"ı konu aldığımız araştırma dosyamızın ilk bölümünde Halil’in zorlu eğitim yaşamını ele aldık…

Çete mahallesinden okuldan kopan yaşama...

Halil, Sancaktepe’de başta Daltonlar olmak üzere sokak çetelerinin etkili olduğu bir mahallede yaşıyor. Başına gelenlerin ardından sadece adli bir sürecin değil, çetelerin korkusunun ve dışlanmanın içine de sürükleniyor. Cezaevi sonrası döndüğü hayatında hem mahallesinde hem de okulda giderek daha görünmez hale geliyor ve adım adım sistemin dışına itiliyor. Okula geri döndüğünde ise onu bekleyen şey yalnızca derslere uyum sağlamak değil. Etiketlenmiş bir kimlikle yeniden kabul görmeye çalışıyor.

Çetelerin etkisi altındaki mahallede bir akşamüstü…

Şubat ayında 13 yaşına basan Halil’le görüşmek için Sancaktepe’ye gidiyoruz. Başta Daltonlar olmak üzere çetelerin kol gezdiği mahallenin köşe başlarında bekleyen gençler, motor sesleri ve grup halinde dolaşan çocuklar dikkat çekiyor. Sokak arasındaki küçük bir kuaförde ise ortaokul ve lise çağındaki çocuklar ayna karşısında sıraya dizilmiş, kimisi saçının yanlarını kazıtıp üstünü uzun bırakıyor, kimisi birbirine benzer kesimlerle aynı gruba ait olmanın izlerini taşıyor. Aynaya bakarak saçlarını şekillendiren bu çocukların görüntüsü dışarıdaki sert sokak atmosferiyle iç içe geçmiş bir aidiyet arayışını yansıtıyor.

Sobalı, kiralık evde yoksul bir yaşam

Kuaförün birkaç adım ötesinde, dar bir sokağın sonunda Halil’in yaşadığı eve ulaşıyoruz. Kiralık, 1+1 sobalı ve kalabalık evde yaşam tek odada toplanıyor. Bir köşede kardeşleri, diğer tarafta mutfak eşyaları… Halil’in kendine ait bir çalışma odası veya masası yok. Çoğu zaman oturma odasında, dizlerinin üzerinde defterine eğilerek yazı yazıyor.

Sokakta önünü kesilip torbacılık yapması istendi

Günlük hayatı sokakla iç içe geçen Halil, bir yandan bu çevrenin bir parçası olduğunu, bir yandan da ondan uzak durmaya çalıştığını anlatıyor. Çetelerin kendisine yaptığı teklifleri anlatırken sesi değişiyor. “Daha yeni, sokakta önümü kestiler, beni çağırdılar mekanlarına, gitmedim. Torba tutmamı istediler, mekan taramamı istediler, kabul etmedim” sözleri ardından bir süre duraksıyor, ardından ekliyor: “Yok, ben ailemi gözümün önüne alamam dedim.”

Ancak bu yanıt yetmiyor. “Şurası torbacıların yeri, abla. Mahalleye motorlu adamlar gelmişti, ellerinde pompalı vardı, ‘kalk kalk’ diye sesler vardı, sıktılar, para için, mekânlara haraç kesiyorlar” diyerek içinde bulunduğu ortamı anlatıyor.

Cezaevi sonrası yaşadığı ortamla okulda başlayan ikinci kırılma

7’nci sınıf öğrencisi Halil için asıl kırılma cezaevi sürecinin ardından başlıyor. Annesi Emine, yaşananlardan sonra oğlunu bulunduğu çevreden uzaklaştırmak istediğini ancak maddi imkânsızlıklar nedeniyle taşınamadıklarını anlatıyor. Bu nedenle, çözümü okul değiştirmekte arayan anne farklı okullara başvurduğunu söylüyor. Ancak bu süreç de beklediği gibi ilerlemiyor. Halil’in mevcut okuluna gittiğinde isteksiz bir tavırla karşılaştığını dile getiren anne, yönlendirildikleri imam hatip okulunda yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“İmam hatipe gönderdiler. Gittim, konuştum, sordular, Kur’an bilmiyor, dedim. ‘Sınava tabi tutuyoruz. Bir de ‘7’nci sınıf almıyoruz. Dönem ortası diye de zor dediler. Almadılar.”

Bunun üzerine ilçe milli eğitim müdürlüğüne başvurduğunu belirten anne, oradan da sonuç alamadığını, eski okuluna dönmek zorunda kaldıklarını ifade eden anne, okul yönetiminin yaklaşımının “isteksiz” olduğunu vurguluyor. Anneye göre okul, Halil’i kabul etse de başından itibaren onu “sorunlu öğrenci” olarak konumlandırdı. Anne Emine oğlunun eğitimden kopmaması için mücadele verdiğini anlatarak şu ifadeleri kullanıyor:

“Sonra ‘gelsin’ dediler ama 'madem geldin’ gibi, isteksiz bir şekilde söylediler. ‘Disipline giderse ama’ diye konuştular. Ben de siz zaten disiplini kafanıza koymuşsunuz. Halil’i oraya yerleştirmişsiniz, dedim. ‘Güzel bir işe sokun, çalışsın’ bile dediler. 'Taşınma imkânım olsa giderim' dedim ama yok.”

“Cezaevine girdim diye herkes kötü davranıyor”

Halil okulda yaşanan her olayda ilk akla gelen ismin kendisi olduğunu anlatıyor. “Bisiklet hırsızı” ve “gasp” suçlusu olarak damgalandığını dile getiren Halil yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Okulda bir şey oluyor; direkt ‘Halil yapmıştır kesin…’ diyorlar. İdareciler olsun, öğretmenler olsun. Hocaların çoğu da kötü davranıyor. Cezaevinden sonra bir olay oluyor, hemen adımı söylüyorlar, ‘O yapmıştır’ diye. Cezaevine girdim diye herkes ‘sen hırsızlıktan girdin’ diyor… Bir şey kaybolsa, ‘Halil, sen mi aldın?’ diyorlar. Benim olmadığım zaman da bile…

Derste arama yapacaklar, hep ilk beni çağırıyorlar, ilk bana geliyorlar, herkesin içinde oluyor. Okulda kavga oluyor, bir şey oluyor, ben arasında da değilim ama direkt hep bana. Örneğin bir kıza tuvaletin orda saldırmaya çalışan çocuk vardı, kız ‘yardım’ diye bağırdı, bende oradayken bunu duyunca araya girip çocuğa vurdum, ama sanki her şeyi ben yapmışım gibi. Yaka paça sınıf kapısının dışına koyuyorlar. Bana karışan çocuklar oluyor, atarlı konuşuyor, dayanamıyorum, kavga ediyoruz, karşılık veriyorum.”

“Aşağılanmış abla, sadece aşağılanmış”

Halil, yaşadıklarını tek tek sıralamak yerine hissettiklerini kısa ve kesik cümlelerle ifade ediyor. “Okulda kendini nasıl hissediyorsun?” diye sorduğumuzda yaslandığı koltuktan öne doğru eğilen Halil, “Aşağılanmış abla, sadece aşağılanmış” diyor.

Okula her gidişinin kendisi için biraz daha zorlaştığını söyleyen Halil, “O zaman okuldan soğuyorum” diyerek zamanla yalnızca derslerden değil, okulun kendisinden de uzaklaştığını anlatıyor. Ona göre bu değişimin en önemli nedeni, etiketlenmiş olması. “Fişlediler beni, abla” diyen Halil, okulda her şeyin daha farklılaştığını düşünüyor; arkadaşlarının ve öğretmenlerinin bakışlarının değiştiğini, arkadaş ilişkilerinin farklılaştığını “Öncesi normaldi, ama sonrası aşağılayıcı bir şekilde, her gittiğimde öyle…Çocukların içinde değilim, dışlanıyorum” sözleriyle ifade ediyor.

“Okulu sevmiyorum, derslerden de geri kaldım”

Okula haftada bir iki gün gittiğini anlatan Halil, cezaevine girdiğine dair dilekçe verdiğinden bu sıralar derslere devam etmiyor. Bu durum zamanla okulla bağını daha da zayıflatmış. “Ben 6 ay gidemedim, o yüzden geri kaldım, soğudum….” diyen Halil, “Okulu sevmiyorum, kötü gidiyor; gördüm ki ben bayağı geri kaldım. Çok konu işlemişler, 26 tane konu geçmiş üstünden. Hiçbir şey anlamıyorum, abla, derste uyuyorum…Sınavlarına arada gidiyorum, birkaç gün gidiyorum, sonra gitmiyorum” sözleriyle eğitimin dışına nasıl adım adım sürüklendiğini özetliyor.

“Bir tek rehber öğretmeni beni seviyor”

Tüm bunlara rağmen Halil, okulda rehber öğretmeninin onunla çok ilgilendiğini anlatıyor: “Bir tek Ömer hoca seviyor beni. Bazen ders ortasında rehber öğretmen çağırıyor, onunla konuşunca biraz iyi oluyor. Bana hep ‘Bir şey olursa gel yanıma, bana söyle’ diyor. Beni anlıyor, bana iyi davranıyor. Bir öğretmen daha var o da iyi gibi ama, bir tanesi zaten hiç sevmiyor… Giden müdür yardımcısı da öyle…”

En büyük hayali otobüs şöförü olmak

Halil en büyük hayalini “Ben hayalimin peşinden koşmak istiyorum, otobüs kaptanı olmak istiyorum” diyerek anlatıyor. Sık sık annesine “Mehmet Abi’ye söyle beni yanına alsın” diyerek okulu tamamen bırakmak istediğini vurguluyor.

Anne: “Sadece itelemeyin, hep beraber düzeltelim”

Halil’in annesi Emine bir yandan oğlunun okulda kalması için mücadele ederken diğer yandan geçim sıkıntısıyla baş etmeye çalışıyor. Ev temizliğine giderek ailesini geçindiren anne, yaşadıkları ekonomik zorlukların çocuğun sosyal hayatını da etkilediğini söylüyor. Halil’in bir dönem futbol oynadığını, lisanslı sporcu olma hayali kurduğunu ancak bunu sürdüremediklerini, “Mahkemeye verdim, bisiklet parası ödedim, avukat parasını ödüyorum. Kira var, yemek var, elektrik var. Para kalmadı. Bu ara sıkıştım, ödeme yapamadım” sözleriyle anlatıyor. Halil’in yalnız başına dışarı çıktığında nerede ve kiminle olduğu konusunda çok endişe duyduğunu dile getiren anne Emine, “Aklım çıkıyor, polis çevirir içeri girer diye metroya bile gidemiyor. Parası da yok, ne yesin içsin, öyle gezmeye gidiyor. Temizliğe gittiğim yerde bir kadının eski telefonu varmış, onu bana verirse ben de elimdekini ona veririm. Öyle evde oynasın, daha güvende olur” diyor.

Anneye göre oğlunun okuldan kopmasının en önemli nedenlerinden biri dışlanma ve önyargı. Anne Emine, “Her gittiğimde ağlamak krizine giriyordum, dışlandığını izliyorum” derken, okulda yaşananları “ikinci bir yargılama” gibi gördüğünü ifade ediyor. “Kavga çıkıyor, gittim. İkinci mahkeme mi kuruldu buraya, dedim… Kaç kişiyi öldürdü Halil? Yönetime, ‘Biz bu öğrenciyi istemiyoruz deseniz ya bana’ dedim. Halil orada yokken bile adını söylüyorlar, ‘o yapmıştır’ diyorlar” şeklinde konuşan Anne Emine, oğlu için “Ben Halil çok iyi demiyorum. Ama biz hep beraber el birliğiyle düzeltelim…” ifadelerini kullanıyor.

“Oğlum dört dörtlük değil, ceza eğitimle verilsin”

Anneye göre sorunların başında okulun çocuğa yaklaşımından kaynaklanıyor. Buna rağmen tamamen umudunu kaybetmediğini anlayan anne Emine, okulun destekleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguluyor. Anne Emine’ye göre çözüm, çocuğu sistemin dışına itmek değil, eğitimle güçlendirmek. Anne Emine tüm suçun çocukta olmadığını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Ben çocuğumun okumasını istiyorum. Dört dörtlük demiyorum ama okul destek olsun. Sadece itelemeyin; suça sürüklenen çocuk sayısı çok. Bu cezaları eğitimle verin, kitap okutun, görev verin, dedim. Okul önyargılı. Bir tek rehber öğretmeni yardımcı olmak istedi, ‘Gel birlikte çözelim’ dedi. Çocuğum okuldan soğumuş, tamamen bitirmiş kafasında. Sınavlarına gelsin dedik, öğretmenlerle toparlamaya çalışıyoruz. Bu sene en azından bitirsin okulu, açıköğretime giderse göndereceğim.”

Okul yönetimi sorduk, bilgi vermedi

Öte yandan Halil ve annesi Emine’nin anlattıklarını sormak için Halil’in kayıt olduğu ortaokulu da arıyoruz. Okul müdürünün yerinde olmadığını belirten santral görevlisi, müdür yardımcısına yönlendirmesine rağmen konuştuğumuz idareci, “Kamu görevlisi olduğumuz için bilgi veremeyiz” ifadelerini kullandı. Öğrencinin gerçek adını vererek ifadelere yönelik ısrarala bilgi talep ettiğimizi belirtmemize rağmen yanıt alamadık. Okul müdürüne iletişim bilgilerimizin iletilmesini istememize rağmen henüz dönüş yapılmadı.

“Okul sosyal öğrenme alanı, eksikliğinde riskler artıyor”

Halil’in içinde yaşamak zorunda kaldığı mahalle ve adım adım okuldan uzaklaşması eğitimdeki sistemsel sorunlarını gündeme getirirken, uzmanlara göre okuldan kopuş yalnızca bireysel bir sorun değil, daha geniş bir sosyal kırılmaya işaret ediyor. Uzman psikolog ve pedagog Öğretim Üyesi Dr. Özlem Özden Tunca, bu durumu şöyle açıklıyor:

“Çocuk ‘suça eğilimli’ olduğu için değil; koruyucu kurumların dışında bırakıldığı için risklere daha açık hale gelir.”

Okulun çocuklar için sadece “güvenli bir bina” olmadığını anlatan Dr. Tunca, okuldan kopuşun yalnızca akademik bir kayıp olmadığını vurguluyor.

Dr. Tunca’ya göre bu süreç, çocuğun kendilik algısını da etkiliyor. Dr. Tunca “Okul çocuğu yalnızca eğiten değil, aynı zamanda koruyan bir kurumdur. Çocuğun ‘ben yapabilirim’ duygusunu geliştirdiği temel alandır. Okul çocuğa ‘ben bir topluluğun parçasıyım’ duygusu verir. Okul dışında kalan çocukta yalnızlık ve dışlanmışlık hissi, ‘ben eksik kaldım’, ‘diğerleri ilerliyor’ duygusu gelişebilir, çocuk, düzenli başarı deneyimi yaşayamaz. Bu da özgüven kaybına ve öğrenilmiş çaresizliğe yol açabilir” ifadelerini kullanıyor.

Tunca, okulun bir çocuk için aynı zamanda bir “aidiyet alanı” olduğunu vurgulayarak, bu bağın kopmasının çocukta toplumdan uzaklaşma hissini güçlendirdiğini belirtiyor. Okuldan uzak kalan bir çocuğun yaşıtlarının ortak deneyimlerinden koparken kendisini giderek daha yalnız ve dışarıda hissedebiliyor. Tunca’ya göre bu kopuş, çocuğun gelecekle kurduğu ilişkiyi de zayıflatıyor. Okul ortamı, çocukların “ileride ne olacağım” sorusuna yanıt aradığı temel alanlardan biri. Ancak eğitimden uzaklaşan çocuklar için bu perspektif daralıyor, uzun vadeli hedeflerin yerini günü kurtarma çabası alabiliyor. Bu durum özellikle yoksulluk ve çevresel risklerle birleştiğinde çocuğun yaşam seçeneklerini daha da sınırlıyor. Dr. Tunca, ayrıca okulun çocuk için önemli bir sosyal öğrenme alanı olduğuna dikkat çekiyor. Uzmana göre, okul dışında kalan çocukların iletişim kurma, kendini ifade etme ve çatışmaları sağlıklı yollarla çözme becerileri yeterince gelişmeyebiliyor. Bu eksiklik ise zamanla çocukların daha sert, kontrolsüz ve riskli ortamlara yönelmesine zemin hazırlayabiliyor.

“Okuldan kopan çocuğu sormak dışında takip eden yok”

Diğer yandan eğitim dışına itilen çocuklar arasında sadece Halil yok. Aynı bölgede çok sayıda çocuk da benzer durumda.

Önümüze çıkan başka çocuklara bölgedeki okulları sorarken bile arkadaşlarının eğitim hayatlarına dair çarpıcı ifadeler ortaya çıkıyor. Kısa sohbetlerde bazı öğrencilerin okulla bağının tamamen koptuğu anlaşılıyor. Çocuklardan biri, sınıf arkadaşlarından birinin uzun süredir okula gelmediğini “Bir arkadaş var, 12 yaşında, 6’ncı sınıfta ama artık gelmiyor. Uzun zamandır yok” diyor. Bir başka öğrenci ise aynı okuldan farklı bir örnek veriyor. “Bizim sınıfta bir kız var, 14 yaşında. Suriyeli galiba, hasta olmuş. O da gelmiyor artık” diye konuşuyor. Çocuklar, devamsızlık yapan arkadaşlarının neden okula gelmediğine dair net bilgiye sahip olmadıklarını, ancak bazılarının tamamen eğitimden koptuğunu anlatıyor.

Halil ile birlikte önümüze çıkan çocuklarla konuştuğumuzda öğrencilerin sistemin dışına nasıl adım adım itildiğini yerinde görüyoruz.

NOT: Haberde çocuklar ve diğer kişilerin isimleri güvenlik nedeniyle değiştirilmiştir.

Haberleri