Osman Kavala: Hiçbir Batı ülkesi beni özgürlüğüme kavuşturmak için pazarlığa girmez

Gezi Parkı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Kavala, "Ben Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduğum için hiçbir Batı ülkesi beni özgürlüğüme kavuşturmak için pazarlığa girmez" dedi. Kavala, "Öyle anlaşılıyor ki seçimlere kadar olan süreçte baskıcı politikalar artarak devam edecek" diye konuştu.

Gezi davasının 25 Nisan'daki karar duruşmasında ağırlaştırılmış müebbet hapis hapis cezasına çarptırılan Osman Kavala, avukatları aracılığıyla BBC Türkçe'den Mahmut Hamsici'nin sorularını yanıtladı.

Hükümetin Batı ülkeleri ile pazarlıklarında rehine olduğu yönünde yorumları eleştiren Kavala, "Ben Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduğum için hiçbir Batı ülkesi beni özgürlüğüme kavuşturmak için pazarlığa girmez" dedi.

Kavala, Gezi davası kararlarıyla ilgili ise "Öyle anlaşılıyor ki seçimlere kadar olan süreçte baskıcı politikalar artarak devam edecek" yorumunu yaptı. Söyleşi özetle şöyle:

CEZAEVİNDE BİR GÜN

Öncelikle cezaevindeki hayatınızı biraz anlatır mısınız? Bir gününüz nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz?

Kitap okuyorum, gazete okuyorum, gelen mektupları okuyorum, cevap yazmaya çalışıyorum. Televizyon izliyorum, avluda yürüyorum, yukarıda yuvaları olan serçelerle ilgileniyorum. Nedense, hep aynı şeyleri yapmak insanda zamanın hızlı geçtiği duygusu uyandırıyor.

Hangi TV kanallarını, hangi programları izliyorsunuz? Neler okuyorsunuz?

Halk TV'yi, Fox TV'deki "Çalar Saat" programını, TRT2'de gösterilen filmleri, konser kayıtlarını, zaman zaman sanat ve edebiyatla ilgili programları izliyorum. Daha çok edebiyat türünde eserleri okuyorum.

ERGENEKON VE BALYOZ

Kamuoyunda bazı kesimler sizin geçmişte Ergenekon ve Balyoz gibi davalara destek olduğunuzu öne sürüyor. Siz daha önce de bu konudaki tavrınızı açıklamıştınız. Ancak o dönem o davalara hem hukuki hem de siyasi olarak nasıl baktığınızı biraz daha ayrıntılı olarak aktarır mısınız?

Ergenekon davası başlamadan önce Susurluk kazası yaşanmış, bazı devlet görevlilerinin kriminal nitelikte faaliyetlerle ilişkileri ortaya dökülmüştü. Kürt siyasetçilere ve iş adamlarına yönelik suikastların JİTEM diye bilinen bir yapılaşma tarafından gerçekleştirildiğine dair güçlü iddialar vardı. Bu konuda Kutlu Savaş oldukça kapsamlı bir rapor hazırlamış olmasına rağmen, kamuoyunu tatmin edecek adımlar atılmadı. Arkasından bazı güvenlik görevlilerinde dahil olduğu Hrant Dink cinayeti ile sarsıldık.

Bu ortamda başlayan Ergenekon davasında Güneydoğu'da faaliyette bulunmuş bazı güvenlik görevlilerinin tutuklanması, bu davanın karanlık ilişkileri aydınlatacağına dair umut duymamıza neden oldu, davanın bu yönde derinleştirilmesi gerektiğine dair bir bildiriye ben de imza attım.

Ancak Ergenekon iddianamesinin bu tür ilişkileri, işlenmiş somut suçları araştırmayıp hükümete karşı darbe teşebbüsü iddiasını eksen alması, gazetecilere, öğretim üyelerine, sivil toplum kuruluşlarında çalışanlara doğru yayılması ve Gülenci yayınlar tarafından militanca desteklenmesi, davanın amacıyla ilgili ciddi şüpheler duymama yol açtı. Sivil toplum çalışmalarını yakından izlediğim ve derin saygı beslediğim Türkan Saylan'ın evinin aranması benim için bardağı taşıran damla oldu.

Hukukçu Haluk İnanıcı ile birlikte kaleme aldığımız, Ergenekon davasındaki hukuksuzluklara dikkat çeken, yapılanı Engizisyon uygulamalarına benzeten yazımız Haziran 2009 tarihinde Express dergisinde yayımlandı.

Balyoz davası başladığında Gülenci yapılaşmanın Emniyet'te olduğu gibi yargıda da etkin olduğu ve kriminal nitelikte faaliyetler yürüttüğüne dair kanaatlerim oluşmuştu. Pınar Doğan ve Dani Rodrik'in yaptığı titiz çalışma sayesinde de iddianamede kullanılan delillerin düzmece olduğunu net bir şekilde anladım, bu durumun tanıdıklarım tarafından da anlaşılması için gayret gösterdim.

Dava sonuçlanınca, bunun hukuk normlarına göre yürütülmemiş bir siyasi dava örneği olduğu konusundaki kanaatimi Radikal gazetesinde yayınlanan yazımda ifade ettim. Ergenekon ve Balyoz davaları Gülenci yapılaşmanın yargıda da etkin olduğunu ve burada büyük bir tehlike teşkil ettiğini anlamamı sağladı.

Kimi açıklamalarınızda Gezi davasında geçmişte Gülen yapılanmasının uyguladığı yöntemlerin uygulandığını öne sürüyorsunuz. Bu yöntemler nelerdir?

Suçlananları itibarsızlaştıracak yayınlar yapılıyor, demeçler veriliyor, bu insanların masum olmadıklarına dair algı yaratılıyor. Böylece yapılan hukuksuzlukların meşru kabul edilmesine yönelik rıza oluşturuluyor. Bu bakımdan bu davalar aynı zamanda ideolojik söylemlere hizmet eden, algı yaratmaya yönelik gösteri davaları olarak da işlev görüyor. Davalarda düzmece ihbar mektupları, ayarlanmış gizli tanıklar da kullanılıyor.

"BASKICI POLİTİKALAR ARTACAK"

Sizce üzerinden uzun bir zaman geçmesine karşın iktidarın Gezi eylemlerine olan ilgisinin sebebi nedir? Sizce neden Gezi eylemleriyle bir hesaplaşma görüntüsü var?

Gezi protestolarına yüz binlerce kişi katıldı, bunların katılma nedenleri farklılık göstermiş olsa da özgürlüklerin kısıtlandığına dair endişenin, güvenlik güçlerinin aşırı ve kuralsız güç kullanımına olan tepkinin, protestoların yaygınlaşmasına yol açtığı kabul gören bir gerçeklik.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaşananlar, özellikle de başkanlık sistemi benzer endişelerin artmasına yol açtı. Öyle anlaşılıyor ki seçimlere kadar olan süreçte baskıcı politikalar artarak devam edecek. Böyle bir ortamda Gezi'nin dış güçlerce hükümeti devirmek için sahneye konmuş bir kalkışma olduğu kurgusunun ve bunu teyit eden yargı kararının dış düşman eksenli siyasi söylemi sürdürmek için kullanılacağını tahmin ediyorum. Olayın sadece geçmişle ilgili bir hesaplaşma değil, önümüzdeki dönemde yaşanacaklarla ilgili olduğunu düşünüyorum.

SOROS İDDİALARI

"Sorosçuluk", Türkiye'de esrarengiz bir konuya dönüşmüş durumda. Bu esrarengizliği biraz geride bırakmak adına, George Soros'un ve onunla bağlantılı kuruluşların Türkiye'deki çalışmalarını anlatır mısınız?

"Sorosçuluk"un Türkiye'de esrarengiz bir konuya dönüşmüş olmasında Soros'un ülke aleyhine gizli ve yıkıcı faaliyetler gösterdiğine dair iktidar çevrelerinden gelen iddiaların önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Soros'un Yahudi olması da gizli ve sinsi planlar yürüttüğüne dair söylemlere çekicilik unsuru kazandırıyor. Casuslukla suçlandığım ikinci iddianamede Soros'a bağlı kuruluşların, evrensel kültürü yayarak milli kültürleri yozlaştırdığı ve böylece dünya üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştıkları iddia edilmiş. Bu, malum, Yahudilerle ilgili antisemitist komplo teorilerini akla getiriyor.

Ülkemizde Soros'la bağlantılı olan tek kuruluş Açık Toplum Vakfı'ydı. Avrupa Birliği'nin demokratikleşme programlarıyla tamamen örtüşen konularda sivil toplum projelerine destek sağlıyordu. Hangi projelere ne kadar destek sağlamış olduğunu da web sitesinde, yayınlarında kamuya açıklıyordu. Ülkemizde Soros'un bilinenlerin dışında gizli faaliyetler yürütmüş olduğu iddiası ideolojik bakış açısını yansıtan bir komplo teorisi ürünü.

Sizin George Soros ve onunla bağlantılı kuruluşlarla ilişkiniz tam olarak nasıldı?

Ülkemizde Açık Toplum Vakfı kurulmadan önce Soros kaynaklı fonlardan sivil toplum kuruluşlarına destek, bir irtibat ofisi aracılığıyla gerçekleştiriliyordu. Beni de projeleri değerlendiren danışma kuruluna davet etmişlerdi. Sonra, destek faaliyetlerinin daha kurumsal ve şeffaf bir niteliğe kavuşması için Türk yasalarına göre bir vakıf kurulmasına karar verildi. Ben de kurucular arasında yer aldım ve yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptım. Hiçbir zaman diğer yönetim kurulu üyelerinden farklı bir konumum, yetkim olmadı.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde iktidar çevrelerinin, hem George Soros hem de onunla ilişkili kuruluşlarla bir dönem ilişki kurduklarını görüyoruz. Bu ilişkiye dair gözlemleriniz nelerdir? Bu nasıl bir ilişkiydi? Ve sizce ne zaman ve neden iktidar çevreleri George Soros ve çalışmaları karşısında eleştirel bir konuma geçti?

Soros'la ilgili iktidara yakın bazı yayın organlarında olumsuz, suçlayıcı yayınlar oluyordu, ancak George Soros ülkemizi ziyaret ettiğinde hükümet yetkilileri ile de görüşürdü. En son 2015'te böyle bir görüşmenin olduğunu biliyorum. Soros'un hükümet aleyhine faaliyet gösterdiği, hükümeti devirmek için Gezi kalkışmasını planladığı, finanse ettiği şeklindeki uçuk komplo teorisi gerçekten çok çarpıcı bir gerçeklik sonrası dönemi ürünü. Sanırım, hükümeti devirmek için dış güçlerin saldırılarda bulunduğu söylemine somut bir dayanak bulunamadığından Soros etrafındaki gizlilik algısı kullanılarak bir dış düşman yaratılıyor ve Sorosçuluk, suç sayılmayan faaliyetleri kriminalize etmek için muğlak bir suçlama olarak kullanılıyor.

Türkiye'de bazı yorumcular sizin, iktidar çevreleri ile Batı arasındaki pazarlıklar kapsamında 'rehin' tutulduğunuzu öne sürüyor. 'Rehine' olduğunuz yorumuna katılıyor musunuz?

Tutuklanmam ve cezalandırılmam hukuk kuralları çiğnenerek, yasalarla oynanarak gerçekleşmiş olduğu için rehine olarak görülebilirim. Ancak Gezi davasının bu şekilde sonuçlanması bu sürecin iç siyasetle ilgili olduğunu göstermiş oldu. Ben Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olduğum için hiçbir Batı ülkesi beni özgürlüğüme kavuşturmak için pazarlığa girmez. Devletlerin yükümlülüğü kendi yurttaşlarının can güvenliğini ve özgür yaşama haklarını güvenceye almaktır, kendi yurttaşlarının haksızlığa uğramaması için pazarlık yapabilirler.

SÖYLEŞİNİN TAMAMI

Gündem Haberleri