İBB davası... Pehlivan: Siyasi iktidar, yargı ve medya üçgeninde atılan oklarla uğraşmaktan yılmadık

Avukat Mehmet Pehlivan, "Siyasi iktidar, yargı ve medya üçgeninde üzerimize atılan onlarca okla uğraşmaktan yılmadık, yılmayacağız da. O yüzden bilmeliler ki ve bilmelisiniz ki hukukta ısrar etmekten, avukatlık yapmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz" dedi.

Kısa Dalga - CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı İBB davası 27. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.

Duruşmada, İmamoğlu’nun tutuklu yargılanan avukatı Mehmet Pehlivan, geçen hafta çarşamba günü başladığı savunmasını tamamladı.

Pehlivan, şunları söyledi:

"Avukatlıkta savunma hakkından bahsetmek için karşımızda aynı dili konuşabildiğimiz muhataplara ihtiyacımız var. Sizlerle aynı dili konuştuğumuzdan emin olmak istiyoruz Sayın Başkan. Hukuk okuryazarlığının pek var olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Savunma hakkının suça iştirak olarak değerlendirildiği, avukat düşmanı bir sosyoloji yokmuş gibi yapamayız. Evet, avukat düşmanı bir sosyoloji var ama başından beri hissettiğim, gördüğüm dayanışma, burada gördüğüm meslektaşlarım gösteriyor ki avukat düşmanı sosyoloji çoğunlukta değil, kazanmış hiç değil. Tarihsel ve siyasal olarak savunma iki şekilde duyulabilir Sayın Başkanım. İlki, az önce bahsettiğim sosyoloji için, o hukuk nosyonundan bihaber olan, avukat düşmanı sosyoloji için duyulacaktır. O kişiler için avukatlığın tarihi bir itirafname olarak duyulabilir, suçluluk ile özdeşleştirilebilir. Ama ikincisi, yani derdimizi anlatabileceğimiz insanlar, aynı bağlamda kalabileceğimiz insanlar, ilerlemek istediğimiz insanlar... Hâlâ 'Hukukun temel ilkeleri herkes içindir' diyebilenler, hala 'Savunma hakkı herkes içindir' diyebilenler... Avukat ile müvekkili arasındaki ayrımı yapabilecek zihinlerden söz ediyorum. Söylediklerim onlar için anlamlı olacaktır. Sayın Başkan, benzer derslerden geçip benzer okullardan mezun olan sizlerle konuşmak çok daha kolay olmalıydı. Sizin ikinci insan tipine giren; yani avukatlığı başlı başına suç olarak görmeyen, hukukun temel ilkelerinde uzlaştığımız insanlar, yargıçlar, savcılar olduğunuzu bilmek istiyorum. Buna inanmak istiyorum. Ne var ki emin değilim. Size kolay gelecekse, 'Bu avukatlar zaten hakim, savcı sevmez' diyerek beni şahsi olarak suçlayabilirsiniz. Evet, emin değilim dedim. Çünkü müvekkilin lehine en iyi savunmayı yapmak şeklinde bir iddianame düzenlendi ve siz bu iddianameyi kabul ettiniz, beni tutuklu yargılıyorsunuz. Yani size dair şüphelerim... Maalesef soru-cevap yapmıyoruz, biliyorum ama size kendi içinizde bir soru sordurmayı umuyorum. Hukuk, savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı gibi konularda hemfikir miyiz? Beni meslektaşınız olarak görüyor musunuz? Yoksa bana bakarken sizin de aklınızdan o ilk insan tipi, yani avukat düşmanı insanların aklından geçenler mi geçiyor? Beni suçla özdeşleştiriyor musunuz? Benim avukatlık mesleğim suça iştirak miydi?"

"Azeri iş insanının avukatı olsaydım karşınızda olmazdım"

"Bugün Avukat Mehmet Pehlivan olarak, sadece suçlu ilan edip ortadan kaldırmaya çalıştıkları hasmın avukatı olduğum için karşınızdayım" diyen Pehlivan, "Ben Sayın İmamoğlu’nun avukatı olmasaydım bugün karşınızda olmazdım. Örnek veriyorum; Azeri iş insanının avukatı olsaydım sizin karşınızda olmazdım. Hakkımızda yürütülen subjektif hukuk katliamının imzacısı olanların, göreve gelir gelmez ilk saldırdığı grubun avukatlar olması gaftan mı ibaret? Sayın Başkan, evet, biz avukatlar için hava karanlık görünüyor. Üzerimize yağan oklarla birlikte karanlıkta bir kavga vermemiz bekleniyor. Bizim kavgamız bundan başkası değildir, budur. Sonuna kadar da avukatlık... Bizim kavgamız bundan ibaret. Bunu bugün yan yana durduğum müvekkillerime, meslektaşlarıma bir borç olarak görüyorum ben. O yüzden saatlerce bu itirazı ediyorum" dedi.

“Sadece avukatlık yaptığı için kim tutuklanır?”

"Kapatılmış bir avukat olarak karşınızda bulunuyorum. Kapatılma sebebimin sadece avukatlık olduğuna dair çok iyi şahitlerim var, delillerim var. Birçoğu burada; meslektaşlarım, baro başkanları, hocalarım... Her biri burada. Hepsi size kapatılmamın nedeninin avukatlık olduğuna dair şahitlik edebilirler. Soru bu ya; sadece avukatlık yaptığı için kim tutuklanır?" diyen Pehlivan, şu ifadeleri kullandı:

"Ülkemizin yakın tarihi bu sorunun cevaplarını içinde barındırıyor. Hatta daha fazlasını söyleyeyim; sadece avukatlık yaptığı için öldürülen meslektaşlarım da var. Bu soru da abes gelebilir değil mi? 'Sadece avukatlık yaptığı için kim öldürülüyor?' Öldürülüyor ama; haciz mahallinde birçok avukat meslektaşımız öldürüldü. Onlar sadece avukatlık yaptığı için öldürülmediler mi? Yani avukatlık yaptığı için öldürülen bir yerde, avukatlık yaptığı için tutuklanmak mı abes geliyor?

Antik Yunan’da, Roma’da, Engizisyon’da, Fransız Devrimi’nde, Nazi rejiminde; tarihin her anında 'hayır' diyen meslektaşlarım var. Hiçbir zulüm, baskı, işkence, kapatılma, mesleğimizi nasıl yapacağımıza dair bir sınır inşa edemeyecektir Sayın Heyet. Avukatlar her zulüm gününde durmaları gerektiği yerde durdu, tarihe de isimlerini böyle kaydetti. Bize zulüm tarihinin bakiyesini mi dayatıyorlar? 'Ya bu işi bizim istediğimiz gibi yapın ya da tadın bakalım bu zulmü' mü diyorlar? Bizim cevabımız nettir Sayın Heyet: Antik Çağ ilkelliğine karşı herkesin eşit savunma hakkı; Orta Çağ zihniyetine karşı hukuk ve sınır tanımayan savunma; Nazizm’e karşı hukuk ve özgürlükte ısrar; yargı eliyle işlenen suçlara karşı adaleti ve hakikati savunma... Bizim cevabımız budur, bundan başkası değildir.

Sayın Heyet, esasen birileri diyor ki: 'Biz siyasi hasmımıza karşı yargı yoluyla sınırsız suç işleyeceğiz.' Bu suçu işleme heveslilerinin karşısında duran, engel olan tek şey, cübbeleriyle karşılarında dikilen avukatlar; ondan gayrısı yok. Ben ve meslektaşlarım şu an için onların suçlarına yetişme imkanı bulamadık ama siyasi iktidar, yargı ve medya üçgeninde üzerimize atılan onlarca okla uğraşmaktan da yılmadık, yılmayacağız da. O yüzden bilmeliler ki ve bilmelisiniz ki hukukta ısrar etmekten, avukatlık yapmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Ben, buradaki, dışarıdaki, başka adliyelerdeki ve hapishanelerdeki avukatlar; siyasi iktidar rahatsız olduğu için müvekkillerini sapkın, hain, yurtsuz ilan etmeyecekler Sayın Başkan. Savunma susmadı, hiç de susmayacak."

Pehlivan'dan "kuyu tipi hapishane" tepkisi

Pehlivan, kendisi gibi bazı tutukluların, tutukluluk halini, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla aynı koşullarda, yüksek güvenlikli hapishanede geçirdiğini söyledi.

Kendisinin de Çorlu’da yüksek güvenlikli hapishanede kaldığını anlatan Mehmet Pehlivan, "'Kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum" dedi.

"Karartacağım deliller varsa bunları niye toplamıyorsunuz?"

Pehlivan, şöyle konuştu:

"İnanın benim kızımdan ayrı geçirdiğim günü tahlil edebileceğiniz, tazmin edebileceğiniz bir para yok. Yok yani. Bu devletin kasasında da yok, en zengin devletin kasasında da yok. Zaten bunlar devletin aleyhine... Ölüm, yaşamın en büyük kaprisidir. Kapatılmak da benim kapatılmam da buradaki birçok insanın kapatılması da bir kaprisin sonucudur Sayın Başkan, Sayın Savcı. Bunu ben, siz, bu salondaki hepimiz çok iyi biliyoruzdur. İnanın öyledir. Sayın Başkan, geçen çarşamba günü heyetinizi ima yoluyla itham ettiğim gerekçesiyle sözü nazikçe kestiniz ve bir açıklama yaptınız. Ben de açık cevabımı verdim. Anlıyorum ki heyetinizi ima yoluyla itham edersem bana cevap veriyorsunuz. Normal şartlarda öyle bir usulünüz yok, sanıklara cevap vermiyorsunuz. Bu genel uygulamanız öyle değil. Ben de aslında bir strateji gereği ve biraz da bundan fırsattan istifade ederek, sizi zan altında bırakarak soru sormak istiyorum. Heyetiniz tutuklamalarla ilgili yeterli ve ilgili gerekçe yazmıyor Sayın Başkan. AYM’deki meslektaşlarımız, meslektaşlarınız, tutuklulukta gerekçesizlik sorunuyla ilgili yüzlerce karar veriyorlar. Onlar neden o emeği verip bu kararları yazıyorlar? Yani Anayasa 36, 141, CMK 100 neden var? Bu milletvekilleri bunu neden taslaklara sundular, neden kabul ettiler?"

Mehmet Pehlivan, hakkında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz oluşuna ilişkin neden bir karar kurulmadığını, gerekçe yazılmadığını sorarak, şunları ekledi:

"Karartacağım deliller varsa bunları niye toplamıyorsunuz Sayın Başkan? Serbest 300 sanık hakkındaki deliller toplandı ama benim ve bu salondaki arkadaşlar hakkındaki deliller toplanmadı. Bunları neden somutlaştırmıyorsunuz? Kaçma şüphesinden bahsediyorsunuz. Diğer 300 sanığa nazaran benim kaçma şüphemi somutlaştıran şeyin ne olduğunu niye yazmıyorsunuz? Ve kaçmamız, mevcut konjonktürde aslında tam da istenilen bir propaganda aracı olmaz mı sizce? Sayın Başkan, daha açık söyleyeyim ve daha açık sorayım, beni kızımdan ayrı tutmanızın ek gerekçesi nedir? Kızım bana açık görüşte okul arkadaşının babasının adıyla seslendi, ona 'baba' diyor. Buna dair ek gerekçeyi niye yazmıyorsunuz? Hakkımız olanı niye yalvararak istiyoruz sizden? Hem kendi açımdan istiyorum bunu hem bu salondaki arkadaşlar açısından istiyorum. Yani 300 sanığa nazaran istediğimizin fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hakkımızı istiyoruz. Ve bunu heyetinizi itham ederek etmek istiyorum. Belki bir açıklama yaparsınız."

Gündem Haberleri