İBB davasında 11. oturum: İBB Spor Başkanı’nın yeğeninden “ailece tutukluluk” savunması

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sanıkları arasında bulunduğu davanın Silivri’deki 11. oturumunda, tutuklu sanıklardan Murat Keleş savunma yaptı. İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in yeğeni olan Keleş, savunmasında hem suçlamaları reddetti hem de cezaevindeki insani koşullara dikkat çekti.

Kısa Dalga - İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da sanıkları arasında yer aldığı davanın ilk duruşmasının 11’inci oturumu yapıldı. Oturumda davanın diğer sanıkları ve sanık avukatları savunmasını dün tamamlayan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’a sorular yöneltti. Ardından İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in yeğeni Murat Keleş savunma yaptı.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’deki Marmara Cezaevi kampüsü içinde gördüğü İBB davasının bugünkü oturumu, dün duruşmayı izleyemeye gelen bir CHP’linin sahte olduğu belirtilen basın kartıyla gözaltına alınmasının etkileriyle başladı. Bu sebeple turkuaz renkli basın kartı sahibi olan gazetecilerin kartlarının geçerli olup olmadığı kontrol edildi. Gazeteciler bu kontrolden sonra salona girebildi. Sanık avukatlarından Kazım Yiğit Akalın da duruşmanın başında bu durumu hatırlatarak mahkemenin herhangi bir milletvekili ya da gazetecinin salona girmemesi yönünde bir talimatı olup olmadığını sordu. Mahkeme başkanı da duruşma salonuna girişlerle ilgili davanın başında alınan tedbir kararının tek günlük olmadığını ancak düzen sağlandığı için takdiri idareye bıraktıkları cevabını verdi.

İmamoğlu’ndan Çalık’a sorular

Daha sonra dünkü oturumda savunmasını tamamlayan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’a davanın diğer sanıkları ve sanık avukatları sorular yöneltti. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, söz alarak 2019’da İBB Başkan adayı olarak belirlenmesinden sonra Çalık’a Beylikdüzü Belediye Başkan adayı olması için teklif götürdüğünde cevabının olumsuz olup olmadığını sordu. Çalık da olumsuz yanıt verdiğini belirterek İmamoğlu’nu doğruladı. İmamoğlu, bu sorusuyla “örgüt” suçlamasıyla yargılanmalarına karşın Çalık’ın kendisinin isteğini olumlu karşılamadığını vurguladı.

İmamoğlu, Çalık’a daha sonra belediye meclis üyeleriyle ilgili herhangi bir ısrarı, telkini, talimatı veya zorlaması olup olmadığını sordu. Çalık da herhangi bir zorlama olmadığını söyledi. İmamoğlu, Çalık’a herhangi bir iş insanı veya herhangi bir taşeron firmaya iş verilmesi yönünde usulsüz bir teklifi olup olmadığını da sordu. Çalık, böyle bir şey olmadığını söyledi.

Mahkeme başkanından Soytekin sorusu

Daha sonra mahkeme başkanı Mehmet Murat Çalık’a davanın itirafçı ve tutuklu tanığı Adem Soytekin ile ilgili ayrıntılı bir anlatımı olmadığını söyleyerek “Adem Soytekin ile ilişkiniz nedir? Tanışıklığınız nedir” diye sordu. Çalık da Soytekin’i 2014 yılında Beylikdüzü Belediyesi’nde danışman olarak göreve başladığı dönemde tanıdığını belirterek, tanışmalarında hemşehri olmaları ve Trabzonspor taraftarı olmalarının etkili olduğunu söyledi. Çalık, Soytekin’i yakinen tanıdığını belirterek “Ama yani böyle 'Adem Soytekin’e şunu verin, bunu verin' şeklinde bir beyanım olmadığını zaten beyanlarımda da söylemiştim ama kendisini tanırım” dedi.

Sanık avukatlarından Baran Kaya da Çalık’a itirafçı olduktan sonra tahliye edilen Beylikdüzü eski Belediye Başkan Yardımcısı Veysel Erçevik’in il binasının satın alınmasıyla ilgili “30-35 bin dolar civarında bir bedeli Turan Taşkın Özer üzerinden gönderdi” beyanını hatırlatarak bu süreçte kimseye elden para verip vermediğini sordu. Çalık da kimseye elden para vermediğini söyledi.

Daha sonra Çalık’ı avukatlarının beyanına geçildi. Avukat Fatih Selami Mahmutoğlu, iddianameye delil olarak eklenen HTS kayıtlarıyla ilgili şunları söyledi:

“Bu HTS kayıtlarının 9 yıllık bir süreye ilişkin olduğu görülmüştür. Bu zaman zarfında bir siyasetçinin onlarca farklı kişiyle görüşmesi olağan bir durumdur. Pek çok kişinin çeşitli sebeplerle irtibat kurmak isteyeceği bir siyasetçinin kendisini arayan kişilerin kim olduğunu bilmemesi dahi mümkündür.”

Avukat Mahmutoğlu, dava kapsamında Çalık’ın danışman olduğu dönemin sorgulandığını ve o döneme ilişkin rüşvet iddialarının bulunduğunu belirterek şunları söyledi:

“Ama başkan olduktan sonra herhangi bir isnat yok. Bu aslında biraz önce söylediğim örgütlü yapılanmanın gerçekten de olmadığını ortaya koyan çok ciddi bir veridir. Ne oldu yani birden Başkan Bey örgütten mi ayrıldı? O doğrudan doğruya Ekrem Bey'e bağlılık birden yok mu oldu?”

Savunmasından sonra hastaneye kaldırıldı

Çalık’ın diğer avukatı Cihan Ünal da müvekkilinin sağlık durumuyla ilgili konuştu. Avukat Ünal, Çalık’ın sağlık durumunun anlatılandan daha acı verici olduğunu, Çalık’ın ve ailesinin yıpranmasına sebebiyet verdiğini aktardı. Avukat Ünal, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nin sağlık kurulunun löseminin nüksedebileceği yönündeki raporunu hatırlatarak, buna karşın tahliye kararı verilmeyerek risk alındığını söyledi. Ünal, Çalık’ın dünkü savunmasından sonra hapishanede hastaneye kaldırıldığını ve üç saat boyunca burada kaldığını söyledi. Avukat Ünal, Çalık’ın sağlık sorunlarına karşın hapishanede tutulmasının yalnızca sağlık hakkını değil, aynı zamanda yaşam hakkını da ilgilendirdiğini vurguladı.

İBB Spor Başkanı’nın yeğeninin savunması

Davanın öğleden sonraki oturumunda da İBB Spor Kulübü Başkanı tutuklu Fatih Keleş’in yeğeni tutuklu Murat Keleş’in savunmasına geçildi. Murat Keleş, iddianamede “Eylem 138” olarak kategorize edilen “İBB ve iştiraklerinden iş alabilmek için rüşvet verildiği iddiası” ile suçlanıyor. Eylemin içeriği, Ahmet ve İsmail Sari’nin İBB ve iştiraklerinden iş alabilmek için rüşvet verdiği iddiasına dayanıyor. Savcılık, bu iki şüphelinin İBB İştirakler Daire Başkanı Ertan Yıldız'a 63 milyon TL ve Fatih Keleş'e 169 milyon 500 bin TL olmak üzere toplam 232 milyon 500 bin TL rüşvet verdiğini iddia ediyor. Rüşvetin nakit olarak ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi İştirakler Altyapı ve Enerji Grup Başkanı Ziya Gökmen Togay ile İSTAÇ personeli Ahmet Yıldırım aracılığıyla teslim edildiği öne sürülüyor.

Savunmasına ailesinin durumunu anlatarak başlayan Murat Keleş, aynı aileden dört erkeğin (amcası Fatih Keleş, babası Zafer Keleş, kuzeni Mustafa Keleş ve kendisi) yaklaşık 10 aydır tutuklu olduğunu belirtti. Keleş, bu durumun geride kalan kadınları ve çocukları mağdur ettiğini vurguladı. İfade vermeye telefonla çağrıldıktan sonra gözaltına alındıklarını ve gözaltında amcası aleyhine ifade vermesi için baskı gördüğünü iddia eden Keleş, "Amcam tutuklandığında bile tedirgin olmadan işime gitmeye devam ettim, çünkü yasa dışı hiçbir işe karışmadım" dedi.

Rüşvet iddialarına yanıt

İddianamede "Eylem 138" olarak adlandırılan ve rüşvete aracılık etmekle suçlanan Keleş, bu iddiaları kesin bir dille yalanladı. Suçlamanın yalnızca itirafçı olan Ahmet Sari’nin soyut beyanlarına dayandığını söyleyen Keleş, "Dosyada para transferi, teknik takip veya fiziksel bir kanıt bulunmuyor. Ahmet Sarı, etkin pişmanlıktan yararlanıp tahliye olmak için bu yalanı uydurdu” dedi. Davada devasa rakamlardan bahsedildiğini belirten Keleş, aidat bile öderken makbuz isteyen biri olduğunu söyledi.

Hapishane koşulları: “6 kişilik hücrede 9 kişi kalıyoruz"

Murat Keleş, savunmasında Marmara Cezaevi’ndeki ağır yaşam koşullarından da bahsetti. Tek kişilik tasarlanan küçük bölmelere ranzaların eklenmesiyle altı kişilik bir alan oluşturulduğunu ancak burada dokuz kişinin kaldığını söyledi. Keleş, yerde yattıklarını, nefes almanın bile çok güç olduğunu, bir dolabı üç kişiyle paylaştığını aktardı. Kalabalık nedeniyle hastalıkların hızla yayıldığını ve temel ihtiyaçların karşılanamadığını ekledi.

Sağlık sorunları ve "hastaneye sevk” işkencesi

Çocukluğundan beri kronik rahatsızlıklarla mücadele ettiğini anlatan Keleş, tutukluluğu süresince yaşadığı sağlık krizlerini şu sözlerle özetledi:

"Dışarıda olsam bir günde çözülecek basit bir böbrek ameliyatı, cezaevi şartlarında işkenceye dönüştü. Aylarca hastane sevkleri, bozulan cihazlar ve randevu sıraları arasında sedyeyle, kelepçeli halde süründüm. 40 kez doktor kontrolüne gitmeme rağmen bürokrasi yüzünden bir türlü tedavi olamadım."

Keleş, savunmasının sonunda suç örgütü üyesi olmadığını, İBB'ye resmi mülakatla girdiğini ve aile bağlarının suç delili olarak sunulmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek tahliyesini talep etti.

Rosenbergler davası benzetmesi

Murat Keleş'in savunmasından sonra avukatı Yağmur Kavak söz aldı. Kavak, savunmasında müvekkili yönünden bu davayı

1950’li yıllarda ABD’de görülen ünlü Rosenbergler davasına benzetti. Avukat, bu tarihi davanın günümüzdeki yargılamayla olan benzerliklerini açıkladı. Rosenberg davasında eşi itirafa zorlamak için delilsiz şekilde tutuklanan Ethel Rosenberg örneğini veren avukat, Murat, Zafer ve Mustafa Keleş’in de asıl hedef olan Fatih Keleş’i psikolojik olarak çökertmek ve baskı altına almak için "rehin" tutulduklarını öne sürdü. Tıpkı Rosenberg davasındaki "itirafçı akraba" modelinde olduğu gibi, bu dosyanın da somut delillerden yoksun, yalnızca etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişilerin tutarsız beyanları üzerine kurulduğunu savundu.

Gündem Haberleri