Kavala kararında “umut hakkı” vurgusu: Öcalan kararını da yeniden gündeme getirebilir

Prof. Dr. Tolga Şirin, AİHM Büyük Dairesi’nin Osman Kavala hakkında verdiği ikinci başvuru kararının, Türkiye’de yargı bağımsızlığından AYM kararlarının uygulanmamasına, siyasi saiklerle tutuklamalardan “umut hakkı”na kadar pek çok yapısal soruna yanıt verdiğini belirtti. Şirin’e göre kararın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin bölümü, AİHM’in Abdullah Öcalan hakkında 2014’te verdiği “umut hakkı” kararını da yeniden gündeme taşıyabilir.

Kısa Dalga - Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Tolga Şirin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin Osman Kavala hakkında verdiği Kavala/Türkiye (No. 2) kararını değerlendirdi.

Kararı “Türkiye’nin güncel hukuki sorunlarının çoğuna toplu olarak yanıt niteliğinde” sözleriyle tanımlayan Şirin, kararın uzun yıllar hem hukuk literatüründe hem de siyasette tartışılacağını belirtti.

Şirin, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, kararın Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun etkililiği, yargı bağımsızlığı, siyasi saiklerle özgürlükten yoksun bırakma, adil yargılanma hakkı ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında “umut hakkı” başta olmak üzere çok sayıda başlıkta önemli tespitler içerdiğini kaydetti.

AİHM, AYM kararının beklenmesini gerekli görmedi

Şirin’e göre kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, Kavala’nın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruların sonuçlanmasının beklenmemesi oldu.

Türkiye hükümeti, Kavala’nın 9 Haziran 2022 ve 24 Ekim 2023 tarihli iki bireysel başvurusunun AYM önünde hâlâ derdest olduğunu belirterek AİHM başvurusunun erken yapıldığını savunmuştu.

Ancak AİHM, Kavala’nın 8,5 yılı aşkın süredir kesintisiz olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasını dikkate aldı. İlk başvurunun dört yılı, mahkûmiyete karşı yapılan ikinci başvurunun ise iki yıl dokuz ayı aşmasına rağmen karara bağlanmamasını “aşırı” bulan Mahkeme, Kavala’dan daha fazla beklemesinin istenemeyeceği sonucuna ulaştı.

Şirin, bu değerlendirmede alt derece mahkemelerinin AYM kararlarına yönelik direncinin de etkili olduğunu belirtti. AİHM’in Can Atalay ve Tayfun Kahraman dosyalarında, AYM’nin ihlal kararlarına rağmen tahliye ve yeniden yargılama gereklerinin yerine getirilmemesine dikkat çektiğini aktaran Şirin, bu durumun AYM’ye bireysel başvuru yolunun pratik etkililiğini zedelediğini ifade etti.

Ağırlaştırılmış müebbet cezası “indirgenemez” bulundu

Kararın önemli başlıklarından biri de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının infaz rejimi oldu.

AİHM, Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının koşullu salıverilme imkânı veya cezanın ileride gözden geçirilmesini sağlayacak bir mekanizma içermediğini belirledi. Mahkeme, “indirgenemez” nitelikteki bu cezanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3’üncü maddesine aykırı olduğu sonucuna vardı.

Şirin, bu tespitin kararı doğrudan “umut hakkı” tartışmasının parçası haline getirdiğini kaydetti.

“Amaç Kavala’yı ve sivil toplumu susturmaktı”

Şirin’in aktardığına göre AİHM, Kavala hakkındaki kovuşturma, tutuklama ve mahkûmiyet işlemlerinin baskın amacının onu sivil toplum ve insan hakları faaliyetleri nedeniyle cezalandırmak ve susturmak olduğunu bir kez daha tespit etti.

Mahkeme, uygulamaların yalnızca Kavala’yı değil, daha geniş anlamda sivil toplumu yıldırmayı ve hak savunucularına gözdağı vermeyi amaçladığı sonucuna ulaştı.

Böylece hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların Sözleşme’de öngörülen amaçlar dışında ve siyasi saiklerle kullanılması nedeniyle 18’inci maddenin de ihlal edildiğine hükmedildi. Şirin, bu durumu “pek çok yönden yetki saptırması ve politik müdahale” olarak değerlendirdi.

Mahkûmiyet, “açıkça adaletin inkârı” sonucunda verildi

AİHM, Kavala’nın 25 Nisan 2022 tarihinden sonraki hükümlülüğünü de kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında inceledi.

Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının adil yargılanma hakkının temel güvencelerinin bütünüyle yok sayıldığı bir süreç sonunda verildiği sonucuna ulaştı. Kararda bu süreç, “açıkça adaletin inkârı” olarak nitelendirildi.

Bu nedenle mahkûmiyet kararına dayanan özgürlükten yoksun bırakma da Sözleşme bakımından meşru kabul edilmedi.

Sivil toplum faaliyetleri suç deliline dönüştürüldü

Kararda, Kavala’nın ifade ve toplanma özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlerinin suç delili gibi kullanılmasına da sert eleştiriler yöneltildi.

Film ve belgesel çalışmaları, sergiler, sivil toplum toplantıları ve hak savunuculuğu kapsamındaki diğer barışçıl faaliyetlerin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren bir suçun maddi unsurları gibi değerlendirilmesi ihlal nedeni sayıldı.

Şirin, kararın bu yönüyle meşru sivil toplum faaliyetlerinin ceza hukuku aracılığıyla kriminalize edilmesini ayrı bir Sözleşme sorunu olarak ortaya koyduğunu belirtti.

Yargılamanın bağımsızlığına ilişkin ciddi şüphe

AİHM, Kavala’nın yargılandığı mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda da ciddi ve meşru şüpheler bulunduğunu tespit etti.

Şirin’in aktardığına göre Mahkeme bu sonuca ulaşırken şu gelişmeleri birlikte değerlendirdi:

* Yargılamayı yapan mahkeme heyetlerinin sürekli değiştirilmesini,
* Davaların defalarca birleştirilip ayrılmasını,
* Heyette geçmişte iktidar partisinden milletvekili aday adayı olmuş bir hâkimin bulunmasını,
* İlk yargılamada beraat kararı veren hâkimler hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından kısa süre içinde disiplin süreci başlatılmasını.

Şirin, kararda sözü edilen hâkimin basında daha önce yer alan haberlere göre Murat Bircan olduğunu belirtti.

Kilit tanıkların dinlenmemesi de ihlal gerekçeleri arasında

Kavala’nın avukatlarının dönemin bakanlarının da aralarında bulunduğu bazı tanıkların dinlenmesi yönündeki taleplerinin reddedilmesi, “silahların eşitliği” ilkesi bakımından sorunlu bulundu.

Şirin, söz konusu kişilerin dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu olduğunu düşündüğünü belirtti.

Bu tanıkların Kavala’nın Gezi Parkı protestoları sırasındaki temaslarının niteliğini ve amacını açıklayabilecek konumda olduğunu vurgulayan Şirin, mahkemenin talepleri basmakalıp gerekçelerle reddetmesinin savunma hakkını zedelediğini kaydetti.

Karşı oy kullanan yargıca “formalist yaklaşım” eleştirisi

Şirin, AİHM Yargıcı Saadet Yüksel’in Kavala’nın AYM önündeki başvurularının biraz daha beklenmesi gerektiği yönündeki yaklaşımını da eleştirdi.

AYM kararlarının alt derece mahkemelerince açık biçimde uygulanmadığı bir ortamda bu görüşün “fazlasıyla formalist” olduğunu belirten Şirin, subsidiarity ilkesinin Türkçeye “ikincillik” yerine “takviye edicilik” olarak çevrilmesinin daha isabetli olacağını savundu.

Şirin: Mahkûmiyet “mutlak butlan” sayılmalı

Şirin, kararın sonuç bölümünün oldukça güçlü olduğuna dikkat çekti.

AİHM’in yaklaşık 4 milyon liraya karşılık gelen tazminata hükmetmesinin yanı sıra Kavala hakkındaki mahkûmiyetin Sözleşme hukuku bakımından “hükümsüz” sayılması gerektiğini ortaya koyduğunu belirten Şirin, bunu Türk hukukundaki popüler karşılığıyla “mutlak butlan” olarak nitelendirdi.

Buna göre mahkûmiyetin Kavala bakımından doğurduğu bütün cezai ve hukuki sonuçların ortadan kaldırılması gerekiyor.

Kararda Türkiye’nin çözmesi gereken yapısal sorunlara ve alması gereken genel tedbirlere de işaret edildi. Bunlar arasında insan hakları savunucuları, muhalifler ve gazetecilerin genişletilmiş ya da yapay biçimde ağırlaştırılmış suçlamalarla tutuklanması sorununun giderilmesi; HSK’nın bağımsızlığının güçlendirilmesi; hâkimlerin atanması ve disiplin süreçleri üzerindeki yürütme etkisinin azaltılması ve AYM kararlarının eksiksiz uygulanmasının güvenceye alınması bulunuyor.

AİHM ayrıca indirgenemez ağırlaştırılmış müebbet cezaları için Vinter ve Diğerleri kararındaki standartlara uygun bir gözden geçirme mekanizması kurulması gerektiğine işaret etti.

Öcalan hakkında da “umut hakkı” ihlali kararı verilmişti

AİHM’in Kavala kararındaki “umut hakkı” tespiti, Abdullah Öcalan’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazına ilişkin tartışmalarla da doğrudan bağlantı taşıyor.

AİHM, 18 Mart 2014 tarihli Öcalan/Türkiye (No. 2) kararında, Öcalan’a verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının koşullu salıverilme ihtimali bulunmaksızın ömür boyu infaz edilmesini Sözleşme’nin 3’üncü maddesine aykırı bulmuştu.

Mahkeme, ağırlaştırılmış müebbet cezası alan kişinin otomatik olarak serbest bırakılması gerektiğine hükmetmemiş; ancak cezanın belirli bir süreden sonra gözden geçirilmesini sağlayacak, kişinin rehabilitasyonu ve yeniden topluma kazandırılması bakımından ilerleme kaydedip kaydetmediğini değerlendirecek gerçek ve öngörülebilir bir mekanizma bulunması gerektiğini belirtmişti.

Dolayısıyla “umut hakkı”, doğrudan ve hemen tahliye hakkı anlamına gelmiyor. Kavram, hükümlünün ölene kadar cezaevinde kalacağının daha baştan ve hiçbir gözden geçirme imkânı bulunmadan kesinleştirilmesine karşı, ileride serbest kalabilme ihtimalinin hukuken korunmasını ifade ediyor.

Türkiye, Öcalan kararının ardından bu ölçütleri karşılayan genel bir infaz düzenlemesi yapmadı. AİHM, Kaytan, Gurban ve Boltan kararlarında da benzer gerekçelerle Türkiye’nin ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin Sözleşme’ye aykırı olduğuna hükmetti.

“Yeni süreç” tartışmalarını etkileyebilir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te Öcalan’a ilişkin olarak “umut hakkından yararlanma” ihtimalini gündeme getirmesinin ardından konu, Türkiye’de yürütülen yeni süreç tartışmalarının önemli başlıklarından biri haline gelmişti.

Şirin’e göre Kavala kararının umut hakkına ilişkin bölümü, bu tartışmayı yalnızca Öcalan’la sınırlı olmaktan çıkarabilecek nitelikte.

Şirin, kararın siyaseten Osman Kavala ile diğer siyasi mahpusların serbest bırakılmasının “yeni sürece” verilecek desteğin koşulu olarak ileri sürülmesine yol açabileceği tahmininde bulundu.

Kararın Kavala’nın bireysel durumunu aşan bir nitelik taşıdığını vurgulayan Şirin, AİHM’in Türkiye’deki yargının işleyişine ilişkin çok sayıda yapısal sorunu aynı hükümde bir araya getirdiğini belirtti.

AİHM’in resmi karar ve dava sayfasına buradan ulaşılabilir⁠.

Gündem Haberleri