Kısa Dalga - Kaos GL Derneği’nin yönetici ve üyelerine yönelik Ankara merkezli polis operasyonu düzenlendi. Yönetim ve denetim kurullarının asıl ve yedek üyelerinin evlerine gece baskını yapıldı. Operasyona izin veren mahkeme kararında İstanbul'da gece kulüpleri, masaj salonları ve eğlence mekanlarına yapılan baskınlar da yer aldı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek; İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarıyla birlikte başlatılan “Ailem Güvende” operasyonları kapsamında, 5 il merkezli ve toplam 15 ili kapsayan çalışmalarda 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlemler gerçekleştirildiğini açıkladı.
LGBTİ+ Dernekleri imzasıyla yapılan ortak açıklamada, "LGBTİ+ dernekleri olarak yaşananlara, kullanılan dile ve bu dilin hayatlarımız üzerindeki sonuçlarına ilişkin söyleyeceklerimiz, soracaklarımız var" denildi.
"Şimdi kim güvende? Bir LGBTİ+ derneğinin kapısına polis dayandığında, bir hak savunucusu gece evinden alındığında, bir dayanışma kanalına erişim engellendiğinde hangi aile güvenceye alınmış oluyor? Şiddet gördüğü evden çıkmaya çalışan hangi kadına barınabileceği bir yer sağlanıyor? 'Ailem Güvende' adını verdiğiniz operasyonun ardından kadınlar erkekler tarafından öldürülmeyecek mi? Şiddete maruz bırakılanlar, aile dağılmasın diye susmaya zorlanmayacak mı?" diye sorulan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
"Bu soruları aile içindeki bütün ilişkileri aynılaştırmak için sormuyoruz. Güvenlik iddiasının, aile içinde yaşanan şiddet karşısında ne anlama geldiğini soruyoruz. Aileyi kendiliğinden güvenli ilan eden, tehlikeyi sürekli onun dışında arayan bir anlayış, evin içinde yardım bekleyenleri nasıl koruyacak?
Ailenin adını korurken içindeki insanların hayatını korumayan bir siyasetin ikiyüzlülüğünü bugün konuşmak zorundayız. Üstelik LGBTİ+'lar ailelerin dışında yaşayan, topluma sonradan eklenmiş insanlar değil. Bizler o ailelerin çocukları, kardeşleri, ebeveynleri ve yakınlarıyız. Ailelerimizle birlikte yaşıyoruz; bazen ailelerimiz tarafından destekleniyor, bazen onların içinde şiddete uğruyoruz. Kendi ailelerimizi, yakınlıklarımızı, dayanışma ilişkilerimizi kuruyoruz. Ailenin korunması, LGBTİ+ düşmanlığının gerekçesi yapılabilir mi?"
"Bir kişinin LGBTİ+'ların varlığından haberdar olması istismarla aynı anlatıya yerleştiriliyor"
Açıklamada, "Başsavcılık açıklaması, çocukların cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında 'yönlendirildiği' iddiasından başlayarak dernekleri, bu derneklere kaynak sağlayanları, istismarla suçlanan kişileri ve eğlence işletmelerini aynı cümlede birbirine bağlıyor. Oysa kamuoyuna sunulan metin, hangi derneğin hangi somut eyleminin hangi istismar fiiliyle nasıl ilişkilendirildiğini açıklamıyor. Bu ilişkinin delilleri gösterilmeden, yan yana sıralanan kelimelerden bir suç tablosu kuruluyor" denildi.
"Bir kişinin LGBTİ+'ların varlığından haberdar olması hangi gerekçeyle istismarla aynı anlatıya yerleştiriliyor? Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği hakkında bilgiye erişmek, ayrımcılığa karşı destek istemek, zorbalığa uğradığında başvurabileceği bir yeri öğrenmek neden şüpheli bir faaliyet olarak sunuluyor?" diye sorulan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
"Derneklerin, eğlence mekânlarının, uyuşturucunun ve farklı kişiler hakkındaki iddiaların tek bir operasyon başlığı altında toplanması, aralarında kendiliğinden bir suç ilişkisi bulunduğunu göstermez. Böyle bir ilişki iddia ediliyorsa somut olarak ortaya konulması gerekir. Eğlence mekânlarından alınan görüntülerin, derneklerin isimleri ve istismar suçlamaları eşliğinde, görüntünün nerede çekildiği ve hangi iddiayla ilgili olduğu açıkça belirtilmeden sunulması, kamuoyunda bir gece kulübünün içini dernek merkezi sanacağı, bir adreste bulunduğu söylenen şeyi bütün derneklerle ilişkilendireceği bir izlenim yaratılması kabul edilemez. Görüntülerin yan yana getirilmesi, hukuken kurulması gereken ilişkinin yerini tutamaz. Nerede bulunduğu, kime ait olduğu ve hangi kişiyle ilişkilendirildiği ayrıştırılmadan açıklanan toplu bir "ele geçirilenler" listesi de LGBTİ+ dernekleri hakkında suç kanıtı gibi kullanılamaz.
Buradaki itirazımız, eğlence mekânlarında bulunan insanları suçlu kabul edip kendimizi onlardan ayırma çabası değil. Bir barda bulunmak, gece hayatına katılmak, dans etmek veya LGBTİ+ olmak kimseyi suçlu yapmaz. Herkesin masumiyet karinesine, özel hayatına ve insan onuruna saygı gösterilmesi gerekir. Dernek faaliyetleriyle işletme faaliyetlerini birbirine karıştırmamak da bu sorumluluğun parçasıdır.
Medya kuruluşlarına soruyoruz: Yayımladığınız görüntünün nerede çekildiğini doğruladınız mı? Haberde adını verdiğiniz dernekle görüntü arasında nasıl bir ilişki var? İddiaları aktarırken soruşturma konusu olmakla suçun kanıtlanması arasındaki farkı koruyor musunuz? Yoksa LGBTİ+ kimliğinin, izleyicinin zihninde bütün boşlukları doldurmasını mı bekliyorsunuz?"
"Destek mekanizmalarını itibarsızlaştırmanın bedelini kim ödeyecek?"
Her yıl defalarca devlet tarafından denetlenen derneklerin, devlete beyan ettikleri kaynakları üzerinden hedef gösterildiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:
"LGBTİ+ dernekleri, kuruluşları, faaliyetleri, gelirleri ve giderleri bakımından mevzuata tabi sivil toplum örgütleridir. Profesyonel çalışanların, gönüllülerin ve seçilmiş kurulların emeğiyle faaliyet yürütür; bildirim, kayıt ve denetim yükümlülükleri taşırlar. Kamuoyuna açık çalışmaların ve kayıtlı mali işlemlerin, sırf LGBTİ+ hakları için yürütüldükleri gerekçesiyle şüpheli ilan edilmesini kabul etmiyoruz. Yurt dışından fon almak da tek başına bir suç değildir. Bu desteklerin alınması ve kullanılması için mevzuatta bildirim ve kayıt usulleri vardır. İlgili kamu makamlarına bildirilen, banka üzerinden gelen ve mali kayıtlara işlenen kaynaklar, "yurt dışı bağlantısı" denilerek gizli bir faaliyet ortaya çıkarılmış gibi sunulamaz. Bir usulsüzlük iddiası varsa bunun hangi işleme, hangi yükümlülüğe ve hangi delile dayandığı ortaya konulmalı. Paranın yurt dışından gelmesi, hak savunuculuğunun suç olduğuna dair bir gerekçe oluşturmaz. Bir derneğe destek vermek de herhangi bir somut bağ gösterilmeden suç finansmanı gibi anlatılamaz. Bu anlatının kamuoyunda yarattığı ima ağırdır: Sanki hak savunuculuğu için sağlanan kaynaklar çocukları istismara sürükleyen bir faaliyeti finanse ediyormuş gibi bir bağ kurulmaktadır. Böyle bir iddia, dernek isimleriyle ağır suçlamaların aynı paragrafta sıralanmasıyla doğrulanmış olmaz.
Bizlerin yıllardır emek verdiği alanlar bellidir: LGBTİ+'ların ayrımcılık karşısında haklarını öğrenmesi, adalete erişebilmesi, yaşadıklarını anlatabilmesi ve dayanışma kurabilmesi. Bir insanın şiddet gördüğünde yalnız kalmaması için yürütülen çalışmanın kaynağını şüpheli gösterirken, o insanın ihtiyaç duyduğu desteği kim sağlayacak? Destek mekanizmalarını itibarsızlaştırmanın bedelini kim ödeyecek?
Önlenmek istenen tam olarak nedir? Bir LGBTİ+'nın komşusu, iş arkadaşı, öğrencisi veya çocuğu olarak kabul edilmesi mi? Şiddete uğramadan yaşayabilmesi mi? Hak talep etmesi mi? Bir kamu makamının görevi, toplumun bir kesiminin varlığının kabul görmesini engellemek olabilir mi? "Müstehcenlik" suçlaması da LGBTİ+ kimliklerini, bu kimlikler üzerine konuşmayı ve hak savunuculuğunu kendiliğinden suç kapsamına sokacak biçimde kullanılamaz. Bir topluluğun hakları, onun hayatını uygun bulup bulmayanların takdirine bırakılamaz."
"Arkadaşlarımızı serbest bırakın"
Ailenin korunmasına ilişkin anayasal hükümlerin, insanların temel haklarını ortadan kaldıracak bir gerekçe olarak kullanılamayacağına dikkat çekilen açıklamada, şöyle devam edildi:
"Örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğü, özel hayatın korunması ve masumiyet karinesi LGBTİ+'lar için de geçerlidir. Bu haklardan yararlanmak için çoğunluğun onayını almak zorunda değiliz. Erişim engellerini, ev baskınlarını, gözaltıları ve kamuoyuna sunulan suçlayıcı anlatıyı birlikte değerlendirdiğimizde, LGBTİ+ örgütlenmesinin hareket alanının, varlığımızın ortadan kaldırılmak istendiğini görüyoruz. Hedef alınanlar birer dernek unvanından, yönetim kurulu listesinden veya sosyal medya hesabından ibaret değil. Arkadaşlarımızın hayatları, emekleri ve yıllar içinde kurdukları ilişkiler söz konusu. Onlarla dayanışma kuran, danışmak için başvuran, bir etkinliğe katılan insanların da korkuyla geri çekilmesi; "Benim de başıma gelir mi?" diye düşünmesi söz konusu. Bu nedenle yaşananların sonuçları gözaltına alınan kişilerle sınırlı kalmıyor.
Biz güvenliği; kadınların şiddetten uzak yaşayabildiği, çocukların istismara karşı korunabildiği, LGBTİ+'ların evinde, sokakta, okulda ve işyerinde korkmadan var olabildiği bir hayat olarak anlıyoruz. Derneklerimizin kapısına polis göndererek, arkadaşlarımızı gözaltına alarak, sesimizi kısarak bu ihtiyaçları ortadan kaldıramazsınız.
'Ailem Güvende' diyorsunuz. Biz, bu açıklamayı duyan ve kendi evinde kimliğini saklamak zorunda kalan LGBTİ+'nın şimdi ne hissettiğini soruyoruz. Şiddet gördüğünde ulaşabileceği bir derneğin hedef alındığını gören insanın kime başvuracağını soruyoruz. Bir yakınının istismarına uğrayan çocuğun hayatında neyin değiştiğini soruyoruz.
Arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını, savunma haklarının eksiksiz sağlanmasını ve hak savunuculuğunu suç gibi gösteren uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz. LGBTİ+ dernekleri ve aktivistlere yönelik erişim engelleri kaldırılmalı; kişisel veriler, özel hayat ve derneklere başvuranların mahremiyeti korunmalı. Kamu makamları ve medya, soruşturma açıklamalarında kişileri ve kurumları peşinen suçlu ilan eden ve topluca hedef haline getiren bir dil kullanmaktan vazgeçmeli. İnsan hakları örgütlerini, kadın örgütlerini, çocuk hakları savunucularını, baroları, sendikaları ve bütün demokratik kamuoyunu bu sürece itiraz etmeye, eylemliliğe çağırıyoruz.
Örgütlenme özgürlüğünü savunuyorsak, bu hakkın LGBTİ+'lar için kullanılamaz hale getirilmesine karşı durmalıyız."