Çözüm komisyonu raporu kabul edildi: 47 'Evet', 2 'ret', 1 'çekimser'

TBMM’de kurulan ve 5 Ağustos 2025'ten beri çalışmalarını sürdüren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun ortak raporu kabul edildi.

Kısa Dalga - MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim 2024'te Meclis'te yaptığı konuşmayla başlayan ve iktidarın 'Terörsüz Türkiye' olarak adlandırdığı süreçte önemli bir eşik aşıldı.

Süreç kapsamında TBMM’de kurulan ve 5 Ağustos 2025'ten beri çalışmalarını sürdüren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21’inci ve son kez toplandı.

Toplantıda komisyonun hazırladığı ortak rapor görüşüldü. Parti temsilcileri rapora ilişkin görüşlerini bildirdi.

Ortak rapor 47 milletvekilinin oyuyla kabul edildi. Komisyon 51 kişiden oluşuyordu ancak Demokrat Parti komisyondan ayrılmıştı.

CHP’den Türkan Elçi çekimser, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ile TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise ret oyu verdi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyon hep böyle zor konularda değil de bir iftar sofrasının huzur ve esenliği içinde yeniden bir araya gelelim diyerek, komisyon üyelerini 10 Mart Salı günü iftara davet etti. Toplantı sona erdikten sonra Numan Kurtulmuş ve komisyon üyeleri birbirleriyle tokalaştı ve fotoğraf çektirildi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve parti temsilcilerinin açıklamaları şöyle:

Kurtulmuş: Bir nihayet değil

- TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: Komisyonumuz tarafından titizlikle hazırlanan rapor bundan sonraki süreçte atılacak adımlara istikamet çizen ve ortak hedefler doğrultusunda yol gösteren kıymetli bir başvuru metni olma özelliğini taşımaktadır. Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil. Bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir. Af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuku merkeze alan ve kamu vicdanını merkeze alan yaklaşımı ana hatlarıyla oraya koymaktadır. Terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte Gazi Meclisimiz, üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz şekilde üstlenmiştir."

Yıldız: İnfaz düzenlemesi tavsiyeler arasındadır

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız: Kamu vicdanını sızlatmadan bazı düzenlemeler yapılacaktır. Öncelikle ezelden beri söylediğimiz bizim infaz sistemimiz gerçekten yamalı bohçaya dönmüştür. Bu infaz sistemimizin düzeltilmesi lazım. Burada eşitliğin sağlanması gerekir. Komisyonumuzun da ilk tavsiyeleri arasında infaz düzenlemesi gelmektedi.

Anayasanın 90. maddesi ortadadır elbette Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına da Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına da bir hukuk devleti olarak uymak zorundayız. Cezaevlerinde hasta ve yaşlı mahkumlar var. Bunlara zaman zaman el atılsa da yine yüzlerce kişi ya hastaneye gidememekte ya da cezaevinde kendi bakımını, hayatını idame ettirecek durumda değildir. Meclis'imizin ilk yapacağı işler arasındadır.

Emir: Rapor lafta ve rafta kalmamalı

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir: Bugünden sonra asıl soru şudur: Bu rapor yaşama geçecek midir? Bugüne kadar sadece sözde kalan demokrasi, toplumsal barış, hukuk devleti, adalet, anayasa, AİHM kararları artık yaşama geçecek midir? Bu rapor, lafta ve rafta kalmamalıdır.

Öncelikle bu raporun ilk beş bölümünde yer alan dilin son derece sorunlu olduğunu, belirli bir siyasi ve sosyolojik bakış açısını içerdiğini, bizi kapsamadığını ifade etmeliyim. Ama buradaki cümlelerin her birinin aslında belirli bir ideolojik bakışı yansıtması dolayısıyla bizi tam karşılamadığını da ifade etmek isteriz.

Bu komisyon toplanırken ve görev yaparken Anayasa'nın sürekli çiğnendiği, Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmadığı, bu Meclis'in bir üyesi olan Can Atalay'ın dahi buraya hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulduğu için gelemeyişi, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen Tayfun Kahraman'ın hâlâ cezaevinde tutulması, Selahattin Demirtaş'ın AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulması, kayyum uygulamalarında en ufak bir geri adım atılmamış olması, tutukluluk uygulamalarının peşinen cezaya dönüştürülmüş olması ve Türkiye siyasetinin adliye koridorlarından iddianamelerle, iftiracılarla dizayn edilmeye çalışılması sürecinde maalesef en ufak bir demokrasiye, hukuk devletine ve adalete ait bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu açıdan bu komisyon çalışmaları beklenen umudu doğurmamıştır.

DEM Partili Çiçek: Ortak rapor dili, tek taraflı bir dil olmamalıdır

- DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek: "Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır" diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği "terör örgütü" kavramının ortak rapor taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Ortak rapor dili, tek taraflı bir dil olmamalıdır. Birçok kesimde farklı travmatik etkiler yaratan birçok kavram yeniden değerlendirilmelidir. Metnin ruhuna, sahici ve toplumsal vicdana hitap eden bir dil yerleştirilmelidir

Ortak rapor taslağının, özellikle sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri ve "Demokratikleşme ile ilgili öneriler" başlıklarında yol gösterici rolünü oynayacağına inanıyor; bu konuda demokratik geleceğe olan inancımızın bir gereği olarak elimizden gelen katkıyı sunacağımızın bilinmesini istiyoruz."

Kaya: Eylem planı ortaya koymak lazım

Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya: Bu belgenin Meclisimizin ve kamuoyunun takdirine sunulmasından sonra siyasi partilerimiz ve milletvekillerimiz olarak bir siyasi irade ortaya koyup, raporun çerçevesini çizdiği süreç yasalarını, demokratik ve hukuk devletinde eksikliklerin giderilmesi ya da daha kâmil manada bir demokrasi hedeflenmesi için ortaya konulmuş önerilerin süratle yasalaştırılmasına dair bir eylem planını ortaya koymamız lazım.

EMEP Milletvekili Bayhan: 'Hayır' oyu kullanacağız

Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan: Rapor taslağını mevcut haliyle onaylamamız partimiz açısından mümkün değildir. Onun için hayır oyu kullanacağız.

Raporda, Kürt sorunu ifadesi bir kez bile geçmiyor. Problem deniyor, sorun deniyor, mesele deniyor, kök nedenler var deniyor ama sorunun adı ve nedenlerin kendisi yok. Yetmiyor, bir de terör sorunu ve terörsüz Türkiye asıl hedef olarak ifade ediliyor. Bırakalım anadilde eğitimi, anadil hakkı bile kavram olarak geçmiyor. Üstü örtük bir şekilde ifade ediliyor. Ama aksi yönde bir ifade, ihtiyaç olmadığı hâlde Türkçenin resmî dil statüsü özellikle vurgulanıyor.AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulması üzerinden tespit ve öneriler yer almaktadır. Yine hasta ve yaşlı mahpusların durumu, idare ve gözlem kurullarının hak ihlalleri açıkça ifade edilmektedir."

TİP Milletvekili Ahmet Şık: Talebimiz kelime tartışması değil yön tayiniydi

-Türkiye İşçi Patisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık: Komisyon’un kuruluşunda adının "barış, demokrasi ve eşit yurttaşlık" olması yönündeki talebimiz, bir kelime tartışması değil, yön tayiniydi. Bu ısrarımız Komisyon’a duyduğumuz inanç ve siyasi iktidara duyduğumuz bir güvenin değil; kalıcı barışın bu ülkenin en yakıcı ihtiyacı olduğuna dair sorumluluk bilincimizin sonucuydu. Ancak iktidar, daha baştan barış kavramından dahi ürkerek, süreci "Terörsüz Türkiye" başlığına hapsederek meseleyi yine güvenlikçi bir tahkimatın malzemesi haline getirdi. Meseleyi terör ve güvenlik eksenine indirgeyen, barış demekten imtina eden bir anlayışın barışı inşa etmesi zaten beklenemezdi. Tüm bu nedenlerle Komisyon raporuna hayır oyu vereceğimizi açıkça ilan ediyoruz. Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Komisyon’un demokratik bir zeminde çalışmasını engelleyen Cumhur İttifakı’na ve TBMM Başkanı’na aittir. Bu ülkenin tüm yurttaşlarının eşit, özgür ve adil bir ülkede yaşayacağı gerçek bir demokratik düzen kurulana dek bu ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Önceki süreçlerde yapılan yanlışların kısmen de olsa tekrarlanması üzücü

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu: Raporda Türk-Kürt ilişkilerinin tarihsel arka planı ele alınırken, bin yıllık kader birliğinin esaslarından biri olarak "ortak inanç" ibaresine de yer verilmiştir. Ancak bu ibarenin içi doldurulmamış; inançtan kastın bu coğrafyanın mayası olan ve bu milletin yüzde 90'ından fazlasının dini olan İslam olduğu açıkça vurgulanmamıştır. Önceki süreçlerde yapılan yanlışların kısmen de olsa tekrarlanması üzücüdür. Tekrarlanan en bariz yanlışlardan birisi, Kürt meselesiyle PKK'nın şiddet olgusunun yeterince ayrıştırılamamış olmasıdır; yani asırlık Kürt meselesinin kırk yıllık şiddet sorununa indirgenmesidir.

Raporda devletin yürüttüğü güvenlikçi politikaların bir zorunluluk olarak kabul edilmesi, geçmişte yaşanan hukuksuz uygulamaları meşrulaştırıcı ve yaşattığı acıları yok sayan bir dil oluşturmaktadır. Oysa faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, cezaevlerinde sistematik olarak yıllarca süren işkenceler, boşaltılan köyler ve zorunlu göçler hiçbir şart altında mazur ve meşru görülemez.

'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge" hedefiyle başlatılan sürecin sadece "PKK'sız bir Türkiye" hedefine indirgenmesi stratejik bir hatadır. Sadece tek bir örgüte özgü düzenleme yapılması eksik kalacaktır."

Gündem Haberleri