HALE GÖNÜLTAŞ/ANALİZ
Kısa Dalga'nın edindiği bilgiye göre, Ömer Deniz Dündar İdlib'de HTŞ kontrolündeki bir hapishanede tutulduğu sırada Türkiye'ye dönmek ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini bildirdi. Dündar'ın talebi HTŞ tarafından Ankara'ya iletildi. Daha sonra yürütülen temasların ardından Dündar, MİT tarafından Türkiye'ye getirildi.
Yakalanmadı, dönmek istedi
Bu ayrıntı önemli. Çünkü Dündar'ı yalnızca yakalanan bir firari sanık olarak değil, örgütten ayrılmayı seçen ve etkin pişmanlık sürecine girmeyi tercih eden bir isim olarak karşımıza çıkarıyor. Dündar'ın ifadesi ilk bakışta yeni bir itiraf metni gibi okunabilir. Ancak dosyalar birlikte incelendiğinde mesele bundan daha geniş görünüyor.
Asıl soru ne anlattığı değil, neyi değiştirdiği
Çünkü Dündar'ın anlattıkları, yıllar önce etkin pişmanlıktan yararlanan eski IŞİD Türkiye Vilayeti sorumlularından Kasım Güler'in ifadeleriyle birçok noktada kesişiyor. Birbirinden farklı dönemlerde, farklı pozisyonlarda örgüt içinde yer alan iki ismin anlatımları yan yana konulduğunda yalnızca saldırı planları değil, bu planları mümkün kılan örgütsel yapı da görünür hale geliyor. İşte bu nedenle asıl soru, Ömer Deniz Dündar'ın ne anlattığından çok, anlattıklarının IŞİD'in Türkiye yapılanmasına ilişkin mevcut tabloyu ne ölçüde değiştirdiği.
Kasım Güler neden hâlâ referans isim?
Kasım Güler sıradan bir örgüt mensubu değildi. IŞİD içinde yükselerek Türkiye Vilayeti sorumluluğuna kadar geldi. 2021 yılında yakalanmasının ardından etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandı ve yaklaşık 74 sayfalık ayrıntılı bir ifade verdi. Aradan geçen yıllara rağmen bu ifade, IŞİD'in Türkiye yapılanmasına ilişkin en kapsamlı içeriden tanıklıklardan biri olma özelliğini koruyor.
Hedef listesini ilk kez o açtı
Güler'in anlattıkları, örgütün Türkiye'deki hedef haritasını ortaya koyuyordu. Adana'daki İncirlik Üssü'ne yönelik saldırı hazırlığı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik araçlı saldırı planı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik silahlı saldırı hazırlığı, Acun Ilıcalı'nın hedef alınması, Ankara'daki Zöhre Ana Cemevi'ne yönelik saldırı planı, Kapadokya'daki turistleri hedef alan eylem hazırlığı ve LGBTİ+ bireylere yönelik saldırı düşünceleri bu ifadede yer aldı. Daha da önemlisi, Güler yalnızca hedefleri değil, bu hedeflerin örgüt içinde nasıl konuşulduğunu ve kararların hangi kanallardan geçtiğini de anlattı. Bu nedenle ifadesi uzun süre Türkiye'deki IŞİD soruşturmalarının temel referanslarından biri oldu.
Ömer Deniz'in örgütteki yeri neydi?
Ömer Deniz Dündar'ın örgüt içindeki konumu ise farklı. Dündar kendisini emir veren bir yönetici olarak değil, haberleşme, lojistik ve koordinasyon işlerinde görev alan bir isim olarak anlatıyor. Bu ayrıntı önemli. Dündar'ın yakın çevresi tarafından da doğrulanan kekemeliği, örgüt içindeki rolüne dair ayrı bir tartışma başlığı açıyor. Bu durum tek başına belirleyici olmayabilir. Ancak örgüt içindeki görev dağılımıyla birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. Dündar'ın anlatımında cephe komutanlığı yok. Propaganda yüzü olmak yok. Saha liderliği yok.
Şifreleme, yurt dışı bağlantılar
Buna karşılık şifreli dosya aktarımı var. Hafıza kartı trafiği var. Kurye faaliyetleri var. Yurt dışı bağlantılar var. Örgüt içi koordinasyon var. Bu nedenle Dündar'ın ifadesi okunurken onu Kasım Güler gibi bir karar verici olarak değil, örgütün teknik ve lojistik katmanlarına erişebilen bir isim olarak değerlendirmek gerekiyor.
Adıyaman'dan İdlib'e uzanan hat
Dündar'ın anlattıkları örgütün tarihsel sürekliliğini göstermesi bakımından dikkat çekici. Adıyaman hücresinden başlıyor. Mustafa Dokumacı çevresine uzanıyor. Gaziantep'teki Yunus Durmaz yapılanmasına bağlanıyor. Oradan İdlib'deki Türkiye Vilayeti ve Mektep Faruk yapılanmasına geçiyor. Bu zincir aslında Türkiye'deki IŞİD yapılanmasının son on yılına ait ana omurgayı oluşturuyor.
Ankara Gar'a giden lojistik hat
Özellikle Gaziantep bölümünde anlattıkları önemli. Çünkü Dündar, 2014-2016 yılları arasında Türkiye'ye silah, mühimmat, el bombası ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemelerin geçirildiğini anlatıyor. Bu bölüm yalnızca örgütsel faaliyet açısından değil, Ankara Gar Katliamı ve benzeri saldırıların lojistik zemini açısından da dikkat çekici.
Kasım Güler'in önüne geçti mi?
Ömer Deniz'in 18 Haziran'da Ankara TEM'de verdiği ifade, Kasım Güler'in 2021 yılında verdiği ifadenin önüne geçti mi? Bu soruya hem evet hem de hayır demek mümkün. Eğer ölçüt yeni saldırı planlarıysa hayır. Kasım Güler hâlâ daha ileri bir noktada duruyor.
Hedefleri değil, mekanizmayı anlattı
Çünkü Güler'in ifadesi doğrudan hedefleri ve planlanan eylemleri anlatıyor. Ancak örgütsel mekanizma açısından bakıldığında tablo değişiyor. Ömer Deniz Dündar bazı başlıklarda Kasım Güler'in önüne geçiyor. Şifreli haberleşme sistemi, TrueCrypt kullanımı, Hafıza kartlarıyla veri taşınması, Mustafa Dokumacı ile Şihap Barış arasındaki dijital trafik.
Mektep Faruk gerçekte neydi?
Kasım Güler'in yıllar önce anlattığı yapı ile Ömer Deniz Dündar'ın son ifadesi birlikte okunduğunda, Mektep Faruk'un yalnızca Türkiye'deki hücreleri yöneten bir birim olmadığı daha net görülüyor. Ortaya çıkan tablo, farklı ülkelerdeki kadrolar arasında personel, para, haberleşme ve lojistik koordinasyonu sağlayan daha geniş bir yapıya işaret ediyor.
Türkiye sorumluluğu mu, bölgesel koordinasyon merkezi mi?
Kasım Güler, Mektep Faruk'un Türkiye, Rusya, Ukrayna ve Azerbaycan vilayetleri üzerinde etkili olduğunu anlatmıştı. Dündar ise bu tabloyu genişletiyor.
Kosova, Britanya, Gürcistan ve Kafkasya bağlantılarından söz ediyor. Bu anlatımlar doğruysa karşımıza çıkan yapı, klasik anlamda bir "Türkiye sorumluluğu"ndan çok, farklı ülkelerdeki ağları birbirine bağlayan sınır aşan bir koordinasyon merkezi görüntüsü veriyor. Bu nedenle Dündar'ın ifadesindeki en önemli yeni unsur tek tek saldırılar değil, saldırıları mümkün kılan örgütsel mimari.
Toprak altındaki silahlar, kimlikler
Dündar'ın ifadesindeki en dikkat çekici ayrıntılardan biri Kosova bölümü. Anlatımına göre Avrupa'nın çeşitli noktalarına silahlar gömülüyor. Koordinatlar saklanıyor. Daha sonra bu bilgiler eylemcilere ulaştırılıyor. Bu yöntem ilk kez karşımıza çıkmıyor. Kasım Güler, Kapadokya'daki turistleri hedef alan saldırı planında silahların Nevşehir'de ormanlık alana gömüldüğünü anlatmıştı. İstanbul'daki IŞİD-Horasan dosyasında ise militanların "dead drop" olarak bilinen yöntemle silah ve mühimmat sakladıkları ortaya çıkmıştı.
Üç dosyada aynı yöntem
Üç farklı dosyada aynı yöntem görülüyor. Bu tesadüf değil. Bu örgütün çalışma biçimi. Silah başka yere gömülüyor. Eylemci başka yere hareket ediyor. Talimat başka bir kanaldan geliyor. Böylece örgüt eylemciyi, silahı ve talimat zincirini birbirinden ayırıyor. Bir halka çözüldüğünde diğer halkalar görünmez kalabiliyor. Bu yöntem güvenlik birimlerinin karşısına daha parçalı ve çözülmesi daha zor bir yapı çıkarıyor. 10 Ekim dosyasının bugün bıraktığı en ağır soru da burada duruyor. Saldırıyı kimin yaptığı değil, o saldırıyı mümkün kılan ağın ne kadarının dağıtıldığı.
Walentina neden önemli?
Dündar'ın ifadesinde cevabı olmayan en dikkat çekici sorulardan biri de eşi olduğunu söylediği Walentina Slobodjanjuk. Türkiye tarafından sarı bültenle aranıyor. Dündar onun örgüt içinde görev yaptığını anlatıyor. Ancak bugün nerede olduğuna ilişkin hiçbir bilgi vermiyor.
Cevapsız kalan Avrupa hattı
Dündar'ın anlattığı Avrupa bağlantılarıyla birlikte düşünüldüğünde Walentina yalnızca bir aile ilişkisi olarak görülemez. Avrupa bağlantıları ve yabancı kadın kadroların hareketliliği açısından da cevap bekleyen başlıklardan biri olarak duruyor.
Bombacılar öldü, ağ dağıldı mı?
Dündar'ın anlattıkları, yıllardır süren bir tartışmayı yeniden gündeme taşıyor. Adıyaman'dan Gaziantep'e, sınır hattından İdlib'e uzanan bu ağ yıllarca nasıl çalıştı? Silah, mühimmat, insan ve para trafiği hangi ölçüde izlenebildi? 10 Ekim davasında yıllardır tartışılan kamu görevlilerinin sorumluluğu sorusu, Dündar'ın ifadesiyle birlikte yeniden önem kazanıyor.