10 yıllık Gezi davasında İçişleri Bakanlığı'nın direnci: Polislerin isimleri gönderilmiyor

Gezi Parkı eylemlerinde polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan Aydın Aydoğan’ın açtığı maddi ve manevi tazminat davasında İçişleri Bakanlığı, mahkemenin fail polislerle ilgili sorularına yanıt vermiyor. Mahkeme, Temmuz 2025’ten bu yana cevap verilmediğini belirterek bir kez daha sordu.

CANAN COŞKUN

Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle engelli kalan Aydın Aydoğan’ın açtığı tazminat davası 10 yılı aşkın süredir sonuçlanmadı. Mahkeme, olayda sorumluluğu bulunan polislerle ilgili soruşturmanın akıbetini sormasına rağmen İçişleri Bakanlığı’ndan aylardır "gereği gibi" bir yanıt alamıyor.

Gezi Parkı protestoları sırasında polisin attığı gaz fişeğinin topuğuna denk gelmesiyle sol ayağı engelli kalan Aydın Aydoğan, İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’na karşı 100 bin TL manevi, 1000 TL de maddi tazminat davası açmıştı. Aydoğan’ın talebi mahkemece reddedilmiş, karar da Danıştay tarafından 2021’de onanmıştı.

Danıştay’ın kararını temyiz eden Aydoğan, şüpheli polisler hakkında soruşturma izni verilmemesine yönelik kararın iptal edildiğini hatırlattı ve kararın düzeltilmesini istedi. Danıştay 10. Daire, Aydoğan’ın temyiz talebini Ekim 2024’te oyçokluğuyla kabul etti ve İstanbul 3. İdare Mahkemesi’nin ret kararını bozdu. Bunun üzerine dosya yeniden karar verilmesi için tekrar İstanbul 3. İdare Mahkemesi’ne gönderildi.

Aydın Aydoğan, mahkemeye sunduğu ek delil ve beyan dilekçesinde Gezi Parkı eylemleri sırasında maruz kaldığı polis şiddeti sebebiyle hayatının nasıl etkilendiğini anlattı. Bu olaydan dolayı aldığı engelli raporunu ve sağlık raporlarını da dosyaya sunan Aydoğan, 11 Haziran 2013 tarihinin hayatında bir milat olduğunu belirterek şunları aktardı:

“Ayağımdaki operasyonlar sonucu koltuk değneğine muhtaç kaldım. Sonra ciğerlerimde gaza maruz kalmaktan oluşan nefes darlığı astıma döndü. Cebimde sürekli astım ilacı taşımaya mahkum oldum. Tüm buların psikolojik etkileri sonucu sürekli psikiyatrik ilaçlara mahkum kaldım ve halen devam etmektedir. Engelliliğimden dolayı hayata küstüm. Tüm bunlar beni ve ailemi derinden etkiledi. Sayın mahkemenizden tüm bu yaşananları göz önüne alarak değerlendirmesini talep ediyorum.”

İkinci kez talimat yazdı

İstanbul 3. İdare Mahkemesi, Aydoğan’ın dilekçesinden sonra bir ara karar oluşturdu. Mahkeme, 2 Mart 2026 tarihli kararında, davalı İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’ndan 17 Temmuz 2025 tarihli ara kararla şüpheli 16 polis hakkındaki idari soruşturmanın akıbetiyle ilgili bilgi istediğini hatırlattı. Davalı idarelerin talimata gereği gibi cevap vermediğini belirten mahkeme, aynı soruları ikinci kez yöneltti.

Ne olmuştu?

Aydın Aydoğan’ı yaraladıkları şüphesiyle 16 polis ilk olarak 2014 yılında savcılıkta sorgulanmıştı. Şüpheli polisler, ifadelerinde amirlerinin kim olduğunu, nerede görev yaptıkları, Aydoğan’ın yaralandığını hatırlamamış, gaz tüfeği kullanmadıklarını öne sürmüştü.

Memur Suçları Soruşturma Bürosu, olay günü olan 11 Haziran 2013’te Taksim Meydanı’nı gösteren görüntüleri özel bilirkişilik makamı Ulusal Kriminal Büro’ya göndermişti. İnceleme sonunda hazırlanan raporda 16 polisin kask numarası tespit edilmişti. Savcılık bunun üzerine Ekim 2015’te İstanbul Valiliği’ne yazı yazarak kimliği tespit edilen polisler hakkında "zor kullanma yetkisini aştıkları” gerekçesiyle soruşturma izni istedi. Dönemin Valisi Vasip Şahin imzalı Mayıs 2016’daki kararda polislerin “yasal sınırlar içerisinde müdahalede bulunduklarını, kasıt olmaksızın gaz fişeği attıkları” iddia edildi. Şahin, Aydoğan’ın polisin attığı gaz fişeğiyle yaralandığını gösteren delil olmadığını öne sürmüştü.

Şüpheli polisler aynı savcılık bürosunca 2022 yılında bir kez daha sorgulanmıştı. Şüpheli polisler, olayın üzerinde üzerinden uzun zaman geçtiğini iddia ederek olayı hatırlamadı. Gaz tüfeği kullanma yetkisi bulunan polisler, “görevini en iyi şekilde yerine getirdiğini” savundu.

13 yılda bir arpa boyu

Kısa Dalga’ya konuşan Aydın Aydoğan, 11 Haziran 2013’te ayağından vurulduğunda kendisini hastaneye götüren arkadaşının “Değdi mi” diye sorduğunu hatırlatarak şunları söylüyor:

“Belki canlarımızı aldılar, bedenlerimiz ve uzuvlarımız ile bedel ödedik ama tarihe bir not düştük. O günden sonra karşımızda devasa bir güç yargı eli ile her defasında karşımızda duvar oldu. O duvarı aşıp modern insanlık tarihinin toplumsal kazanımlarından olan insan haklarımızı talep ettik.”

Habere konu tazminat davasının 10 yılı aşkın süredir devam ettiğini anımsatan Aydoğan, bu süre içinde dosyadaki bilirkişi raporunun kaybolduğunu hatta dosyanın zaman aşımından kapandığını anlatıyor. Aydoğan, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Vurulduğumda ambulans ile gittiğim hastahanedeki raporlarım sonradan değiştirildi, bilirkişi raporları kaybedildi. Hukuki zorlamayla yıllardır devlete vurulduğumu ispat etmeye çalışıyorum. Bu sebeple yüzde 43 engelli bir birey oldum. 13 yıldır zorlamam ile buraya ancak gelebildik.”

Cezasızlığın artık sıradanlaştığını söyleyen Aydoğan, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Gezi’de canlarını veren insanların katillerine ödül gibi cezalar verildi. Benim dosyamın esası incelenirken hem maddi vaka hem de hukukilik denetimi yapılmadan sanıklar adeta ödüllendirildi. Alacağım tazminat miktarı yaralarımızı sarmayacak, yitirilen canlarımızı geri getirmeyecek ama bu mücadele gelecek tarihe kısa bir not olarak devredilecek.”

Özel Haber Haberleri