6 soruda İstanbul Sözleşmesi'nin uzun yolculuğu: Bundan sonra ne olacak?

6 soruda İstanbul Sözleşmesi'nin uzun yolculuğu: Bundan sonra ne olacak?

Cumhurbaşkanlığı’nın, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin iptali için açılan davada ne karar verilirse verilsin Türkiye, bir ucu Avrupa Konseyi’ne dayanan Sözleşme’yi daha uzun süre tartışacak. Süreçte, her biri üzerine makale yazılmaya aday soruların cevaplarını İdare Hukukçusu Prof. Dr. Metin Günday ile değerlendirdik.

ERSAN ATAR

ANKARA - Gazetelerde ve televizyon haber bültenlerinde yargı kararlarına ilişkin haberlerin sonunda, “Bundan sonra ne olacak?” sorusu altında birkaç satır görürsünüz. Bu satırlarda; karar, ceza davasının konusu ise istinafa, Yargıtay’a gidilebileceği yazar. Haber konusu idari yargıdan verilmiş bir kararsa, bu kez temyiz sürecinin adresinin Danıştay’ın ilgili dairesi, nihayetinde de Danıştay İdari Dava Daireleri olduğunu görürsünüz. Gazetecilikte, okuyucu bilgilendirmek adına yazılan bu kısa paragrafa “kutu” denir. Nitekim gazetelerin sayfa sekreterleri de o “kutu”yu sanki gerçekten bir “kutuymuş” gibi çerçeve içine alırlar.

Konu İstanbul Sözleşmesi olunca ve işin bir ucu da Avrupa Konseyi’ne dayanınca “bundan sonra ne olacak?” sorusunun cevabı bir “kutu”ya sığacak gibi değil. Hele davanın tarafı yargı kararlarını uygulama konusunda “alışılmışın dışında çıkışları olan” Cumhurbaşkanlığı olunca iş daha da karmaşık hale gelebilecek.

Kamuoyunun yakından izlediği gibi Danıştay 10. Dairesi’nde önceki gün tarihi bir duruşma yapıldı. Duruşmanın konusu, Türkiye’nin; “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nden, kısaca İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için açılan davaydı. Kadınlar katılım ve beyanlarıyla tarih yazdılar.

Danıştay 10. Dairesi önceki gün tarafları dinledi, önümüzdeki günlerde kararını yazılı olarak açıklayacak. Bu sürenin bir ayı bulması mümkün. Daire’nin daha önce yürütmesinin durdurulması istemini oy çokluğuyla (2’ye karşı 3) reddettiği bu davada esasa ilişkin karar ne olursa olsun o gün şu soru sorulacak: Şimdi ne olacak?

6 SORUDA “O ZAMAN NE OLACAK”?

Biz bu soruyu, “O zaman ne olacak?” diyerek şimdiden yanıt aradık ve “geri gelecek olsa bile”, İstanbul Sözleşmesi’nin önünde (karar ne olursa olsun) uzun bir yol olduğunu gördük. Bu uzun yolculuktaki sorulara, İdari Hukuku alanında otorite bir isim olan Prof. Dr. Metin Günday ile yanıt aradık. “O zaman ne olacak” sorusu tek bir soru ama altında birden çok soruyu barındırıyor ve her bir alt soruyla onların cevapları, “o gün geldiğinde” üzerinde makaleler yazılacak, uzun uzun televizyon programları yapılacak türden.

Prof. Dr. Metin Günday’ın, görüşlerinin ışığında şu yanıtlara ulaştık:

1) DANIŞTAY 10. DAİRESİ AÇILAN DAVAYI REDDEDERSE HER ŞEY BİTİYOR MU?: Danıştay’a önceki gün duruşması yapılan davanın dışında birçok dava daha açıldı ve onlar henüz Danıştay’daki kendi süreçlerinde bekliyor. O nedenle önceki gün duruşması yapılan davanın sonunda verilecek karar, günlük kullanımla da olsa “emsal niteliğinde” olacak. İlk olasılık, davacıların açtığı “Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı iptal edilsin” içerikli başvurularının reddedilmesi olasılığı. Not düşelim; bu olasılığı yakın olasılık olduğunu düşündüğümüzden değil, yanıtı en kolay olan soru olduğundan ilk olarak ele alıyoruz.

Prof. Dr. Metin Günday da olası hukuki süreci anlatırken, “ilk olarak bunu ele alırsak” deyip özetle şu bilgiyi veriyor:

“Cumhurbaşkanlığı kararına karşı açılan davanın reddi halinde davayı açanların bu kararı Danıştay Dava Daireleri Kurulu’nda temyize gitme hakları vardır. İdari Dava Daireleri Kurulu , bu kararı onayabilir veya bozabilir. Nitekim, Danıştay 10. Dairesi’nin 5 üyesinden 2’si kapsamlı karşı oy yazmıştı ve Danıştay Savcılığı da işlemin iptali yönünde görüş bildirmişti.”

Özcesi, Danıştay 10. Dairesi’nin davayı reddetmesi halinde kadınlar için umut tükenmiyor. Hele “esasa ilişkin” kararın da yürütmeyi durdurma kararında olduğu gibi oy çokluğuyla çıkması halinde İdari Dava Daireleri Kurulu’na bağlanacak umut da hiç de az olmayacak.

2) DAİRE, CUMHURBAŞKANLIĞI KARARINI İPTAL EDERSE CUMHURBAŞKANLIĞI SÜRECİ NASIL UZATABİLİR?

Tıpkı “davanın reddi” olasılığında davacıların İdari Dava Daireleri Kurulu’na gitme imkanları olduğu gibi “iptal” kararı verilmesi durumunda da Cumhurbaşkanlığı’nın dosyayı Dava Daireleri Kurulu’na götürme hakkı bulunuyor. Prof. Dr. Günday’ın soruya ilişkin görüşlerini şu cümlelerle özetlemek mümkün:

“Aksi durumda da (iptal kararı çıkması halinde) idare –ki burada Cumhurbaşkanlığı makamıdır- İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyize götürebilir. Bu durumda da İdari Dava Daireleri Kurulu temyiz başvurusunu reddedebilir. Cumhurbaşkanlığının kararının iptali ve bunun onanması durumunda Cumhurbaşkanlığının çekilme kararı başından itibaren hükümsüz hale gelir. Cumhurbaşkanlığı’nın o kararı artık ‘yok’tur.”

3) “DAVA DAİRELERİ”NİN KARARINA “UYMUYORUM” DENİLEBİLİR Mİ?

Anayasa’nın, “Mahkeme kararlarının herkesi bağlayacağı” yönündeki ilkesi karşısında bu soru aslında gereksiz bir soruydu ama davanın tarafı Cumhurbaşkanlığı olunca ve Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi tamamen siyasi bir iradeden kaynaklandığı için belki de en önemli sorulardan biri haline geldi. Prof Dr. Metin Günday’ın soruya yanıtını özetleyelim:

“İptal kararı verilmesi durumunda Cumhurbaşkanlığı bu karara uymak zorundadır. Anayasa’nın 138/son ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28/1 maddesine göre uymak zorundadır. Ve bu uymanın gerekleri neyse bunu yapmak zorundadır. Bunun için 30 günlük bir süresi vardır. Bu durumda gerekler nedir? Avrupa Konseyi’ne bildirmektir. Cumhurbaşkanlığı Avrupa Konseyi’ne ‘Ben devlet olarak bu sözleşmeden çekilmiştim ama ülkemde böyle bir mahkeme kararı var çekilme işlemim iptal edildi’ demek zorundadır. Bu aşamadan sonra Türkiye yeniden İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olacaktır.”

Prof. Dr. Günday sorularımızı yanıtlarken, “ben tabi ki olası kararlar üzerine tamamen hukuki bir değerlendirme yapıyorum” demek, bunun altını çizmek zorunda hissediyor.

4) CUMHURBAŞKANLIĞI OLASI İPTAL KARARINI UYGULAMAZSA YENİ İDARİ İŞLEM OLUŞUR MU?

Bu soru okur olarak size “teknik bir soru” gibi gelebilir ama hukukçulara göre belki de en önemli sorulardan biridir bu. Sorunun daha açık hali şöyle:

“Danıştay 10. Dairesi iptal kararı verir ve bu karar kesinleşirse Cumhurbaşkanlığı’nın olası bir “uymuyorum” iradesi yeni bir “idari işlem” midir? Bu “idari işlem”se bu idari işlemin iptali için de dava açılabilir mi?”

Elbette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Ben bu karara uymuyorum” diye Resmi Gazete’de bir “Cumhurbaşkanlığı Kararı” yayınlayacak değil. Bu irade, iki şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi Erdoğan, herhangi bir toplantıda “iptal” kararını eleştirirken uyulmayacağını dolaylı da olsa “anlatabilir”. İkincisi 30 gün içinde hiçbir işlem yapılmaz, örneğin Avrupa Konseyi’ne “biz çekildiğimiz bu sözleşmeye yeniden giriyoruz” anlamıyla bir bildirimde bulunulmayarak “sessiz” kalınabilir. İşte bu “beyanatla anlatım” veya “sessizlik” yeni idari işlem midir? Bu sorunun anlamı şu: Bu “sessizlik” veya “beyanatla anlatım” bir idari işlem olarak görülecekse bu idari işlemin iptali için de dava açılması tartışılabilir ki o bu görüşü savunanlara göre o durumda Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar taraf olması süreci en azından uzayabilir.

Prof. Dr. Metin Günday, “30 gün sessiz kalmanın” veya “uyulmayacağı yönündeki beyanın” bir idari işlem olmadığını belirtiyor. Biz de Günday’ın görüşlerini şu cümlelerle özetleyebiliyoruz:

“Uymaması gibi bir durum olamaz ancak olur da 30 gün içinde sessiz kalarak, hiçbir işlem yapmayarak (Örneğin Avrupa Konseyi’ne bildirmeyerek) uygulamama olasılığı da vardır. Uymaması hukuken mümkün değildir. Bu durumda yapılan “uymama” olduğu için ve ortada buna yeni bir idari işlem olmadığı için buna karşı dava açılamaz. Ortada fiili bir durum oluşmuş olur. İşlem yok ki ortada neyi dava edeceksiniz. Ancak bunun yaptırımları olabilir. Cezai ve hukuki yaptırımlar. Ancak bu durumda da Cumhurbaşkanının cezai sorumsuzluğu sorun oluşturur. Bu da yepyeni bir tartışmanın konusu olur.”

5) YENİDEN TARAF OLMAK İÇİN YENİDEN KANUN VE ONAY GEREKİYOR MU?

Prof. Dr. Metin Günday bu soruya, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olma sürecini, Meclis’teki süreci, dönemin Cumhurbaşkanı’nın onay sürecini de anlattıktan sonra şu yanıtı veriyor:

“Olası bir iptal kararının Avrupa Konseyi’ne bildirilmesiyle süreç tamamlanmış olur. Bunun için Türkiye’nin Sözleşme’ye ilk kez taraf oluyormuş gibi Meclis’ten bir yasa çıkarılması ve Cumhurbaşkanı’nın bunu onaylamasına gerek yoktur. Çünkü Meclis’in daha önce çıkardığı yasa ve Cumhurbaşkanı’nın onayı, iptal kararıyla varlığını sürdürmektedir.”

6) OLASI İPTAL KARARI NE ZAMAN UYGULANMAK ZORUNDADIR?: Bu sorunun uzun hali de şöyle: Danıştay 10. Dairesi Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını iptal ederse ve Cumhurbaşkanlığı Daire’nin bu kararını temyize götürürse “Ben Danıştay’ın kararına uyacağım ama hele bir Dava Daireleri Kurulu temyiz talebimizi görüşsün de öyle” diyebilir mi?

Prof. Dr. Metin Günday net olarak cevap veriyor:

“İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre idari yargının verdiği kararlar derhal uygulanır. Bu karara karşı başvurulan (bu olası durumda İdari Dava Daireleri nezdinde temyiz) hukuk yolları, o kararın uygulamasını durdurmaz. Yani 10. Daire’nin iptal kararı vermesi durumunda Cumhurbaşkanlığı, “Ben İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyize götürdüm, oranın kararını bekliyorum’ diyemez.”