Akşam Köşesi - 12 Şubat 2021

Akşam Köşesi - 12 Şubat 2021

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri aktarmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Köşe yazılarının tamamını okumak için başlıklarına tıklayın.

Sedat Ergin 

“FETÖ mensubu nasıl tuğgeneral oldu?” 

Katıksız bir FETÖ mensubu olduğu sonradan kendi itiraflarıyla ortaya çıkan bir subayın geçen ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şûra’da (YAŞ) nasıl olup da tuğgeneralliğe terfi edip, ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi son derece hassas bir göreve getirildiği sorusunun peşine düştüğümde, kendimi her aşamasında kafamı daha çok karıştıran bir puzzle’ın karşısında buldum.

Ve bu puzzle’ı tamamlamak üzere önüme gelen parçalar halindeki resmi bilgileri yan yana getirip anlamlandırmaya çalıştığımda bakın karşıma nasıl ilginç bir tablo çıktı. 

Abdülkadir Selvi 

“Seçim barajının yüzde 5 ya da 7’ye düşürülmesi düşünülüyor”

Türkiye’nin 12 Eylül ürünü olan yüzde 10 barajından kurtulması gerekiyor. Yüzde 10 olan seçim barajının yüzde 5 ya da 7’ye düşürülmesi düşünülüyor. Bu konuda tercih, liderlere bırakılacak. Erdoğan ve Bahçeli’nin tercihine göre yüzde 7 ya da 5 esas alınarak çalışılacak.

Partiler artık seçimlere ittifaklar halinde giriyor. İttifak yüzde 10 barajını aşınca, ittifak ortağı partiler de barajı aşmış oluyor. İttifaklarla seçim barajı fiilen ortadan kalkmış oluyor. Yüzde 10 seçim barajı, baraj sorunu yaşayan partileri ittifaklara girmeye teşvik ediyor. 

 







Fatih Altaylı

 Muharrem İnce: Ağzı laf yapan ama derinliği olmayan bir siyasetçi 

Yıllar Muharrem Bey’i değiştirmemiş.

Ağzı iyi laf yapan ama derinliği olmayan bir siyasetçi. Böyle olup da başarılı olmuş siyasetçi yok mu?

Çooook! Hele bu son dönemlerde.

Yeni siyasette bu artık lehte bir unsur bile olabilir, belirli bir dozun altına düşmedikçe ve bu bilgisizlik ve hatta cehalet süslü cümlelerle, tepeden bakışla cilalanmış cesaret ve dahi cürete dönüşüp, benzer yapıdaki seçmeni etkileyecek bir güç haline gelebiliyor.

Yani siyasi açıdan çok da büyük sıkıntı değil.

Ancak İnce’nin laf ebeliğinde artık bir tutarsızlık da başgöstermiş.





 Özay Şendir

“Peynir fiyatları ulusal güvenlik sorunu” 

Beyaz peynir fiyatları, bu ülkede ulusal güvenlik sorunu haline geldi.

Ticaret Bakanlığı’nın fahiş fiyat uygulayanlara şu kadar ceza kestik diye zırt pırt açıklama yaptığı,

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın maksimum kâr hırsına karşı uyarıda bulunduğu bir dönemde,

Bir değil bir çok beyaz peynir üreticisi ürünlerine aynı anda zam yaptı.

Geçen hafta kilogram 48,5 liradan satılan peynir 64 liraya, 52 liradan satılan 66,9 liraya çıktı.


 Hilal Kaplan 

“Anayasa Mahkemesi, ışıklarını kapatabilir” 

17 Mayıs 2015'te de Kılıçdaroğlu, beraberindeki Enis Berberoğlu'yla, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı'yı ziyaret etmişti. Basına kapalı gerçekleşen görüşmede Dumanlı, CHP liderine ve Berberoğlu'na FETÖ'cü savcının emriyle durdurulan ve MİT mensuplarının yaka paça indirilerek gözaltına alındığı MİT TIR'ları videosunu izletti.

Görüşmedeki diğer CHP'li Berberoğlu, görüntüleri alıp Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar'a veren kişiydi. Cumhuriyet de CHP eliyle FETÖ'nün verdiği görüntüleri, MİT'in IŞİD'e silah yolladığı şeklinde, 7 Haziran seçimlerinden bir hafta önce servis etti.

Türkiye Cumhuriyeti'nin itibarını sarsmak, MİT'in gizli operasyonunu deşifre etmek, MİT'e operasyon çeken FETÖ'cülerin verdiklerini onların istediği şekilde servis etmek...

Milletvekilliği bu mudur; gazetecilik bu mudur? Berberoğlu'nu haklı bulan ve Can Dündar'ı serbest bırakan Anayasa Mahkemesi'ne göre budur. Artık Anayasa Mahkemesi, ışıklarını kapatabilir. 

Melih Altınok 

“Derdinizi anlatamadıklarınızı çikolatayla mı ikna edeceksiniz?” 

Ortalıkta bir video dolanıyor. Melih Bulu'nun arkadaşı olduğunu söyleyen biri, Boğaziçi Kampüsü'nün içinde öğrencilere çikolata dağıtıyor.

Öğrenciler "Biz senin canın değiliz. Al çikolatanı..." falan diyerek maskesinden yüzünü seçemediğimiz adamla dalga geçiyorlar.

Görüntüleri izlerken tek kelimeyle utandım.

Hukukun tanıdığı bir hakkı kullanmak için sululuğa gerek var mı? Adam gibi derdinizi anlatamadıklarınızı çikolatayla mı ikna edeceksiniz. 






Ahmet Gülümseyen

 “LGBT spor alanından da uzaklaştırılmalı”

 Açtıkları ‘Lût kavminin çocuklarıyız’, ‘İbne dönme el ele, ahlaksız devrime!’ pankartlarıyla, toplumumuzun değerleriyle bağdaşmayan bu tedaviye ihtiyaç duyulan bir hastalık olduğu, LGBT’nin daha fazla yayılmasını önlemek için, eğitimde ve diğer alanlarda olduğu kadar spor alanından da uzaklaştırılması gerektiğini görmekteyiz.

Ali Koç’un mevcut başkanı Fenerbahçe’de, geçtiğimiz yıl (2020) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen ‘Nesiller boyu eşitlik’ kampanyasında yapılan açıklamada ‘Kasım 2018’de Fenerbahçe Spor Kulübü olarak Başkanımız Ali Koç’un öncülüğünde Birleşmiş Milletler ile kadın ve kız çocukları için küresel bir anlaşma gerçekleştirdik…’ ifadeleri yer alıyor. İş ortaklığının ana sponsorluğunu ise işletmesi Koç Holding’e ait TÜPRAŞ yapıyor. Proje, masumane olarak görülmesine rağmen, LGBT sempatizanları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği sapkınlarının desteğini alması, bu ve benzeri projelerle neyin hedeflendiği, milli ve manevi değerlerin nasıl zedelenmek istendiğini görmek, zor olmasa gerek… 


Ali Karahasanoğlu
 

“Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığı Anayasa Mahkemesi’nin de itiraz etmeyeceği şekilde kaldırılmalı” 

Anayasa Mahkemesi’nin, işin esasına girmeden, “süreçte usuli yanlış var” diyerek verdiği karar gereği, tekrar milletvekililğine döndü... Mahkumiyeti de ortadan kalktı.

Enis Berberoğlu beraat mı etmiş oldu?

Hayır.

Suçsuzluğu mu ortaya çıktı?

Hayır…

Peki şimdi yapılacak ne?

Yapılması gereken şu:

Hiç geciktirmeksizin..

AK Parti ve MHP’li milletvekillerinin öncülüğünde…

Adalet Bakanlığı’na yollanan fezlekenin TBMM’ye gelmesi sağlanıp, Enis Berberoğlu’nun dokunulmazlığının, bu sefer Anayasa Mahkemesi’nin de itiraz etmeyeceği şekilde kaldırılması.. 


 Kurtuluş Tayiz 

“Gizli mutabakata göre önce Erdoğan'ı devirip yeni anayasayı yapacak gücü elde edecekler” 

Erdoğan, "büyük Türkiye" için yeni bir anayasanın gerekli olduğunu düşünüyor. Yeni küresel sistemde yerini almak isteyen Türkiye'nin anayasasını da buna göre yeniden düzenlemeye ihtiyacı var.

CHP, İYİ Parti'nin başını çektiği muhalefet ise zaten yeni bir anayasa ihtiyacı duyduğu için HDP ile kapalı kapılar ardında yeni bir anayasa için görüşüyor. Demek ki muhalefet de yeni bir anayasa ihtiyacını kabul ediyor.

Ne var ki CHP, İYİ Parti ve HDP'nin anayasa planı biraz farklı. Kendi aralarındaki gizli mutabakata göre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı devirip yeni anayasayı yapacak gücü elde edecekler; ardından da ABD güdümlü PKK ve FETÖ desteğiyle yeni anayasayı gündeme getirip Türkiye'ye makas değişikliği yapacaklar. 




 Esra Elönü 

“Sloganımsı böğürtü sesleri çıkarmaya çalışan canlılar”

Dün bir video izledim. Gözlerime mahcup oldum.
Maskeli olduğu için anlayamadım Rektör ya da Rektör adına bir görevli, bir grup kibir topağına çikolata ikram ediyordu. Hoca ikram ettikçe piknikte içine karpuz konulup dereye salınan torba gibi şekilden şekile girdiklerini gördüm.
Kızın bir tanesi çikolataya akrabası gibi bakıyor ama o leş gururuyla laf söyleyerek ikramı geri çeviriyordu.
Çikolataya baktığı kadar Anadoluya baksaydı, irfanın servis şoförü adından ibaret olmadığını anlayacaktı.
İrfan, sizin okumadıklarınızı ezberleyenlerin sahip olduğu hazinedir.
Neticede hoca, tevazusu sabrı ve edebiyle üç kişilik yürüyerek odasına gitti.
Arkasından sloganımsı böğürtü sesleri çıkarmaya çalışan canlıları izledik...
Sizi ve inandıklarınızı hor göreni hoş görmek iyilik değildir hocam! 

Yakup Köse 

“Boğaziçi’nde neden İslamcı, muhafazakar, dindar, ülkücü bir hoca yok?” 

Boğaziçi'ndeki İslamcı, muhafazakar asistan, idareci ya da hoca diyebileceğiniz 10 kişi sayın... Her türlü siyasal, kültürel bir öğrencilerin bulunduğu yerde neden İslamcı, muhafazakar, dindar, ülkücü bir hoca yok? Neden? Çünkü orası bir 'getto'.

İslami camiayı ispiyonlamam istendi benden. Yapmadığım için atıldım... Bir başka arkadaşımız Boğaziçin'de lisans ve master yaptı. Gitti, ABD'de doktora ve akademik çalışmalar yaptı. Orada "gelecek vaadeden en önemli genç" seçildi. Türkiye'ye vatan hasreti nedeniyle döndü. Boğaziçi'ne "Sen İmam Hatipli'ymişsin, biz bilmiyorduk" diyerek alınmadı..."

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki çete hakkında bu tür şahidlikler sürekli gündemde tutulmalı ve mevzu şahidlerin anlattıkları meseleler üzerinden konuşulmalı. 


 Yılmaz Özdil 

Nüzhet Gökdoğan’dan Sabiha Gökçen’e 

Mustafa Kemal Atatürk'ün hem dünya'ya hem ay'a damgasını vuran astronomi/havacılık vizyonu, kadınlara da fırsat eşitliği yarattı.

Nüzhet Gökdoğan. İlk kadın gökbilimcimiz oldu, 1933.

Bedriye Gökmen. İlk kadın pilotumuz oldu, 1933.

Yıldız Uçman. İlk kadın paraşütçümüz oldu, 1935.

Eribe Kartal Hürkuş. Maalesef, ilk kadın hava şehidimiz oldu, 1936.

Sabiha Gökçen. Dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu, 1937.

“Ev hanımı olmak, iş kadını olmaktan çok daha elzemdir, bakan veya belediye başkanı olmaktan çok daha elzemdir, seçimde hiçbir kadın adaya oy vermeyeceğim.”

Havacılık ve Uzay Fakültesi dekanı, 2018.

“Bir Türk vatandaşını uzaya göndereceğiz, hatta hatta belki bayanlardan bile ben adayım diyen vardır.”

Asrın lideri, 2021.

İleri demokrasiyle bir asır geriye, cümleten hayırlı uçuşlar… 

Necati Doğru 

“Uzay için kaç milyon dolar ayırdınız, bilelim”

“Ay'a gidiyoruz İnşallah….” vaadinin kimyasında ne var? Kaç milyon dolar gidecek, para nereden bulanacak, arada kimler var, Elon Musk'a ne ödenecek? Bunların cevabını duymak isterim. NASA'nın bütçesi: 23 milyar dolar. ESA'nın bütçesi: 6 milyar dolar. Rusya Uzay Ajansı: 1.1 milyar Euro. Japon Uzay Ajansı: 500 milyon dolar. İngiltere Uzay Ajansı: 374 milyon dolar. Kanada Uzay Ajansı: 300 milyon dolar. Türkiye'nin Uzay Ajansı'na kaç milyon dolar ayırdınız, kaynağınız nedir? Bilelim.


Mine Söğüt
 

“İktidarın son balon hedefi, bir Türk vatandaşını uzaya göndermek” 

Türkiye Cumhuriyeti bundan yüzyıl önce çağının ilerisindeki yasalarla kuruldu.

Şu andaki iktidar, bu Cumhuriyeti çağdışı yasalarla yıkmaya hazırlanıyor.

Hayal ettiği düzende ne kadının adı var ne gencin ne de LGBTİ bireylerin.

Feodal bir erkek egemen düzenin geçmiş zamanlarda köklenmiş gayretini güçlendirmek için karşısına çıkan her türlü direnişi ezip geçmekte niyetli.

O yüzden yapay gündemler oluşturuyor ve o gündemlerin satır aralarına niyetler saklıyor.

İnandığı dini öğretilerin tarif ettiği erkeklik ve kadınlık tanımlarını kutsal belleyen...

Erkekler, kadınlar ve diğer cinsel yönelimler üzerine etraflıca düşünmeyi gerekli görmeyen...

Ve kadına “kadın” diyemeyen bir dil tarafından temsil edilen iktidarın son balon hedefi, bir Türk vatandaşını uzaya göndermek.


Emin Korkmaz 

“Yağma ve rant projeleri alelacele ve gizli kapalı hallediliyor” 

Siyasi iktidar, ülke gerçekliği ve halkın talepleriyle hiç ilgisi olmayan konuları ülkenin en acil sorunlarıymış gibi köpürterek gündemleştirirken, kendi neoliberal ajandası doğrultusundaki yağma ve rant projelerini alelacele ve gizli kapalı biçimde halletme yoluna gidiyor.

Bunun yakın zamanlı iki örneğinden ilki, 30 Ocak 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile geçmiş yıllarda Bakanlar Kurulu Kararı ile yayla statüsü tanınmış 15 arazinin, bu statülerinin kaldırılmasıydı.

Bir diğer örnek ise 6 Şubat 2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ülkemizin en önemli doğal güzelliklerinden biri olan Fırtına Vadisi’nde bulunan bazı arazilerin “acele kamulaştırılması”dır. Söz konusu kararla birlikte bu bölgede toplu konut, turizm, ticaret ve cami yapımı amacıyla yapılaşmaya gidilebilecek. 

 İlhan Cihaner 

Çiftçinin cebindeki telefondan zenginlik göstergesi çıkarmaya çalışılması… 

Siyasi iktidarın güncel siyasi sorunlara ve genel olarak dahil olduğu tartışmalara dair argümanları artık basit mantık kuralları seviyesinde bile kolaylıkla çürütülebilecek noktaya gerilemiş durumda. Arsızlıkla çaresiz bir çırpınma arasında gidip gelen bu savunmalar, iktidar adına konuşan yazan kesimlerde de görünüyor. İşte çiftçinin cebindeki telefondan zenginlik göstergesi çıkarmaya çalışılması, işte market alışverişlerine dair öneriler, işte Anayasa tartışmaları, işte kitlesel suç duyuruları, işte trajikomik tv programları… İktidardaki kan kaybına rağmen bu savunma argümanlarının halen kendi tabanında ve maalesef bazı muhalif kesimlerde bile yankı bulabildiğini görüyoruz. Boğaziçi öğrencilerinin tepkilerine dönük saldırıları bu basit mantık yürütmeleriyle değerlendirmek daha faydalı olabilir… 




Ahmet Yaşaroğlu
 

Yalana ve demagojiye dayanan bir sistem 

Gerçekleri çarpıtmaya, yalana ve demagojiye dayanan bir sistem kurarsanız her gün şapkadan bir tavşan çıkarmak zorunda kalırsınız. İstihdamın azalıp işsizlik oranının düştüğünü kanıtlamanız için elinizde TÜİK gibi kurumlarınızın olması gerekir. Vatandaşın filesini doldurmak için çarşıya pazara çıkamadığını unutturmak için aya çıkmayı vadetmeniz gerekir. O kadar AntiABD, antiemperyalizm nutku attıktan sonra uluslararası sıkışıklık durumundan kurtulmak için Beyaz Sarayı’ yeniden Kabe yapmak, bu nedenle Biden’ın bir işareti için telefon başında beklemeniz gerekir, vb.vb.

 

Ahmet Taşgetiren 

Ülkeyi yönetenler de yalnızlaşmanın farkında 

Bizde birileri Kim takar Amerika’yı, Trump olsa ne yazar Biden olsa ne yazar, bak işte Ay’a yolculuk başlıyor, Türkiye uçuyor üslubunda yazıp konuşsa da belli ki Yukarısı öyle bakmıyor. Amerika ile de Avrupa Birliği ile de ilişkileri yumuşatma, düzeltme girişimleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarına yansıdı. Diğer seviyelerde ise gerek Hulusi Akar’ın S-400’e Girit formülü arayışları ile gerek İbrahim Kalın’ın çerçeve çizme çabalarıyla ortada. Kimsenin reel-politiği kim takar dediği yok. Ekonominin reel-politiğinde de, dış politikanın reel-politiğinde de Amerika ve Batı var. Rusya da var, Çin de var. “Dostları artıracağız” yaklaşımı var her şeyden önce. “Yalnızlaşma” kaygısı sadece muhalefetin dilindeki itiraz konusu değil ki, ülkeyi yönetenler de pekala bunun farkında. 


Evren Devrim Zelyut 

22 milyon icra dosyası var 

‘İcra ve iflas dairelerinde 11 Şubat 2021 itibari ile bulunan dosya sayısı 11 Şubat 2020'ye göre 1.679.201 adet artarak 22.187.038'e çıktı.'
Önümüzdeki tehlikeyi görüyor musunuz? 22 milyon icra dosyası var, dile kolay… Bu rakam 2009 yılında 9-10 milyon arasındaydı. Rakamlara devam edelim:
'İcra dairelerine UYAP üzerinden 2021 yılı 1 Ocak ve 11 Şubat tarihleri arasında 977.060 adet icra ve iflas dosyası açıldı.'
Bu nasıl bir artıştır? Halkı borçlandıran zihniyetin şimdi bu tablo karşısında halktan 'basiretli tüccar' olmasını mı beklemeye hakkı var mıdır?

Etiketler :