Akşam Köşesi / “Levent Gültekin’in dayak olayı ya FETÖ misali bir senaryo ya da döven taraf çok kibar davranmış"

Akşam Köşesi / “Levent Gültekin’in dayak olayı ya FETÖ misali bir senaryo ya da döven taraf çok kibar davranmış"

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri aktarmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Köşe yazılarının tamamını okumak için başlıklarına tıklayın.

 

Fatih Altaylı (Habertürk)

 “Anadolu Ajansı Ferhan Şensoy’un mektubundaki Neşeli bir meyhanede” bölümünü çıkarması rezalettir“

 Sevgili Rasim Öztekin’in ardından ustası Ferhan Şensoy duygusal bir mektup yazıp yayınladı.

Ferhan Abimizin mektubu şöyle:

“Ortaoyuncular'ın amatör kolu Nöbetçi Tiyatro'dan yetişti Rasim. Kısa sürede Ortaoyuncular'a katıldı. Kavuğumu ona devrettim. Ortaoyuncular'da çok başarılı bir dönem yaşadı. Kimi rahatsızlıklarından ötürü sahneyi bıraktı. Kavuğu Şevket Çoruh'a devretti. Günü geldi, uçtu gitti gökyüzüne. Kavuklu fotoğrafı asılı durur Ses 1885'te. Bir gün ben de uçup geleceğim gökyüzüne. Buluşuruz gökyüzünde neşeli bir meyhanede.”

Devletin resmi haber ajansı Anadolu, bu mektubu da Rasim Öztekin’le ilgili diğer haberlerle birlikte servis etti müşterilerine.

Ama büyük bir ayıp, büyük bir rezalet ve büyük bir terbiyesizlikle.

Mektubun son cümlesindeki “Neşeli bir meyhanede” bölümünü çıkartarak.

Bu gazetecilik, habercilik, ajans hizmeti falan değildir. Bu rezalettir.

 

Muharrem Sarıkaya (Habertürk) 

“Cumhurbaşkanı MYK toplantısında kabinenin siyasi cevvalliğinin düşük kaldığını söylemiş”

 

(…) AK Parti çevrelerinden yansıyan bilgiye göre Cumhurbaşkanı MYK toplantısında kabinenin siyasi cevvalliğinin düşük kaldığını söylemiş.

Siyasi görünümü daha yüksek bir yapı olması gerektiğine işaret etmiş.

Tespitinde haklı, çünkü geçmiş 2,5 yıla bakıldığında Süleyman Soylu dışında siyaset cevvalliği içinde hareket eden bakan sayısı oldukça az...

Soylu gibi, milletvekilliğinden gelen Abdulhamit Gül ve Mevlüt Çavuşoğlu kendi teşkilatı dışına çıkmanın ötesinde daha çok bakanlıkları ile ilgili işlere yoğunlaştı...

Muhalefetle dişe diş mücadele yerine, bakanlıklarına yönelik tepkilere yanıt verdi.

Bütçe görüşmelerindeki performansı da dikkate alındığında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay dışında, muhalefetten gelen eleştirilere karşı etkin tavır sergileyen bakana da çok rastlanmadı...

Anlaşılıyor ki AK Parti’nin Büyük Kongresi öncesi bir kabine değişikliği olabileceğine yönelik kulislerin kaynağı da işte o MYK toplantısında Cumhurbaşkanı’nın durum tespitinden kaynaklı...

 

Abdulkadir Selvi (Hürriyet)

“HDP’nin kapatılmasına sıcak bakılmıyor”

 

MYK toplantısında ele alınmamış ama Meclis’te konuştuğum AK Parti milletvekillerinin gündeminde iki konu vardı. Biri HDP’nin kapatılması konusu, diğeri ise HDP’lilerin dokunulmazlıkların kaldırılması.

HDP’nin kapatılmasına sıcak bakılmıyor. Hem AK Parti geçmişte kapatma davası ile muhatap olmuş bir parti olması, hem de ilke olarak parti kapatmanın doğru bulunmaması nedeniyle.

(…) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda bir yol haritası belirlenmiş değil. MHP ve AK Parti’nin kongrelerini tamamlamasından sonra gündeme alınması bekleniyor.

1- Toptancı bir yaklaşım yok.

2- 20 Mayıs 2016 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile Meclis’e intikal eden dosyaların tamamında dokunulmazlıklar kaldırıldı. Şimdi böyle bir yöntem gündemde değil. Ayrıca doğru bulunmuyor. “Milletvekili dokunulmazlığı esastır” deniliyor.

Peki ne olacak?

Şiddet, terör örgütüne üyelik, terör örgütünün propagandasını yapmak, terör örgütüne yardım ve yataklıkla ilgili dosyalar ele alınacak.

Bu dosyalar da;

1- Suç isnadı nedir, fezleke hangi mahkemeden intikal etti?

2- Suçun ceza aralığı ne kadar? diye tasnif edilecek.

 

Osman Müftüoğlu (Hürriyet)

“Bu rakamlar korkutucu, bu gidiş iyi gidiş değil”

COVID-19 vaka sayılarında maalesef ısrarlı ve can sıkıcı bir artış var. Sağlık Bakanımızın “Vaka sayıları 7-8 bin aralığına sıkıştı, düşmüyor, azaltmak için ciddi bir ortak gayrete ihtiyacımız var” cümleleriyle özetlenebilecek uyarısının üzerinden daha 10 gün bile geçmedi ama rakamlar -nedense- aniden ve birdenbire(!) 13-14 bin aralığına yükseliverdi. Net ve açık olarak belirteyim: Bu rakamlar korkutucu, bu gidiş iyi gidiş değil.

Değil çünkü “yeniden normalleşme çabaları ve uygulamaları” başlayalı henüz 1 hafta bile olmadı. Ve bu korkutucu artışlarda ise adına “yeni normal” denilen uygulamaların herhangi bir etkisi de söz konusu değil. Bu son uygulamaların etkilerini önümüzdeki pazartesiden sonra net ve açık olarak göreceğiz.

 

Soner Yalçın (Sözcü)

“1990'lardan hiç mi ders almayacağız?”

 

Kısa süreli bakanlığı sembolik idi: İlk kadın İçişleri Bakanı olması da değildi konu; Mehmet Ağar'ın yerine İçişleri Bakanlığı görevini üstlendi. Yani, 1990'ların şiddetli siyasal dönemini yakından yaşadı.

(…) 1990'larda çocuk olan bugünün kimi politikacıları, köşe yazarları Meral Akşener'e HDP konusunda akıl veriyor! Siyasi mühendislik, politik manevra öğretmeye çalışıyor. Bir ezberi tekrarlayıp aslında diyorlar ki; “Meral Hanım 1990'lardaki politik hataları devam ettir!”

Terörle mücadele ile sivil siyaseti birbirine karıştırmak PKK'yı güçlendirir. 1990'lardan hiç mi ders almayacağız?

Meral Hanım, PKK terörüyle mücadele etme konusunda hep kararlı oldu.

Tahminime göre bugün, HDP seçmenini kazanmak için dünün hatalarını yapmama konusunda özenli davranıyor. Bu politik tavır doğrudur…

 

Yazgülü Aldoğan (Cumhuriyet)

“Artık kadınları “Suça teşvik” etmek istiyorum!”

Mine Söğüt, baba evinden çıkın dedi ama koca evi de hallice değil, hatta daha beter! Ancak öldürüldükten sonra öğreniyoruz, o kadınların o evlerde neler yaşadıklarını ki o da yaşamak değilmiş. Ölene kadar çekmedikleri eziyet, dayak, işkence kalmamış; maddi manevi şiddetin her türlüsüne uğramışlar.

Artık kadınları “Suça teşvik” etmek istiyorum! Hayatta kalmak için eylem suç değil, meşru müdafaadır! Elleri kelepçelenerek eşi tarafından tecavüze uğrayıp darp edilen, ölümle tehdit edilen Melek, şiddete ara verip def olup giden, giderken de “Dönüp gelip seni öldüreceğim!” diyen adamı evdeki av tüfeğiyle bekledi ve o geri geldiğinde de hayatta kalmak için boğuşurken öldürdü. MELEK KATİL DEĞİL, o bir MELEK! Melek bugün tutuklu yargılanıyor ve maalesef hakkında ağır ceza isteniyor. Oysa Melek kendini savunmasaydı, şimdi toprağın altında cesedi böcekler tarafından yeniyordu! Melek, şimdi tutuklu da olsa yaşıyor ve her gün dayak yemediği için de şükrediyor! Seçin: Dayak yiyerek ölmek mi, kendini savunarak hayatta kalmak mı? Kendi kendini sen savunacaksın mecbur, çünkü devlet seni korumuyor!

 

İbrahim Kaboğlu (BirGün)

“Anayasa enkazı” failleri, şimdi “sivil anayasa” hamlesi ile enkazı meşrulaştırma çabası içinde”

(…) AKP’liler, 28 Şubat mağduriyetlerine süreklilik kazandırdı; kendileri için adeta bir şahlanış vesilesi.

Aslında, 20 Temmuz ve sonuçlarında da bir süreklilik hali var. Süreklilik, OHAL ortam ve koşulları ürünü Anayasa değişikliğinin neden olduğu “KOPUŞ”tan kaynaklanıyor.

Hiçbir darbe veya girişimi, “28 Şubat mağduriyeti” edebiyatını yapanların neden olduğu yıkımın sonuçlarını yaratmadı. Üstelik bu, süreli olmayıp, sürekli kılınmak isteniyor. Nasıl?

“Anayasa enkazı” failleri, şimdi “sivil anayasa” hamlesi ile enkazı meşrulaştırma çabası içinde. Demokratik parlamenter sistem söylemini eksik etmeyen partiler ise, Anayasa raporlarını bile günışığna çıkarabilmiş değil!

 

İbrahim Kiras (Karar)

“Her gün “daha iyi yeniliyorlar”

(…) “Muhalefet blokunu parçalarsak dengeleri yeniden kendi lehimize çevirebiliriz” diye hesap yapıyorlar.

Bu hesap doğrultusunda girişilen çabaların sonuç getirmeyeceği de görülmek istenmiyor. Bir gün İYİ Parti hedef alınıyor, bir başka gün Saadet. Aslında bu işlere harcadıkları enerjiyi memleketin meselelerini çözmek yolunda harcasalar belki de buna ihtiyaç kalmayacak. Ama başka bir yol bilmiyorlar ve her gün bunu yeniden deniyorlar ve her gün “daha iyi yeniliyorlar”. Ve her seferinde yeniden bir kere daha anlaşılıyor ki bu yolla ne Millet İttifakı dağılır ne de muhalefet blokunda en ufak bir çözülme olur. Çünkü problemin kaynağı muhalefet değil. Muhalefet bloku dağılacak olsa oradaki partileri destekleyen vatandaşların Cumhur İttifakına geri dönmesi boş bir beklenti. Vatandaşın size küsmesine sebep olan kusurlarınızı değiştirmedikçe bunu beklemeniz rasyonel değil.

 

Ahmet Taşgetiren (Karar)

Doğu Perinçek’in “Türkiye’de hukuk altın dönemini yaşıyor” dediği bir dönem yaşanıyorsa, meseleyi oradan okumak lazım

 

Levent bir yol tutturdu. Keskin muhalif. Kılıcının her yanı kesiyor. İktidara, muhalefete, Sağa Sola, İslamcıya Milliyetçiye… Herkese söyleyeceği bir sözü var. Doğruları var, benim doğru bulmadıklarım var, bazen üslup olarak şık bulmadıklarım var.

Ama hepsi söz ve yazı boyutunda.

Ona saldırıldı. Bir güruh tarafından. Güruh olarak geliyor bu tür saldırıların elemanları. Kimbilir belki de güruh olarak gönderiliyorlar. Cana kasıt.

Geçmiş olsun Levent’e. O böyle şeylerle yılacak adam değil.

Siz de “Şimdi bakalım polis ve yargı ne yapacak?” diye soruyor olmalısınız.

Benden bir örnek: Bahçeli’nin danışmanı Yıldıray Çiçek benim hakkımda “MHP’ye bulaşma… Ülkücüler daha kendilerine ettiğin hakaretleri, attığın iftiraları unutmadı… Sakalını teker teker yolarlar bizden söylemesi…” diye yazmıştı. Dava açtım, savcı üç gün içinde takipsizlik kararı verdi. Bu “normal eleştiri” idi savcıya göre. Diğer gazetecilere, siyasetçilere saldıranlara ne oldu?

Doğu Perinçek’in “Türkiye’de hukuk altın dönemini yaşıyor” dediği bir dönem yaşanıyorsa, meseleyi oradan okumak lazım bence.

 

Arslan Tekin (Yeniçağ)

Pervin Buldan ile diğer parti başkanı eş değer görülüp yan yana getirilemez

Kadınlar gününde Ekrem İmamoğlu'nun iki partinin kadın "genel başkan"ını tivitinde anarak kadınlar günü kutlaması tartışmalara yol açtı.

Anılan diğer kadın Pervin Buldan HDP'nin iki genel başkanından biri. PKK'nın kongresinde alınan karara uyularak HDP'de "eş başkanlık" (yarım genel başkanlık) tahsis edilmiştir.

(…) Pervin Buldan ile diğer parti başkanı eş değer görülüp yan yana getirilemez. (Ben de aynı cümlede göstermemek için ismini vermedim.) Yavuz Ağıralioğlu'nun itirazı yerindedir. Muhakkak not edilmelidir. İleride atılacak adımlarda ölçü olur. HDP'ye sahip çıkmak, demokrasinin olmazsa olmazı demek, PKK'ya, hâliyle teröre prim vermektir. PKK'nın uzantısı diyorsan kapatılır.

 

Mehmet Barlas (Sabah)

“İktidarın süresi uzadıkça muhalefetin de eleştirilerin dozunu artırması doğal”

 

İlk bakışta Cumhurbaşkanı'na hak vermemek mümkün değil. Gerçekten de muhalefet sadece eleştiriyor ve bu eleştiriler bazen hakarete de dönüşüyor. Açılan tazminat davalarında Kılıçdaroğlu'nun ödediği tazminatlara baktığınızda, olayın çapını anlayabilirsiniz.

18'inci yıl

Ancak işin bir başka yüzü de var... Cumhurbaşkanı 18 yıldır iktidarda ve Cumhuriyet tarihinde Cumhurbaşkanlığı sistemi ile ülkeyi yöneten ilk lider... Bu açıdan belki Atatürk, yetkileri ve gücüyle bir karşılaştırmaya konu edilebilir. Ama çok partili demokraside hiçbir siyasetçi bu kadar güçlü olmadı.

Doğal gelişmeler

Bu kadar uzun süreli ve güçle donatılmış bir iktidarın sahibi, her demokraside eleştirilir. Eğer hiçbir eleştiri gelmiyorsa ya sistemde bir aksaklık vardır ya da muhalefet kör ve sağırdır. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bazen sinirlenerek eleştirilere cevap vermesi ne kadar normalse, iktidarın süresi uzadıkça muhalefetin de eleştirilerin dozunu artırması o kadar doğaldır.

Kısacası, Allah topraklarımızdan özgürlükçü demokrasiyi eksik etmesin...

 

Ersoy Dede (Star)

Akşener’e soru: HDP kapatılmalı mı kapatılmamalı mı?

 

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu'nun, Kadınlar günü mesajıyla başlayan tartışma sürüyor.. Hatırlayın.. İmamoğlu hem Meral Akşener'i hem de Pervin Buldan'ı etiketleyerek kutlama mesajı yayınlamıştı. Mesaja İYİ Parti içinden beklenen bazı isimlerden tepkiler gelmişti. Bu tepkiler kuşkusuz tabandaki milliyetçi kanadın yüreğini soğutmaya yetmedi.. Daha net bir karşı duruş bekledi İYİ Parti seçmeni..

Aslında bu twit üzerine yapılan tartışma da yersiz.. Çok daha güncel iki mesele var masada.. Dokunulmazlıklar var HDP'nin kapatılması yönündeki çağrılar.. Ne zaman bu iki konuda mikrofon uzatılsa Meral Hanım'a, teknik bilgi verip geçiştirmeyi tercih ediyor.. Dokunulmazlıklar ile ilgili 'içeriğine bakacağız, bağlayıcı grup kararı alamıyoruz' falan diyor, HDP'nin kapatılması ile ilgili de Yargıtay sürecine işaret ediyor.. Ya hu onları zaten ekran ekran dolaşan hukukçular, siyaset bilimciler falan uzun uzun anlatıyor zaten.. Bir hareketin başındaki isim olarak, kitleleri peşinden sürüklemek üzere yola çıkmış bir lider olarak tavrınız nedir? Bakışınız nedir, onu açıklar mısınız?.. HDP Kapatılmalı mı kapatılmamalı mı?.. Mevcut politik aktörlerine siyaset yasağı getirilmeli mi getirilmemeli mi?.. 28 HDP'li vekilin vekillikleri düşürülmeli mi düşürülmemeli mi?.. Siz bırakın teknik hukuki süreci falan.. Net bir biçimde bu konuda bir tavrınız var mı yok mu?..

 

Turgay Güler (Akşam)

Pervin Buldan'a yönelik en dokunaklı, en duygusal destek Oda TV'ci Soner Yalçın'dan geldi

Pervin Buldan'ı bayraklaştırıp PKK terörünü meşrulaştırma çabalarını sanırım hepiniz hayretler içerisinde izliyorsunuzdur.

İmamoğlu'nun Dünya Kadınlar Günü'nde Buldan'ı 'eli öpülesi' kadın ilan etmesi de bu çabanın bir ürünü!

Amaçları Pervin Buldan'ı kadın ve Kürt politikacı kimliğiyle (!) dünya kamuoyuna taşımak. Hiç kuşkunuz olmasın bu tehlikeli çabalar karanlık mahfillerde kurgulanıyor.

Oysa Pervin Buldan politikacı kisvesi altında terör örgütü PKK'nın bir üyesidir.

Pervin Buldan'a yönelik en dokunaklı, en duygusal destek Oda TV'ci Soner Yalçın'dan geldi yine!

Hiç şaşırmadık…

 

Batuhan Yaşar (Türkiye)

“İYİ Parti üst yönetimi ile Genel Başkan Akşener tamamen ayrışmış durumda”

 

Ta kongre sürecinden beri İYİ Parti’de işler pek iyi gitmiyor..

İstifalar geldi..

Ümit Özdağ, Meral Akşener’i nelerle suçladı..

Yenilir yutulur şeyler değil bunlar..

-“HDP, Akşener yüzünden Kars’ı kazandı..”

-“Akşener, FETÖ ile iltisaklılarla çok rahat yol yürüyebiliyor..”

Tweet olayında da konuyu ne AK Parti ne de MHP kurcaladı..

Tepki İYİ Parti’nin derinlerinden geldi..

Rahatsız olanlar İYİ Parti üst yönetimiydi..

Hâlâ da açıklamalar devam ediyor..

Düşünün, Lütfü Türkkan bile tepki gösterdi..           

İYİ Parti üst yönetimi ile Genel Başkan Akşener tamamen ayrışmış durumda..

İYİ Parti’den bir kaynağım dedi ki:

-“Olanlar bize şunu gösteriyor; CHP, HDP ve Meral Hanım arasında gizli anlaşma var..”

-“Bu anlaşmadan birkaç kişi dışında İYİ Parti üst yönetiminin bilgisi yok..”

Bu korkunç bir iddia..

Herhâlde açıklama yaparlar, biz de gerçekleri öğreniriz..

 

Ali Karahasanoğlu (Yeni Akit)

Ekrem İmamoğlu ile Meral Akşener acaba ne görüştü?

 

Önce İyi Parti kurucusu Ümit Özdağ, “çanta, ihale, makam paylaşımı” ile ilgili iddialarını başlık halinde aktardı..

“Çanta” hangi olayda gidip geldi, söylemedi.. Hangi ihale paylaşıldı, anlatmadı.

Hangi makamlar peşkeş çekildi, söylemedi..

Ama anlaşılıyordu ki, CHP’li belediyelerde, İyi Partililerin “çanta, ihale, makam” pazarlıkları vardı..

Ümit Özdağ, eski partidaşlarına daha fazla zarar vermek istememiş olmalı ki, ayrıntısına girmedi..

Tesadüf diyebilirsiniz..

Ama her görüşmelerini, sonrasında duyurup, gazetecilerden de soru alarak, reklama çevirenler..

Muharrem Sarıkaya’nın köşe yazısında açık açık iddia etmesine rağmen..

Gizli görüşmeyi yalanlamadıklarına göre..

Ben de o görüşmeyi doğru kabul etmek zorundayım..

Ekrem İmamoğlu ile Meral Akşener görüştü..

Acaba ne görüştüler.

Niçin gizli görüştüler.

Niçin açıklama yapmadılar..

Ümit Özdağ’ın bahsettiği çanta ile bu görüşmenin bir ilgisi var mıydı?

 

 

Yıldıray Çiçek (Türkgün)

“Levent Gültekin’in dayak olayı ya FETÖ misali bir senaryo ya da döven taraf çok kibar davranmıştır”

Dayak yemek için elinden gelen tüm gayreti gösterdi. Son dört yıldır bu uğurda her türlü gayreti verdi ve sonunda istediğini başardı. Kimler dövdü bilmiyoruz. Olay hakkında soruşturma açılmış…

Fakat dayak konusu da tezgâha benziyor. Halk TV önünde sözde dayak yiyor ama hemen 15 dakika sonra canlı yayında programa çıkıyor ve yine haddini aşan laflar ediyor. 25 kişinin saldırdığını iddia ediyor ama yüzünde tek bir çizik dahi yok… Bu nasıl dayak yeme hâlidir?

(…) Levent Gültekin isimli müptezeli dövmüş olabileceklerin “şüpheli cephesi” çoktur. Hukuk devletinde elbette bunları saldırıyı meşrulaştırmak için söylemiyorum. Ama her kesimi, herkesi bu şekilde tahrik ve taciz eden bu müptezelin, Türklük düşmanlığı, PKK-FETÖ ilişkileri, haddini bir hayli aşan sözlü saldırıları göz önünde bulundurulduğunda bir provokatörlük uğruna kullanıldığı anlaşılmaktadır.

(…) Son söz; Levent Gültekin’in dayak olayı ya FETÖ misali bir senaryodur ya da döven taraf kim ise çok kibar davranmıştır… Ya da olaydan hemen sonra Halk TV’ye Levent Gültekin’in dublörünü çıkarmışlardır.

 

Cemalettin Hacıosmanoğlu (Diriliş Postası)

“Pervin Buldan profilinin kutsandığı hiçbir “kadınlar’’ şeysini kutlamıyorum”

 Mide bulandıran yalancıların eşitlik ve adalet tasladığı bir 8 Mart’ı daha geride bıraktık.

Baştan belirteyim:

Pervin Buldan profilinin kutsandığı hiçbir “kadınlar’’ şeysini kutlamıyorum. Ayrıca kadınlığa göstereceğim hürmeti 1917’nin komünist Rusya’sından öğrenecek değilim. 18. miladi asırdan beri renkli mottolarla pazarlanıp, türlü vesilelerle sermaye oligarşisine çalışan feminist teorilere de alerjim var. Teröristlerle zaten işim olmaz.

Kadınlığa zorla yüklenmiş angaryaları kaldıran, kadına hak ettiği kıymeti veren, kadın ruhuna kalkan zulüm ellerini kıran mukaddes bir inanışı savunuyorum. Bütün kalbimle, kadın olmaklığın şerefini en keskin, en şefkatli hudutlarla koruyan yüksek bir ahlakı kolluyorum. Müslümanım ve her meselede olduğu gibi kadınlığa da Müslümanca yaklaşıyorum.

Etiketler :