Akşam Köşesi |"AK Parti muhafazakâr Kürt oylarını büyük oranda kaybedebilir"

Akşam Köşesi |"AK Parti muhafazakâr Kürt oylarını büyük oranda kaybedebilir"

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri sunmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Akşam kahvesi ile okumak iyi bir fikir olabilir. :)

Fatih Altaylı (Habertürk)

"Hayır" Fahrettin Bey, "Ben bu artıştan sorumlu değilim"

 

(…) Kaçınılmaz olan ve biraz izanlı herkesin ilk günden bu yana gördüğü felaket tablosu karşımızda netleşirken, siyaset her zamanki gibi yapıyor. Suçu başkasına atıyor. Bu kez cehape ya da geçmiş dönem değilse de suçlu halk.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca nispeten insaflı olduğu için “Ortaya çıkan bu tablodan hepimiz sorumluyuz” diyerek suçu yayıyor ve paylaştırıyor.

Ama ben ona “Hayır” diyorum.

"Hayır" Fahrettin Bey, "Ben bu artıştan sorumlu değilim."

Sorumlu davranan kimse sorumlu değil bu artıştan.

Siz ve arkadaşlarınız sorumlusunuz. Sorumsuzca davranışlarınızdan dolayı sorumlusunuz.

Niye mi?

Basitçe anlatayım.

En ufak dernek toplantısı yasak iken, 10 binlerce insanı spor salonlarına toplayarak lebalep mutluluk saçan ben değilim.

Millet en yakınının cenazesine katılamazken, binlerce kişilik cenaze törenlerine katılan ve sonra özür dileyen ben değilim.

O özürden sonra katıldığı bir başka kalabalık cenazede saklanmaya çalışan da ben değilim.

Milletin çoluk çocuğunu eve tıkarken, binlerce partili genci bir araya getiren ve bununla övünen de ben değilim…

 

Kübra Par (Habertürk)

"HDP’nin kapatılmasından yana tavır alması AK Parti’nin muhafazakâr Kürt oyları büyük oranda kaybetmesine yol açar"

 

(…) Demokrasi adına HDP’den beklenen Kandil vesayetinden bağımsız, onu koruyup yüceltmeden, sivil bir siyaset benimsemesi. Bunu her fırsatta dile getirdik, getiriyoruz. Fakat partinin topyekûn kapatılması siyasetin alanını daraltır ve terör örgütünün propaganda zeminini genişletir.

Terörle iltisaklı bir devam partisi kurulmasın diye partiye mensup tüm siyasetçilerin, ayrım yapılmaksızın 5 yıl boyunca siyasetten menedilmesi de bölge seçmeni açısından ciddi bir hayal kırıklığı ve kopuşa neden olabilir.

Hele ki hakkında siyaset yasağı talep edilen 687 kişi arasında Altan Tan ve Ayhan Bilgen gibi içeriden eleştiri yapan, farklı parti kurma sinyalleri veren isimlerin de olması toptancı bir anlayışa işaret eder.

Gelecek seçimler üzerinde de etkileri olur kuşkusuz.

Muhalefet blokunu kesin bir biçimde güçlendirir çünkü HDP diye bir parti kalmazsa Millet İttifakı’na “HDP ile gizli iş birliği” suçlaması da yapılamaz. CHP ve İYİ Parti’nin eli rahatlar. HDP seçmeni blok halinde Millet İttifakı’na oy verir.

Sadece HDP seçmeni değil AK Parti’ye oy veren Kürt seçmen de memnun olmaz bu durumdan. Deva ve Gelecek Partisi, muhafazakâr Kürt oyları kazanmak için uzunca bir süredir çalışıyordu. Andımız tartışmasında da bu pozisyonlarını perçinlediler. Dolayısıyla HDP’nin kapatılmasından yana tavır alması AK Parti’nin muhafazakâr Kürt oyları büyük oranda kaybetmesine yol açar.

 

Nihal Bengisu Karaca (Habertürk)

"17 Mart 2021 tarihe kötü bir şekilde nakşedildi"

Türk siyaseti demokratik ve ekonomik reform paketleri, İnsan Hakları Eylem Planı ile nefes alır gibi olmuştu. Üzülerek söylemek zorundayım ki şu an hepsi birden çöp oldu.

Meğer bu insan hakları hazırlıkları bize fazlaymış.

Hayır, “Toplum olarak bunu hak etmiyoruz” diyemeyeceğim. Çünkü tam olarak bunu hak ettiğimizi düşünüyorum.

Eğer hak etmiyor olsaydık, dün TBMM’de, kocaman adamlar talimatla bir vekile cezaevi yolunu açmak için el kaldırırken isyan eden tek kişi eski AK Partili Abdurrahim Aksoy olmazdı.

Kendisi AK Parti 22. Dönem Milletvekiliymiş... Abdurrahim Aksoy Meclis’te, “Kahrolsun otokrasi, yaşasın özgürlükçü demokrasi, yaşasın demokratik Türkiye” sözleriyle basın locasından bağırarak protesto düzenledi.

17 Mart 2021 tarihe kötü bir şekilde nakşedildi.

 

Ahmet Hakan (Hürriyet)

Kılıçdaroğlu’na dört soru

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, HDP için açılan kapatma davasıyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

“Siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi görüşleri, ekonomik görüşleri, toplumsal görüşleri her siyasi parti kendisine göre yorumlar. Halkın desteğini alan siyasi parti yaşar, halkın desteğini almayan parti tarihin çöp sepetine atılır. Demokrasiyi savunuyorsak siyasi partilerin kapatılmasını bırakmalıyız.”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasını okuduğumda...

İlk verdiğim tepki şu oldu:

Aaaa! Ne kadar da haklı!

Fakat sonra kafamda tam dört adet soru belirdi.

(…) İzin verirse Kemal Kılıçdaroğlu’na...

Hak verdikçe kafamda beliren o dört soruyu, buradan sormak istiyorum:

SORU BİR: Doğrudur... Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. İyi ama dağa çıkmış birtakım silahlı adamlarla arasına mesafe koyma konusunda sorunlu siyasi partiler de demokrasinin vazgeçilmez unsurları mıdır?

SORU İKİ: Doğrudur... Her partinin kendine göre siyasi, toplumsal, ekonomik görüşleri vardır. İyi ama bazı partilerin, sırtını dağlardaki silahlı adamlara dayama hak ve özgürlükleri olabilir mi?

SORU ÜÇ: Doğrudur... Halkın desteğini alan parti yaşar. İyi ama Avrupa’nın birçok ülkesinde halkın desteğini aldıkları halde kapatılan, iktidara getirilmeyen partiler var. Onlara ne buyurulur?

SORU DÖRT: Doğrudur... Siyasi partileri kapatmaktan vazgeçmeliyiz. İyi ama bazı siyasi partilerin de dağlara yaslanarak siyaset yapmaktan vazgeçmesi gerekmez mi? Vazgeçmezlerse ne yapacağız?

 

Abdulkadir Selvi (Hürriyet)

"HDP kaynaklarından edindiğim izlenim, kapatma davasına karşı mücadele edecekleri yönünde"

 

HDP hakkında kapatma davası açılması sürpriz değildi. Hatta davul zurna ile geldi. O nedenle HDP yöneticileri bir şokla karşılaşmadılar. Ama zor durumda oldukları kesin.

HDP MYK dün izlenecek yol haritasını belirlemek üzere toplandı.

Önlerinde HDP’nin kendini feshedip, Meclis’te 1 milletvekili ile temsil edilen Demokratik Bölgeler Partisi’ne geçmek ya da kapatma davasına karşı Anayasa Mahkemesi’nde hukuki yoldan mücadele etmek gibi iki seçenek duruyor.

HDP kaynaklarından edindiğim izlenim, kapatma davasına karşı mücadele edecekleri yönünde. HDP’yi feshedip DBP’ye geçme seçeneği üzerinde durulmuyor. HDP, kapatma davaları ile büyüyen bir siyasi gelenekten geliyor. O nedenle kapatma davasını yeni bir mücadele zemini olarak kullanmayı düşünüyorlar.

 

Nedim Şener (Hürriyet)

"HDP daha önceki kapatma davaları öncesi gibi yedek partisini çoktan hazırladı"

 

Evet, terörün siyasi ayağı ile mücadelede, HDP’ye kapatma davasıyla önemli bir adım atıldı. Ama unutmayın, HDP daha önceki kapatma davaları öncesi gibi yedek partisini çoktan hazırladı. Tıpkı HDP gibi, PKK gibi “özerklik” hayalleri kuran bu partinin adı DBP.

HDP’den seçildikten sonra istifa eden bir milletvekili DBP’ye geçti ve TBMM’de temsil ediliyor. O yüzden gelinen nokta şunu gösteriyor, terör örgütü PKK ile silahlı mücadelede başarı gösteren Türkiye, terörün siyasi ayağı ile de kararlı mücadelesini vermeli. Terör örgütü ile en küçük ilişkisi olan, örgüt elebaşının adını ağzını alanın siyaset yapamayacağı bir hukuk düzeni kurulmalı.

 

Hande Fırat (Hürriyet)

 "Davanın iktidarın talimatı gibi algılanması çok yanlış, iktidarın hiçbir talimatı yok"

 Aynı hareketin sekiz partisi... 1990’larda HEP ile başlayan siyasi yolculuk, DEP, ÖZDEP, HADEP, DEHAP, DTP, BDP, HDP ile devam etti.

(…) Hiçbiri PKK ile arasına belli bir mesafe koymadı. Tabelalar değişti, temel sorun değişmedi. Legal Kürt siyaseti bu açıdan hep sorunlu bir düzlemde yürüdü. Hiçbiri Türkiye partisi olamadı.

(…) Bu tablo 1990’dan beri değişmedi. Yani HEP geleneği önce kendini eleştirmeli. Şimdi madalyonun diğer tarafına bakalım.

Terörle mücadeleyi başarılı bir şekilde yıllardır yürüten, bu alanda ciddi bir tecrübesi olan Türkiye, parti kapatmaların mağduriyet duygusu yarattığını ve radikalleri güçlendirdiğini bilmektedir. Bu durum her zaman terör örgütü PKK’nın deyim yerindeyse ekmeğine yağ sürmektedir.

(…) Türkiye yeni bir sürece girdiğini açıklamıştır. Bu sürecin de reformları, bireyi ve toplumu merkeze alan özgürlük ve demokrasiyi öncelediği söylenmiştir. Bu yeni süreçte AK Parti kongresi ve bunun getireceği değişiklikler beklenmektedir. Ay sonunda AB, Türkiye gündemli bir zirve düzenleyecektir.

İşte tam da böyle bir zamanda siyasi aktörlerin açıklamalarının hemen ardından yargının harekete geçmiş olması, “zamanlama manidar” tespitlerini de beraberinde getirmiştir.

Kararı tabii ki yargı verecek. Ancak nereden bakarsanız bakın, demokrasi ve özgürlük havadaki oksijen gibidir. Demokrasi ve özgürlüğün de evrensel kuralları göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca bir gazeteci olarak parti kapatmaların çözüm olmadığını çok iyi tecrübe etmiş bir ülkenin; AB ve reform gündemi öncelikli konumdayken bazı hesapları dikkatli yapmasından yanayım.

Son olarak, iktidar partisinin de konuya yaklaşımına bakmak gerekir. AK Parti’ye göre;

Konu siyasetin değil, yargının kararı.

Davanın iktidarın talimatı gibi algılanması çok yanlış. İktidarın hiçbir talimatı yok.

 

Çiğdem Toker (Sözcü)

"AKP; bir siyasi partinin kapatılmasıyla anılan bir partidir artık"

(…) AKP yöneticileri yakın zamana kadar parti kapatmaya karşı olduklarını kamuoyu önünde sıklıkla ifade ediyorlardı. Bu nedenle  olsa gerek, iktidar partisi TBMM'nin üçüncü partisi konumundaki HDP'yi ne kadar kriminalize ederse etsin kapatma başvurusu yapmadı. Yine de bu davayı AKP'nin ya da kapatmayı yüksek sesle işaret eden MHP'nin kendisinin değil, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın resen açmış olması sonucu değiştirmiyor:

AKP; iktidarının 19., kendi hakkındaki kapatma davasının da 13. yılında bir siyasi partinin kapatılmasıyla anılan bir partidir artık. Ortalıkta dolaşan yeni seçim sistemi hesapları, siyasi mühendislik planlarına bakılırsa, AKP'nin parti kapatmakla anılmaya kahrolacak hali yok kuşkusuz. Kaldı ki, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, Yargıtay Genel Kurulu'nun gönderdiği beş aday arasından dördüncü sıradaki isim olarak seçilmiş oluşu bir arka planı işaret etmekte.

 

İsmail Saymaz (Sözcü)

"İnsan merak ediyor: Neden bugünü beklediniz?"

(…) HDP iddianamesinde temel suçlama olarak 6-8 Ekim Kobani Olayları gösteriliyor. HDP'lilerin “halkı devlete karşı isyana azmettirdikleri” ve “iç savaş çıkarmayı” amaçladığı savunuluyor. PKK ve HDP'nin iş birliği halinde çalıştıkları savunuluyor.

Hendek Olayları “organik bağı gösteren yakın tarihteki örnek” olarak işaret ediliyor.

Yakın tarih dediği…

Kobani Olayları üzerinden yedi, Hendek'in üzerinden altı yıl geçti.

İnsan merak ediyor: Neden bugünü beklediniz?

İddianamede ayrıca ‘İmralı günlükleri'ne yer veriliyor. Günlükte Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan ve diğer üç HDP'linin Öcalan'a “Başkanım” diye hitap ettiği vurgulanıyor. Öcalan'ın talimat verdiği, HDP'nin stratejisini ve adayları belirlediği, eş başkanlar ve grup başkanvekillerinin kimler olması gerektiğini söylediği vurgulanıyor. Bazı adayların Kandil'den belirlendiği savunuluyor.

İmralı'daki görüşmeler devletin izniyle gerçekleştirildi. Masada MİT görevlisi vardı.

Bu görüşmeler suç ya da bir suçun kanıtı olursa İmralı'ya izin verenler de gelecekte yargılanır.

 

Deniz Zeyrek (Sözcü)

"AK Parti bu sürecin sonunda Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilir"

PKK terörünün en üst seviyede olduğu, sürekli çatışma haberlerinin geldiği, şehit haberlerinin yüreğimizi dağladığı günlerde dahi başvurulmayan bir “parti kapatma” yolu, neden Mehmetçiğin, polisin ve istihbaratın teröristlere göz açtırmadığı, Türkiye'de bitirme noktasına getirdiği, hatta Türkiye dışındaki kamplarını yok ettiği bir dönemde açılıyor?

O günlerde HDP'lilerin örgütle ilişkisi iltisakı yoktu da bugün mü ortaya çıktı?

Artık çok belli:

AK Parti, düşen oylarını milliyetçi söylemlerle yeniden artırmaya, tabanını konsolide etmeye çalışıyor.

Ancak, bu sürecin sonunda Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilirler.

Kürt oylarını alma konusunda 1992'den itibaren CHP/SHP'nin başına gelenler, yakın gelecekte AK Parti'nin başına da gelebilir.

 

 

Yusuf Karataş (Evrensel)

 

"HDP’ye kapatma davasının açılması Erdoğan iktidarının istikametini göstermesi bakımından önem "taşıyor

(…) Gelinen yerde iktidarın PKK Lideri Öcalan’a ‘elçi’ yollayıp gönderdiği mektubu kendi siyasi çıkarları için kullanmaya çalışmasının üzerinden daha 2 yıl bile geçmemişken HDP’ye “Terörle ilişkili olduğu” iddiası ile kapatma davası açılmasının hukuken tartışılabilecek hiçbir tarafı yoktur. HDP bu ülkenin Anayasa’sına göre kurulmuş legal bir siyasi partidir. HDP’nin bugün “Terörle ilişkisinin kanıtı” olarak sunulan ‘çözüm süreci’nde üstlendiği rol, aslında Kürt sorununun demokratik barışçıl yoldan çözümü için bir fırsat olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden HDP’nin kendisi değil ama HDP’ye açılan kapatma davası bu sorunun son 30-35 yılda ülkeye çok şey kaybettiren şiddet yöntemleriyle çözüm ısrarının bir ifadesidir.

Sonuç olarak; HDP’ye kapatma davasının açılması, Bahçeli’nin isteğinin gerçekleşmesinin ötesinde Erdoğan iktidarının istikametini göstermesi bakımından önem taşıyor. Erdoğan’ın, tekelci burjuva gericiliğin ihtiyaç duyduğu her zaman ve yerde “devletin yardımına” koşan MHP ve Bahçeli’yle yol arkadaşlığı üzerinden nereye gitmek ve nasıl bir rejim kurmak istediği ise, açıktır.

 

Ahmet Taşgetiren (Karar) 

"Memleketi yüzde 50 artı 1’e kilitlediniz, kendi ellerinizi MHP’ye teslim ettiniz"

 

(…) Ne diyeyim ki, getirdiniz bir ucube sistem, memleketi yüzde 50 artı 1’e kilitlediniz, kendi ellerinizi MHP’ye teslim ettiniz. Buna rağmen yüzde 50 artı 1 hesabı tutmayınca, bir zamanlar “Bebek katili, terörist başı” diye tanımladığınız, peşlerine kırmızı bültenler taktığınız Öcalanlar’ı bile devreye sokmanıza rağmen HDP’yi hizaya getiremeyince, üstelik HDP karşı blokta, sizin “Zillet İttifakı” dediğiniz alanda yer tutup, İstanbul – Ankara – Antalya gibi koca koca şehirlerin elden çıkmasına yol açınca, sıra yargısal bir eylemle işi bitirmeye geldi. Öyle olmazsa böyle. Bütün dünya bunun bir “yargı işi” olmadığını okuyacak, bilmiyor musunuz, bir “siyasi operasyon” olduğunu duyacaksınız bütün dünyadan, bilmiyor musunuz? Bu işin zaten problemli olan Hukuk - Yargı alanını, problemli olduğunu bildiğiniz için, dünyada böyle görülmesi yüzünden ülkeye yatırım gelmediğini bildiğiniz için, böyle olduğu için ülkenin risk primini yükselttiğini bildiğiniz için acaba dünyaya yeni bir imaj sunabilir miyiz arayışıyla paket üstüne paket hazırladığınız Hukuk – Yargı alanını daha da problemli hale getireceğini bilmiyor musunuz?..

 

Hilal Kaplan (Sabah)

"HDP'yi "demokrasi adına" savunanlar, sadece siyaseti değil, demokrasi kelimesini de kirletiyorlar"

HDP'li vekiller, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, PKK kurucularına atıfla "Hepimiz Kemâl Pir'iz" diye bağırarak, Meclis komisyonunda PKK marşı okuyarak veya "Liderimiz Öcalan" diyerek PKK ile bağlarını açıkça kabullendiler.

(…) PKK'nın siyasi kolu olan HDP'nin siciline bakıldığında, Batasuna'yı katbekat aşan suçlar görebiliyoruz. Buna rağmen "demokrasi" diye bağıran kişiler, bir siyasi parti tarafından yukarıda saydığım suçlar işlenince suç olmaktan çıkıyor mu; önce onu açıklamalılar. Demokrasi, terörü dışlar; terörün siyasi amaçla kullanılmamasını gerektirir. Aksi takdirde geriye demokrasi değil, silahın gölgesinde hayat mücadelesi kalır. HDP'yi "demokrasi adına" savunanlar, sadece siyaseti değil, demokrasi kelimesini de kirletiyorlar.

 

Melih Altınok (Sabah)

"Mahkemenin HDP'nin kapatılması talebini reddetme olasılığı da var"

(…) HDP'nin ipini Kandil'in tuttuğunu bilen pek çok kişi, kapatma davasına PKK'ya can suyu vereceği ihtimaliyle şüpheye yaklaşıyor.

Geçen hafta HDP'nin tulum çıkardığı Güneydoğu illerine yaptığım seyahatte bu kaygıyı açıkça hissettim.

Kiminle konuşsam, "hendek eylemlerinin" bitirilmesinin ardından devletin bölgede güvenliği sağlamasıyla nefes aldıklarını söyledikten sonra sözü kapatma tartışmalarına getiriyordu:

"PKK çevresi son birkaç yıldır dağıldı, etkinliğini yitirdi. Artık gündelik hayatı terörize edemiyorlar. Ancak kapatılma tartışmaları şimdiden PKK tabanını kenetledi."

HDP kapatılsa, birkaçı hariç kimsenin bilmediği isimlere siyaset yasağı gelse bile, Kandil'in yeni piyonlar belirleyip yoluna CHP'de devam etmesi de olasılık dahilinde...

Seçmenlerini böyle bir güzergâhta mobilize edebilecek kabiliyete sahip olduklarını, yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde gösterdiler.

Bunlar Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın kapatma talebini yerinde bulmasıyla gündeme gelebilecek senaryolar...

Bir de Mahkeme'nin HDP'nin kapatılması talebini reddetme olasılığı var tabii. Hazine yardımının kesilmesi gibi bir karar da verebilirler.

Bu durumda da HDP'yi terörle ilişkilendiren söylemler hukuki zeminini kaybedecek, iddialar siyasi ithamdan ibaret sayılacak. Bir anlamda, CHP ve İYİ Parti ile ittifak kuran HDP'yi meşrulaştıracak.

 

Kurtuluş Tayiz (Akşam)

"HDP'yle ittifak görüntüsü veren İYİ Parti iyice silikleşti"

HDP'ye kapatma davasının siyasi sonuçları üzerine yoğun bir tartışma sürüyor. Haber duyulur duyulmaz medyanın tek gündemi bu oldu.

CHP'nin bu gelişme üzerine fazlasıyla heyecanlandığını söyleyebiliriz. HDP kapatılsa da kapatılmasa da sürecin CHP'ye yarayacağı düşünülüyor.

İYİ Parti'nin ise pek memnun olduğu söylenemez. Zira rüzgar MHP'den yana esiyor, bu konjonktür en çok MHP'nin işine yaradı. HDP'yle ittifak görüntüsü veren İYİ Parti iyice silikleşti.

Genel olarak muhalefet, bu kapatma davasını bir fırsata dönüştürme arzusuyla bakıyor meseleye. HDP'yi mağdur, iktidarı zafiyet içinde göstererek yol almaya, toplumsal etki üretmeye çalışacaklar.

 

Faruk Beşer (Yeni Şafak)

"Konu cinayettir ve cinayet konusunda elbette kadın erkek ayırımı yapılamaz"

 

(…) Boynukalın’ın tartışmaları alevlendiren ilk tiviti şuydu:

“Cinayet cinayettir; cinsiyeti olmaz, erkek, kadın, çocuk, büyük kimin başına gelirse gelsin ilkemiz, 'Sizin için kısasta hayat vardır' ilahi düsturudur. Sürekli 'kadın cinayetleri' vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan sloganik bir medya propagandasıdır”.

Ben de buna cevap olarak demiştim ki, bu tespite hangi müslüman karşı çıkabilir? Ama çıktı, bu ifadeler bazı dindarları bile rahatsız etti. Lütfen kadın konusuna dini referans göstermeyin garabeti dahi duyuldu. Oysa böyle demenin anlamı şu ikisinden başka ne olabilir? ‘Kadına din karışamaz, o dinler üstü bir varlıktır’. Ya da ‘kadının dinle alakası yoktur, ona dini bulaştıramazsınız’. Böyle denilebilir mi? Konu cinayettir ve cinayet konusunda elbette kadın erkek ayırımı yapılamaz.

Allah’ın dinine karşı olan çevrelerin Boynukalın’dan rahatsız olmaları anlaşılır bir semptomdur. Bu çevreler hurafecilere tepki göstermezler, hatta böylelerini zevkle kanal kanal konuştururlar. Peki, bazı ‘dindarlara’ ne oluyor da bu çıkıştan rahatsız oluyorlar? Demek ki, dindarlarımızın bile zihni din ve dünya diye parçalanmış durumdadır. Demek ki, laiklik propagandaları başarılı olmuştur.

 

Cem Küçük (Türkiye)

"HDP kendisini kapattırmak için her şeyi yaptı"

 

Gara’da 13 şehit verdik. Daha işin ne olduğu belli olmadan HDP’li Hüda Kaya ve Ömer Faruk Gergerlioğlu hemen BAE’nin finanse ettiği Ahval’a bağlandılar. 13 asker ve polisimizi Türk devleti kasıtlı öldürdü dediler.

Aslında dananın kuyruğu orada koptu. Süleyman Soylu ve Hulûsi Akar tek tek şehitlerimizi PKK katletti demesine rağmen HDP hâlâ Türk Silahlı Kuvvetleri bu işin arkasında yalanını sürdürdüler. HDP için de Gergerlioğlu için de yapacak bir şey kalmadı. Gergerlioğlu ve Hüda Kaya’yı savunanlar ya da muhalif gibi gösterenler büyük aymazlık içindeler. Bu isimler muhalif değil teröristler!..

HDP kendisini kapattırmak için her şeyi yaptı. Gergerlioğlu mutlaka tutuklanacak. Aynı şey Hüda Kaya için de geçerli.  Artık yapacak bir şey kalmadı.  Gergerlioğlu PKK ve FETÖ’nün sesidir. Türk devletine dışarıda yüzlerce kez şikâyet etmiştir. Uyduruk gerekçeler üretmiştir. Devletimize katil demiştir. Bir kez bile şehitlerimiz için ağzını açmamıştır…

 

Süleyman Özışık (Türkiye)

HDP'liler toplanıp partinin lağvedilmesini kararlaştırırsa, dava kendiliğinden düşmüş oluyor

(…) HDP'liler eğer isterse bu parti kapatma davasından bir çırpıda kurtulabilir. Haklarında siyaset yasağı istenen 600'ün üzerindeki HDP'li de paçayı kurtarabilir.

Şöyle anlatayım.

Anayasa Mahkemesi partinin kapatılması davasını yürüttüğü sırada HDP'liler toplanıp partinin lağvedilmesini kararlaştırırsa, dava kendiliğinden düşmüş oluyor. Haklarında siyaset yasağı istenen kişiler de dava düştüğü için cezadan kurtulmuş oluyor. Sonrasında stepne bir partiye geçip yollarına aynen devam edebiliyorlar.

Yani ceza sadece HDP tabelasına kesilmiş oluyor.

Yani atılan taş kurbağayı ürkütmeye bile yaramıyor.

İşin bu boyutu bir yana.

Açılan ve hiçbir işe yaramayan bu dava üzerinden Avrupa ile düzelen ilişkiler ağır yara almış olacak.

Gönlümden geçeni soracak olursanız "Anayasa Mahkemesi sadece hazine yardımından mahrum bırakacak bir karar alırsa çok iyi olur" derim.

Çünkü kapatma kararı HDP'yi bitirmez, aksine büyütür…

 

Abdurrahman Dilipak (Yeni Akit)

“Yapay et” de iklim sözleşmesi” ve “Hayvan hakları”nın içine gizlenmiş bir bombadır"

(…) Dikkat Dikkat! S.O.S. LGBT nasıl “İstanbul sözleşmesi”nin içine gizlendi ise, bu “yapay et” de iklim sözleşmesi” ve “Hayvan hakları”nın içine gizlenmiş bir bombadır! Bütün bunlar, Global çetenin, Great Reset’e giden yolda “CoVID ve PCR yalanı” ile ilişkilendirdikleri hadiselerdir.

Büyükbaş hayvan işi ile uğraşanlar dikkat, Balıkçılar dikkat! Sağlıkçılar dikkat.. Yeni mikrop hayvan çiftliklerinden, denizden balıklar üzerinden ve uzaydan gelebilir. Buzullar eriyince eski çağlardan gelen kristalleşmiş mikroplar sıcak sularda çözülünce balıklarda mutasyona sebeb olup, insan sağlığını tehdit eden yeni hastalıklara sebeb olabilirmiş. 5G’den söz eden yok, ama uzaydan mikrop gelebilir diyorlar. Zaten sentetik et çıkınca hayvan dışkısı iklim değişikliğine sebeb oluyor iddiası bir de “deli dana” hikayesi uydurdun mu, alsana yeni bir salgın.

 

Ali Karahasanoğlu (Yeni Akit)

"Cumhurbaşkanı eskisi oturduğu yerden ahkam kesmiş.."

Bu ülkede cumhurbaşkanlığı koltuğuna kadar yükselmiş bir siyasetçinin yaptığına bakın..

Vatan uğruna son bir yılda bile yüzü aşkın şehidimiz var..

Büyük kısmında, bu cumhurbaşkanı eskisi, bir kınama açıklaması yapmamış..

Muvazzaf askerin eşi, 1 yaşındaki çocuğu ile birlikte, bombalı saldırıda öldürülmüş..

Tayyip Erdoğan sayesinde Cumhurbaşkanlığı koltuğuna bile oturmuş bu kişi, şehir ortalarında patlatılan PKK bombaları sonrasında, yüksek sesle bir kınama yapmamış..

Cumhurbaşkanı eskimiz, “Ben emekliyim, bu şeylere karışmayayım” modunda suskun kalmış.

Şimdi, konudan ne kadar haberdar ise..

İlgili kişiyi ne kadar tanıyor ise..

Mahkeme kararını okumadan, istinaf kararını görmeden, Yargıtay onama karına bakmadan.. Oturduğu yerden ahkam kesmiş..

İsmini vermedim ama, siz tanıdınız onu..