Akşam Köşesi /  “Ailedeki yıkımın nedenleri: 1-Lise mecburiyeti üniversite mecburiyetini getirdi"

Akşam Köşesi / “Ailedeki yıkımın nedenleri: 1-Lise mecburiyeti üniversite mecburiyetini getirdi"

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri aktarmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Köşe yazılarının tamamını okumak için başlıklarına tıklayın.


Sedat Ergin (Hürriyet)

"Hedefler çoktan tamamlanmış olması gereken meseleler"

İnsan hakları alanında yapılması gerekenlerin 11 temel ilke etrafında 9 amaç, 50 hedef ve 393 faaliyet olarak sıralandığı başlıkların üzerinden tek tek giderken, önümüzde kat edilecek bir hayli uzun bir yolun bulunduğunu gördüm. Duygu iklimim tamamen farklı bir yöne doğru savruldu. Birden tepkili bir ruh hali içinde buldum kendimi.

İşin gerçeği şu ki, 2021 yılı Türkiye’sinde insan haklarını korumak ve güçlendirmek için hâlâ kapsamlı eylem planlarının hazırlanması gerekiyor. Hâlâ yargı bağımsızlığı, tutukluluklar ve ifade özgürlüğü alanlarındaki sorunlar ülkenin gündemini kaplamaya devam ediyor.

Bugün hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu gelişkin demokrasilerde olağan görülen, özümsenmiş olan birtakım ilkeler, hayatın parçası haline gelmiş rutin uygulamalar, bizde hayata geçirilmesi gereken hedefler olarak iddialı projeler halinde karşımıza çıkıyor.

Bu tepkili ruh halini sıkıştıran bir durum daha var. Hedefler manzumesi halinde bugün önümüzde asılı duran konuların anlamlı bir bölümü, aslında yıllar önce anayasa değişikliğiyle taahhüt edilmiş, dolayısıyla çoktan tamamlanıp geride kalmış olması gereken meseleler.

 

Abdulkadir Selvi (Hürriyet)

Eroğan - Bahçeli görüşmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Lideri Bahçeli’ye sürpriz bir ziyarette bulununca Ankara’da senaryolar havada uçuşmaya başladı. Nasıl olmasın ki? İki lider daha 2 gün önce İnsan Hakları Eylem Planı’nın sunumundan sonra Külliye’de bir araya geldiler.

Zaten bugünkü görüşme de orada belirlenmiş. Erdoğan, Bahçeli’yi 5 Ocak’ta ziyaret etti. 59 gün sonra Erdoğan yine Bahçeli’nin “kale” diye isimlendirilen evindeydi. Peki iki lider ne konuştu? Sadece “İleriye dönük bir görüşme” yanıtını aldım. İleriye dönük ne olabilir?

 

Kübra Par (Habertürk)

Çok başlılık avantajları

Cumhur İttifakı 2 partiden oluşuyor, BBP’yi de eklersek 3. Millet İttifakı, daha doğrusu muhalefet bloku ise yeni kurulan partilerin eklenmesiyle iyice kalabalıklaştı. Çok başlılık (Erdoğan’ın deyimiyle kırk yamalı bohça olmak) normalde dezavantajdır ama son dönemde farklılıklarını bir kenara bırakarak kalabalık olmanın avantajını yaşamaya başladılar.

Örneğin Cumhurbaşkanı yeni Anayasa önerisi getirdiğinde ya da İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıkladığında 1 değil, 3 değil, en az 5 farklı isimden üst üste eleştiriler geliyor.

CHP ayrı vuruyor, İYİ Parti ayrı, Saadet, Deva, Gelecek ayrı...

Üstelik her hafta buluşup ikili basın toplantıları yaparak güçlerini birleştiriyor ve medyanın ilgisini garanti altına alıyorlar.

Gara’daki şehitlerin ardından Meclis’e gelen fezlekeler muhalefet içinde bir görüş ayrılığı yaratabilirdi ancak iki kritik olay bu kırılmayı önledi.

Birincisi Erbakan’ı anma gecesinde oluşan birliktelik fotoğrafı, ikincisi de geçtiğimiz salı günü Meral Akşener’in fezlekeler konusundaki sözleri...

 

Fatih Altaylı (Habertürk)

"Bu kadar rütbeli askerimizi, terör örgütü bile şehit edemedi"

(…) Cougar helikopterlerin bugüne kadar karıştıkları kazalarda toplam 39 şehidimiz var.

Bunlardan ikisi general, ikisi albay rütbesinde üstelik.

Bu helikopterler başlı başına bir terör örgütü gibi.

Bu kadar rütbeli askerimizi, terör örgütü bile şehit edemedi desem abartmış olmam herhalde.

Bu helikopterleri en azından terörle mücadeleden, en azından Doğu Anadolu’dan, kış şartlarının sert olduğu ve bu helikopterlerin donanım olarak uygun olmadığı bölgeden geri çeksek iyi olur sanki.

Her yıl makam araçlarına harcadığımız paranın bir bölümü ile en azından askerlerimizi güven içinde taşıyacak helikopterler alabiliriz diye hesaplıyorum.

 

Uğur Dündar (Sözcü)

AKP'nin kongre yaptığı illerde vaka sayısı önemli artışlar gösteriyor

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyeleri'nden birinin çıkıp da “Salgın ortamında lebalep dolu olmasıyla övünülen AKP il kongreleriyle ilgili bir uyarıda bulunduğuna, “Aman dikkat edin, bulaşma hızı çok yüksek mutant virüslerin yayıldığı süreçte lebalep dolu salonlarda pandemi kurallarına uymadan bu kongreleri yapmayın” dediğini duydunuz mu?

Ben duymadığım gibi, internette yaptığım aramada da bu doğrultuda bir uyarıya rastlayamadım.

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Güray Kılıç ve İzmir Tabip Odası Üyesi Ergün Demir'e göre; “Bilim Kurulu'nun bu suskunluğu, lebalep dolu AKP il kongrelerine onay verdikleri ve böylece tüm bilimsel inandırıcılıklarını yitirdikleri” anlamına geliyor.

Zira Kılıç ve Demir'in hazırladığı tabloda;

AKP'nin kongre yaptığı illerde vaka sayısı önemli artışlar gösteriyor.

 

Necati Doğru (Sözcü)

Bekleyen zamlar var

Hayat pahalığı alev oldu, mutfakları yakıyor. Yıllık enflasyon, eğerek, bükerek, gizleyip saklayarak da olsa resmen yıllık yüzde 15 sınırını (15.6) geçti. Son 19 ayın zirvesine çıktı. Aylık gelirleri kiraya ve mutfak harcamasına ancak yeten aileler açısından bakanlar ise gerçekte Türkiye'de büyük çoğunluk için yıllık enflasyonun yüzde 30'ları aştığına işaret ediyorlar.

(…) Türkiye “orta gelir tuzağına” düştü, çırpınıyor ve bugün salgın belasıyla birlikte mutfaklar alev aldı yanıyor. Türkiye'de vatandaşların çoğunluğu son 7 yıldır sürekli yoksullaştı.

Ve bu yıl da yoksuşlaşmaya devam edecek gibi görünüyor. Çünkü birikmiş bekleyen zamlar var. Üreticiler girdi maliyetlerindeki yüzde 25-30 artışın henüz yarısını toptan fiyatlara yansıttılar. Mart ile nisan ayları da zamların yağacağı aylar olacak.

 

Ünal Özmen (BirGün)

"Dikenli bitkiler suyunu kendisi bulur"

(…) Diken bir bitki değil, bazı bitkilerin meyvelerini veya tohumlarını korunmak için geliştirdiği bariyerdir. Limonun iyisine ulaşmak istersen onluk çivi gibi dikenlerini aşmak zorundasın. Diken gülde de vardır. Dikenli gülün kokusu dikensizlerden daha etkileyicidir. Narın iyisi dikenli olandır. Dikenli olmasa iğde öyle güzel kokmazdı. Şevketibostan bile dikenlidir. "Gülü seven dikenine katlanır." atasözü, güzelliği koruyanın diken olduğunu anlatır.

Erdoğan'ın insan hakları paketinden, onun insan tanımına uymayanlar için birşey çıkmayacağını sizin gibi ben de bilirim. Fakat payımıza düşen nedir diye şöyle bir baktım. Bu kez nazikti; hain, terörist, adi, cibiliyetsiz, şerefsiz demedi. "Diken" dedi. Zati devletlerine bakılırsa "Dikene su vermek zulüm anlamına gelebiliyor"muş. Biliyor mu bilmem; dikenli bitkiler suyunu kendisi bulur. Dikenli bitkiler, el bebek gül bebek bahçede birinin iltifatına tabi olmadıklarını bilir ve kökünü derinlere salar. Ağustosun ortasında bozkırda dimdik ayakta bir yeşillik görürseniz bilin ki o, sizin suyunuza muhtaç kalmadan hayatta kalan eşek dikenidir.

 

İhsan Çaralan (Evrensel)

"Boynu bükülmüş çiçekler” tek adam yönetimine biat edenlerdir"

Erdoğan, “İnsan Hakları Eylem Planı”nını sunarken, her paragrafta; “Bundan böyle artık şunlar olmayacak, şunlar olacak” derken bu olacak ve olmayacakların “Herkes için geçerli olduğuna” yasalar önünde her vatandaşın eşit olduğuna özel olarak vurgular yaptı.

Ama onca söz yığını içinde “su, çiçek, diken” metaforu ile “İnsan Hakları Eylem Planı” denilen planın üstünde yükseldiği zihniyeti de itiraf etmiş oldu.

 “Bir çiçeğe az su vermek onu kuruturken fazla su vermek onu soldurur. Adalet kuyumcu titizliği ile uygulanmalı. Demek ki her gördüğümüz çiçeğe su vermeyeceğiz. Susuzluktan boynu bükülmüş çiçeğe su vermek adaleti yerine getirmek olurken dikene su vermek zulüm anlamına gelebiliyor” diyen Erdoğan, yasalar önünde herkesin eşit olmadığı, 1789 Fransız Devrimi(*) öncesi dünyasına döndüklerini söylemiş oldu.

Burada elbette ki, “Boynu bükülmüş çiçekler” tek adam yönetimine biat edenlerdir. Erdoğan onlara su vereceklerini söylemektedir. Ama onlara bile sadece kendilerinin takdir ettiği kadar su verilecektir. Bu yüzden “Boynu bükük çiçekler” de, “Madem biat ettik, özgürlüklerimizi dilediğimiz gibi kullanırız” diyemeyecek, tersine ileri giderlerse onlara da “Haddinizi bilin!” denecek, laftan anlamayanların “suyu kesilecek”tir! Çünkü, kimin ne kadar suya ihtiyaç duyduğunu bilen “Boynu bükük çiçek” değil bahçıvan’dır; odur!

“Dikenler”in ise; zaten kuruması için her yol denenecek, suları kesileceği gibi sam yeli rüzgarları ve fırtınalarla, aşırı soğuklarla kurutulacaklardır!

 

Elif Çakır (Karar)

Erdoğan "her gördüğümüz çiçeğe de su vermeyeceğiz" demek istiyor olabilir

Beştepe’de düzenlenen İnsan Hakları Eylem Planı’nın tanıtım toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan “adaletin kuyumcu titizliğiyle uygulanması” gerektiğini söyledi.

Hakkını teslim edelim, iyi bir tanımlama. Ancak bu sözüne gerekçe olarak verdiği örneği ve devamında yaptığı gül-diken ayırımını bir hayli garipsediğimi ifade etmeliyim.

Sayın Erdoğan’ın sözü şöyle:

“Bir çiçeğe az su vermek onu kuruturken, fazla su vermek de soldurur gerçeği, adaletin kuyumcu titizliğiyle uygulanmasını gerektiriyor.”

Bir çiçeğe az su vermek onu kurutur fazla su da soldurabilir. Ama adalet ya tecelli eder ya da etmez. Adaletin fazlası diye bir şey olur mu?

Ya da kimilerine adalet, kimilerine az adalet ya da adaletsizlik mi?!

Sonra Erdoğan yaptığı şu uyarıyla ne demek istiyor olabilir ki:

“Ayrıca öyle her gördüğümüz çiçeğe de su vermeyeceğiz.”

 

Akif Beki (Karar)

Erdoğan, kendisine İstanbul Belediye Başkanlığını kazandıran eski heyecanı arıyor

AK Parti lideri Erdoğan, yeni İstanbul İl Başkanı Kabaktepe'yi şöyle takdim etmişti: 

“1994 ruhuyla 2023 hedeflerimizi gerçekleştirecek bir arkadaşımız”.

94 Ruhu'na dönmekten, o günkü fikirlere dönmeyi anlayanlar oldu. 

Oysa eski fikirlere, ideallere dönme arzusunu yansıtmıyor.

Belli ki Erdoğan, kendisine İstanbul Belediye Başkanlığını kazandıran eski heyecanı, tutkuyu, dinamizmi arıyor.

Kapı kapı dolaştıran o aşkı, o şevki partisinde görmek, teşkilatlarında o ruhu tekrar ateşlemek istiyor.

Fakat bir açmazı var...

AK Parti artık muhalefette değil, iktidar bile değil, bizzat muktedir rolünde.

 Mehmet Barlas (Sabah)

15 Temmuz 2016 benzeri bir darbe girişimi pek mümkün değil bu ülkede

Trump'ın yerine Biden'ın gelmesiyle FETÖ'cülerin neler yapabileceklerini tahmin etmeye çalışırken, New York'tan haber geldi. FETÖ'cüler, New York meydanlarında ışıklı reklamlar yapan şirkete "Stop Erdoğan" diye reklam sipariş etmişler. Türk diplomatlarının uyarıları üzerine bu reklamlar kaldırıldı. Ama yine de FETÖ'cülerin, Biden'ın Başkan olmasıyla yaşadıkları iyimserliğin bir yansımasıydı bu ilanlar. Sanırım bu iyimserliğin başka şekildeki yansımalarına da tanık olacağız. Ama artık 15 Temmuz 2016 benzeri bir darbe girişimi pek mümkün değil bu ülkede...

 Kurtuluş Tayiz (Akşam)

İnsan Hakları Eylem Planı", muhalefetin "demokrasi", "özgürlük" kozunu bir anda işlevsiz bıraktı

CHP'nin başını çektiği muhalefetin son dönemlerde kullandığı başlıca sloganlardan biri de "Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet" idi. Sosyal medyada "Kahrolsun istibdat" kampanyaları yaparak arkalarına "demokrasi" rüzgarını almaya çalışıyorlardı.

2023 seçimleri için ellerindeki en büyük kozlardan biri bu uydurma "istibdat" sloganıydı. Hep bir ağızdan "kahrolsun istibdat, yaşasın özgürlük" diyerek akıllarınca seçmeni manipüle edeceklerini sanıyorlardı.

Muhalefetin 2023 için elindeki kozlardan biri "ekonomi", diğeri de "demokrasi"ydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı ve önümüzdeki iki yılda hayata geçirmeyi planladığı "İnsan Hakları Eylem Planı", muhalefetin "demokrasi", "özgürlük" kozunu bir anda işlevsiz bıraktı. Zira, Erdoğan'a karşı olan çevreler bile, bu eylem planını "reform değil, devrim niteliğinde değişim" olarak değerlendiriyor.

 

Yalçın Akdoğan (Star)

"Kim yapıyor, niçin yapıyor" takıntısı "ne yapılıyor"un önüne geçiyor

(…) Bazı gazeteler "Önemli olan uygulamak", "Temennili eylem planı", "Ayinesi iştir kişinin" gibi başlıklarla reform paketine mesafeli yaklaştılar. Aslında reform maddelerinin hiçbirine karşı çıkamazlar ama mesafeleri Cumhurbaşkanı'na yönelik. İyi bir şey söylerlerse bu mesafenin kapanacağından korkuyorlar.

Bu yüzden reformu taktik hamle, imaj çalışması, oyalama taktiği, gündem saptırma girişimi gibi yorumlamayı tercih ediyorlar.

"Kim yapıyor, niçin yapıyor" takıntısı "ne yapılıyor"un önüne geçiyor.

'Erdoğan'dan gelen ne varsa kötüdür' gibi yaklaşımın ise tutar tarafı yok.

 

Cem Küçük (Türkiye)

Muhalefetin bir önerisi var mı?

(…) 2 yıldır büyük belediyeler CHP’de. Gerçekten memnun musunuz hizmetlerden? Tayyip Erdoğan 1994’te belediye başkanı olduğunda 1995 ortasından itibaren hizmetleri konuşulmaya ve alkışlanmaya başlamıştı. Muhalefet belediyelerinde böyle bir şey gören duyan var mı? Samimi olarak soruyorum. Böyle bir şey yok.

Muhalefetin bırakın belediye hizmetlerini herhangi bir konuda önerisi var mı? Kuvvetler ayrılığı diyorsunuz ama bunlar kuru laf. Gerçek bir öneriniz var mı?

Ülke ekonomisi için planlarınız nelerdir, öğrenemiyoruz. Dış politikada bu hükûmetten farklı olarak Libya’da, Doğu Akdeniz’de ne yapacaksınız? YPG’ye 26 bin tır silah veren ve FETÖ’yü koruyan Amerika ile ilişkilerde temel politikanız nasıl olacak?

FETÖ ile bu hükûmetin ettiği gibi mücadele edecek misiniz? Rusya tarafına mı döneceksiniz? İyi Parti, Uygur Türklerinin haklarını koruyoruz diyor. Çin ile havlu atıp siyasi ilişkileri kesecek misiniz?

 

Hüseyin Öztürk (Yeni Akit)

"Yayın kuruluşları, algı ve manipülasyonları ifşa etmeli"

(…) Bağımsız düşünme yetisini kaybedenler; “Devlet-Millet-Bayrak-Vatan-Aile-Din” ile bu hasletlerin beslediği değer yargılarını da  kaybederler ve istenilen sonuç da budur.

Bu hali görmek zor değildir. Bugün içerideki ve dışarıdaki Türkiye düşmanlarına baktığımızda, düşmanlıklarının ortak yönleri, yukarıdaki temel değerleri yok etme üzerine ittifak etmeleri ve ittifaklarının arkasında durmalarıdır.

Devletimize ve milletimize düşmanlıkta ittifak edenlerin; siyasetten, ekonomiye, kültürden sosyal hayata kadar hemen her alanda milletimiz ve ülkemiz üzerine yazdıkları senaryolar; basılı-sözlü-görüntülü medya araçlarını her türlüsüyle elma şekeri ambalajlı şekilde sunulmaktadır.

Bu hususta devletin ilgili kurumları ne kadar uyarıcı vazifesi yapıyor bilemiyorum ama esas burada uyarıcı vazifesi, bu tür algı ve manipülasyonlara karşı, aklıselim sahibi yayın kuruluşlarının, algı ve manipülasyonları ifşa etmeleridir.

Bağımsızlık ve hürriyet adına düşünce ve fikir soslu pek çok program, dizi ve eğlence yapıtları, fertlerin bağımsızlıklarını abluka altına almaktadır.

 

Orhan Karataş (Türkgün)

.CHP’nin de, İP’in de içlerinden yeni partiler çıktığını bütün Türk milleti ibretle izliyor

Zilleti oluşturan partilerin hiçbirinin iradesi kendi elinde değildir. HDP doğrudan Kandil katillerinin emrindedir. HDP’nin büyük ortağı CHP kökünden, bağlamından, varlık sebebinden koparılmış ve bir operasyon partisine dönüştürülmüştür. Kelimenin tam anlamıyla yukarıda yaptığımız tanıma uygun şekilde, Türk milletinden değil asıl sahiplerinden iktidar beklemektedir. HDP’nin mini ortağı İP’in nasıl ortaya çıktığı, sonra da kime ve neye hizmet ettiği herkesin malumudur. Bu garabeti bu partilerin kendi içlerindekiler de fark ediyor. Bizim bildiğimizi, gördüğümüzü onlar da görüyor. Uyarıyorlar, çekidüzen vermeye, partilerini adam gibi siyaset yapma yoluna sokmaya uğraşıyorlar ama nafile. Bu hazin duruma uyum sağlayanlar kalıyor, itiraz edenler teker teker yollarını ayırıyor. CHP’nin de, İP’in de nasıl hızla eridiğini içlerinden yeni partiler çıktığını bütün Türk milleti ibretle izliyor.

Muzaffer Dereli (Diriliş Postası)

Ailede yıkımın nedenleri

Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bütün yetkililere sesleniyoruz. Zaten kendileri defalarca dile getiriyor ama maalesef kalıcı bir başlangıç yapılamadı. Gün aleyhe işliyor ne yazık ki. Günden güne eriyoruz. Evlilikler azaldı, boşanmalar dehşet verici boyuta geldi. Bütün bu hataları hep toplumda görmek çok yanlış. Bir kere sistem buna mecbur etti maalesef. Keşke bir elden geçirilebilse.

Ailedeki yıkımın nedenlerine bir bakalım

1-    Lise mecburiyeti üniversite mecburiyetini getirdi.

2-    Kız çocukları bile köylerden ister istemez ilçe ya da şehre geldi.

3-    Anne babalar önceleri karşı gelse de mecburen alıştı. Bu ise en kötüsü idi.

4-    Uzak şehirlere giden gençler gözlerden uzak oldu. Ne yapıyor bilinmez oldu. Kız erkek ayırımı ve mahremiyeti yok oldu. Üniversiteler arttı ve okumayacak olanlar da “okur” oldu.

5-  Arkadaşlık ve sevgili adı altında zinalar yaygınlaştı. Bunları kimse inkâr edemez tabii ki! Müdahale etmek ise suç oldu.

6- Edep, hayâ, ahlak kalmadı. Ahlak olmazsa hiç bir şeyin olmayacağı unutuldu. Utanma duygusu yok edildi.

7- Okullarda iyi bir eğitim ve ahlaki olgunluk verilemedi. Bunda başarılı olunamadı.

8- Bu arada okuma kabiliyet ve isteği olmayan ama sanayici ve sanatkâr olması gereken çocuklar da mecburen okullara koştu. Lise ve üniversite kaybedilen yıllar oldu. Bundan sonra ise sanayici ve usta olamazdı.

9- Mezun olanlar işsiz kaldı. Meslek yok, sanat yok, iş yok. Ne var ya? Bunalım.

10- Hangi sahada ne kadar yetişmiş elemana ihtiyaç var; bakılmadı, bakılmıyor.

11- Habire üniversiteler işsiz mezun veriyor.

12- Sanayide ustalar çırak ve kalfa bulamıyor.

13- İnşaat ustaları yetişmiyor.

14- İyi yetişmiş sanatkârların arkası kesiliyor.

15- Evlilikler geç kalıyor. Yaşlar 35 i buluyor. Hani en az üç çocuktu. Nereye gitti? Yok. Nüfus hızı kesildi.

16- Artık evliliğe ve yuvaya iyi baktırılmıyor. Kan kaybediyoruz.

17- Diziler berbat etti. Hiç utanma yok. Bir de o güya programlar var ya! Edepsizce işlenenleri aleni olarak canlı yayında anlatmalar. Bu daha büyük bir felaket! Toplumu bozmak açısından. Hem Allah (c.c) işlenen günahların dile getirilmesini yasakladığı halde.