Akşam Köşesi |  16 Şubat 2021: Gara'da bir yanlışlık var

Akşam Köşesi | 16 Şubat 2021: Gara'da bir yanlışlık var

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri aktarmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Köşe yazılarının tamamını okumak için başlıklarına tıklayın.

 Sedat Ergin (Hürriyet)

“Rehin alma stratejisi”

(…) PKK, ‘barış süreci’nin 2015 yazında sona ermesinden sonra sahada yeni bir stratejiye yönelmiştir. Bu, asker, polis gibi devlet görevlilerini kaçırıp rehin tutarak, Türkiye’ye karşı bir pazarlık kartı, baskı unsuru olarak kullanma stratejisidir.

PKK’nın bu tür insan kaçırma eylemlerinin varlığı bilinmekle birlikte, bu durumdaki vatandaşlarımızın Kuzey Irak’a götürülerek burada topluca alıkonduğu, Türk kamuoyunun geniş bir kesimi açısından önceki günkü hadiseyle ortaya çıkmıştır. 

Hande Fırat (Hürriyet)

“Terör örgütüne yönelik harekatlar artacak”

(…) ABD-Türkiye ilişkilerinde en sancılı başlığın ABD’nin terör örgütü ile işbirliği ve Türkiye’ye yönelik tutumu olacağına şüphe yok. ABD istediği kadar açıklama, baskı yapsın, S-400 konusu geride kalmıştır. Son olarak Türkiye’nin terörle mücadelesinin artarak süreceğini de söyleyelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Sincar, Suriye ve Kandil’de bulundukları hiçbir yer artık güvenli değildir” dedi. Bundan sonra terör örgütüne yönelik harekâtlar daha da artacaktır.

Muharrem Sarıkaya (Habertürk)

 “HDP’nin kapatılması veya yardım kesilmesine yönelik adımlar hızlanır”

(…) En düşman güçlerin dahi esir aldıklarının yaşamını koruduğu dünya düzeninde, Gara’da terör örgütü PKK gerçeğini bir daha gözler önüne serdi.

Bu gelişme bundan böyle TBMM’de HDP’nin de içinde bulunduğu bir uzlaşı komisyonunda Anayasa yapılmasını olanaksız kılar. Zaten diğer parti gruplarının da yanaşması imkan dahilinde değildi.

Şurası açık ki Gara’da yaşanan gelişme HDP’ye yönelik tepkiyi de yükseltir, bir süredir kapatılması veya Hazine yardımının kesilmesine yönelik adımların atılmasını hızlandırır…

Nihal Bengisu Karaca (Habertürk)

“13 şehit haberinin yarattığı acı hızla muhalefeti suçlama aparatına dönüştürüldü”

(…) Bakın, 13 vatandaşımız sağ olarak kurtarılamadı. Acı ama gerçek. Bu acı gerçekle baş etme yolu, faturayı olayların gidişatını etkileme gücüne sahip olmayan muhalefet partilerine çıkarıp, elleri yıkamak değildir.

Sayın yetkililer, daha bir yıl önce yerel seçimlerde Öcalan’dan "Millet ittifakına oy vermeyin" yazılı mektup getiren bir sosyologu ekranlara çıkarıp konuşturmak isteyen yandaşlarınız, 13 şehit haberinin yarattığı acıyı hızla muhalefeti suçlama aparatına dönüştürüp, bütün muhalefet partilerini hiç ayırmadan “Kandil sizinle gurur duyuyor” gibi cümlelerle itham etmeye kalktılar. İlk andan itibaren akılları sadece 13 şehidin acısını, muarızlarını sindirecek bir siyaset oluşturmaya çalıştı. Açık söyleyelim, bu yaklaşım mide bulandırıcı.

 Rahmi Turan (Sözcü)

“1921 Anayasası sözü tabanın gerici kesiminde heyecan yarattı”

(…) Durup dururken “Anayasa tartışmaları” başlatıldı. Neden? Söyleyecek başka lâfları kalmadı da ondan… “Hukuk reformu” dediler, olmadı… Adalet reformu” dediler olmadı… Ekonomi ve eğitim reformları da tutmadı! Ee, ne olacak? Bu defa “Aya gidiyoruz” dediler. O da fazla ciddiye alınmadı!

Oysa iktidarın tabanını diri tutmak için mutlaka bir şeyler yapması lâzım… “Yeni anayasa yapalım” dediler… AKP'linin biri çıktı: “1921 Anayasası'nı esas alalım” dedi. İşte bu, tabanın gerici kesiminde heyecan yarattı. Çünkü: 1921 Anayasası'nın 2'nci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslâm'dır.”  hükmü vardı. 

İsmail Saymaz (Sözcü) 

“Şehidin babası çalmadık kapı bırakmadı”

(…) Şehitler arasında, 18 Eylül 2015'te görev yaptığı Rize'den dönerken, Tunceli-Erzincan karayolunda alıkonulan Başçavuş Semih Özbey de var. Şehidin babası olan Malatya Ticaret Borsası eski Başkanı Gürsel Özbey, oğlu ile 12 asker ve polisi PKK'nın elinden kurtarabilmek için altı yıldır çalmadık kapı bırakmadı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile eski Başbakanlar Ahmet Davutoğlu ve Binali Yıldırım başta olmak üzere bütün devlet yetkililerine gitti. TBMM'de HDP'liler dahil siyasi partileri ziyaret etti.

Hatta İnsan Hakları Derneği'ne başvurdu. Bu arada, şehidin annesi Sadiye Özbey de Diyarbakır'da HDP il başkanlığının önünde yapılan anneler nöbetine katıldı. O günlerde baba Özbey'ın bana ulaşması üzerine kaçırılan asker ve polislerimizi ekranlarda hatırlattım ve ailelerin mücadelesini dile getirdim.

Emre Kongar (Cumhuriyet)

“Birinci derecede PKK terör örgütünün sorumlu olduğu bir cinayet”

(…) Üç komutanımız ile 13, asker, polis ve kamu görevlisi rehinenin şehit edilmesi hiç kuşkusuz birinci derecede PKK terör örgütünün sorumlu olduğu bir cinayettir!

Ama rehinelerin altı yıldır PKK elinde esir tutulması ve Türkiye tarafından kurtarılamamış olması mutlaka irdelenmesi gereken bir ihmaldir: Bu evlatlarımız Türkiye’den nasıl kaçırılmışlardır? Neden derhal kurtarma operasyonları düzenlenmemiştir? Neden altı yıldır terör örgütünün elinde esir olarak bırakılmışlardır? Bu konuda siyasal ve askeri hiçbir girişimde bulunulmamış mıdır? Bulunulmuş ise neler yapılmış, neden sonuç alınamamıştır? Bütün bölgenin en güçlü devleti olan Türkiye, sınırının hemen yanı başındaki Kandil Dağı’nı kontrol edememekte midir?

Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

“1921 derken de 1923’te ilan edilmiş cumhuriyeti yok saydıklarını açığa çıkarmış oluyorlar”

(…) AKP’nin TMBB Grup Başkanvekili Cahit Özkan nasıl bir anayasa istediklerini manşetten duyurdu:

“Kurucu bir anayasa…” AKP korosu da devamını getirdi: “1921 anayasası gibi…” “Kurucu” derken mevcudu çökerttiklerini ya da kullanılmaz hale getirdiklerini de ilan etmiş oluyorlar. 1921 derken de 1923’te ilan edilmiş cumhuriyeti yok saydıklarını açığa çıkarmış oluyorlar.

Fikri Sağlar (BirGün)

“Yeniden kuruluş” 2023 hedefi”

(…) Gülen savunuculuğundan AKP Grup Başkanvekilliğine sıçrayan Cahit Özkan, “4 aşamalı süreç başlamış vaziyette. Bu anayasanın ismi ‘Yeniden Kuruluş Anayasası’ olacak” diyerek Erdoğan’ın yıllardır söylediği ama muradının ne olduğunu bir türlü ortaya koymadığı 2023 hedefini açıkladı...

Yeni anayasa ile yeni bir devlet kuruluşu yapılacak(mı)!???

Aslında bu düşünceye varılmasının nedeni Adalet Bakanı Gül’ün hemen sonra yaptığı şu dikkat çekici yorumu oldu.

Gül; “Cumhuriyeti, 1921 Anayasası ruhuyla taçlandıracağız!” sözleriyle 4 aşamalı hedefin ilk adımı açığa çıktı!

Ayça Söylemez (BirGün)

AİHM’nin Taraf ve Yeni Şafak kararı

(…) “Yeni Şafak ve Taraf sorumlu gazetecilik yapmadı.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), geçen haftaki kararında bu değerlendirmeyi yaptı. Zamanın meşhur Taraf’ı ve halen iktidarla olan pozisyonu değişmemiş olan Yeni Şafak ile ilgili yapılan değerlendirme, Balyoz davasında yargılanan Koramiral Kadir Sağdıç’ın başvurusuna dair kararda yer aldı.

Mustafa Yalçıner (Evrensel)

“Son  8 yılda en az 506 işçi intihar etti”

(…) DİSK-AR genç işsizlik oranını yüzde 43 olarak veriyor. Yaklaşık iki gençten biri işsiz yani. Üstelik eğitimli nüfusta işsizlik azalmıyor, artıyor.

(…) Sadece Kocaeli’de beş gün üst üste gelen intiharları! İntihara sürüklenmek kolay değildir. İnsanın kendi yaşamına kendisinin son vermesi kolay değildir. Çılgınlık anıdır. Başka nedenleri de olabilir, ama en başta açlık hayatı çekilmez kılar. İşsizliğin peşi sıra sökün eden açlık! Kocaeli İşçi Sağlığı İş Güvenliği (İSİG) Meclisi son 8 yılda en az 506 işçinin ağır çalışma koşulları, yoksulluk ve işsizlik nedeniyle intihar ettiğini söylüyor.


Pakrat Estukyan (Yeni Yaşam)

"Anadillerin yok olmasını kayıtsızlıkla izlediler"

(…) Türkiye solu, mücadele alanını sınıf çelişkileri ve çıkarları üzerine kurguladığından, kimlikle ilgili her türlü eleştiriyi etnik milliyetçilik olarak tanımladı. Bu bağlamda toplumların anadillerinin teker teker yok olmasını büyük bir kayıtsızlıkla izledi. Türk aydını bu coğrafyada yaşanan Medz Yeğern’i, Seyfo’yu, Pontus felaketini aynı duyarsızlıkla görmezden geldi. Tertele için ‘Dersim isyanı’ tanımını benimsedi, 6-7 Eylül veya Varlık Vergisi uygulamalarında savaş zengini vurguncuların cezalandırıldığına inandı.

Belki de daha doğru ifade için bir kez daha Barış Ünlü’nün siyasi terminolojiye kazandırdığı ‘Türklük sözleşmesi’ tanımını kullanmalıyız. Türk solu yazılı bir kaydı olmayan o sözleşmeye sadık kalarak büyük suça ortaklığını halen sürdürmekte.

Mahmut Övür (Sabah)

“HDP ve HDP dostları”

(…) PKK, savunmasız 13 insanımızı katlederek kendi kirli tarihine yakışanı yaptı ve şaşırtmadı. Ama ne yazık ki onun siyasi uzantısı HDP ve HDP'nin "dostları" bu kirli örgütün adını anmakta bile tereddüt etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu bile asıl özneyi gizleyerek "Her türlü teröre karşıyız" gibi hiçbir siyasi karşılığı olmayan açıklama yaptı.

Dünyanın hiçbir ülkesinde terör karşısında böyle ikircikli davranan bir siyasi tabloya rastlayamazsınız. Hele hele HDP Milletvekili Hüda Kaya gibi bir yalan makinesinin, bu terör vahşetini bizzat Öcalan'ın açıklamasıyla bir FETÖ tuzağı olan Roboski'ye benzetmesine ise hiç kimse tahammül etmez.

Hilal Kaplan (Sabah)

“PKK-YPG ile mücadele, aslında sahadaki ABD temsili ile mücadeledir”

(…) Bugün YPG'yi âdeta bir "düzenli ordu" gibi eğitip donatan ABD, 13 şehit verdiğimiz gün de yüzlerce TIR dolusu silah ve yardımı YPG'ye gönderdi. Dolayısıyla YPG, ABD'nin Ortadoğu'daki bir numaralı maşası haline gelmiştir ve adı böyle konmasa da mevcut durumda PKK-YPG ile mücadele, aslında sahadaki ABD temsili ile mücadeledir. Biden yönetimi YPG desteğine "hızlı" başlamıştır ve bu böyle sürecektir.

Sonuçlar açıklanır açıklanmaz Biden'ı İngilizce tweet'lerle tebrik edip, milletinin % 52 oyuyla kazanan Başkan'a "sözde Cumhurbaşkanı" diyenlerin HDP'nin peşini bırakmasını beklemek beyhudedir. Bari Mehmetçiğe "Saray'ın askeri" demeseler istiyor insan ama herkes tıynetinin gereğini yapacak.

 Turgay Güler (Akşam)

“Tek umutları millet ittifakı”

(…) PKK Gara'da bir mağara içerisinde rehin tuttuğu 13 sivil vatandaşımızı şehit etti. Acımız büyük, geri getirmek imkânsız. Kırk yıldır benzer acılar yaşıyoruz.

Bu kez sonları geldi. Farkındalar. Örgüte yeni katılımların önü kesildi. Sözde lider kadroları dahil çok ağır kayıplar verdiler. Sıkıştılar!

Onları artık ne Almanya ne de Fransa kurtarabilir ve de ABD! Zira eski Türkiye yok artık. Tek umutları kaldı o da 'Millet İttifakı'! Hodri meydan! Kim aksini iddia ediyorsa tartışmaya hazırım? Kemal Bey, Meral Hanım, Ali Bey... Hatta Ekrem Bey! Hiç fark etmez.

Emin Pazarcı (Akşam)

“Alabildiğine sıkıştırmak lazım bu insanlık düşmanlarını”

(…) Kimi siyasetçi, kimi akademisyen; kimi yazar-çizer, kimisi de gazeteci. Öyle ya da böyle, yıllarca destek verdiler bu yapılara. En azından terörle iç içe olan insanlık düşmanlarını muhatap olarak aldılar karşılarına. Beraber oturup, beraber kalktılar. Lafı evirip çevirmeden söylemek lazım: Yıllar önce kaçırılan, muhtemelen tutuldukları mağaralarda insanlık dışı bir hayata mahkûm edilen ve nihayet katledilen 13 şehidimizin kanı da bulaştı şimdi ellerinde.

Alabildiğine sıkıştırmak lazım bu insanlık düşmanlarını. Kıpırdayamayacak, konuşamayacak hale getirmek gerekli. Bunlar susturulmalı ki, daha fazla insanımızın canı yanmasın, kanı akmasın.

Resul Tosun (Star)

“Cumhuriyeti kuran ve 1924 anayasasını yapan CHP, İslam'ı devletin dini olarak kabul etmiş bir CHP’dir”

(…) CHP 1924'e kadar milletin moral değerleriyle barışıktır. Gazi'nin CHP'nin ilk kongresi olarak nitelendirdiği Sivas kongresinde başta Gazi olmak üzere katılanlar hilafete ve İslamiyete sadakat yemini etmişlerdi.

Cumhuriyeti kuran ve 1924 anayasasını yapan CHP, İslam'ı devletin dini olarak kabul etmiş (madde2); halifenin görevlerini meclise yükleyerek meclisin ilk görevinin de şeriat ahkamını uygulamak (madde 26) olduğunu kayda geçirmiş bir CHP'dir.

Ama daha sonra cumhuriyetin fabrika ayarlarını koyan 1924 anayasasını peyderpey değiştirmiş, milletin moral değerlerine savaş açmış, bu yüzden de millet desteğini kaybetmiştir. İlk serbest seçimlerde de millet CHP'yi muhalefete mahkûm etmiştir.

Rahim Er (Türkiye)

“O mağdurlara esir demek ucuz kurnazlık”

(…) Burada bir tarafta Türkiye Cumhuriyeti Devleti, diğer tarafta eşkıya vardır. İşinde gücünde olan insanları yolunu keserek veya yaşadığı yere baskın vererek alıp götürmek, hürriyet gasbı ve insan alıkoymadır, rehine almadır. Bu gerçek ortada iken sosyal medyadan o mağdur ve mazlumlara "esir" demek suçu hafifletmeye dönük ucuz kurnazlıktır, suça iştiraktir.

Abdurrahman Dilipak (Yeni Akit)

“Aşağılık kompleksine sahip birileri”

(…) Aşağılık kompleksine sahip birileri, abartılmış tüzel kişilikleri yücelterek, kendisini bu yapının içinde belirleyici, önemli bir kişilik olarak göstererek ve tüzel kişiliği yücelterek kendine bir makam tayin ediyor.

Bunlar kendine âşık, narsist, megaloman tiplerdir. Egosantrik / ben merkezci tiplerdir. Başarıya odaklanmışlardır. Kendilerinden menkul kerametleri vardır. Kibirlidirler. Lider olmak isterler. Ya da bir liderin adına hareket eder gibi davranırlar. Lideri yüceltir gibi gözükürken, orada asıl bu işleri yapan en önemli kişi kendiymiş gibi davranırlar. Liderlere atfettikleri meziyetlerin birçoğu kendileri ile ilişkilidir. Şöhret budalasıdırlar. Övülmek, fark edilmek isterler. Başkalarını aşağılama, küçümseme eğilimindedirler. Aslında bu bir kişilik bozukluğudur ve bu tipler, siyaset, iş, sivil toplum, media, sanat çevrelerinde bol miktarda vardır.

Kenan Alpay (Yeni Akit)

“Hesap hatası mı yapıldı?”

(…) Asker, polis ve sivil 17 vatandaşımızın sağ salim kurtarılması neden mümkün olmadı? PKK’nın böylesi bir toplu infaza girişebileceği hesap edilemedi mi? İhmal mi var, hesap hatası mı yapıldı? Bu türden soruları Meclis’te, medyada veya sokakta sormak normal hatta zaruridir. Çünkü 13 insanın kaçırılmasını ve uzun bir dönem en zorlu şartlarda rehin tutulmasını engelleyememiş devletin katliamın önüne de geçememiş olması her boyutta soruşturulmayı hak eder.

Ancak bu talebi PKK’nın yayın organları tarafından yükseltilen ve kara-propaganda mahiyeti taşıyan söylemlere dayanarak yükseltmek ahlaki ve hukuki açıdan büyük bir cürümdür. Hükümet ve bürokrasinin her dediğine sorgulamadan inanmak durumunda değiliz. Fakat iktidara muhalefet adı altında cinayet şebekelerinin imal edip piyasaya sürdüğü psikolojik savaş argümanlarına paydaş bir pozisyon alarak bütün meşru zeminlerin hızla tüketileceği de aşikârdır.

Yıldıray Çiçek (Türkgün)

“Çakma ülkücü”

(…) Mücadelesi olmayan adamdan Ülkücü olmaz. Ondan olsa olsa bu sıfatı korsan taşıyan çakma bir Ülkücü olur.

Davan uğruna, partin uğruna, liderin uğruna mücadele ederek bir tane düşman edindin mi? Yok…

“Şu da bana bu mücadelem için düşman oldu” diyeceğin kimse var mı? Ona da yok… Ama nasıl oluyorsa Ülkücü sıfatını taşıyor, hiçbir itibar ve menfaat alanından da uzak durmuyorsun…

Daha önceleri bu türleri yine şöyle işaretlemiştim. “Kavgada yoklar... Mücadelede yoklar... Paylaşımda yoklar... Çilede yoklar... Sıkıntıda yoklar... Dertte yoklar… Ama MHP’de bir sıfat taşımak oldu mu hep varlar... Kutsanmış baylar, bayanlar adeta... Kimseyle kötü değiller, o yüzden düşmanları da yok...”

 Arslan Tekin

“Gara’da bir yanlışlık var”

(…) PKK, 13 insanımızı, mağarada başlarından vurarak şehit etti. Resmî açıklamalarda halka, şehit edilenler için “siviller” dendi. Hâlbuki PKK’nın rehin tutuğu asker ve polislermiş. Devlet bunu bilmiyor muydu?

Sanırsınız ki, PKK’nın kendilerinden olmayanları, haraç vermeyenleri, emniyet güçleriyle yakın görünenleri toplamış, elini kolunu sallaya sallaya sınır dışına çıkarmış.

Gara’da bir yanlışlık var. Resmî makamlar içeride bunu kendileri araştırmaları lâzım. Nerede yanlışlık yaptık veya neyi göremedik diye düşünmeliler.

İbrahim Kiras (Karar)

“Milletin ortak acısını siyaset malzemesi yapmak her bakımdan çok tehlikeli”

(…) Öncelikle böyle bir günde milletin bu ortak acısının siyaset malzemesi olarak kullanılmaya yeltenilmesi başka bir ıstırap kaynağı...

Bazı siyasetçilerin demeçlerine bakıyorsunuz, katliamdan dolayı Millet ittifakı suçlanıyor. Bazı gazetelerin manşetlerine bakıyorsunuz, muhalefet partilerinden hesap soruluyor.

Bunlar en hafif tabiriyle yakışıksız tutumlar. Milletin ortak acısını siyaset malzemesi yapmak her bakımdan çok tehlikeli. Sizin açınızdan da tehlikeli. Çünkü millet size şunu sorar: PKK’nın elindeki askerlerimizi kurtarmak için yapılan operasyonun teknik hazırlığı ve planlaması muhalefet partilerinin  sorumluluğunda mıdır?

Diğer yandan, Türkiye’nin yıllardır çözülemeyen bir terör problemi varsa bu muhalefetin suçu mudur?

Hakan Albayrak (Karar)

“Çözüm süreci olmasaydı Gara’da o 13 canı yitirmezdik gibi saçma sapan bir akıl yürütülüyor”

(…) “Çözüm Süreci”nden ötürü de hükümete fatura çıkarılıyor. Abdullah Öcalan’ın mahpusluk şartlarının o süreçte bir miktar düzeltilmesi bile ekleniyor faturaya.

O süreç olmasaydı ve Öcalan’a televizyon verilmeseydi, yakınları ve arkadaşları ile görüşme imkânı da tanınmasaydı Gara’da o 13 canı yitirmezdik gibi saçma sapan bir akıl yürütülüyor.

Ne yapsaydı yani hükümet; ‘Barış için çalışmak istiyorum’ diyen Öcalan’ın tecrit şartlarını ağırlaştırsa mıydı?

Öcalan’ın o günlerde –ziyaretçileri vasıtasıyla- hangi mesajları verdiğini hatırlayalım:

“Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor. Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor…”

Akif Beki (Karar)

“Cumhurbaşkanı da şehitlerimizden "esir" diye söz etti”

(…) İktidar propagandistleriyse saldırgan bir kampanyayla muhalefeti suçladı.

Terörü lanetliyorlarmış ama adını niye vermiyorlarmış, faili niye gizliyorlarmış, işte birisi "rehine" yerine "esir" demiş, gerçek yüzleri meydana çıkmış, bu terör propagandası değil de neymiş!

Cumhurbaşkanı da şehitlerimizden "esir" diye söz etti. Üstelik haklı olarak terör örgütünün adını her cümlede anmadı. 

Sosyal medyada dağa, taşa "PKK" yazdırtan, "PKK" demeden "kahrolsun" diyeni terör sevici ve PKK yandaşı ilan eden cengaverler bilmez.

Yakın bir zaman öncesine kadar iktidarları, bunun tam tersini savunuyordu. 

Adını anan muhalefeti ve medyayı, terör örgütünün reklamını yapmakla suçlayan kendi taraflarıydı. 

Terör saldırılarının haberini büyütmeyi, ekmeğine yağ sürmek ve propagandasına hizmet etmek sayan da iktidar kanadıydı.

Zeki Ceyhan (Milli Gazete)

“Hayvan hakları” yasası konusunda çok hassas davranmalarını bekliyoruz”

 (…) AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ı uyarıyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nde olduğu gibi, “Bir de baktık ki içinde başka kapıları açan başka anahtarlar varmış” demek zorunda kalmaması için şimdiden uyarıyor ve yakın zamanda çıkarılacak olan “hayvan hakları” yasası konusunda çok hassas davranmalarını bekliyoruz.