Akşam Köşesi / “Vatan Partisi güçlensin diye Ulusal Kanal’a örtülü ödenekten 500 bin dolar verildiği iddia ediliyor”

Akşam Köşesi / “Vatan Partisi güçlensin diye Ulusal Kanal’a örtülü ödenekten 500 bin dolar verildiği iddia ediliyor”

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri aktarmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Köşe yazılarının tamamını okumak için başlıklarına tıklayın.

Fatih Altaylı (Habertürk)

“Beklenti içinde olmak ne kadar doğru emin değilim”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün anlattığı “İnsan Hakları Eylem Planı” beklenmedik bir adım ya da hamle değil. Avrupa Birliği ile uzun süre önce üzerinde mutabık kalınan bir adımın atılması daha doğrusu adımın hangi yöne doğru ve nasıl atılacağının belirlenip, açıklanması.

Belirlenip açıklanan plan aslında insan hakları eylem planından çok bir yargı reformu niteliğinde.

Doğrusunu isterseniz ben bu açıklamadan kendi adıma çok memnun oldum.

Meğer Türkiye’yi 18 yılı aşkın bir süredir yöneten iktidar da özellikle yargı alanındaki eksikleri, yanlışları, yapılması ve yapılmaması gerekenleri çok iyi tespit etmiş.

Eğer bunları “Yargının sorunları ve yargıdaki eksikler” başlığı altında ben kaleme almış olsa idim şu anda ağır bir troll saldırısı altında olurdum ve “Bunca yıldır yapılanları görmeyen nankör” olmakla suçlanırdım.

(…) Öyle ki, bu metindeki iyi niyetlerin önemli bir bölümünü uygulamada görebilmek için ne bir yasal düzenlemeye ne de bir Anayasal değişikliğe ihtiyaç var.

Sadece ve sadece “Niyet etmek” yeterli. Kesin kararlı bir “İrade beyanı” bile büyük yol kat ettirir.

(…) Ama Anayasa Mahkemesi kararlarının yerel mahkemeye uygulanmadığı ve uygulamayan mahkemenin alkışlandığı bir ülkede olumlu bir beklenti içinde olmak ne kadar doğru emin değilim.

 

Kübra Par (Habertürk)

 

“MHP’nin çağrıları karşısında AK Parti tavır mı değiştiriyor?”

 

AK Parti Grup Başkanvekili Cahit Özkan, dün Meclis’te bir basın toplantısı düzenleyerek "Yargı yolunu açmak için dokunulmazlıkları kaldıracağız. HDP hem siyasi hem de hukuken kapanacaktır " dedi.

Cümleleri arasında “Milletin vicdanında kapatılacaktır” diyerek sandığı işaret etse de “Hukuken de kapatılacaktır” sözü son derece dikkat çekti çünkü bugüne kadar AK Parti kurmaylarından hiçbiri bu netlikte bir cümle kurmamıştı.

(…) AK Parti kurmaylarının açıklamaları ortada… Daha önemlisi Cumhurbaşkanı Erdoğan da kapatılması yönünde hiçbir açıklama yapmadı. Hatta konusunu bile açmadı.

Hâl böyleyken Cahit Özkan neden böyle bir çıkış yaptı? Bireysel görüşü mü yoksa MHP’nin çağrıları karşısında AK Parti tavır mı değiştiriyor?

 

Nagehan Alçı (Habertürk)

“Erdoğan’ın açıkladığı paket dört dörtlük bir çerçeve çiziyor”

 

 

Muhalifler ne derse desin, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı paket dört dörtlük bir çerçeve çiziyor.

Bu plana sırf muhalefet etmek için muhalefet eden sözde muhaliflere hiçbir şekilde saygı duymuyorum.

Mevcut iktidar içinde, bu eylem planından rahatsız olanları da çok iyi biliyorum.

Şimdi bu sözde muhaliflerle sözde iktidarcılar “insan hakları ve özgürlük düşmanlığı” ortak paydasında buluşup bu planı ifsad etmek için her şeyi yapacaklar bunu da biliyorum.

(…) Karşımızda gerçek bir hukuk devletini inşa etmek için mükemmel bir metin var.

Ha bu metin ne kadar uygulanabilecek? Gelin bunu tartışalım, o konuda kuşkularımızı ifade edelim ama önce çizilen çerçevenin harikulade olduğu noktasında uzlaşalım.

Bu konuşmanın bırakın yarısı yüzde 10’u bile hayata geçse çok olumlu etkilerini hep birlikte görürüz. Türkiye ferahlar ve rahatlar.

(…) Hiç abartmadan söylüyorum bence üç büyük özgürlük ve insan hakları filozofu John Locke, David Hume ve John Stuart Mill hep birlikte mezardan çıksalar ve Türkiye için bir insan hakları eylem planı hazırlamak için kafa kafaya verseler ancak bu kadar iyi bir metin yazabilirlerdi.

Tayyip Bey’in dünkü konuşmasında bu üç büyük filozofun da ruhu vardı.

 

Muharrem Sarıkaya (Habertürk)

“Tazminat suçu işleyen bazı kişilere rücu edilecek”

(…) Bir zamanlar hukuk, ardından kanun arayışı, bugün adalet noktasında sürüyor.

Son örneği iki gazeteci hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararlarında görüldü.

Zorla gözaltına alan polisin, “o günler bitti, göreceksin” diyerek cop salladığı, mahkemede bu ısrarını, “devlet büyüklerimin söylediğini söyledim” diye savunmaya çevirdiği bir dava, Anayasa Mahkemesi’nden dönerken, 15 bin lira da tazminat çıkardı…

Şimdi bir kişinin hatasını hepimiz vergilerimiz ile karşılamak durumundayız…

Peki, bu tazminat o hatayı yapana rücu ediliyor mu?

Hayır…

Ancak yeni hazırlanan İHEP bundan böyle suçu işleyen bazı kişilere tazminatın rücu edileceğini; yani o yanlışı yapan kamu görevlisine ödettirileceğini belirtiyor.

Daha ilerisi kademe ve derece ilerlemesinin de önüne geçileceğinden söz ediliyor.

 

Emin Çölaşan (Sözcü)

“Vatan Partisi güçlensin diye Ulusal Kanal’a örtülü ödenekten 500 bin dolar verildiği iddia ediliyor”

 

(…) Partinin (Vatan Partisi) iki yayın organı var.

Gazete olarak Aydınlık.

Televizyon kanalı olarak Ulusal Kanal.

Aydınlık'ın günlük satış rakamı sadece 1.800 dolaylarında.

Ulusal Kanal derseniz, medya piyasasında herhangi bir ağırlığı yok.

Vatan Partisi parası olmayan, çalışanlarına ödeme yapmakta bile zorlanan bir parti…

Türkiye 1 Mart Pazartesi gününden başlayarak yeni bir sürprize tanık oldu!

Ulusal TV, Digitürk 52. kanalda yayına başladı.

Bizim bildiğimiz kadarıyla Digitürk'e girişin ve sürekli yer sahibi olmanın yıllık ücreti 500 bin dolar.

Arkasında güçlü sermayeler ve holdingler olan yayın kuruluşları bu parayı elbette verebilir de Vatan Partisi'nin (ya da Ulusal Kanal yönetiminin) nereden ve nasıl bulduğu merak konusu.

Arkalarında hiçbir büyük ekonomik gücün yer almadığı Tele-1, Halk TV, KRT gibi kanallar bu yıllık aidatı ödemede büyük zorluklarla karşılaşırken, demek ki Vatan Partisi parayı bir yerlerden bulmuş!

Yardım kampanyasıyla bulduklarını söylüyorlar.

Elin ağzı torba değil ki büzesin, öbür yanda ise ortaya bir sürü söylenti çıkıyor.

O kadar ki, bazıları bu 500 bin doların Ulusal Kanal'a Vatan Partisi güçlensin diye örtülü ödenekten verildiğini ve Digitürk'e o yolla ödeme yapıldığını bile iddia ediyor.

 

Deniz Zeyrek (Sözcü)

“Ne anladık bu işten”

Kırmızı şehirlerde pazar günleri tam gün sokağa çıkma yasağı, geri kalan illerde ve günlerde ise saat 21.00'den sonra sokağa çıkma yasağı.

Her gün 19:00'dan sonra restoran kafe yasağı.

Ne anladık biz bu işten?

21.00'e dek bulaşmayan virüs 21.00'den sonra mı aktif hale geliyor?

Kırmızı illerde cumartesi bulaşmayan virüs pazar günü mü bulaşıyor?

Restoranlarda 19.00'a kadar etkilemeyen virüs 19.00'dan sonra mı etkiliyor?

Neymiş efendim lokantada maske çıkıyormuş! 19'a kadar çıkmıyor mu?

Neymiş efendim 21.00'de sokağa çıkma yasağı olmasa insanlar ev ziyaretlerine gidiyormuş! İnsanlar 21.00'den önce ev ziyaretine gitmiyor mu?

Geçin bunları lütfen!

Hiçbir bilim kurulu, bunca serbestliğin yanında, 19.00'dan sonraki yemek yasağının ve 21.00'den sonraki sokağa çıkma yasağının ne işe yarayacağını açıklayamaz.  Çok iddialı gelebilir ama kitabın ortasından yazacağım:

Hükümet, insanların akşam buluşmalarını bitirmek için salgını ciddi bir fırsata çevirmiş durumda.

Yeme içme sektörünün durumu kimin umurunda.

 

Özay Şendir (Milliyet)

“Doğu Karadeniz illerinde tarama şeklinde test yapılabilir”

 

Türkiye’de 1 Mart 2021 tarihi itibarıyla toplam 33 milyon 305 bin koronavirüs testi yapıldı.

(…) Dünyada test işinin gözünü çıkaran ülke 613 bin nüfuslu Lüksemburg oldu, bugüne kadar 2 milyon 123 bin test yaptılar.

Nüfusu 9 milyon 600 bin olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde 30 milyon 840 bin koronavirüs testi yapılmış.

Almanya’nın 83 milyon nüfusu var, toplam test sayısı 43 milyon 950 bin. İtalya’nın 60 milyon 400 bin nüfusu var, test sayıları 40 milyon 303 bin. Rusya’nın nüfusu 144.5 milyon kişi, yapılan test sayısı 111 milyon 300 bin. Başta İngiltere olmak üzere Birleşik Krallık nüfusu 66.6 milyon, test sayıları 90 milyon 739 bin.

(…) Özellikle salgının kontrol altına alınmasında zorluk yaşanan Doğu Karadeniz illerinde tarama şeklinde test yapılabilir.

Toplumun en hareketli kesimlerinden başlanarak yapılacak bir tarama, taşıyıcı olanların da izole edilmesini sağlayacaktır.

Bu seçeneği düşünmekte büyük fayda var.

 

Kaan Sezyum (BirGün)

“Bayat yemekleri “ooo çok güzel olmuş” diyerek yutmaya hazır mısınız?”

Hadi yine iyisiniz saftorikler, ‘9 amaç, 50 hedef’ içeren İnsan Hakları Eylem Planı açıklandı: Hiç kimse, düşünce açıklamaları nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılamaz… Emin miyiz? Şimdi bu da bir çeşit “Bana hakaret etti” deme fırsatı yaratmak için yapılan bi dalavere olmasın?

Gelin biraz bu eylem planına bakalım. Sanki bunca yıldır mahkeme kararlarına, anayasaya, Anayasa Mahkemesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ya da başka bir kanuna, kurala uyuyormuşsunuz gibi tekrar tekrar kanmaya hazır mısınız? Kerizlenmeye hazır mısınızzzz!

Aynı yemekleri ısıtıp ısıtıp bayatlamasına rağmen “ooo çok güzel olmuş” diyerek yutmaya hazır mısınız? İyi niyetinizle “Ama bu sefer kameralar önünde dedi” diyerek kendinizi kandırmaya, aldatmaya hazır mısınız?

Dünyada kendi saçmalıklarına ve hukuk dışı tavırlarına karşı reform paketi açıklayıp, kendini inkâr eden çok az iktidar vardır büyük ihtimalle. Zaten sürekli ne yapsalar tam tersini beyan ederek, sürekli saf ve iyi niyetli halkı kandıra kandıra dolaştırıyorlar. Örneklere hiç girmek istemiyorum, çünkü örnek dışında bir uygulama yok. Özetle “Her şey sanayasak, banayasal” mantığında ilerliyor.

 

Mehmet Barlas (Sabah)

“Daha ileri bir düzeye geçme imkânı ufukta göründü”

 

(…) Osmanlı'dan bugüne Türkiye'nin demokrasi, özgürlükler ve hukuk alanlarında çok önemli reform tarihleri vardır. Sonuçta bir antik imparatorluktan modern bir cumhuriyete geçişin teminatı bu reformlar olmuştur. Bugün Türkiye'yi pek çok Ortadoğu ülkesinden ayıran şey de bu reformlarla oluşan yaşam tarzı değil midir? Ve şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın topluma sunduğu "İnsan Hakları Eylem Planı" ile daha ileri bir düzeye geçme imkânı ufukta göründü.

 

Kurtuluş Tayiz (Akşam)

Sincar’a yönelik operasyon söylentileri

Terör örgütü PKK'nın işgali altındaki Sincar'a yönelik operasyon söylentileri uzun süredir gündemde. Ancak operasyonun zamanlaması ve ne biçimde olacağı netleşmiş değil.

Masada birkaç farklı senaryo var; bunlardan biri Irak merkezi hükümetine bağlı ordunun başladığı işi bitirmesi. Sincar'a konumlandırılan Irak güvenlik güçlerinin, terör örgütlerinin buradan uzaklaştırılmasını sağlaması.

İkinci senaryo Irak ordusu ile Peşmerge'nin ortak operasyon yapması. Üçüncü seçenek ise Türkiye'nin Bağdat ve Erbil'in onayını alarak tek başına bu işi bitirmesi.

 

Yalçın Akdoğan (Star)

“Bahçeli, felsefi temeli olan siyasi paradigmalar ortaya koymaya çalışıyor”

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin grup konuşmaları baktığımız zaman önemli bir noktayı tespit etmek gerekiyor.

Sayın Bahçeli güncel siyasetin kısır siyasi çekişmelerine ve bunun ürettiği hamasi dile kapılmadan felsefi temeli olan siyasi paradigmalar ortaya koymaya çalışıyor.

Geçen haftaki konuşması 'gençlik' temalı kapsamlı bir değerlendirmeyi içeriyordu. Bu haftaki konuşması ise milli kimlik ve demokrasi ekseninde siyasi bir duruş ortaya koydu.

Bahçeli'nin konuşmalarında iki nirengi noktası var. Birincisi, siyaseti ilke temelinde tanımlamaya çalışıyor; ikincisi, meselenin felsefi ve nazari temeline işaret ediyor.

 

Mehmet Acet (Yeni Şafak)

İYİ Partili Ağıralioğlu: Partimizde HDP’ye müsamaha gösterecek bir tane adam olsa  ifşa ederim

 

İyi Parti’nin önde gelen isimlerinden Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’na “Genel Başkan da sizin gibi mi düşünüyor” diye sordum, şöyle bir cevap verdi:

“Bizden farklı düşünmez. Meral Hanım’ın bu mevzudaki hassasiyeti, ifade tarzı, vurgulamaları, beni açığa düşürecek gibi olsa ben tenezzül etmem böyle bir şeye.”

Sonra, “Partimizde HDP’ye müsamaha gösterecek bir tane adam olsa, ben o adamı saklamam, hemen ifşa ederim” diye iddialı bir cümle de kurdu Ağıralioğlu.

Malum, kendisi geçen hafta CNNTÜRK’te, Ahmet Hakan’ın programında, HDP milletvekillerinin dokunulmazlık oylamaları Meclis Genel Kurulu’nda yapıldığında “Evet” oyu vereceklerini söylemişti.

 

Cem Küçük (Türkiye)

“Görüldüğü üzere Erdoğan’ın mahkeme üzerinde baskısı yok”

Muhalefet sürekli olarak hükûmetin mahkemeleri kontrol ettiğini söylüyor. Özellikle Başkan Erdoğan’ın kendisine hakaret edildiğinde hemen dava açtığı ve insanları mahkûm ettiği söyleniyordu.

Şimdi size iki dava örneği vereceğim. İlki Müjdat Gezen ve Metin Akpınar’ın bir televizyon kanalındaki sözlerine ilişkin "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan haklarında açılan davayla ilgili. Mahkeme tutuksuz sanıklar Müjdat Gezen ve Metin Akpınar’ın "Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret" suçundan ayrı ayrı beraatlerine karar verdi.

Davayı karara bağlayan mahkeme, suçun maddi unsurlarının somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle sanıkların "Cumhurbaşkanı’na hakaret" suçundan ayrı ayrı beraatlerine karar verdi. Görüldüğü üzere Erdoğan’ın mahkeme üzerinde baskısı yokmuş. Herhâlde olsa başka türlü karar çıkardı...

 

Süleyman Özışık (Türkiye)

“Mekânların tam da müşteri geleceği sırada kapısına sürgü çekmesi isteniyor”

 

(…) Hepimiz çok iyi biliyoruz ki kafe dediğimiz mekânlar ilk müşteri kabulünü sabah 9'dan hatta 10'dan önce yapmıyor. Sabahın 7'sinde bu mekânlarda in cin top oynuyor.

Restoran deseniz, orada durum çok daha farklı...

Buralarda ilk müşteri öğlen mesaisi sırasında geliyor. Yani restoranlar bırakın pandemi şartlarını, normal şartlarda bile öğlene kadar neredeyse sinek avlıyor.

Gerek restoranların gerekse kafelerin kasasına üç kuruş koyacağı saatler ise akşam 19.00'dan sonra başlıyor. Fakat alınan karar gereği bu mekânların tam da müşteri geleceği sırada kapısına sürgü çekmesi isteniyor.

"Yahu tamamen kapalı olmasından iyidir. En azından üç beş kuruş kazanırlar" diyebilirsiniz ama durum hiç de öyle değil.

Onu da şöyle anlatayım.

Devletin bugüne kadar verdiği kısa çalışma ödenekleri kalkacağı için bahsini ettiğim mekânlar bugüne kadar yarım verdiği personel maaşlarını tam vermek zorunda kalacak.

 

Ali Karahasanoğlu (Yeni Akit)

“Feministler AK Parti’ye baskı yapmış”

(…) Maalesef, feministler yine AK Parti’ye baskı yapmış olmalılar ki..

6284 sayılı kanunda yapılması beklenen, kanunundaki düzenlemenin bile tam tersi uygulamaları önleyecek izah edici değişiklikler, Cumhurbaşkanı tarafından dillendirilmedi.

Hatta tam aksine, kadın lehine düzenlemelerin artırılacağı belirtildi..

Kadına karşı şiddete hepimiz karşıyız..

Burada bir sorun yok.

Ama “kadına karşı şiddeti nasıl önleriz, bu önleme sırasında neler yapılmalı” noktasında, farklı tespitlerimiz var..

 

Yıldıray Çiçek (Türkgün)

“Demirtaş gibilerle kurulan her muhabbet Türk milletine büyük ihanettir”

 

(…)   Hendek-çukur-Kobani olaylarında o kadar canın hesabını vermeden Demirtaş’ın kurtulmasını istemek, bu vatana yapılan ihanete ortak olmak ve katilliğe suç ortağı olmak demektir.

PKK’lı olarak barış getireceğini söyleyen, askeri, polisi şehit ederek barış getireceğini söyleyen Demirtaş gibilerle kurulan her muhabbet Türk milletine büyük ihanettir.

ABD, AB ve diğer dış güçlerin Demirtaş’a yönelik sahiplenmesi yanında hizalanan Türkiye’deki muhalefet bu ihanette büyük pay sahibi olmuştur.

Türkiye’deki yargı terörist Demirtaş’ın yargılanmasını hızlandırmalı ve artık bu ismin gündem olmasını bitirmelidir.

Terörist Demirtaş’ın bu kadar suça rağmen kanaat önderi gibi cezaevinden pozlar vermesi artık son bulmalıdır.

Barış teröristlerin muhatap alınmasıyla değil, teröristlerin yok edilmesi ve en ağır cezaları almasıyla mümkündür. Terörist Demirtaş ile bu işi hızlandırmak gerekiyor. Yargı üzerine düşeni acil yapsın…

Etiketler :