Akşam Köşesi / “Saadet’in cumhur ittifakına katılma ihtimalinin güçlü olduğunu öğrendim”

Akşam Köşesi / “Saadet’in cumhur ittifakına katılma ihtimalinin güçlü olduğunu öğrendim”

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri aktarmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Köşe yazılarının tamamını okumak için başlıklarına tıklayın.

Kübra Par (Habertürk)

“Salgına rağmen salonların 'lebalep dolu' olmasını sevginin  kanıtı olarak yorumluyor” 

(…) Teşkilatın siyasi motivasyonunu yükseltmenin hastalık riskinden daha hayati olduğunu düşünüyor.

Halktan uzak kalmaktan, dijital konuşmalar yapmaktan sıkıldı, salonları dolduran kalabalığın attığı sloganların “Yasaklar varken neden kongre yapıyorsunuz?” eleştirilerini bastıracağına inanıyor.

Sadık seçmeninin bu duruma pek kızmayacağını umut ediyor.

Salgına rağmen salonların 'lebalep dolu' olmasını kendisine duyulan sevginin bir kanıtı olarak yorumluyor.

 

Sevilay Yılman (Habertürk)

“İstanbullunun çoğunluğunun karşı çıktığı bu projeyle ilgili bu ısrar niye?”

(…) Daha üç gün önce yine bu köşede; “Bir İstanbullu olarak bu proje ile ilgili ısrar ve inadı anlamakta, idrak etmekte zorlanıyorum” demiştim.

Tesadüf işte...

Bu yazımın tam üzerine “Kanal İstanbul” projesi ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan ilginç bir rest geldi.

Partisinin İstanbul İl Kongresi’nde ben ve benim gibi Kanal İstanbul projesine karşı olanları kastederek; ”Onlara rağmen Kanal İstanbul'u yapacağız. İnadına yapacağız ve Kanal İstanbul ile İstanbul nasıl güzelleşecek, İstanbul nasıl bir başka şehir olacak bunu da görecekler!” açıklamaları yaptı.

Benim kavrayamadığım aynı konuşmasında; "Millete küsülmez, milletle inatlaşılmaz, millete husumet beslenmez, millete rağmen iş yapılmaz!” ifadelerini kullanan Erdoğan’ın Kanal İstanbul ile ilgili bu kadar sert duruş sergilemesi...

Madem milletle inatlaşılmaz…

Madem millete rağmen iş yapılmaz…

O halde İstanbullunun çoğunluğunun karşı çıktığı bu projeyle ilgili bu ısrar niye?

Kemal Öztürk (Habertürk) 

“28 Şubat etkisi kaybetti”

(…) 28 Şubat sürecinin neden olduğu mağduriyet ile daha uzun süre retorik üretilemez sanırım. Etkisini kaybetti bana göre.

Şimdi iktidarda olan, devletin her kurumunda söz sahibi olan bir kesim olarak, bizim başımıza gelen haksızlıkların ve adaletsizliklerin başkalarının da başına gelmemesi için çalışmak gerekiyor.

Sanırım bu kısmına odaklanmak, 28 Şubat mağduriyetini tekrar dillendirmekten daha faydalı.

 Hande Fırat (Hürriyet) 

“Ermenistan’da olanlar Rusya’nın yeni bir oyunu olarak görülüyor”

 

Başkentte, Ermenistan’da yaşanan gelişmeler Rusya ana faktörü ile birlikte değerlendiriliyor. Ermenistan üzerinde Rusya’nın yeni bir oyunu olarak görülüyor.

Rusya’nın Paşinyan’dan yönetime geldiğinden beri memnun olmadığına dikkat çekiliyor. Özellikle Batı ve ABD ile ilişkileri Rusya’dan tepki çekiyor.

Paşinyan’ın ABD ve Batı’dan destek alacağı yorumları yapılıyor. Ancak içeride kendisini zorlu bir mücadelenin beklediğine dikkat çekiliyor. Paşinyan’ın orduyu kontrol altında tutması gerekeceği belirtiliyor.

 

İsmail Saymaz (Sözcü)

“Gergerlioğlu'nun vekilliği düşürülecek”

Görünen o ki Gergerlioğlu, hiçbir yargısal işlem yapılmamış bir haberi paylaştığı için ceza aldı. Bu birinci tuhaflık.

Aynı suçtan yargılanan iki HDP'li hakkında durma kararı verilirken, Gergerlioğlu'nda yargılamaya devam edildi. Bu ‘özel' uygulamanın, Gergerlioğlu'nun kimi FETÖ sanıklarının mağduriyet iddialarını dile getirmesinden ileri geldiğini sanıyorum.

TBMM Başkanlığı'ndan öğrendiğim kadarıyla Gergerlioğlu'nun vekilliği düşürülecek. Enis Berberoğlu Davası'ndan sonra bir hukuki hataya daha imza atılacak. Bu ya AYM'den ya da AİHM'den dönecek.

Ülkemiz bir kez daha mahkum olacak.

Dokuz HDP'linin fezlekeleri hesaba katıldığında, Türkiye'de artık seçme ve seçilme hakkının fiilen yürürlükten kalktığı düşünülecek.

Bu bir demokrasi sınavıdır.

Nedim Şener (Hürriyet)

İzmir Başsavcılığı’nın FETÖ açıklaması

“Fetullahçı Terör Örgütü’nün Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içerisine sızmış ve halen deşifre edilemeyen mensuplarının sayıca darbe girişimine katılanlara oranla daha fazla olduğu, menfur darbe girişmişinde kullanılmayan hücrelerin mevcudiyetinin ve bu yönüyle terör örgütünün Devletimizin Anayasal düzeni ve bekası açısından halen en büyük tehlikeyi ihtiva eden terör örgütü konumunda bulunuyor.”

Bu cümlelere açıklamasında yer veren sıradan bir kurum değil, son zamanlarda yaptığı FETÖ operasyonlarıyla gündeme gelen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı.

 Yalçın Karatepe (BirGün)

“Cicim aylarının sonuna mı geldik?” 

Ekonomi yönetim kadrolarının değişiminden sonra finansal piyasalarda olumlu bir hava esmeye başlamıştı. Özellikle politika faizinin hızlı bir biçimde yüzde 17’e yükseltilmesi, “para politikasındaki sıkı duruşun sürdürüleceği” yönündeki açıklamalar ile birlikte kurlarda önemli bir geri çekilmenin yaşandığını gördük. Kasım ayından önce 8,50 liranın üzerine çıkmış olan dolar hızla geriledi. Fakat bu hafta kurların yeniden yükselmeye başladığını görüyoruz. Acaba, cicim aylarının sonuna mı geldik? 

Yusuf Karataş (Evrensel)

Pervin Buldan’a: “Şimdi değilse ne zaman?” 

“Çözüm sürecinde bize vadettiklerinizi yeri ve zamanı geldiğinde mutlaka açıklayacağız. Çözüm sürecinde bizlere, partimize, heyetimize neler vadedildi, hangi sözler verildi, çözüm süreci başarıya ulaşırsa nelerin yapılacağına dair bizlere vadedilenleri açıklamazsak namerdiz” diyor Buldan.

(…) Garê operasyonu sonrasında burjuva muhalefetin bu operasyon üzerinden de olsa iktidarın Kürt sorununu şiddetle çözme politikalarını sorgulamaya yönelik tutumu ve sürdürülen tartışmalar, hem çözüm sürecini kimlerin sona erdirdiğini ortaya koymak ve hem de sorunun barışçıl yöntemlerle çözümünün mümkün olduğunu göstermek ve gerici propagandanın etkisini kırmak için uygun koşullar yaratıyor.

Böylesi bir tabloda Buldan, iktidarın çözüm sürecinde kendilerine/partilerine vadettiklerini yeri ve zamanı gelince açıklayacağını söylüyor.

Peki, şimdi değilse ne zaman!

Gelinen yerde bu süreçte olup biteni açıklamak sadece demokratik siyasetin gereği değil; aynı zamanda bu süreçte ağır bedeller ödeyen Kürt halkına, Türkiye halklarına karşı bir sorumluluktur.

Pervin Buldan’a çağrımızdır: Açıklayın!

 

Yusuf Ziya Cömert (Karar)

“Yahu ne işimiz var bizim 6. Filo’yu protesto eden solcularla?”

 ‘Sağcılık’ dediğimiz şeyin bizi boşluğa düşürdüğü tarihi bir hadiseyi hatırlamakta fayda var.

Evet, erdemi, tutarlılığı çağrıştıran, iyi ki yapmışız diyebileceğimiz bir hatıra değil. Hatta oldukça can sıkıcı.

Ama ibret almak için, bazen ne saçma işlere bulaştırılabileceğimizi bilmek için ne kadar hatırlasak o kadar iyi.

Hani 1969 Şubat’ındaki ‘Kanlı Pazar.’ Solcular Dolmabahçe’de Amerika’nın 6. Filo’sunu protesto ediyor.

‘Bizimkiler’ de solcuları taşlıyor, dövüyor.

Neden?

Çünkü gaza getirildik. Bugün gazetesi yazdı, başka gazeteler yazdı. Komünistler memleketi ele geçiriyordu. Biz buna müsaade etmemeliydik.

Yahu ne işimiz var bizim 6. Filo’yu protesto eden solcularla?

İbrahim Kahveci (Karar)

“Kurlar döviz sattıkça mı yükseliyor?”

Berat Albayrak Hazine ve Maliye Bakanı olduğu dönemde kurlardaki yükselişi frenlemek için 128 milyar dolar sattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu satışı izah ederken, salgın bahanesiyle yeni bir finansal dalgalanma oluşturmak isteyenlere karşı sattık dedi. Bu sayede kuru ve faizi çok yükseklere taşıyarak toplumsal kargaşa peşinde koşanların oyunlarını bozduk diye de ekledi.

Burada bir açmaz ve çelişkiler yumağı olduğunu görüyor muyuz?

Mesela 2019 başında dolar/TL kuru 5,20’lerdeydi. Ve Berat Albayrak görevden ayrıldığında da kur 8,50’ye çıkmıştı.

(…) Berat Albayrak 128 milyar dolarlık rezervi satarken nasıl oluyor da kurlar 5,20’den 8,50’ye yükseliyor?

Bu kurlar döviz sattıkça mı yükseliyor? MB’den döviz alanlar daha yukarıdan satmak için mi kurları yukarı taşımış oluyor?

 

Akif Beki (Karar)

“128 milyar dolar hangi havalara savruldu?”

 

Salgın döneminde dünyadan pozitif ayrışmaya, dev ekonomiler batarken biz çıkmaya, fırsatı gole çevirip şaha kalkmaya koşacaktık.

Oysa toz pembe günlere kavuşmak şöyle dursun, kasamızın nasıl eksi bakiyeye düştüğünü konuşuyoruz. 

128 milyar dolar hangi havalara savruldu? 

Sorulduğunda, salgının olumsuz etkilerini kontrole gitti deniyor. 

Fakat vatandaşa sağlanan karşılıksız nakit desteği 56 milyar lira olarak veriliyor. Onun da yüzde 80’den fazlası İşsizlik Fonu’ndan. İçinde, halktan toplanan yardım paraları da var. Karşılar mı?

E, birazı da doları dengelemede kullanılmış. Başarı var mı ortada? Varsa Berat Albayrak niye Hazine ve Maliye Bakanlığından apar topar gitti? Yanlış değildiyse neden Albayrak’ın para politikası terse çevrildi? Cumhurbaşkanı Erdoğan, niçin ondan sonra piyasalar rahatlayınca doğru yolda olduğumuzu söyledi?

Ekonomi iyi gidiyorduysa, ne demeye hukuk ve demokrasideki kötüleşmeleri düzeltmezsek ekonomiyi iyileştiremeyeceğimiz gerekçesiyle reform seferberliği başlatıldı?

 

Orhan Uğuroğlu (Yeniçağ)

“CHP ve İYİ Parti dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda AKP'nin tuzağına düşmemeli”

 

AKP iktidarı önümüzdeki günlerde HDP'li bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için Meclis'te yine fezlekeleri oylatacak. Diyorum ki;- Fezleke kara bir lekedir Türk demokrasisi için.- Fezleke ile dokunulmazlıkları kaldırmak AKP için hukuki değil siyasi bir adımdır. Yasama dokunulmazlığının amacını Prof. Dr. Kemal Gözler şöyle açıklıyor:- "Yasama dokunulmazlığı olmazsa, bir parlamento üyesi, iktidar tarafından bir suç soruşturması bahanesiyle mahkemeler tarafından tutuklanabilir." Demem o ki; CHP ve İYİ Parti dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda AKP'nin tuzağına düşmemeli.

 

Mücahit Gültekin (Milli Gazete)

6.
Filo

(…) Sağcılık demek komünizmin karşısında, Amerika’nın yanında saf tutmak demekti. Müslümanlara biçilen rol buydu. Dindarlar, milliyetçiler, muhafazakârlar, mukaddesatçılar ABD’nin “doğal askerleri” olarak görülüyordu. Müslüman dediğin hem Sovyet Rusya’ya, hem ABD’ye karşı olamazdı. Soğuk savaş düzeninde Müslümanların yeri ABD’nin yanı olarak tayin edilmişti. Ödülümüz de “Arapça ezan”dı. Bedeli ise Kore’de dökülen kanlardı. Dindarlar Amerikalı komutan McArthur’un arkasında savaşırken kanaat önderleri bu savaşı “cihad”, orada can verenleri ise “şehid” olarak tanımlamıştı. Ama daha da önemlisi, Diyanet İşleri Başkanlığı Kore’de ölenlerin “şehid” sayılacağına dair bir fetva yayınlamıştı. Kısacası, Müslümanların ABD’nin yanında “cihad” yapmasına ve “şehid” olmasına izin vardı. Komünizmle mücadele dernekleri bu cihadın en önemli adresiydi. Nitekim 6. Filo’yu korumak için sokağa çağrılan kitleler, uzun yıllar sol hafızanın kafasına “dindarlık” simgesi olarak yerleşmişti…

 

Melih Altınok (Sabah)

“Pandemide Doğu ve Güneydoğu’da 180 korsan düğün”

 

Diyarbakır Tüm Düğün Sektörü İşveren Derneği Başkanı Murat Kaçar, koronavirüs pandemisi döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 180 bin "korsan" düğün yapıldığını söylüyor.

Çiftlere mutluluklar dilerim.

Öyle ya, bilim kurulları yasakladı diye evlenmeyeceğimizi mi sanıyordunuz?

Korsan morsan, durduramazsınız.

Herkes, nüfusu azaltmak isteyenlere teslim olacak değil ya...

Mehmet Barlas (Sabah)

“Askeri yenilgi sonrasındaki gelişmelerde akıl ve mantık aranmaz”

Ermenistan'da olanları izlerken, tarihten alınan derslerle bunları karşılaştırmakta yarar vardır. En önemli ders de, askeri yenilginin müeyyidesinin siyasi yenilgiden çok daha ağır olduğudur. Bazı kendini bilmezler ya da okuma yazma özürlü siyaset heveslileri, askeri zaferlerin kolay elde edildiğini zannederek ülkelerinin başını belaya sokarlar. Neticede bugünkü Ermenistan'ın Paşinyan'ı da bunlara bir örnek değil midir? Amerika ile Rusya'yı kafesleyince, askeri zaferin de çantada keklik olduğunu zannetmemiş midir?

Kim yenildi?

Ermenistan ordusunun, Paşinyan'ın istifasını istemesine gelince... Bu olay da askeri yenilgiyle içine girilen krizin mantığının bulunmadığını gösteriyor. Çünkü Dağlık Karabağ'daki savaşta asıl yenilen Paşinyan değil, Ermenistan ordusudur. Ama askeri yenilgi sonrasındaki gelişmelerde akıl ve mantık aranmaz. Sadece kaos gelir. Bazen de rejim değişikliği gelir.

 

Şevki Yılmaz (Yeni Akit)

“İslami hukukumuzu yasakladılar”

Lenin ve Stalin Rusya’sında, Mao’nun Çin’de yaptığı çok kanlı Komünist Darbelerde bile, o ülkelerin Alfabelerindeki harfler, tatil günleri, Milli Kıyafetleri, Milli Hukuk ile Örf ve Adetleri kaldırılmadı! Yıkılan Çarlık ve İmparatorluk dönemlerine yani geçmiş tarihlerine sövülmedi! Sövdürtülmedi! Yeni nesillere ecdatları kötületilmedi! Geçmişiyle utanç duymaları empoze edilmedi!

Çoğunluğu Yahudi ve Ermeni dönmelerden oluşan içimizdeki İttihad Terakki Çeteleri ve Onların Hürriyet nutuklarına kanan zavallılar eliyle yapılan Şeytani Darbe ve İnkari Devrimlerle sömürülen sahipsiz bir Ülke ve Millet haline getirildik! Ahlaki ve Kültürel Değerlerimizi yitirdik! Milli Alfabemizi kaybettik! Ve en acısı bu Deccallar ve aveneleri Batının tek dişi Canavar Edeniyetini (vahşet, alçaklık ve zalimlik) ve Hukuksuzluğunu alarak, Ana Hayat Yasamız Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnet-i Seniyye’ye dayanan Milli Medeniyetimizi ve İslami Hukukumuzu yasakladılar! Karşı gelen Milli Kahramanlarımızı darbeler neticesinde yargısız infazlarla ve İdamlarla tasfiye ettiler!

 

Abdurrahman Dilipak (Yeni Akit)

“Dava arkadaşı gördüklerinle davalık olmak da varmış”

Bugün yeni bir gün. “AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazım dolayısı ile AK Parti Genel Başkanlığı tarafından açılan tazminat davasının ilk duruşması Ankara’da yapıldı.

(…) Bugünleri de gördük! Kaderimiz de bu da varmış. Dava arkadaşı gördüklerinle davalık olmak da varmış. Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var.

 

Kurtuluş Tayiz (Akşam)

CHP’nin pozisyonu

Terör örgütü PKK'nın Gara'da rehin tuttuğu 13 vatandaşımızı neden şehit ettiği gün geçtikte daha da netleşiyor. Bu kanlı planı, Kandil'deki terör baronlarının önde gelenlerinden biri önceki gün şöyle dışa vurdu: "Gara'da (13 kişiyi öldürdük) muhalefetin eline büyük fırsat geçti, hükümeti devirmek için kullanamadılar."

HDP'nin, Gara operasyonunun sabahında "Türk askeri, Gara'daki rehineleri bombalayarak öldürdü" kampanyasını neden başlattığı da böylece anlaşılıyor. "13 vatandaşı asker öldürdü" diye yaygara yaparak kasıtlı olarak hükümeti hedefe koymaya çalıştılar.

Hatırlanacak olursa bu çabalara CHP'den de destek geldi. Kemal Kılıçdaroğlu'nun, terör örgütü PKK yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef göstermesi; CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel'in "Mesele vatandaşlarımızı kimin öldürdüğü değil" sözleri, CHP'nin, terör örgütünün kendilerine sunduğu "fırsatı" değerlendirmek amacıyla aldıkları bir pozisyon olduğu görülüyor.

 

Ersin Çelik (Yeni Şafak)

“Saadet’in cumhur ittifakına katılma ihtimalinin güçlü olduğunu öğrendim”

 

AK Parti’nin il teşkilatını yenileme sırası İstanbul’daydı. Geçtiğimiz pazar gününden beri sürpriz isim olarak konuşulan Osman Nuri Kabaktepe İstanbul İl Başkanı seçildi. Kabaktepe, teşkilatı heyecanlandırdı ve sosyal medyada da gündem oldu. Çünkü Kabaktepe MGV’de yetişmiş, Milli Görüş partileri Refah, Fazilet ve Saadet’te siyaset yapmıştı.

(…) 94 ruhu çalmadık kapı, sıkmadık el bırakmayan gönüllü ordusunun iziydi. 94 ruhu, Refah Partisi’ne mesafeli, eş dost, akraba ile başlayan ikna turunu minibüs duraklarına, berber dükkanlarına, kahvehanelere ve hatta meyhanelere taşıyan azimdi, gayretti. Hesapsız, kitapsız, karşılıksız… İşte 2021 yılında özlenen, öykünülen 94 ruhu bence buydu.

(…) Kabaktepe tercihi olası sürecin adımlarından mıydı? Bu soru, adı açıklandığı andan itibaren çok fazla dillendirildi. Milli Görüş kökenli isimler ile konuştum. Biri, ittifakın başlı başına Osman Nuri Kabaktepe ile olamayacağını, yine de etkisinin olacağını söyledi. (…) Diğer görüşmemden ise Saadet’in Cumhur İttifakına katılma ihtimalinin güçlü olduğu ve görüşmelerin Milli Görüş lideri Oğuzhan Asiltürk düzeyinde sürdüğü bilgisini edindim.

 

Süleyman Özışık (Türkiye)

“İmamoğlu bu kenti yönetemeyeceğini anlamış görünüyor”

 

Daha önce Sakine Cansız isimli katil teröristin kitaplarını satan İstanbul Büyükşehir Belediyesi teröre destek amacıyla bir adım daha attı.

Cezaevinde tutuklu bulunan terörist Selahattin Demirtaş'ın dağdaki ağabeyi, Nuretttin Demirtaş'ın yazdığı kitabın İBB kitabevinde satıldığı ortaya çıktı.

(…) Bu onursuz teröristin yazdığı "Onur Borcu" isimli kitabın İBB sitesinde satıldığı ortaya çıkınca taraflı tarafsız herkes "Teröristin kitabı mı satılırmış?" diyerek bir isyan çığlığı attı.

Bu çığlık İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni sallamış olacak ki kitabın bulunduğu sayfa erişime kapatıldı.

(…) İstanbul'da şu ana kadar taş üstüne taş koyamayan, el attığı her işi yüzüne gözüne bulaştıran Ekrem İmamoğlu bu kenti yönetemeyeceğini anlamış görünüyor.

Malumunuz, ilk günden bu yana bir hayali var.

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak...

Ancak bu beceriksizliğin kendisini hayal ettiği Cumhurbaşkanlığı makamına taşımayacağının da farkında...

(…) Hedefi ve hayali yaptığı bu hatalar sonucunda suçlu bulunmak ve görevden alınmak. Yani anlayacağınız Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne kayyum atanması için gayret ediyor.

Bu noktada oluşacak bir mağduriyeti zıplama tahtası olarak kullanıp ilk genel seçimlerde daha yukarılara tırmanmayı hedefliyor.

Peki bunu başarabilir mi?

Arkasında duran ve hiçbir şeyi sorgulama gereği duymayan seçmen kitlesine bakılırsa başarma ihtimali çok yüksek...

 

Cem Küçük

Cemal Kaşıkcı, Prens Selman, Biden

Cemal Kaşıkçı İstanbul’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliğinde katledilmişti. Amerika’da Başkan Trump olduğu için bu cinayetin bin Selman’a bir faturası olmadı.

Ancak iktidara Joe Biden gelince işler değişti. Zaten Biden ve ekibi artık bin Selman’ı muhatap almayacaklarını açık açık deklare ettiler. Geçtiğimiz günlerde, ABD Başkanı Biden'ın Suudi Veliaht Prensi Selman ile doğrudan temasını en aza indirmek istediği medyaya yansımıştı.

 

Orhan Karataş (Türkgün)

“CHP yine yanlış tarafta duracak”

(…) Fezlekelerin Meclise gelmesinden ve kabul edilmesinden rahatsızlık duyanlar bu katillerin suç ortaklarıdır. CHP bu suç ortaklığına ne yazık ki uzun zamandır dâhil olmuştur. Fezlekelerin görüşülmesi ve oylanması sırasındaki tavrı bu kirli ortaklığa daha ne kadar devam edeceğini bir defa daha Türk milletine gösterecektir. Gara’daki kahpeliği bile görmezden gelip üzerini örtmek ve dikkatleri başka yerlere çekmek için çırpınan bir CHP’den bahsediyoruz. Hiçbir bahane kalmamıştır. HDP ile kurulan kirli ortaklığı, Türkiye’nin varlığı, birliği ve geleceğine tercih eden CHP kuvvetle muhtemeldir ki, yine ipe un serecek, yine yanlış tarafta duracak, yine PKK terör örgütüne can suyu vermekten geri durmayacaktır.