Akşam Köşesi | “Polis Gergerlioğlu’nu tutuklamak için o kata girecek”

Akşam Köşesi | “Polis Gergerlioğlu’nu tutuklamak için o kata girecek”

Kısa Dalga, gazetelerin köşe yazılarını gün boyu tarayarak gün sonunda size bir "Akşam köşesi" okuması getiriyor. Her fikirden köşe yazılarından önemli yerleri sunmaktaki amacımız, olan biteni daha iyi anlayabilmek için çeşitli bakış açılarını sunabilmek. Akşam kahvesi ile okumak iyi bir fikir olabilir. :)

Fatih Altaylı (Habertürk)

“Kapatılması gereken HDP değil, yok edilmesi gereken PKK’dır”

(…) 1996’da gole giden Hırvat rakibine faul yapmadığı ya da belki de yapmayı beceremediği için Fair Play ödülü alan Alpay Özalan, sahada yapamadığını TBMM çatısı altında yapmaya devam etti ve dün dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili dahil herkese Genel Kurul salonunda saldırdı.

Alpay’ın sürekli saldırılarının İnsan Hakları Eylem Planı ile elbette alakası yok ama milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının elbette var.

Keza parti kapatmaya en karşı olan partinin 18 yıllık iktidarının sonunda yine bir parti kapatma davasının açılmasının da.

Bana göre HDP terörist bir parti değildir.

HDP terörist bir örgütün "Askeri vesayeti” altında kalmış bir partidir.

Kapatılması gereken HDP değil, yok edilmesi gereken PKK’dır.

HDP ya da benzerlerini yok edemediğimizi yıllardır deneyimliyoruz.

Parti kapatarak ne irticayı önleyebildi bu ülke ne terörü.

Tam aksine her ikisini de güçlendirdi.

 

Nagehan Alçı (Habertürk)

“Sanıyorum polis Gergerlioğlu’nu tutuklamak için o kata girecek ve kendisini alacak...”

 

Şu satırları yazdığım saat itibariyle Ömer Faruk Bey TBMM’de beklemeye devam ediyor. HDP yönetim katında. Anayasa Mahkemesi’nin kararı gelene kadar oradan ayrılmayacağını söylüyor.

Polis bulunduğu yere girebilir mi?

Mevzuata baktım. Yasal bir problem yok. Sanıyorum polis Gergerlioğlu’nu tutuklamak için o kata girecek ve kendisini alacak...

(…) Peki Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve hapse atılacak olması benim için sürpriz oldu mu? Kesinlikle hayır.

TBMM’de muhalefette 8 siyasi parti var.

CHP, İYİ Parti, HDP, DEVA, Gelecek, Saadet, TİP hatta henüz parti olmamış Muharrem İnce’nin Memleket Hareketi…

Gergerlioğlu çıkışlarıyla ve yaptıklarıyla tek başına mevcut sistemi bu 8 partinin tüm mensuplarının toplamından daha fazla rahatsız ediyordu.

(…) Gazetecilik hayatım boyunca Gergerlioğlu kadar devletin tüm müesseselerinin aynı anda tüylerini diken diken eden başka bir siyasetçi görmedim. Tamamen anti-establishment bir karakter.

(…) Kanaatimce eğer Gergerlioğlu’nun sosyal medya paylaşımlarından ötürü mahkum olduğu dava başka bir milletvekili için geçerli olsaydı süreç böyle işlemezdi ve milletvekilliği düşürülüp hapse atılmazdı.

Bu tamamen Gergerlioğlu’na özel bir durum.

 

Muharrem Sarıkaya (Habertürk)

“Atılan sloganlar, pankartlar, direniş çağrılarıyla bir anda ortalık 1994’e döndü”

 

(…) Yargıtay kararının ardından hakkında mahkumiyet kararı verilen ve Enis Berberoğlu gibi Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuruda bulunan HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkındaki mahkumiyet kararı dün okundu.

Atılan sloganlar, pankartlar, direniş çağrılarıyla bir anda ortalık 1994’e döndü.

Neyse ki o güne benzer görüntüler yoktu, Genel Kurul direnişi de 3 saat sürdü ve eylem HDP Meclis Grubuna taşındı.

Hukukçu değilim, ancak uzun yıllardır gazetecilik yaptığım Meclis’te edindiğim birikimle parlamento hukuku da ezberimde…

Vicdanlarına göre konuya yaklaşan Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. Ersan Şen ve Dr. Rezan Epözdemir’i dinledim; hepsi de mahkumiyet kararının hem Anayasa’ya hem de Anayasa Mahkemesi’nin son kararlarına aykırı olduğunu söyledi.

Anayasa ve Terörle Mücadele Yasası’nı okuduğunuzda da durum net...

Çok geçmedi ardından da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açtığının haberi geldi.

(…) Bu noktaya gelinmesinde HDP kadrolarının katkısı büyük…

(…) Terörün atadığı kişilerle siyaset yapmaya kalktı, Türkiyelileşmek isteyen, bunu içine sindiremeyenler de siyasi hamlık içinde bir kenara çekilmeyi tercih etti.

Bu noktaya gelinmesinde düne kadar kendi kusurunu görmekten uzak durdu.

 

Ahmet Hakan (Hürriyet)

“HDP, Andımız konusunda millet ittifakına bir zarar gelmesin ve maraza çıkmasın diye idare-i maslahat mı yapıyor?”

 

Andımız tartışması ayyuka çıkmışken...

Tartışmanın başından sonuna kadar hep tarafı olmuş HDP’nin eş genel başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada bu konuya milim yer ayırmadı.

Çok merak ediyorum:

Acaba HDP’nin “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımıyla artık bir sorunu kalmadı mı? Yoksa millet ittifakına bir zarar gelmesin ve maraza çıkmasın diye idare-i maslahat mı yapıyor?

 

Abdulkadir Selvi (Hürriyet)

“HDP’lilerin de PKK terörü ile aralarına mesafe koyması gerekiyor”

 

HDP’nin kapatılmasıyla ilgili sürecin düğmesine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Kobani iddianamesini istemesiyle basıldı. Zaten bir süredir MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrıları vardı. Kapatma davasının açılmasıyla birlikte yeni bir sürece girildi.

Yargıtay, kapatma davasının gerekçesinde, “Siyasi partilerin terör örgütleriyle irtibatı olmamalı” diyor. HDP’nin PKK’nın uzantısı olarak faaliyet gösterdiğini ifade ediyor.

HEP’ten DEP’e, oradan HDP’ye kadar uzanan çizgide 7 parti kapatıldı. Bu sekizinci oluyor. Tam bir kısırdöngü. Ama ne Türkiye eski Türkiye ne dünya eski dünya ne Ortadoğu eski Ortadoğu... Milletvekilliğinin düşürüldüğü, milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırıldığı, partilerin kapatıldığı bir iklimi değil, reformların yapıldığı özgürlüklerin, konuşulduğu bir Türkiye’yi tercih ederiz.

Ama bu tek yanlı çabalarla olmuyor. HDP’lilerin de PKK terörü ile aralarına mesafe koyması gerekiyor. Onlar PKK’nın sözcüsü gibi hareket etmeyi tercih ediyor. Sonunda olan Türkiye’ye oluyor. Demokrasiyi yaşatmak bu kadar zor olmasaydı keşke.

 

Saygı Öztürk (Sözcü)

 

Bahçeli'nin uyarıları da dikkate alınıp Milli Eğitim Bakanlığı, andımızı yönetmeliğe eklemeli

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Andımızla ilgili önemli uyarılarda bulundu. Aslında, Danıştay'ın kararı bir kenara bırakılmalı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın Andımızla ilgili yönetmeliğe madde eklemesi sağlanmalı.

“Çözüm süreci” hatırına, Andımız kaldırılmıştı. O süreç bittiğine göre, Andımız konusunda Milli Eğitim Bakanlığı'nın daha önceki savunmaları da dikkate alınıp İlköğretim Kurumları Yönetmeliği'ne bir madde eklenerek sorun aşılmalı.

Yargıya olan güvenin az olduğu, yargının üst düzey yetkilileri de söylüyordu. Yargıyı güvenilir kılacak olan da yargıçların vereceği kararlardır. Hukukun üstünlüğü bir kenara bırakılıp gücün hukuki dayatılmamalıdır. Bahçeli'nin uyarıları da dikkate alınıp Milli Eğitim Bakanlığı, andımızı yönetmeliğe eklemelidir.

 

Mustafa Balbay (Cumhuriyet)

 AKP’yi iktidarda tutan güç MHP!

 (…) Son birkaç yılda devletin bekçiden polise, güvenlik kadrolarına 30 bin kadar MHP kökenli yerleştirildi.

 Sayıyı biraz indiren, biraz çıkaran var. Özellikle 15 Temmuz sonrasında AKP’nin FETÖ’cülerin yerine koyabileceği başka kadro yoktu; ya MHP’li ya da AKP suyuna batırılıp çıkarılmış FETÖ’cü!

AKP ile MHP’nin Cumhur İttifakı ortaklığının ideolojik bir temelinin olmadığı en son “Andımız”la ortaya çıktı. İki partinin ortak bir “andı” yok!

AKP, “Türkçülüğü ırkçılık, laikliği dinsizlik” denklemine oturtarak Türkiye’nin laik, demokratik, sosyal, üniter bir hukuk devleti olma temellerini oyuyor. MHP de bu gidişin ortağı. MHP, “iktidarın kârına ortağız, zararına karışmayız” siyaseti izlemeye çalışsa da gerçek şu:

AKP’yi iktidarda tutan güç MHP!

 

Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

“Özlem Zengin – Mehmet Boynukalın: Kavganın iki tarafı da aynı mahalleden”

(…) Şeyhülislam mı halife mi? Günlerdir Ayasofya imamının kendisini, dinin de devletin de toplumun da merkezine koyan açıklamalarını izliyoruz. Anayasadan laikliğin çıkarılmasını istiyor, kadınları hedef alıyor, siyasetçilere ayar veriyor.

O noktaya geldi ki...

Bu kez kavganın iki tarafı da aynı mahalleden. AKP milletvekili Özlem Zengin’i tutanlar ile Ayasofya imamını destekleyenler birbirine ağır sözlerle yükleniyor. Zengin’in “Herkes kendi işini yapmalı” sözüne, imamın “Sözlerim ‘sen imamsın, namazını kıldır, başka bir şey söylemeye hakkın yok’ zihniyetine karşıdır” yanıtını vermesi, meselenin daha derine doğru gittiğini gösteriyor. Tartışma AKP’li kimi milletvekillerine, yazarlara, sivil toplum örgütlerine kadar uzandı. Sosyal medyada günlerce en çok konuşulan olay oldu…

 

Nazım Alpman (BirGün)

Tayyip Erdoğan herkesi Kürt yaptı!

(…) AKP yeni demokrasi anlayışıyla ülkede doğu-batı ayrımını ortadan kaldırdı. Doğuda ne yaşanıyorsa batıda da aynısı yaşanacaktı. Mesela Kürt Selahattin (Demirtaş) nasıl haksız yere hapis yatıyorsa, Türk Osman da (Kavala) aynı şekilde demir parmaklıklar arkasında kalacaktı. Yıllar önceki “vesayet rejiminde” Kürt milletvekili Orhan Doğan nasıl Meclis’ten atılıyorsa, yıllar sonra Türk milletvekili Enis Berberoğlu da demokratik biçimde cezaevine yollanacaktı.

HDP’li milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da 17 Mart 2012 günü AKP’nin yeni demokrasi anlayışının haşmetiyle dokunulmazlık zırhından kurtarıldı!!!

AKP’nin “eşitlik ilkesi” bunu gayet güzel uygulayabiliyordu.

İyimserliği elden bırakmayan bazı Kürtler, AKP demokrasisine şapka çıkartarak “Helal olsun valla” diyorlar:

Tayyip Erdoğan herkesi Kürt yaptı!

 

Fatih Polat (Evrensel)

Siyaset karanlık bir tünelin içine sokulmuş durumda

 

(…) Son olarak Garê operasyonunun iç ayağı olarak devreye sokulan, muhalefeti HDP’ye karşı bir zeminde hizaya sokma girişimi de tutmayınca, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin bir tweet bahane edilerek düşürülmesi ve aynı gün HDP’ye kapatma davası açılması gündeme geldi. Bu artık, iktidarın korunabilmesi için muhalefeti dağıtmaya yönelik daha sert hamlelerin geleceğinin ilanıdır.

Gelinen aşama, “İktidar, ortağının baskısı ile karar verdi” gibi tahlillerle ya da “Dava açıldı, ancak kapatılmaz” gibi yorumlarla eksen belirlemenin manasız, dahası yanlış olduğu bir aşamadır.

Artık siyaset karanlık bir tünelin içine sokulmuş durumda. HDP’ye yönelik kapatma davası ihtimalinden bir adım ötesinin anlamı budur. Eğer bu karar ‘kapatılma’ ile sonuçlanırsa, onun da bununla bağlantılı, ama ayrıca da bir anlamı olacaktır. HDP seçmenini olabildiği kadar dağıtmaya çalışmak… Umudu kırılamıyorsa da en azından dikkatini dağıtmak.

 

Ali Bayramoğlu (Karar)

Gergerlioğlu’nun mahkumiyeti, dönemsel, siyasi ve keyfi bir hükme işaret ediyor

HDP Kocaeli milletvekili Ömer Gergerlioğlu 2016 yılında, barışa çağrı yaparak T24’ün bir haber linkini tweetlediği için (ki haber hala yayınlandığı bu sitede duruyor) ve bu haberde bir PKK yöneticisinin resmi var diye 2  yıl 6 ay hapse mahkum edildi. 

Mahkumiyetini yakınlarda Yargıtay onayladı. 

Ve dün meclis başkanının iradesiyle, Yargıtay kararının mecliste okutulması üzerine milletvekilliği düştü. 

Her yönüyle vahim...

Esas baştan aşağıya sorunlu. 

Gergerlioğlu’nun mahkumiyeti, dönemsel, siyasi ve keyfi bir hükme işaret ediyor. 

Usül de baştan aşağıya sorunlu.  

Bu tür durumlarla ilgili teamül, mecliste kararın okunmasını dönem sonuna bırakmak iken, şimdi Cumhur ittifakının otoriter politikaları üzerinden, Beştepe’nin talebi, yani fiili kuvvetler birliğinin marifetiyle, buna terörle mücadele adını vererek milletvekillerini hemen düşürmek şeklinde tecelli ediyor.

 

Mustafa Karaalioğlu (Karar)

Gergerlioğlu’na tahammül edemeyen bir demokrasi kimse için güven verici değildir

(…) Gergerlioğlu’na tahammül edemeyen bir demokrasi kimse için güven verici değildir. Ancak belli ki iktidar için bundan daha anlamlı ve işe yarar hamle yoktur. Olsaydı, vaatlerin yağdırıldığı günlerdin hatırına binaen böylesi yanlış ve yaralayıcı bir karara imza atılmazdı. Sistem üzerindeki ağırlığı zaten zayıflamış olan Meclis’ten bir de vekil atmak yoluna tevessül etmezlerdi. Reformun ve reform maksadının gerçekte neyi hedeflediğini anlamak için Gergerlioğlu vak’asından daha bariz örnek olamazdı. O örneğin yaşanmasında beis görülmedi. Fezlekesi gelen diğer vekillerin hesabı da görülür ve reform mükemmelen tamamlanmış olur. Bu yoldaki sarsılmaz kararlılık HDP’ye açılan kapatma davasından da bellidir. Anti-reformdan reform kalesine bir gol daha… 

Böylelikle, iktidarın elinin ne kadar ağır olduğu cümle aleme ilan ediliyor. Varsın ülkenin itibarı azalsın; zira o kalemden tasarruf etmekte mahsur yoktur!

 

Mehmet Barlas (Sabah)

 

Asi gelin, bu kez de eski ABD Başkanı Trump'ın gündemine girdi

 

(…) Florida'ya yerleşen Trump'tan aylar sonra bomba açıklamalar geldi. Seçimde hile iddialarını yenileyen Trump, son günlerde dünyanın en çok konuşulan ismi olan Meghan Markle'a da ilginç bir mesaj verdi.

(…) Kraliçe tarafından pek de sevilmediği herkesin dilinde olan asi gelin, bu kez de eski ABD Başkanı Trump'ın gündemine girdi. Trump, Fox'a verdiği mülakatta Meghan Markle'a 2024 yılındaki başkanlık seçimlerinde aday olması çağrısı yaptı. Trump bu ilginç çağrıyı şöyle açıkladı:

"Eğer bu gerçekleşirse sanırım seçim yarışına girmek benim için daha cazip olacak. Ama bu söylediklerim sizi yanıltmasın. Kraliçe Elizabeth'i çok seviyorum ama Meghan'a hiç de hayran sayılmam. Kraliçe'yle tanıştım ve onun muazzam bir insan olduğunu düşünüyorum, Meghan'ı ise pek sevdiğimi söyleyemem. Karşımda aday olursa onu yenmek için yarışa girmek benim için daha çekici hale gelecektir."

Bilindiği gibi eski Başkan Obama'nın eşi de, Meghan Markle'ı İngiliz sarayına karşı korumak gerektiğini söylemişti.

Emin Pazarcı (Akşam)

Sahte hesapla bakanlara, Ak Parti yöneticilerine ve bürokratlara saldıran kişi Samsun Cumhuriyet Savcısı çıktı

İki gündür hayretler içindeyim. Hani "Tuz kokarsa ne yapacağız?" derler ya... Aynen öyle bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü açtığı sahte hesap ile 2016 Yılından bu yana Bakanlara, Ak Parti yöneticilerine ve bürokratlara saldıran kişi Samsun Cumhuriyet Savcısı çıktı.

Adını sanını verdi televizyonlar. Adı şu olmuş, bu olmuş çok önemli değil. Tam 5 yıldır devletten aylık alıp devlete sövmüş. Klavyenin başına geçmiş, kendi amirlerine, ülkeyi yönetenlere saldırmış. Onlara küfürler, hakaretler etmiş, iftiralar atmış.

Boşuna "alçak herif" demedim. Suçlamalar doğruysa eğer, tam bir alçaklık bu! Hatta "alçak" kelimesi bile yetersiz kalabilir.

Adam, devletten para alıyor, karşılığında da devlete ve ülkeyi yönetenlere sövüyor. "Kanun adamı" kisvesi altında yasaları ayaklar altına alıyor. Hem mesleğine, hem de o mesleğin gerektirdiği her türlü değere ihanet ediyor.

 

Hüseyin Gülerce (Star)

HDP ile PKK'nın aynı olduğuna dair öylesine somut deliller var ki, iddianamede bunların hepsini göreceğiz

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, Halkların Demokratik Partisinin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı. İddianame, Yüksek Mahkeme'ye gönderildi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli haftalardır, HDP'nin kapatılması gerektiğini partisinin Grup toplantısında dile getiriyor.

HDP ile PKK'nın aynı olduğuna dair öylesine somut deliller var ki, iddianamede bunların hepsini göreceğiz.

Bu konuda önemli 3 husus var: 1. HDP yönetici ve milletvekillerinin cüreti, pervasızlığı ve meydan okuması. 2. Kılıçdaroğlu, Akşener, Karamollaoğlu, Davutoğlu ve Babacan'ın HDP'ye sahiplenmeleri. 3. "Kapatmanın faydası olmaz, tekrar parti kurulur" yollu parmak sallama...

(…) Yeniden parti kursunlar da görelim. Aynı yolun yolcusu olurlarsa bakalım nefes alabilecekler mi?

HDP'nin kapatılması; Türkiye'nin demokratikleşmesi, kalkınması, Haçlı/Siyonist oyunları bozması adına milletimizin beklentisidir...

 

Fadime Özkan (Star)

HDP'nin kapatılması hukuken bir mecburiyettir

Hiçbir demokratik hukuk devletinde terör örgütlerinin parti kurup Meclis'e vekil sokmasına, sokaklara çıkıp terör propagandası yapmasına, parti binalarını terör örgütü irtibat bürolarına çevirmesine müsaade edilmez çünkü.

Türkiye de edemez.

Kapatma davasının siyasi sosyal kimi sonuçları elbette olacaktır, bunları ayrıca değerlendirmek gerekir. Ama HDP'nin kapatılması hukuken bir mecburiyettir.

Aldığı oydan, meşruiyetin şekil şartlarını yerine getirmesinden bağımsız olarak gördük ki HDP bir Türkiye partisi değildir.

On yıllardır binlerce defa tecrübe edildiği üzere, seçim gereken her kritik olayda ve konuda HDP, PKK'dan ve PKK'nın hizmet ettiği emperyalistlerden taraf olmuştur. Bir kez bile Türkiye'yi seçmemiştir.

 

Halime Kökce (Star)

Öğrenci Andının geri gelmesini ne CHP ister ne de MHP

 

 (…) Öğrenci Andının kaldırılmasına o gün kimler karşı çıktıysa bugün de karşı çıkıyor, MHP dahil.

O gün "Ne iyi oldu" diyen liberaller ve solcular, Kemalizmin güvenli kollarına sığındıkları için, HDP'liler de CHP ile ittifaklarının diyeti olarak sessiz kalmayı tercih ediyor.

CHP ise PKK'nın terör eylemlerini bile failsizleştirmesinin kefaretini ödercesine mal bulmuş mağribi gibi ant içip duruyor.

MHP'ye gelince; en azından tutarlı diyebiliriz. Fakat milliyetçiliğin arkaik bir marşa sığmayacak denli kapsayıcı olması gerektiğini anlamak durumunda.

Bana kalırsa bunlar magazinel konular. Öğrenci Andının geri gelmesini ne CHP ister ne de MHP. Siyaseten pozisyon alıyorlar sadece. Seçmene poz kesiyorlar yani. Oysa seçmenin de meselesi bu değil.

 

Fuat Uğur (Türkiye)

 

HDP’liler üç gündür OMERTA uyguladı

(…) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun “Öğrenci Andı” ile ilgili verdiği karar üzerinden yürüyeceklerdi. Böylece hem AK Parti ile MHP’nin arasına kama sokabilirler, hem de Atatürkçülük, ulusal bağımsızlık ve milliyetçilik gibi konulardaki tutumundan dolayı Muharrem İnce’ye giden ve gitmekte olan CHP tabanının aklını bir kere daha çelebilirlerdi.

Ama bir problem vardı. CHP’nin Amerikancı etnikçi sosyalist yönetimi Danıştay’ın Öğrenci Andı kararından memnundu. Hemen tembihlendiler “Sakın konuşmayın” diye. Bu yüzden her ota bota cacık yapan Canan Kaftancıoğlu’ndan, Sezgin Tanrıkulu ve diğer malum şahıslara kadar kimseden ses çıkmadı. Gelgelelim, problem sadece CHP’ye hâkim olan çetenin ne düşündüğü ile sınırlı değildi. Bir de Kürt etnikçiliği üzerinden “siyaset” yapan müttefikleri HDP vardı. Muharrem’e giden oyları kurtaralım derken onları kaybetmek niyetinde değillerdi.

Bu sorunu partideki Kripto el kolaylıkla çözdü. CHP’den HDP’ye giden mesaj üç aşağı beş yukarı şöyleydi:

“Danıştay’ın Öğrenci Andı kararıyla ilgili olarak Partiden sadece sözcümüz Faik Öztrak ile Genel Başkanımız Cumhur İttifakı’na yüklenecekler. Çünkü bu andı AKP kaldırdı. MHP yönetimi malum kaldırılmasına karşı çok sert. Buradan yürüyeceğiz ve aralarını bozacağız. Siz lütfen bir açıklama yapmayın. Zaten kararın geri dönüşü yok, biz de memnunuz böyle çıkmasından...”

HDP’liler gördüğünüz ve fark ettiğiniz üzere üç gündür OMERTA uyguladı “İttifakın gereği”ni yerine getirdi. Belki bugün usulen bir açıklama yaparlar.

Ve başladılar. Parti sözcüsü Faik Öztrak fitili ateşledi.

Ardından Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu her zamanki gibi alenen yalan söyleyip, 2013’te kaldırılmasına rağmen “Atamızın mirası Öğrenci Andı’nı Cumhur İttifakı kaldırdı” dedi. Ve son zehrini akıttı:

“O Danıştay üyelerini oraya AKP tayin etti. Sizin ortağınız Sayın Bahçeli...”

 

Ali Karahasanoğlu (Yeni Akit)

Hazine yardımının kesilmesi şeklinde bir kararla davanın sonuçlanması gerektiği kanaatindeyim

HDP hakkında açılan kapatma davası doğru mu?

Yoksa Türkiye, yeni bir kısır tartışmaya mı giriyor?

Ben kanaatimi peşinen söyleyeyim. Herhangi bir parti hakkında, ilk açılan davada kapatma kararı verilmesini yanlış buluyorum.

Bu genel ilkeye, HDP için açılan dava da dahil.

Dolayısı ile..

Bu davada, Hazine yardımının kesilmesi şeklinde bir karar ile, davanın sonuçlanması gerektiği kanaatindeyim.

Anayasa’nın buna imkan veren 69. maddesi şöyle:

“(..) Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.”

Yıllardır tartışılıyor..

Bir türlü açılmamıştı..

Dün Yargıtay Başsavcılığı kapatma davasını açtı..

Anayasa Mahkemesi’nin de..

Dosyayı inceleyip..

HDP’ye yönelik bu dava, ilk kapatma davası olduğu için.

Bence Hazine yardımının kısmen kesilmesi ile sonuçlandırılması gerekir.

 

Ramazan Yaşar (Diriliş Postası)

 

Feministlere karşı Ayasofya’nın ve de Mehmet Hocamızın yanındayım

 

(…) Onlar saldırıya geçmeden bizim içimizden “herkes kendi işine” baksın çıkışı Ayasofya kararını hazmedemeyenlerin ekmeğine yağ, üstüne de bal sürdü.

Mehmet Hocamızın açıklamalarından yola çıkarak “surda gedik açma” çalışmasına yeniden hız verdiler. Biz bunların kim olduğunu, dertlerini ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bilmediğimiz şey bizim mahalleden bazı siyasetçilerin Mehmet Hocamıza yönelik kabul edilemez açıklamaları oldu.

Tüm Haçlı, emperyalist Batı ve içimizdeki Bizanslıların açmayı başaramadığı gediği bizim bazı siyasetçilerimiz açmayı başardı.

Mehmet Hocamızın açıklamalarını eleştiren AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’i desteklediklerini, onun yanında durduklarını açıklayan feministler, Ayasofya Camii olarak açılırken acaba nerede duruyorlardı?

Cumhurbaşkanımızın kararının yanında değil, karşısında durduklarını biliyorum. Şimdi de Zengin’in arkasına saklanarak, Mehmet Hocamız üzerinden Ayasofya’nın cami yapılması kararına saldırdıklarını da biliyorum…

Hele zavallı bir gazetecinin, “Bir avuç radikal azınlığı arkasına alarak… Toplumsal uzlaşı çabalarına büyük zarar veren…” zırvalarını okudukça Mehmet Hocamızın yanında durmayı İslami bir görev olarak görüyorum!

Bu zavallıların “bir avuç radikal azınlık” diye çemkirdiği Müslümanlardan olmak için de bu yazıyı yazdım.

Siyasete karşı İslam’ın, politikacıya karşı âlimin, feministlere karşı Ayasofya’nın ve de Mehmet Hocamızın yanındayım.

Ne demişti Özlem Hanım: “Herkes işine baksın!..

 

Cemalettin Hacıosmanoğlu (Diriliş Postası)

 

Rezillik şu ki, kendisine “Müslümanım” diyenler, kurtuluşu Allah’ın kanunlarında aramak fikrine dahi itiraz ediyor

(…) İstanbul Sözleşmesi uygulandığından bu yana kadın cinayetleri yaklaşık 5 kat arttı.

Prof. Boynukalın, bu sosyolojik analizi referans alarak fikirlerini beyan etti. Ve içtimai huzurun ancak Allahü Teâlâ’nın kanunlarına (kısas gibi) uyarak sağlanabileceğini belirtti.

(…) Rezillik şu ki, kendisine “Müslümanım” diyenler, kurtuluşu Allah’ın kanunlarında aramak fikrine dahi itiraz ediyor.

Milletvekilimiz, “Dini referans alarak katı ve sert açıklamalar yapmak yanlış, herkes işini yapsın!” tonunda konuşuyor mesela. Kendisi daha önce de hakikati anlatan ilim adamlarını haksız ithamlarla hedef göstermişti. ( CHP zulmüne karşı yanında durmamız ayrı bahis.) Kimi referans alacağız biz? Eşcinselliği yayıp, PKK ile cilveleşen feminist örgütleri mi? Yahut bunları kullanan sermaye oligarşisini mi?

Kadın Kolları başkanımız ise, Prof. Boynukalın’ı, fikirlerini Twitter’da 140 karaktere sığdırmak ve bölücülükle suçluyor. Sosyal medyanın hükümet yıkıp hükümet kurma, kanlı devrimler yapma gücünü yok sayıyor herhalde. Bilmiyorsa, en basitinden “Arap Baharı”nı bir araştırsın. Gerçi pardon, herkes sosyal medyayı silah gibi kullanacak. Fakat Türkiye’de Müslümanlar haklarını savunmak için güvercinle haberleşecek.

Etiketler :