Barolar Birliği Başkanı Sağkan: 'Tablo çok ağır…'

Barolar Birliği Başkanı Sağkan: 'Tablo çok ağır…'

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, yargı yılı açılışında yaptığı konuşmada "Türkiye, maalesef ki, AİHM’de hakkında en çok dava açılan ve ihlal kararı verilen ülkeler arasında sayılmaktadır" ifadelerini kullandı.

Türkiye Barolar Birliği (TTB) Başkanı Erinç Sağkan, adli yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki istatistikleri aktararak insan hakları ihlallerindeki tablonun çok ağır olduğunu söyledi.

TBB Başkanı Sağkan, Yargıtay’da düzenlenen törende yaptığı konuşmasına avukatlık mesleğinin önemini hatırlatarak başladı ve “Bu ülkede adaletin gerçek anlamda tesisi için mevcudiyet gösteren her bir meslektaşıma sizlerin önünde bir kez daha teşekkür ederim” ifadesini kullandı.

Önceki Türkiye Barolar Birliği Başkanları Faruk Erem, Özdemir Özok, Vedat Ahsen Coşar ve Metin Feyzioğlu’nun adli yıl açılışlarında yaptığı konuşmalardan hukuk eğitimi, yargı bağımsızlığı, tutuklama ve liyakat ile ilgili sözlerinden alıntılar yapan ve başkanların zaman içinde haklı çıktığının görüldüğünü söyleyen Sağkan, "Ülkedeki yargı sorunlarının fotoğrafını çekmenin ve avukatların sorunlarını tarihe not etmenin sırası şimdi bendedir” dedi ve özetle şunları söyledi:

EN ÖNEMLİ MESELE YARGI BAĞIMSIZLIĞI: Bugün yargı alanına ilişkin ülkemizdeki en önemli başlık; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması ile hukukun üstünlüğünün tesis edilmesidir. Ülkelerin refahının kalıcı ve istikrarlı bir şekilde artırılması ve artan refahın tüm toplum kesimleri arasında adil bir biçimde paylaşılması, ancak hukukun üstünlüğü prensibine dayanan, hak ve özgürlükleri yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla güvence altına alan demokratik hukuk devletlerinde mümkündür.

İNSAN HAKLARINDA TABLO ÇOK AĞIR: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) derdest halde bulunan 70 binden fazla başvurunun yüzde 22’sini Türkiye’ye karşı açılmış davalar oluşturuyor. Türkiye Cumhuriyeti, maalesef ki, AİHM’de hakkında en çok dava açılan ve ihlal kararı verilen ülkeler arasında sayılmaktadır. Açıklanan son istatistiklere göre 2021 yılı içerisinde Türkiye hakkında 78 karar verilmiş olup, bunların 76’sında en az bir ihlal bulunmuştur. Bu ihlallerin 31’i ifade özgürlüğüne, 29’u özgürlük ve güvenlik hakkına, 22’si adil yargılanma hakkına ilişkindir. Üzülerek ifade etmek durumundayım; AİHM’in 2021 yılında verdiği 85 ihlal kararının 31’i Türkiye hakkındadır. Türkiye ifade özgürlüğü bakımından hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkedir ve toplamda verilen ifade özgürlüğü ihlallerinin üçte birinden fazlası Türkiye’ye ilişkindir.

AİHM ve Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM kararını uygulamaması nedeniyle, mahkeme tarihinde Azerbaycan’dan sonra ikinci kez ihlal prosedürü başlatmış; AİHM’in 11 Temmuz 2022 tarihinde açıklanan kesin kararıyla Türkiye’nin AİHM kararını uygulamadığına karar verilmiştir. Bu çok ağır bir tablodur. Türkiye Barolar Birliği olarak AİHM kararlarının derhal uygulanmasını; hukukun üstünlüğü ilkesinin, Anayasa’nın 90/5. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46/1. ve 19. maddelerinden doğan taahhütlerimizin gereği olarak gördüğümüzü ifade etmek isterim.

TUTUKLU AVUKATLAR: Adalet Bakanlığı 2019 yılında yaptığı bir bilgilendirmede; ceza ve tutukevlerinde 2016 yılında 354, 2017 yılında 487, 2018 yılında 169 ve 2019’un ilk dört ayında 143 avukatın bulunduğunu ifade etmiştir. Sonraki yıllara ilişkin verilere erişemiyoruz ancak bugün ceza ve tutukevlerinde hâlâ çok sayıda avukat bulunuyor. Bunlar arasında adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine bizzat şahit olduğum Soma maden katliamında, Çorlu’daki tren kazasında hayatını yitirenlerin, çevre mücadelesi veren köylülerin, emeğinin hakkını arayan işçilerin, Aladağ’da yurt yangınında ölen çocuklarımızın ailelerinin avukatlığını yapan meslektaşlarımızın da olduğunu biliyoruz. Tabii ki, hiçbir meslek grubu yargıdan muaf değildir; ancak, yargı süreçlerinde, salt mesleki faaliyetlerin veya demokratik hak kullanımının mahkemeler tarafından kriminal bir vaka olarak değerlendirilmesini kabul edilemez bulduğumuzu, yeni adli yıl açılışında bir kez daha dikkatinize sunuyoruz.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KARARI ANAYASASIZLAŞMADIR: Kısa adıyla "İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden çekilme yönündeki Cumhurbaşkanı Kararı ise, gerek sözleşmenin temel amacı olan kadına yönelik şiddetle mücadele perspektifi bakımından gerekse insan haklarına dair bir uluslararası sözleşmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesi olmaksızın çekilmiş olmak bakımından bir dönüm noktasını işaret etmektedir. Ancak, daha da önemli olan husus; Anayasa’nın 90. ve 114. maddelerindeki açık düzenlemelere rağmen, Danıştay’ın iptal talebini reddeden kararıyla birlikte yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorununa, yargının etkililiği ve Anayasasızlaşma sorunlarının da eklenmesidir.

HSK’NIN YAPISI: Yürütmenin temsilcilerinin başkanlık ettiği Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) yapılanması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin varlığını sorgulanır hâle getirmektedir. HSK’nın üye seçim yöntemi de dahil olmak üzere mevcut yapılanmasının hakimlik teminatını sağlamaktan uzak olduğunun bilincindeyiz. Bağımsız ve tarafsız yargılama ancak hâkimlerin, hâkimlik teminatı olarak bilinen güvencelerinden tam manasıyla yararlanabilmeleri ile mümkün olacaktır. Hâkimlerin güvencede olmadığı bir yargının bağımsız olabilmesi de mümkün değildir.

AVUKATLIK MESLEĞİ TEHDİT ALTINDA: TBB olarak dile getirdiğimiz ancak sistemli olarak görmezden gelinen meslek sorunlarımız da artık katlanılamaz hale gelmiştir.
Bugün ülkemizde avukat sayısı 167 bin 59, stajyer avukat sayısı ise 29 bin 165’dir. Bu sayıya, avukat yanında çalışanlar ile avukata ihtiyaç duyan vatandaşlar da eklendiğinde, avukatların yaşadığı sorunlar, adalet sistemini ve milyonlarca kişiyi doğrudan etkilemektedir ve ivedilikle ortadan kaldırılması, hayati bir gerekliliktir.

Türkiye Barolar Birliğinin ve Baroların, bugüne kadar, mesleğimiz için yakıcı hâle gelmiş sorunların çözümü için yaptığı uyarı ve teklifler göz ardı edilmiş; mesleğin sorunlarını çözme iradesi gösterme gerekliliğinin aksine, günbegün, içinde bulunduğumuz krizi derinleştirecek yeni politikalar uygulamaya sokulmuş; kaotik bir hâl alan adalet sisteminde, avukatlar intihara sürüklenmiş ve mesleklerini icra ettikleri her türlü kamusal alan, avukata yönelen şiddetin suç mahalleri haline gelmiştir.

DİPLOMA MAKİNESİ HUKUK FAKÜLTELERİ: Bugün buradan bir kez daha vurgulamak isterim ki; bu ülkede "diploma makinesi” hukuk fakültesi sorunu vardır. Sermayenin hukuka tercih edilmesine son verilmeli ve YÖK kararı ile bir gecede hiçbir gerekçe gösterilmeden yeniden 125 bine düşürülen hukuk fakültesi başarı sıralaması şartı ivedilikle 50 bin sınırına yükseltilmelidir. Yeni tek bir hukuk fakültesi daha açılmamalı, mevcut fakültelerin nitelikli eğitim verebilmeleri için YÖK akreditasyonu koşulları ile üniversite kontenjanları, ihtiyaç analizleri yapılmak suretiyle üniversiteler ve yargı erkinin tüm bileşenleriyle görüşülerek belirlenmelidir.

Bir kez daha altını çizmek isterim ki; bu ülkede avukatlar artık kendi hayatlarına son verdikleri bir çıkmaza sürüklenmekte, dosyalarıyla veya müvekkilleriyle özdeşleştirildikleri için tehdit edilmekte, saldırıya uğramakta ve hatta öldürülmektedir.” (Kısa Dalga)