Çelik, Kılıçdaroğlu'nun vizyon toplantısını hedef aldı: 3 Aralık'ta yine bir zihni sinir projesiyle karşılaşmaktan korkuyorum

Çelik, Kılıçdaroğlu'nun vizyon toplantısını hedef aldı: 3 Aralık'ta yine bir zihni sinir projesiyle karşılaşmaktan korkuyorum

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun 3 Aralık'ta açıklayacağını duyurduğu vizyon toplantısıyla ilgili "3 Aralık'ta yine bir zihni sinir projesiyle karşı karşıya kalmaktan korkuyorum" ifadelerini kullandı.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Habertürk'te Mehmet Akif Ersoy'un programında soruları yanıtladı.

Çelik'in açıklamalarından bazı satır başları şöyle:

"Askeri operasyonları yapmasaydık ne olacaktı?"

"Geriye gidip baktığımızda biz şimdiye kadar bu askeri operasyonları yapmasaydık, içeride bu mücadeleyi vermeseydik ne olacaktı? Net bir şey var, o da şu; uzun zamandır çeşitli şekillerde bölgede haritanın değişebileceğine dair yorumlar yapılıyordu. Gelinen noktada gözüküyor ki, biz bu terörle mücadele operasyonlarını yapmasaydık, sınırımızın dibinde terör yapılarının birer devletçilik şeklinde var olacağı kesin olacaktı. Uzun zamandır Suriye'de, Irak'ta, hatta Kafkasya'da, Balkanlar'da denklemin değişebileceğine dair çeşitli tartışmalar yapılıyor. Bildiğimiz devletlerin dışında bütün devletleri yatay kesen asimetrik güçler söz konusu oldu. 11 Eylül'den beri dünya düzenini değiştirecek terör müdahaleleri yapıyordu bunlar. Irak'ta diğer yerleri altüst eden tablo ortaya çıkmıştı. Netice itibariyle terör örgütlerinin müstakil güçler olarak daha da kuvvetlenmesine yol açtı. Biz ya buna göz yumacaktık, ya da bu yapıları yok edecektik. DAEŞ'le ilgili operasyon yapınca bir destek geliyor ama PKK operasyonlarında gelmiyor. Burada DAEŞ'i kendileri açısından fiziki, ideolojik tehdit olarak görüyorlar. PKK, YPG onlar açısından belli siyasi neticelerin hayata geçirilmesi için bir enstrüman, bu net.

"Türkiye açısından tercih değil varoluşsal zorunluluktur"

PKK'nın Suriye ve Irak'taki hareket tarzı belli ki terör örgütünü aşan akıl tarafından yönlendiriliyor. Bu kimdir? Daha kollektif bir yapı mıdır, konuşuyoruz. İşin gidişatına bakılınca güçlü bir destek aldığı görülüyor. Biz bunu daha önce Afganistan'da gördük. ABD, Rusya kullandı. Bir vekalet savaşı veriliyordu. Rusya-Ukrayna savaşı ortaya çıkmasaydı, bu gün savaşın olmadığı denklem düşünün, bizim sınırlarımızdaki hareketlilik, tehdit daha da büyüyecekti. Neticede, sınırımızdan itibaren 30 kilometre derinlik dahil olmak üzere, bunu tehdit olduğunda Türkiye açısından tercih değil varoluşsal zorunluluktur; vurmak ve dağıtmak! Hiç kimsenin 'bu terör örgütü değildir' diye argümanı söz konusu olamıyor. DEAŞ çok uzaklardaki Avrupa başkentini tehdit ediyor diye böyle bir konsolidasyon yapıyorsunuz. Netice şu; Türkiye'nin bu şekilde bir derinlik içerisinde, terör örgütleriyle muhatap olması durumunda, 30 kilometre derinlik dahil. Daha da ötesi olabilir. Bunu vurmaktan ve dağıtmaktan başka bir seçeneği yoktur.

"Suriye ile görüşmek, diyalog kapılarını yeniden açmak gündeme geliyor"

Bölge haklarıyla ve tüm gruplarla kesintisiz temaslarımız var. İnsani yardımla ve güvenlik anlamında. Bu Kobani düştü düşecek tartışmaları yaşanırken Kuzey Irak'tan yardıma gelmeye çalışanları bile PKK engellemişti. Kuzey Irak'taki haber ajansı bunu haber yapmıştı. PKK'nın istediği burada katliam olsun, kendi propagandasını yapsın. Terör örgütünün retoriğine, ideolojisine bakarsınız amacını göremezsiniz. Hareket tarzına bakıldığında, buradaki bilinen devlet yapılarının dışında siyasi oluşumlar isteyenlerin kullandığı elverişli bir araç onlar açısından. Bölge halklarının güvenliğini sağlamak ve egemen bir devlet olarak Türkiye'nin milli güvenliği sağlaması açısından bu askeri operasyonlar kuşkusuz sürdürülecektir. Bölgedeki sorunlar çözülmeye çalışırken, bir şey gözüktü. Bu süreç uzadıkça terör örgütleri daha çok yerleşmeye başlıyor. Buradaki bilinen devlet ve toplum yapıları büyük tehditle karşılaşıyor. O zaman Suriye ile görüşmek, diyalog kapılarını yeniden açmak bölge için zorunlu açılım olarak gündeme geliyor.

Cumhurbaşkanımızın Esad'la diyalog süreci vardı. Türkiye bölgeye büyük dalga geldiğini gördü. Bölgedeki devlet yapıların dağılmaması için, toprak bütünlüğünün bozulmaması için. Bütün bunlar iyi niyetle ortaya çıkan yeni dinamiklere bölgedeki devletin uyumlarını sağlamak. Süreç başlayınca, kendi halkını katletme şeklindeki süreç, bu iplerin kopması anlamına geldi. Türkiye hassasiyetini yine koruyacak, bölgedeki devlet yapılarını ve toplumları tehdit eden terör örgütlerinin kurumsallaşması gibi tablo çıkıyor. O zaman birinci öncelik bu tabloların yok edilmesidir. Buna müsaade etmemek için bir yandan terörle mücadele operasyonları, bir taraftan istihbarat düzeyinde olan belli olgunluktan sonra siyasi düzleme taşınabilecek. İstihbarat örgütleri arasındaki görüşmenin bir ajandasını gündeminize getirdiğinizde ikili ilişkilerden, terörle mücadeleye kadar bir durum söz konusu olacaktır. Türkiye buradaki devlet yapılarının parçalanması, bir zarar gelmesi şeklinde bir politikanın peşinde olmadı. Bu devlet yapılarını kullananların katliamları yapmaması şeklinde tutum geliştirdi. Şimdi gelinen noktada, siyasi süreç devam ediyor, orada bir anayasa sürecini destekliyoruz. Birden çok mekanizmanın içinde yer alıyoruz. Terör örgütlerinin daha fazla yerleşmeye başlaması, Batılı ülkelerin destek vererek bunları devletçik haline getirme çabası olunca, bu yapıların dağıtılması önemlidir.

"Sonuç olarak 6'lı Masa'dan bir şey çıkmadı"

Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük diktatör sözünün kullanılmasının tarihi ve bağlamı var. Bunlar kendi kafalarındakini yapan, kafalarındaki siyasetlere ses çıkarmayan, örneğin Ermenistan-Azerbaylcan konusunda tarafsız kalsaydı sayın Cumhurbaşkanımız 'dünyanın en demokratik cumhurbaşkanı' diyeceklerdi, bu kadar net. Kıbrıs meselesinde AB politikalarıyla uyumlu olamam. Bu kullanım dünyanın en ahlaksız kullanımdan bir tanesidir. Benzerini Avrupa'daki bazı liderler için de kullanıyorlar. Bir keresinde Macron için kullandılar. Boris Johnson için kullandılar. Biz uzun zamandır iktidardayız. 'Bittiler, iktidardan gittiler' şeklinde tabloyu karanlık çiziyorlardı. İyi bildiğimiz işi yapmaya devam ediyoruz. Vatandaşımızla daha çok bulaşmak ve siyaset üretmek. Biz siyaset üretmekle varlık bulan bir organizasyonuz. Herhangi savrulma içine girmediğimiz zaman, işimizi yapmaya devam ettiğimizde gördük ki, o propagandalar dağılıyor. Uzun zamandır 'Erdoğan gidecek, Cumhur İttifakı gidecek' propagandası pompalandı. Sonuç olarak 6'lı Masa'dan bir şey çıkmadı. Geçmişte eleştirdiğimiz parlamenter sistemin gerisinde bir tablo çıktı. Biz neye bakarız? Cumhurbaşkanımız illere gidiyor, oradaki vatandaşımızın ilgisine bakarız. Hafta sonu Urfa'ya gidiyor. Çok canlı geçecek. Deniyordu ki, moral üstünlük o tarafa geçti. Hayır , bu belli kesimler tarafından oluşturulan bir şeydi.

"Adı geçen herkesin adaylığı konusunda rahatız"

Adı geçen herkesin adaylığı konusunda rahatız. Karşınızda birisi iddia ile çıkıyorsa. 'Ben aday olacağım, kazanacağım, karşı tarafa şu bedelleri ödeteceğim' diyorsa onuru olan siyaset 'çık karşıma' diyecek. Kılıçdaroğlu'nun çıkmasını istemeyenler onlar ne diyorlar 'AK Parti Kılıçdaroğlu'nun çıkmasını istiyor' diyorlar. Kim çıkarsa çıksın, bizim açımızdan fark etmez. Seçim her parti için zorlayıcıdır. Milletimizin takdiriyle olacak iştir. Hepimizin başımızın üstündedir. Ben siyasi parametrelere, toplumla buluşmamızın gücüne, ürettiğimiz siyasete bakarım. Teşkilatlarımızın, arkadaşlarımızın çalışmalarının ulaştığı yere bakarım. Bu açıdan baktığımda hiçbiri bizi zorlamaz.

"3 Aralık'ta yine bir zihni sinir projesiyle karşı karşıya kalmaktan korkuyorum"

3 Aralık'ta yine bir zihni sinir projesiyle karşı karşıya kalmaktan korkuyorum. Netice olarak ne toplumda gündem oluşturan ne de siyaset açısından 'farklı bir şey var' dedirten bir şey olmadı. 3 Aralık bizim için Şanlıurfa'yı ifade ediyor. Terörle mücadele konusunda atılan adımları desteklediğini söylüyor bir tanesi. Ötekiler başka noktada duruyor. Akdeniz, Libya, iç siyasetle ilgili konular. Birisi İstanbul Sözleşmesi'ni uygulayacağım diyor diğeri karşıyım diyor. Kendi içindeki tartışmaları bile bir yere bağlayamamış bir yapı olarak duruyor, dışarıdan bakıldığında. Anayasa tekliflerinde de memleketin, milletin, ülkenin ihtiyaçlarından çok 6'lı Masa'nın dengeleri olarak ortaya gelmiş. Oradaki sancının hala bu meselede nasıl hareket edeceklerine dahil yol haritasının olmamasından kaynaklandığını görüyorum. Bugün itibariyle ortak bir aday çıkarabilecekleri aşamaya gelmiş gibi gözükmüyorlar. Biz önümüze gelebilecek her türlü denklem karşısında kendi siyasetimizi yürütecek kapasiteye sahibiz. Bunlar onlar açısından sendrom oluşturacak şeyler. Burada problem; antisiyaset dediğimiz şey şu; bu kadar büyük laflar söyleyeceksiniz, ortaya koyduğunuz tablo bundan ibaret olacak. Kendi parti açısından düşünürseniz buna sevinirsiniz. Ama bu derece yetersizlik karşısında üzülmemek mümkün değil.

EYT

EYT bütçeden sonra somut bir şekilde gündeme alınacaktır. Uzun yıllar çözülmeyen problem. Son aşamaya geldiğini söyleyebiliriz. İyi bir şekilde çalışıldı. Bu yıllar içinde kilitlenmiş bir konu. Bizden önceki dönemden devraldığımız problem. EYT'li vatandaşlarımızın talepleri var. Yıllar içinde çektiği sıkıntıların giderilmesine dönük beklentileri var.

"Kutuplaşmadan korkmamak lazım"

Gittiğim toplantılarda bu konuda genç arkadaşları teşvik ediyorum. Eleştirileriniz varsa açık yüreklilikle söyleyin diyorum. Husumet, kötü niyet, hakaret haricinde her türlü eleştirinin başımız üstünde yeri var. Bütün vatandaşlarımızın iradesine inanıyoruz. Türkiye bizim varlık sebebimiz. Demokrasinin güçlenmesi, çoğulcu özgürlükçü siyasetin güçlenerek gitmesi. Biraz risk alarak söyleyeceğim; kutuplaşma husumete dönüşmediği sürece korkmamamız lazım. En çok kutup demokraside olur. Kutupların hiç olmadığı yer diktatörlüktür. Demokrasilerde olur kutuplaşma, diyalektiklerde olur. Amerika'da da var kutuplaşma. Burası çok büyük devlet tecrübesine sahip milletin temsilcileri olarak var oluyoruz. İki tane kutuplaşmayla darmadağın olacak yer değil burası. Seçime giderken dünyanın her yerinde tansiyon yükselir. Biz çerçeveye koruruz, husumete dönüşmesini asla müsaade etmeyiz." (Kısa Dalga)