"Ceza verilmesine yer olmayan" IŞİD sanığı:  Giderken kolluk kuvvetleri baklava veriyordu

"Ceza verilmesine yer olmayan" IŞİD sanığı: Giderken kolluk kuvvetleri baklava veriyordu

Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi’nin, sulh ceza hakimliğindeki ifadesinde “Giderken kolluk kuvvetleri bana baklava veriyorlardı. Bana ‘git PKK ile savaş’ dediler. Askerler bize sıcak ekmek gönderiyorlardı. Oraya gitmek için teşvik ediliyorduk” diyen IŞİD davası sanığı için “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verdiği ortaya çıktı.

Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, sorgu için çıkarıldığı sulh ceza hakimliğinde IŞİD’e katıldığını kabul eden ve ifadesinde IŞİD kamplarını kastederek “Giderken kolluk kuvvetleri bana baklava veriyorlardı. Bana ‘Git PKK ile savaş’ dediler. Ben hataya düştüm. Ancak kimse bana ‘gitme’ demedi. Ben sınırı çok rahat, basit bir şekilde geçtim. Askerler bize sıcak ekmek gönderiyorlardı. Oraya gitmek için teşvik ediliyorduk” diyen sanık hakkında “ceza verilmesine yer olmadığı kararı” verdiği ortaya çıktı.

ANKA’dan Tamer Arda Erşin ve Gürkan Demirtaş’ın haberine göre, Ankara Gar Katliamı Davası dosyasına, Şanlıurfa’daki IŞİD davasından dikkat çekici belgeler geldi.

Bu belgeler arasında yer alan mahkeme kararına göre; 2014 yılında IŞİD’e katılıp 2017 yılında da Türkiye’ye dönen Ahmet Sami Karabilgin isimli IŞİD sanığı Şanlıurfa 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı ve 2018 yılında sonuçlanan davada hakkında, “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verildi.

Ahmet Sami Karabilgin’in Türkiye’ye giriş yaptığı sırada çıkarıldığı sulh ceza hakimliğindeki ifadeleri dikkat çekti. Tutanaklara göre, Karabilgin Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 21 Aralık 2017’deki sorgusu sırasındaki ifadesinde şunları söyledi:

“KOLLUK GÜÇLERİ BAKLAVA VERİYORDU, TEŞVİK EDİLİYORDUK”

“Ben Konya' da galericilik yapardım. 2014 yılı Ekim ayında DAİŞ (IŞİD) terör örgütüne katılmak için Suriye’ye gittim. Ben Türkiye' ye gelmek için 1 seneden beridir uğraşıyordum. Geri gelmek için 12 bin Amerikan doları ödedim. Kardeşim Şanlıurfa Valiliği ile irtibata geçerek beni geri getirdiler. Ben giderken kimse bana, ‘gitme’ demedi. Hatta giderken kolluk kuvvetleri bana baklava veriyorlardı. Bana ‘Git PKK ile savaş’ dediler. Ben hataya düştüm. Ancak kimse bana ‘gitme’ demedi. Ben sınırı çok rahat, basit bir şekilde geçtim. Askerler bize sıcak ekmek gönderiyorlardı. Oraya gitmek için teşvik ediliyorduk. Oradan gelmek isteyenler ile ilgili tüm bildikleri anlattım. Orada bulunan astsubay ve bordo bereli uzman çavuşlar vardı onlara anlattım. Orada bulunan Türklerin çoğu öldü. Sağ kalan az bir kişi vardı. DAİŞ terör örgütü hala devam ediyor. Ben 10 gün boyunca köy köy geldim. Gelirken az kaldık. PKK’lılar beni yakalasaydı öldürürlerdi. Bir senedir kaçmaya çalışıyorum.”

“SİLAHLI EĞİTİM ALDIM”

Gar Katliamı Dosyasına giren mahkeme kararı, IŞİD sanığı Ahmet Sami Karabilgin’in yargılamasını yapan Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi’nde de suçunu kabul ettiğini gösterdi.

Karabilgin, Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki savunmalarında da Suriye’de ilk olarak Haseki’de kaldığını ve burada PKK ile çatışan ve yaralanan IŞİD’lileri ambulans aracıyla taşıdığını, ayrıca 2 hafta silahlı eğitim aldığını açıkladı.

Karabilgin, “Ambulans şoförlüğü yaparken yaralıları çıkarma esnasında ben de yaralandım. Yaklaşık bir yıl hastanede yattım. Daha sonra DEAŞ'a ait hastanede göreve başladım. Örgütün bana vermiş olduğu kod adı Abu Cafer'di. Ancak ben bu ismi kullanmıyordum” dedi.

Karabilgin, Adana’da 2014 yılında öldürülen gazeteci Kadri Bağdu cinayetinin failleri arasında gösterilen Talip Güler ile tanıştığını da söyledi.

BAŞKANDAN “KADINLARA CEZASIZLIĞA” DA KARŞI OY

Gar Katliamı Dosyasına giren mahkeme kararına göre; Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada Ahmet Karabilgin ile birlikte 5 kadın da yargılanmış ve beraat etmişlerdi.

Kadınlardan A.T. eşiyle birlikte Suriye’de Elbab ve Rakka’ya gittiğini ve eşi öldükten sonra Talip Güler ile evlendiğini aktardı. A.T., IŞİD’li olmadığını ve Suriye’de sadece evde çocuk baktığını dile getirdi.

IŞİD’li Talip Güler’in kardeşi G.K. ise Suriye’ye eşiyle gittiğini söyleyerek, gidiş nedenini şöyle anlattı:

“Eşim S.K., 3 yıl önce Kobani olaylarından dolayı Adana otogarında bir tane adam Allah'a küfrediyor. Eşim de ona ‘Küfretme’ diyor. Adam küfredince edince eşim de adamın bacağına bir tane sıkıyor. O zaman ambulans geç gelince adam kan kaybından ölüyor. Ondan sonra eşim yurt dışına kaçtı. Yaklaşık 3 ay sonra ben eşimin yanına gittim Adana'da öldürülen bir gazeteci olayı da ağabeyim Talip'in üzerine atılıyor. Ağabeyim serbest bırakılmasına rağmen PKK peşini bırakmıyor. Bu olaylardan dolayı bende onlarla beraber gittim.”

Talip Güler’in eşi S.S. ise eşi için “Daha sonradan duyduğum kadarıyla uçak bombası ile vefat ettiğini öğrendim. Benim eşim Suriye'ye mecburiyetten gitti. Ben de eşimi çok sevdiğimden dolayı onunla birlikte gittim. Eşim Talip'in de DEAŞ ile herhangi bir ilgi ve alakası yoktur. Mecburiyetten dolayı Suriye'ye gitmiştik. Suriye'ye gittiğimden dolayı pişmanım. Benim DEAŞ ile herhangi bir ilgi ve alakam yoktur” diye kendini savundu.

Mahkeme, 5 Temmuz 2018 tarihli duruşmada, savcılığın; “silahlı terör örgütü üyeliğinden” cezalandırılmasını istediği beş kadın sanık için beraat, Karabilgin içinse “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verdi.

Mahkeme Başkanı, oyçokluğu ile alınan bu karara muhalif kaldı. Mahkeme Başkanı karşı oy yazısında, sanıkların Türkiye’ye geldikten sonra çıkarıldıkları Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Hakimliği’ndeki itiraflarını da hatırlatarak sanıkların, “yaşadıkları yerin DEAŞ kontrolünden çıkmasından sonra bölgeyi terk ettiklerine” dikkat çekti.

Mahkeme Başkanı, “Sanıkların Türkiye'ye geliş tarihlerinin DEAŞ silahlı terör örgütünün dağılma sürecine girdiği döneme denk geldiğine” işaret ettiği karşı oy yazısında, “sanıkların uzun bir süre örgütün kontrol ettiği bölgelerde bulunduklarını, DEAŞ silahlı terör örgütüyle organik bağları olduğunu, örgüt talimatına göre hareket ettiklerini” kaydetti. Karşı oy yazısında, “Sanıkların ailevi, sosyal ve ekonomik hayatlarını DEAŞ terör örgütünün kurallarına göre ve bu örgütün içerisinde dizayn ettikleri, sanıkların DEAŞ'ın kontrolünde bulunan bölgelerde bulundukları süreler göz önünde bulundurulduğunda sanıkların DEAŞ silahlı terör örgütünün talimatı dışında hareket etmelerinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı” kaydedildi.