İlhan Cihaner, koronavirüs aşı ve ilaçlarında patentin kaldırılması için Avrupa Adalet Divanı'nda dava açtı

İlhan Cihaner, koronavirüs aşı ve ilaçlarında patentin kaldırılması için Avrupa Adalet Divanı'nda dava açtı

Eski CHP milletvekili, avukat İlhan Cihaner koronavirüs pandemisinde kullanılan tüm aşı, ilaç ve tedavi yöntemlerindeki patent uygulamasının kaldırılması için Avrupa Birliği Adalet Divanı'nda dava açtı.

Eski CHP milletvekili avukat İlhan Cihaner koronavirüs pandemisinde kullanılan tüm aşı, ilaç ve tedavi yöntemlerindeki patent uygulamasının kaldırılması için uluslararası kurumlara başvurdu.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Avrupa Birliği Ombudsmanı’na yapılan başvurularda patent uygulamasının kaldırılması için kararlar alınması talep edildi.
Cihaner, konuya ilişkin yaptığı açıklamada “
Aşılar bilimsel ilerlemeler birikimli süreçlerin eseridir. Tüm insanlığın katkısı vardır. Özellikle pandemi döneminde aşılar üç beş ilaç firmasının ticari tekellerine terk edilemez, edilmemeli” dedi.

“Zengin ülkeler stokluyor, yoksul ülkeler erişemiyor” 

Cihaner yaptığı açıklamada, virüsün ilk göründüğü andan itibaren çalışmalarına başlayan bilim insanlarının kısa sayılabilecek sürede etkili aşılar geliştirdiklerine dikkat çekerek   “Ancak ülkeler arası gelişmişlik ve zenginlik farklılıkları nedeniyle, aşıya erişimde küresel bir adaletsizlik söz konusu. Varsıl ülkeler kullanım ihtiyaçlarının üzerinde aşıyı stoklarken, yoksul ülkeler aşıya erişimde zorluk aşıyor” dedi. Cihaner şöyle devam etti:

“Avrupa Birliği, 2021/111 sayılı yönetmelik ile Covid-19 aşısına ihracat yasağı getirerek, insan hakları ihlalleri yapmakta. Dünya Sağlık Örgütü’nün COVAX programı ise bu adaletsizliği gidermekte yetersiz kalmış durumda. Ayrıca aşı lisans ve teknolojilerinin herkese açık ve şeffaf bir şekilde paylaşımı hedefleyen Covid-19 Teknoloji Erişim Havuzu mekanizması (C-TAP) bugüne kadar etkin bir şekilde işletilemedi.

“Patent kısıtlaması nedeniyle üretim kapasitesi atıl kalıyor”

Virüsün yeni varyantları ve yeni dalgalarla aşı adaletsizliğinin ve ölümlerin artması kaçınılmaz görünüyor.  Öte yandan lisans ve patent kısıtlamaları nedeniyle dünyanın aşı üretim kapasitesinin önemli bir kısmı atıl durumda. Örnek verilecek olursa 150.000.000 doz aşı üretim kapasitesi olduğu açıklanmıştır. Bu kapasite Covid-19 açısından atış durumdadır. Etkin aşılar bulunmasına rağmen dünyada önemli miktarda kaynak, yeni aşılarım ARGE araştırmalarına harcanmaktadır. Pandemi ile mücadele adeta ticari bir savaşa dönüşmüş durumda.

Ulusal hukukların kamu yararı ve sağlığının zorunlu kıldığı koşullarda patent haklarının kamu tarafından devralınmasına olanak veren ‘zorunlu patent lisansı’ uygulamasına ise nerede ise hiç başvurulmamıştır.  Ancak pandeminin bir force majeure ve acil sağlık krizi kabul edilerek, TRIPS Anlaşması ve Doha Deklarasyonu hükümleri çerçevesinde zorunlu lisans uygulamasının hayata geçirilmesi, tüm aşı üretim tesislerinin tam kapasite çalışarak seri üretime geçirilmeleri mümkündür.

“2 binin üzerinde patent var”

An itibariyle Covid-19’un  aşı, teşhis ve tedavisiyle ilgili çoğu etkinliği kanıtlanmış 2000’in üzerinde patent söz konusudur. Gene Covid-19 tedavisinde kullanılan ‘remdesivir’ ilacı bile mücadeleyi ‘orphan drug’ statüsüne alınmamıştır. Tüm bunlar küresel mücadeleyi aksattığı gibi yoksul ülkeler aleyhine gelişen adaletsizliği derinleştirmektedir.

"Aşılar üç beş ilaç firmasının ticari tekellerine terk edilemez"

Varsıl ülkeler önalım sözleşmeleriyle acil / öngörülebilir ihtiyaçlarının üzerinde aşı üretimlerini kendilerine bağlamışlardır. En son AB 2,6 milyar doz anlaşması yaptığını duyurmuştur. Bilinmelidir ki; aşılar bilimsel ilerlemeler birikimli süreçlerin eseridir. Tüm insanlığın katkısı vardır. Özellikle pandemi döneminde aşılar üç beş ilaç firmasının ticari tekellerine terk edilemez, edilmemeli.

ARGE araştırmalarının önemli bir kısmının kamu kaynaklarıyla fonlandıkları da düşünülürse aşıların insanlığın ortak değeri olarak kabul edilmesini gerektirir. Çocuk felci aşısını bulan Dr. Jonas Salk’ın ‘Bu aşının patenti kime ait?’ sorusuna  verdiği cevap önemlidir: ‘İnsanlara derim; bu aşının patenti yok, güneşi patentleyebilir misiniz?’

Dünyamızın geldiği noktadaki ticari ve turistik hareketlilik ve virüsün yayılma tarzı, sayılı ülkelerin tek başlarına elde ettikleri başarıları riskli hale getirmektedir. Son günlerde ortaya çıkana Delta varyantı yeni dalgaların işaretini vermektedir.

Virüsün varyanları ve yeni dalgalarla aşı adaletsizliğinin ve ölümlerinin artması kaçınılmaz görünüyor. Bilim insanları, insanlığın benzer pandemileri yaşamasın kaçınılmaz olduğunu vurgulamaktadırlar. Dolayısıyla bu dönemde alınacak karar ve önlemler insanlığın geleceği için de hayati önemde olacaktır."

Bu çerçevede başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği organları önünde birtakım kişisel girişimlerde bulundum: 

1-AB’nin halihazırda uygulamakta olduğu ihracat yasağıyla ilgili 29 Ocak 2021 tarihli 2021/111 sayılı Regülasyon ve Yönetmeliğin iptaline karar verilmesi ve Covid-19’un aşı, teşhis ve tedavisi ile ilgili patent ve lisans korumalarının dayanağı olan düzenlemelerin askıya alınması talebiyle AB Adalet Divanı’na 24 Mayıs 2021 tarihinde bir dava açmış bulunuyorum. 

ABAD nezdinde ileride açılacak hareketsizlik davasına dayanak teşkil etmesi ve AB ve Avrupa Konseyi organlarını harekete geçmeye davet ettim.  AB Ombudsmanı’na başvuru yaptım. AB Parlemantosu siyasi gruplarını durumdan haber ederek destek talebinde bulundum. 

BM Genel Kurul Başkanı sayın Volkan Bozkır’a Genel Kurulu; Covid-19 virüsüne karşı kullanılan tüm aşı, ilaç ve diğer tedavi yöntemleri için zorunlu lisans uygulamasının hayata geçirilmesi, ihracat yasağı gibi aşıya erişimi kısıtlayıcı önlemlerden uzak durulması, AB’nin hali hazırda uygulamakta olduğu ihracat yasağı ile ihtiyaç fazlası aşı dozu alımlarının protesto edilmesi, teknoloji transferi önündeki engellerin kaldırılması, küresel olarak parasız, erişilebilir, adil bir aşılamanın sağlanması gündemiyle olağanüstü özel oturum gündemiyle toplanması için bir mektup yazdım. “


Avrupa Birliği Adalet Divanı’na yapılan başvurunun sonuç bölümünde şöyle denildi:

“Koronavirüs pandemisi küresel bir kriz haline gelmiştir ve bunun aşılmasının tek yolu coğrafya, eski politik çekişmeler, din veya herhangi bir farklılık gözetilmeksizin, etkin bir uluslararası dayanışmanın yürütülmesidir. Başka bir tedavi yöntemi bulunana yahut virüsün evrim geçirmek suretiyle zararını yitirmesine dek tüm dünya nüfusunun korunması aşıya bağlıdır. Güvenli ve makul fiyatlı, her bir kişiye yetecek miktarda doz aşıya erişim, bundan böyle temel insan hakkı olarak kabul edilmelidir. Bu hukuki argüman, dayanağını temel insan hakları prensiplerini düzenleyen bağlayıcı uluslararası hukuk metinlerinde bulmaktadır. 

Fikri mülkiyet haklarının hakkaniyete aykırı kullanımı ile AB’nin 2021/111 sayılı Yönetmeliği, söz konusu insan haklarını ihlal etmektedir. Söz konusu Yönetmelik, aynı zamanda AB ile Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalanan Ankara Anlaşması ve Katma Protokolüne de aykırılık taşıdığından, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve vatandaşları doğrudan hak ihlaline uğramaktadırlar. Bu durum, Avrupa Birliği’ nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’ nın 263. maddesinin 4. paragrafının ‘’Her gerçek veya tüzel kişi, muhatabı olduğu veya kendisini doğrudan ve bireysel olarak ilgilendiren tasarruflar ile kendisini doğrudan ilgilendiren ve uygulama tedbirleri alınmasını gerektirmeyen düzenleyici tasarruflara karşı 1. ve 2. paragraflarda öngörülen şartlar dahilinde dava açabilir.’’ hükmü kapsamına girmektedir. Antlaşmanın 263. maddesi 6. paragrafı ‘’Bu maddede belirtilen davaların, duruma göre, tasarrufun yayımlandığı, davacıya tebliğ edildiği veya tebliğ edilmemesi halinde, davacının tasarruftan haberdar olduğu tarihten itibaren iki ay içinde açılması gerekir.’’ denmektedir. İptal başvurusuna konu olan yasal düzenlemeden 15/04/2021 tarihinde haberdar olduğumuzu ve yayın tarihi esas alınsa dahi iptali istenen yönetmeliğin insan sağlığı süregelen etkileri olduğundan hak düşürücü sürenin burada geçerli olmaması gerektiğini belirtmek isteriz. Sonuç olarak, yukarıda açıklanan hukuka aykırılıklar insan sağlığı üzerinde son derece ağır sonuçlar doğurmakta olup, bunun önüne geçilmesi adına işbu başvuruyu yapmak zarureti hasıl olmuştur. Bu sebeplerle, sayın mahkemenizden; 

1) Başvuru dilekçemizin Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’ nın 263. Madde 4. Paragrafı kapsamında kabul edilmesini,

2) 2021/111 sayılı AB Yönetmeliğinin, sağlık hakkını, ayrımcılık yasağını ve uluslararası dayanışma ilkesini ve bunların yanı sıra Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma ile bu anlaşmanın Katma Protokolü’ nü açıkça ihlal ettiği sebeplerinden dolayı yürürlükten kaldırılması, 

3) Kovid-19 aşısının uluslararası kamu malı sayılması, mevcut lisans sisteminin TRIPS Anlaşması ve Doha Deklarasyonu ışığında esnetilerek, zorunlu lisans sisteminin uygulamaya geçirilmesi yönünde bir ilke kararı verilmesini, Yüce mahkemenizden saygıyla talep ediyoruz. "