İşte HDP iddianamesinin tam metni

İşte HDP iddianamesinin tam metni

HDP iddianamesinin tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz.


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianamenin büyük bölümü  hakkında siyasi yasak istenen kişilerle ilgili soruşturma ve dava dosyalarının aktarılmasından oluşuyor. 606 sayfalık iddianamede, değerlendirme ve talepler ise 42 sayfa tutuyor. iddianamede Başsavcı Bekir Şahin’in HDP’nin neden kapatılması gerektiğine ilişkin iddialarının yer aldığı bölüm şöyle:

“DAVALI PARTİDE EŞ GENEL BAŞKANLIK YAPMIŞ VEYA HALEN YAPMAKTA OLAN PARTİLİLERİN PKK İLE DAVALI PARTİ ARASINDA ORGANİK BAĞIN OLDUĞUNU GÖSTEREN BASINA YANSIYAN BİRTAKIM AÇIKLAMALARI (Ek 14):

 

Selahattin Demirtaş:

“Bizim başarımız, HDP’nin başarısı ki kendisinin, Sayın Öcalan’ın çok önemsediği bir projedir.  Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir.”

“Buna alışsanız iyi olur. Çünkü daha biz başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz heykelini.”

“Biz PKK’yı silahlı bir halk hareketi olarak tanımlıyoruz. PKK’yı terör örgütü olarak tanımlamıyoruz.”

“Biz sayın Öcalan’a güveniyoruz. Onun yol haritasının bu ülkeye barış, çözüm getireceğine inanıyoruz.”

“Kürdistan’ın Ortadoğu’nun orta yerinde küllerinden yeniden doğuyor olması bu tarihi günlere tanıklık ediyor olmak bizler açısından heyecan vericidir. Canı gönülden ifade ediyorum ki başkan Apo yakın zamanda halkın özgürlük talepleri ve mücadelesi doğrultusunda özgürleşecektir. Dava için çarpan bir yüreği İmralı’da kayalıklara zincirle kimse bağlayamaz. Sayın Öcalan başkan Apo’ya özgürlük olacaktır.”

“Eğik bir baş olmaktansa yanık iki ayak olmayı tercih eden gençler onurumuzdur. Sahip çıkacaz. Sahip çıkmamak onursuzluktur.”

“Halkı için 14 yıldır İmralı’da bir beton çukurda direnen Kürt Halklarının Önderinin posterini Kürdistan’a asamayacakta nereye asacak.”

“Sayın Öcalan sıradan bir bir mahkum değil şu anda Ortadoğudaki bütün dengeleri bir tek cümlesi ile değiştirebilecek güçlü bir siyasi aktördür.”

“PKK’nın Suriye kolu için “YPG Fırat’ın batısına geçecek, sen de mal mal bakacaksın” “Müzakere ile savaş durdurulur. Biz müzakere istiyoruz. Hükümetin müzakere için muhatapları BDP, KCK, Öcalan ve PKK’dır.” 

Pervin Buldan:

“Kürt sorununun çözümü için sayın Öcalan, BDP ile Kürt halkı ve gerillalar muhatap alınmalıdır. Bir tarafı dışında bırakırsanız süreçten olumlu sonuç çıkmaz.” 

 “HDP fikriyatının büyük emektarı sayın Abdullah Öcalan .”

“Kandildeki dostlarımız, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, Sayın Karayılan, Sayın Bayık, Sayın Rohani Serhat. Bu insanlar dağlarda. Biz Sayın Öcalan’ın arkasındayız diyoruz.”

“Şunu da hatırlatmak istiyoruz. Eğer Sayın Öcalan’ın sabrı taşarsa o zman vay halinize…”

“Şunu da ifade etmek isterim PKK bir terör Örgütü değildir. “

“Elinizi vicdanınıza koyun, oyunuzu attığınız zaman şu anda İmralı Cezaevinde tecrit altında olan Sayın Abdullah Öcalan aklınıza gelsin…” 

“İnsanlar kendilerini koruyabilmek için hendekler kazdı.”

Mithat Sancar:

 “İmralı’nın kapılarını açın ki barışın yolu sonuna kadar açılsın. Barışın yolu açılacaksa Öcalan mutlaka ve mutlaka bu yolun ışığı olarak en önemli rolü üstlenecektir. O nedenle diyoruz: Tecrit sadece bizim meselemiz değildir, bu ülkenin, barışının meselesidir.” 

Figen Yüksekdağ Şenoğlu:

“Ağızlarını açtıklarında HDP için ne diyorlar biliyorsunuz, ‘Sırtını terör örgütüne yaslayan HDP’ diyorlar. Bakın buradan bir kere daha cevap veriyorum. Anlamayanlara, anlamak istemeyenlere, biz sırtımızı nereye yaslıyoruz biliyor musunuz? Biz sırtımızı YPG’ye, YPJ’ye, PYD’ye yaslıyoruz, bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz”.

“PKK bir halk özgürlük hareketidir. Demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren bir örgüttür. Uyguladığı program terör değildir.”

Şeklindedir.

 

IV-AYNI NEDENLERLE DAHA ÖNCE KAPATILAN DİĞER PARTİLER:

07.06.1990 tarihinde SHP'den ayrılan onbir milletvekili tarafından kurulan Halkın Emek Partisi (HEP) hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 03.07.1992 tarihinde kapatma davası açılınca, 19.10.1992 tarihinde Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi 14.07.1993 tarihinde HEP'in kapatılmasına karar vermiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 29.01.2003 tarihinde ÖZDEP'in kapatılması için dava açılması üzerine 07.05.1993 tarihinde Demokrasi Partisi (DEP) kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi 23.11.1993 tarihinde ÖZDEP'in kapatılmasına karar vermiştir.

DEP hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11.05.1994 tarihinde kapatma davası açılması üzerine bu kez 11.05.1994 tarihinde Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) kurulmuştur.16.06.1994 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından DEP'in kapatılmasına karar verilmiştir.

29.01.1999 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HADEP'in kapatılması için dava açılmış, bu arada 24.10.1997 tarihinde Demokratik Halk Partisi (DEHAP) kurulmuş, 13.03.2003 tarihinde de Anayasa Mahkemesi HADEP'in kapatılmasına karar vermiştir.

DEHAP'ın kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.03.2003 tarihinde dava açılmış, 09.11.2005 tarihinde Demokratik Toplum Partisi kurulmuştur. DEHAP hakkında dava süreci devam ederken bu arada DEHAP 19.11.2005 tarihinde fesih kararı almıştır. 11.12.2009 tarihinde de Anayasa Mahkemesi Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasına karar vermiştir.

1990 yılından bu yana devam eden ve yukarıda özetlenen süreçten anlaşılacağı gibi hemen hemen aynı kadrolar tarafından kurulup, devam ettirilen HEP; ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP açılan davalar sonucunda Anayasa Mahkemesince kapatılmıştır. Şimdi ise iddianamede sunulan deliller karşısında kapatılan bu partilerin devamı niteliğinde olan Halkların Demokratik Partisinin (HDP)’nin de kapatılması gerekecektir.

V-YUKARIDA BELİRTİLEN EYLEMLERİN VE SÖYLEMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ;

Anayasa'nın 68. maddesinin birinci fıkrasında, vatandaşların siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahip olduğu, ikinci fıkrasında siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu belirtilmiştir. 

Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilmeleri sebebiyle siyasî partiler Anayasa'da özel olarak düzenlenmiş, 68. maddenin üçüncü fıkrasında siyasî partilerin önceden izin almadan kurulacakları ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürecekleri vurgulanmıştır. Böylece, siyasî partilerin diğer tüzelkişilerden farklı olarak kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin esaslar Anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de benzer şekilde siyasi partileri demokrasinin hukuki güvencesi olarak değerlendirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 30/01/1998 tarihli TBKP/Türkiye kararı ve 25.05.1998 tarihli Sosyalist Parti ve Diğerleri/Türkiye kararında bu hususlar belitilmiştir.

Anayasaya paralel olarak 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasının 4. maddesinde siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları oldukları, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışacakları, kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamayacağı; 5. maddesinde vatandaşların siyasi parti kurma hakkına sahip oldukları ve siyasi partilerin, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, önceden izin almaksızın serbestçe kurulacakları; 6. maddesinde de her Türk vatandaşının, kanunda ve parti tüzüğünde gösterilen şartlara ve usullere göre siyasi partilere üye olma ve dilediği anda üyelikten çekilme hakkına sahip oldukları esaslarına yer verilmiştir.

Anayasa'nın Başlangıcının 1. ve 5. paragraflarına göre; Devletin bölünmez bütünlüğü ilkesine vurgu yapılmış, 3. maddesinin birinci fıkrasına göre de, 'Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir'; 

Devletin temel amaç ve görevleri başlıklı 5. maddesinde; “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. maddesine göre “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”  Öte yandan Anayasada bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyidelerin, kanunla düzenleceği belirtilmiş, ayrıca 26., 28., 58., 81., 103., 118., 122. ve 130. maddelerinde de bölünmez bütünlük ilkesine yer verilmiştir.

Anayasanın 68. maddesinin 4. fıkrasında da siyasi partilerin “tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.” denilerek faaliyetlerin hukuki çerçevesi çizilmiştir.

Siyasi partilerin uyacakları esasları belirleyen Anayasa'nın 69. maddesinin altıncı fıkrasında, 'Bir siyasi partinin 68.maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak halinde geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin  büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.' hükmü yer almaktadır.

Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında zikredilen kapatma nedenleri, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu'nun 101. maddesinin ilk fıkrasının (a) bendinde siyasi partinin tüzük ve programına hasredilerek aynen tekrar edilmiş, aynı maddenin (b) bendinde de bir siyasi partinin, Anayasanın 68.maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti halinde kapatılacağı vurgulanmıştır. Bu nedenlerden bir bölümü Siyasi Partiler Kanunu’nun 78, 80 ve 81. maddelerinde de yer almıştır.

Bir siyasi partinin tüzüğü ve programı ile eylemlerinin Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında korunan ilkelere aykırılığı değerlendirilirken, Anayasa'nın siyasi partilere verdiği özel önemi vurgulayan diğer kurallarının da göz önünde bulundurulması gerekir. Bu nedenle, Anayasa'nın 69. maddesi uyarınca tüzük ve programlarındaki söylemleri ya da eylemlerinin, ancak Anayasa'nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında korunan ilkelere temel esasları itibariyle aykırı olması, bu ilkeleri ortadan kaldırmayı amaçlaması ve bu nitelikleriyle demokratik yaşam için doğrudan, açık ve yakın tehlike oluşturması durumunda siyasi partilerin kapatılmasına elverişli ağırlıkta olduğu kabul edilebilir.

Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasına dair Anayasanın 14. maddesinde yer alan hükümle aynı yönde olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. maddesi ile de bu hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması yasaklanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Sadak ve Diğerleri” kararında, bir faaliyetin siyasi faaliyet ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi ve Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin korumasından yararlanabilmesi için bazı ölçütler belirlemiştir. Buna göre, bir faaliyetin siyasi faaliyet ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi ve Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin korumasından yararlanabilmesi için gerçekleştirilmekte olduğu bağlam ile birlikte cebir ve şiddet ile ilişkisi, kullanılan yöntem ve takip edilen amacın hukuk ve demokrasi kurallarına uygun olup olmadığı ve  bir terör örgütü ile amaç veya yöntem bakımından ya da yapısal bir bağlantısının bulunup bulunmadığına bakılmalıdır. 

Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Yazar ve Diğerleri” kararında; bir siyasi faaliyetteki asıl hedef ve amaçların açıklanan hedef ve amaçlardan daha başka olabileceği, asıl hedef ve amaçların gizlenebileceği belirtilmiştir. 

Anayasa'nın Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma başlıklı “90. maddesinin son fıkrasına göre; usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

Anayasa hükümleri, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin içtihatları ile Avrupa ortak standardını saptayan Venedik Komisyonunun belirlediği kriterlerle birlikte değerlendirildiğinde, bir yandan Anayasa'nın öngördüğü demokrasi anlayışının gereği olarak siyasal özgürlüklerin güvence altına alınması sağlanırken, diğer yandan da siyasi partilerin şiddet kullanılmasını savunmaları ya da şiddeti politik bir araç olarak kullanmaları ve kapatma önleminin de demokratik düzeni korumak bakımından başvurulacak son çare olması halinde siyasi parti kapatma yaptırımı uygulanabilecektir.

AİHM, genel olarak 'bilgi' ya da 'fikirlerin' şok edici, şaşırtıcı veya rahatsız edici olmasının, bu hakka yönelik herhangi bir müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterli olmayacağını ancak, şiddeti yüceltecek şekilde kine dayalı sözlerin ise müsamaha ile karşılanamayacağını ifade etmektedir (Karatepe/Türkiye Davası).

Uluslararası yargı yerlerince belirtildiği ve Venedik Komisyonu'nun çeşitli tarihlerde kabul ettiği raporlarında da vurgulandığı üzere,  siyasi partilerin şiddet kullanılmasını savunmaları veya Anayasayla garanti altına alınan hak ve özgürlüklere zarar verecek şekilde demokratik anayasal düzeni yıkmak için politik bir araç olarak şiddeti kullanmaları veya aynı amaçları gerçekleştirmek için terör ve şiddete başvuran oluşumlarla birlikte hareket etmeleri ve onlara destek vermeleri halinde zorunlu bir tedbir olarak siyasi partilerin yasaklanması veya kapatılması makul görülebilecektir.

Anayasa Mahkemesi de birçok kararında siyasi partilerin devletin ülkesi ve milleti ile bölünmezliği kuralına uymaları, ülkesi ve milleti ile birliğini ve bütünlüğünü doğrudan ya da dolaylı olarak bozacak hiçbir eylem ve propaganda faaliyetinde bulunmaması gerektiğini ifade etmiştir. Dolayısıyla, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü zedeleyecek her türlü yazı, söz ve davranış siyasi parti faaliyeti ya da eylemi olarak kabul edilemeyecektir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Dairesi 30/06/2009 tarihli Herri Batasuna ve Batasuna/İspanya Kararında, terör ve şiddet eylemlerinin siyasi eylemler olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Herri Batasuna adlı siyasi partinin, İspanya’nın Bask bölgesinde tam bağımsızlık isteğini terör eylemleri ile ortaya koyan terör örgütü ETA ile bağlantılı olduğu tespit edilmiş ve bu kapsamda terör örgütü ETA’nın amaçları doğrultusunda Herri Batasuna Partisi üyelerince gerçekleştirilen eylemlerin de siyasi eylemler olarak kabul edilmeyeceği belirtilmiştir. 

17 Mart 2003 tarihinde İspanyol Yüksek Mahkemesi terör eylemlerine doğrudan katılmasa bile adı geçen partinin terör örgütü ETA’nın eylemlerini kınamaması, sözcülerinin yasal olan ya da olmayan her yoldan mücadeleyi sürdüreceklerini söylemeleri, afişler ve gösterilerle ETA terör örgütü ile aynı yönde olacak şekilde halkı devlete karşı kışkırtmak suretiyle dolaylı destek verdiğini kabul etmiştir. İspanyol Yüksek Mahkemesinin söz konusu kararına karşı yapılan itiraz üzerine, İspanya Anayasa Mahkemesi verdiği kararla Yüksek Mahkemenin gerekçesine benzer şekilde kararı onaylamıştır. Dava önüne gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, otuz yıldan daha uzun süreden beri var olan terör ortamında ve diğer siyasal partilerin tamamı tarafından kınanmakta iken şiddeti kınamayı reddetmeyi terörizme üstü kapalı bir destek davranışı olarak kabul etmiş ve hak ihlali görmeyerek partinin kapatılmasının terörün kınanmaması olgusuna da dayanmış olmasını Sözleşme'ye aykırı görmemiştir. AİHM, başvuran siyasi partilere atfedilen eylem ve söylemlerin, bir bütün olarak 'demokratik toplum'  kavramı ile çelişkili olduğunu değerlendirmiştir.

Ulusal düzenlemelerin yanısıra örgütlenme özgürlüğüne ve terörizme ilişkin kimi esaslar uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin barışçı amaçlarla dernek kurma özgürlüğüne sahip olduğu belirtilmiş, ikinci fıkrasında ise, bu hakların kullanılmasına, ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi, genel sağlık ve ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için ancak yasalarla kısıtlamalar getirilebileceği, 17.maddesinde, Sözleşme’deki hiçbir hükmün, bir devlete, topluluğa veya kişiye Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesi veya bunların Sözleşme’de öngörülmüş olandan daha geniş ölçüde sınırlandırılmalarını amaçlayan bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkı verdiği biçiminde yorumlanamayacağı öngörülmüştür.

21 Kasım 1990 tarihinde imzalanan Paris Şartı'nda:

“...Taraf devletlerin bağımsızlığını, egemen eşitliğini ya da toprak bütünlüğünü ihlal eden faaliyetlere karşı demokratik grupları savunmak hususunda işbirliği yapmaya kararlıyız. Dışarıdan yapılan baskı, zora başvurma ve yıkıcılık gibi yasa dışı faaliyetler burada söz konusu olan özelliklerdir. 

Her türlü terörist eylemleri, yöntemleri ve uygulamaları açıkça suç olarak kınıyor ve bunların ikili olduğu kadar çok taraflı işbirliği ile ortadan kaldırılması için çalışmaya kararlı olduğumuzu ifade ediyoruz.”. denilerek terörizm kınanmış, ülke bütünlüğü ve demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan hareketlere girişen kişi, grup ve örgütlere karşı koruma ve kollama sorumluluğu uluslararası bir çağrı olarak kabul edilmiştir.

Burada PKK/KCK silahlı terör örgütünün kuruluşundan bugüne geçirdiği evrelerden bahsetmekte yarar vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi makamlarınca açıklanan bilgilere göre;

1984 yılındaki kuruluşundan itibaren onbinlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan terör örgütü PKK, Marksist-Leninist ve etnik ayrılıkçılık temelli bir ideolojiye sahiptir. Eylemlerinde sivil, asker, polis, kadın, çocuk ayrımı gözetmemekte, tedhiş duygusu yaratmaya çalışmaktadır. Terör örgütü, haraç, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi faaliyetlerde de bulunmaktadır. PKK’nın çocukların kaçırılarak zorla silah altına alınması konusunda da suç dosyası kabarıktır. Terör örgütlerinin aynı zamanda örgütlü suç eylemlerinde bulundukları ve bu yolla terör finansmanı yoluna gittikleri hususunda PKK eylemleri somut örnekler sunmaktadır. Terör örgütünün sözkonusu faaliyetleri bağımsız uluslararası raporlara da yansımış durumdadır.

PKK terör örgütü, başta ülkenin güneydoğusundakiler olmak üzere, Türkiye’nin turizm endüstrisi, ekonomik altyapısı, eğitim kurumları, sağlık tesisleri, kamu teşebbüsleri ile özel girişimleri gibi unsurları hedef almaktadır. Bu kapsamda örgüt, altyapılar, tesisler, okullar ve ambulanslara saldırı düzenlemek, sağlık çalışanları ve gümrük görevlilerini kaçırmak gibi birçok yöntem kullanmaktadır. Bu yöntemlere ek olarak, PKK pusular ve suikastler düzenlemekte, örgütle işbirliği yapmayan sivilleri infaz etmekte, adam kaçırma eylemleri gerçekleştirmekte, şehir merkezlerinde de intihar bombacıları kullanarak, terör saldırılarına devam etmektedir.

Örgüt, 1998 yılına kadar Suriye’de güvenli melce bulmuştur. Daha sonra örgüt lideri Abdullah Öcalan , Suriye’den çıkarılmış, birkaç ay sonra da yakalanmış olup, hâlihazırda ülkemizde ömür boyu hapis cezasını çekmektedir.

2003 yılındaki Körfez Savaşının ardından Irak’ın kuzeyinde oluşan güç boşluğundan istifade eden PKK terör örgütü, Kandil Dağının etrafında militanlarını eğittiği ve saldırı gerçekleştirmek üzere ülkemize sızdırdığı çeşitli kamplar kurmuştur.

PKK, farklı kaynaklardan finansman sağlamaktadır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde, örgüte karşı terörizmin finansmanı kapsamında devam eden soruşturma ve davalar mevcuttur. Bu soruşturmalar, PKK’nın örgütlü suç eylemlerini de ortaya koymaktadır.

14 Ekim 2009 tarihinde, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi, örgütün üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar’ı önemli yabancı uyuşturucu kaçakçıları olarak belirlemiştir. Aynı ofis, 20 Nisan 2011 tarihinde ise, örgütün kurucularından Cemil Bayık ve Duran Kalkan ile birlikte bazı diğer üst düzey üyelerini, Yabancı Uyuşturucu Çetelerini Belirleme Yasası çerçevesinde Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçıları olarak ilan etmiştir.

Europol tarafından yıllık olarak hazırlanan Terörizm Durum ve Eğilim (TESAT) raporları, PKK’nın özel şahıs ve şirketlerin yanı sıra suç örgütlerinden de gelir elde ettiğini teyit etmektedir.

İran, Suriye ve Irak’ta PKK ile bağlantılı olan örgütler mevcuttur. Abdullah Öcalan’ın lideri olduğu KCK, PKK ile aynı örgüttür. KCK İran’da PJAK, Irak’ta Tavgari Azadi, Suriye’de de PYD/YPG olarak adlandırılmaktadır.

PYD/YPG’nin PKK ile ilişkisi açıktır. PYD/YPG 2003 yılında PKK terör örgütünün kontrolü altında kurulmuş olup, iki terör örgütü, aynı lider kadrosu, örgütsel yapı, strateji, taktik, askeri yapı, propaganda araçları, mali kaynaklar ve eğitim kamplarını paylaşmaktadır.

 

PKK terör örgütünün kuruluş süreci, amaç ve faaliyetleri, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan hakkında verilen mahkumiyet kararını onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.11.1999 günlü, E.1999/1296 ve K.1999/3623 sayılı kararında ise şu şekilde belirlenmiştir:

''Bu örgüt başlangıçta üç yıl süre ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 'Kürdistan Devrimcileri', 'UKO'cular', 'APO'cular'' adı altında kadrolaşmış, 1977 yılından sonra sık sık silahlı eylemlere girişmiş, örgütün programı bizzat sanık Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınarak, 21.11.1978 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Ziyaret (Fis) köyünde yapılan 1.Kongrede kabul edilip yedi kişilik parti yürütme kurulu tarafından kuruluş bildirgesi hazırlanmış, 1978 yılından itibaren de merkezi örgütlenmeye yönelerek 1979 yılında Kürdistan İşçi Partisi adını almış ve genel sekreterliğine sanık getirilmiş, 15 Ağustos 1984 tarihinde ise H.R.K. (Hezen Rizgariye Kürdistan ' Kürdistan Kurtuluş Birliği) adı altında yeniden eylemlere başlamış ve 21 Mart 1985 tarihinde E.R.N.K. (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'ni oluşturmuş, yurtiçi ve yurtdışında legal ve illegal alanda gazete ve dergi çıkartılmak suretiyle yayın faaliyeti  yürütülmüş, ayrıca MED TV. adı ile bir televizyon kanalı yayına sokularak örgütün propagandasının yapılması amaçlanmıştır. Örgütün mali kaynaklarını; vergilendirme, bağış, aidat adı altında toplanan paralarla, cezalandırma, gasp, soygun, silah ve uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen gelirler teşkil etmiş, amacının ise; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hâkimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresinden ayırmak suretiyle, Kürdistan Devleti kurmak olup, ilk dönemde propaganda yoluyla halkı bilinçlendirmek, silahlı eylemlerle ordu teşkilatına, ekonomik hedeflere sabotajlar düzenlemek suretiyle devlet otoritesini zaafa uğratmak stratejisinin planlandığı belirlenmiş, bugüne kadar örgütün faaliyetlerine ilişkin bütün sorunların ve geleceğe yönelik planlama ile kapsamlı yapısal değişikliklerin ele alındığı geniş katılımlı çok sayıda kongre ve konferanslar gerçekleştirilmiştir. 

Başlangıçta Marksist-Leninist ideolojiyi benimsediğini açıkça dile getiren örgüt, dünya siyasi konjonktüründeki gelişmelere paralel olarak görüntüsünde de değişiklik yapma kararı almış, bu çerçevede 5. Kongrede öncelikle örgüt amblemindeki ''orak-çekiç''in çıkarılmasını kararlaştırmış; Parti, Ordu, Cephe bölümlenmesini benimseyip, parti olarak P.K.K. (Partiye Karkerani Kürdistan - Kürdistan İşçi Partisi) Cephe olarak E.R.N.K. (Kürdistan Kurtuluş Cephesi) ve Ordu olarak da A.R.G.K (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) şeklinde teşkilatlanıp, cephe ve ordunun, partinin çizdiği çerçevede hareket edeceği ilkesini benimsemiştir

1970 yılında bölücü DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) ve THKP/C (Dev-Genç) gibi örgütlerden etkilenen Abdullah Öcalan liderliğindeki bir grup üniversite öğrencisi, Kürt milliyetçiliği ile Marksist-Leninist fikirlerin sentezi temelinde bir görüş yaratmaya çalışmış ve doğulu öğrencilerden oluşan sempatizanlarını bu yönde eğitmiştir.

Kürtlerin ayrı bir ulus olduğunu, sömürge halinde yaşadıkları için bağımsız bir örgütlenmeye haklarının olduğunu savunan Abdullah Öcalan ve arkadaşları, bu doğrultuda sürdürdükleri faaliyet alanını 1976 yılında Ankara-Dikmen toplantısından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine taşımışlardır.

1977 yılı sonrasında Kürdistan Devriminin yolu isimli broşür ile mücadelenin taktik ve stratejisini ortaya koyan grup, fiilen silahlı eylemlere başlamıştır.

27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır Lice ilçesindeki ziyaret (Fis) köyünde gerçekleştirilen 1. Kongre ile grup ismini Partiya Karkerani Kürdistan (PKK) olarak benimsemiş ve 30 Temmuz 1979 tarihinde dönemin Adalet Partisi Şanlıurfa Milletvekili M. Celal Bucak'a yapılan saldırı ile örgüt kuruluşunu ilan etmiştir.

12 Eylül 1980 hareketinin takip eden günlerde, Suriye üzerinden Lübnan'daki Filistin kamplarına ulaşan PKK grubu, Suriye ve Lübnan'da askeri ve siyasi eğitim çalışması ve propaganda ile örgütlenme faaliyetlerini sürdürmüş, Avrupa'da çeşitli sosyal-kültürel amaçlı dernekler oluşturarak ismini duyurmaya başlamıştır. Aynı tarihlerde Türkiye'den kaçarak Suriye'nin Şam şehrine yerleşen Abdullah Öcalan PKK örgütünü buradan yönlendirmeye başlamıştır.

Bu dönemde PKK, Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile ilişkiye geçmiş, bunun akabinde Suriye'de bulunan PKK mensuplarından bir kısmının Irak Kürdistan Demokrat Partisinin kontrolündeki Kuzey Irak'ta üslendirilmesi için anlaşmaya varılmış ve sonra birçok PKK elemanı gruplar halinde bölgeye aktarılmıştır.

1984'te Şam'da gerçekleştirilen II. Kongre'den sonra kamplardaki mensuplarını gerilla savaşına hazırlayan örgüt stratejik savunma safhasından, stratejik denge safhasına geçmek için özellikle Güneydoğu Anadolu'nun Hakkari, Mardin ve Siirt illerini kapsayan alan içerisindeki askeri hedeflere karşı Kürdistan Silahlı Kuvvetleri (Hazen Rıgariya Kürdistan- HRK) adı altında cephe-ordu örgütlenmesinin ordu ayağının ön biçimini oluşturmuş ve 15 Ağustos 1984'te Eruh-Şemdinli ilçelerine yönelik saldırılar ile terör eylemlerine fiilen başlamıştır.

Pusu, taciz atışı gibi silahlı eylemleri ile Güneydoğu bölgesinde etkili olmaya başlayan örgüt, bu avantajını çoğaltmak için 21 Mart 1985'te Nevroz Bayramını vesile ederek Cephe birimi olan ERNK (Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi)'yi ilan etmiştir.

1986 ila 1990 yılları silahlı eylemlerin tırmandırıldığı, kitle katliamlarının yaygınlaştığı yıllar olmuştur. Örgüt 26-30 Ekim 1986 tarihinde Lübnan Bekaa Vadisinde 3. Kongresini yapmış ve bu kongre sonucu HRK (Kürdistan Kurtuluş Birliği) adlı askeri kanadının ismini ARGK (Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu) olarak değiştirmiştir. Örgüt 3. Kongrede aldığı kararlar doğrultusunda eylemler sırasında kendilerine büyük zorluklar çıkaran köy koruculuğu sistemine karşı topyekün saldırıya geçmiş, birçok köy ve mezra basılarak genç kız ve erkekler topluca dağa kaçırılmış, birçok vatandaşımız öldürülmüştür. 

Örgüt 26 ila 31 Aralık 1990 tarihleri arasında gerçekleştirilen IV. Kongrede, 2000 yılına kadar bölgede bağımsız bir Kürdistan Devleti Kurmak için genel ayaklanmaların başlatılması kararını almıştır. Bu karar doğrultusunda Cizre-Nusaybin ve Silopi'de kitle olayları patlak vermiştir.

Ağustos 1990 tarihinde meydana gelen Körfez Savaşı sonrasında Kuzey Irak'ta meydana gelen otorite boşluğundan yararlanarak, bu bölgede yerleşime ağırlık vererek eylemlerini yoğunlaştıran örgüt, 1992 yılında Kuzey Irak bölgesinde Kürdistan Ulusal Meclisini Toplama ve kurtarılmış bölgelerde 'Savaş Hükümeti' ilan etme gibi ütopik hedeflere yönelmiş, ancak başarılı olamamıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin aynı yıl bölgeye düzenlediği askeri hareket sonucu ağır kayıplar veren örgüt, yeni arayışlara yönelmiş, Kuzey Irak Kürt Liderlerinden Celal Talabani ile işbirliği yaparak, yeniden toparlanmak amacıyla tek yanlı ateşkes ilan etmiştir. Bu kararın örgütte dağılma ve çözülmeye yol açacağını fark ederek 24 Mayıs 1993 tarihinde Bingöl-Elazığ karayolu üzerinde gerçekleştirdiği yol kesme eylemi ile yeniden silahlı eylemlerine başlamış, özellikle Güneydoğu yöresine basın kuruluşlarının girmesine engel olma, okul yakma ve öğretmenleri öldürme eylemleri ile bölgede devleti işlemez hale getirmeyi amaçlamıştır.

Bu dönemde örgütün kitle desteğini arttırmak ve daha fazla kimseyi kullanmak amacıyla legal alanda kurulan Halkın Emek Partisi'nin kuruluşunu desteklediği, her düzeydeki birimlerinde yandaşlarının görev almasını sağladığı, ayrıca özgür halk, Yeni Ülke, Dilan ve Özgür Gündem gibi yayınlarla propagandasını yaptığı görülmüştür. 1990 genel seçimlerinde örgütün desteği ile Halkın Emek Partisi'nden parlamentoya giren Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Sedat Yurttaş, Zübeyir Aydar, Ahmet Türk, Sırrı Sakık gibi milletvekilleri gerek parlamentodaki faaliyetleri ve gerekse parlamento dışındaki faaliyetleri ile örgütün görüş ve düşüncelerini yansıtan tavır ve davranışlar içine girmeleri sonucu milletvekilliği dokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanmış ve PKK örgütü adına faaliyetleri ispatlandığı gerekçesi ile mahkum olmuşlardır.

Örgütün 1994 yılı içinde eylemlerini metropol kentlere ve turistik yörelere kaydırdığı, Yunanistan'ın desteği ile Türkiye'nin turizm gelirlerinde düşüşü hedeflediği görülmüş, ancak alınan tedbirler sonucu bir kaç münferit olay dışında başarılı olmadığı anlaşılmıştır. 

Ülke içinde gerçekleştirilen etkili operasyonlar ve 1995 yılında gerçekleştirilen 'çelik hareketi' sonucu örgütün eylemlerinde hızlı bir düşüş kaydedilmiştir.

PKK örgütünün amacı; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki toprakları Türkiye'den ayırarak Marksist-Leninist ideolojiye dayalı bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak olduğundan, bunun gerçekleşmesi için uzun süreli bir halk savaşı stratejisi ile silahlı propagandayı benimsemiştir. Öncelikle halkı örgütleyerek silahlanmayı ve uzun sürecek bir gerilla savaşıyla nihai gayesine erişmeyi amaçlamaktadır.

PKK'nın gerçekleştirdiği ve sanığın da sorumluluğunu kabul ettiği eylemlerin her birinin, ulusal ve uluslararası hukuk literatüründe kabul edildiği üzere; doğrudan doğruya masum insanları hedef alan, kitleleri korkutup sindirmeyi amaçlayan nitelik ve nicelikte mutlak terör eylemleri olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır'

Yine PKK terör örgütünün kuruluş süreci, amaç ve faaliyetleri Ebru GÜNAY (HDP 27. Dönem Mardin milletvekili) ve Pero DÜNDAR (HDP 27. Dönem Mardin Milletvekili), Leyla GÜVEN (HDP 25. Dönem Şanlıurfa, 27. Dönem Hakkari Milletvekili), Musa FARİSOĞULLARI (HDP 27. Dönem Diyarbakır Milletvekili) ve Tayip TEMEL (HDP 27. Dönem Van Milletvekili)’in de aralarında olduğu sanıkların silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yapılan yargılamalarına ilişkin verilen hükümlerin temyiz incelemesi sırasında Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 17.09.2019 tarih ve Esas No: 2018/7107, Karar No: 2019/5300 sayılı ilamında da aşağıda gösterildiği şekilde belirtilmiştir. “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü: Silahlı terör örgütü PKK, Türkiyenin doğu ve güneydoğusu ile Suriye, İran ve Irak’ın bir kısmını içerisine alan bölgede Marksist-Leninist ilkelere dayalı bağımsız bir Kurdistan devleti kurmak amacı doğrultusunda 27-28 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır ili Lice ilçesi Fis köyünde (1. Kongre Toplantısı) kurulmuştur. PKK (Partiya Karkeren Kürdistan, Kürdistan İşçi Partisi) adlı yasadışı terör örgütü Türkiye Cumhuriyetinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Suriye, İran ve Irak ülke topraklarının bir kısmını da içine alacak şekilde Marksist-Leninist ilkeler doğrultusunda Kürt devleti kurma amacı taşıyan ve bu amacı doğrultusunda şiddet ve silaha başvuran,1984 yılından bu güne çok sayıda öldürme, yaralama, köy ve karakol basma, toplu katliam, gasp, soygun, bombalama gibi silahlı eylemleri gerçekleştirmiş olan, Mahkemeler ve Yargıtay ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ayrıca dünyanın pek çok ülkesi tarafından terör örgütü olarak kabul edilen silahlı bir örgüttür.

PKK kuruluşundan itibaren dönemsel şartlara göre isim değişikliklerine gitmiştir. İlk kuruluşunda 1978 yılında PKK (Partiye Karkaren Kurdistan-Kurdistan İşçi Partisi) 2002 yılında, KADEK (Kongreya Azadi-ü Demokrasiya Kurdistan-Kurdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) 2003 yılında, KONGRA-GEL (Kurdistan Halk Kongresi) 2005 yılında, KKK (Koma Komalen Kurdistan- Kurdistan Demokratik Konfederalizim) son olarak 2007 yılında, KCK (Koma Ciwaken Kurdistan-Kurdistan Halklar Topluluğu) isimlerini almakla birlike, kuruluştaki amaç hiçbir zaman değişmemiştir.

 PKK için yeniden yapılanma sürecinin, silahlı terör örgütünün lideri ve kurucusu olan Abdullah Öcalan’ın 1999 yılında yakalanmasından birkaç yıl sonra başladığı anlaşılmaktadır. Örgüt lideri Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi ve yargılanıp hapsedilmesi, liderini kaybeden birçok terör örgütünde olduğu gibi, gerek Türkiye gerekse yurt dışındaki PKK sempatizanları arasında şok etkisi yaratmıştır. PKK terör örgütü takip eden dönemde de, Irak’ın işgali sürecinde, ABD tarafından kenara itilmesiyle ve ABD ve AB tarafından uluslararası terörist örgütleri listesine alınmasıyla iç karışıklıklar ve kırılma emareleri yaşamıştır. Fakat değişen konjenktür PKK silahlı terör örgütünde de değişimi tetiklemiştir. Özellikle PKK, yeni ideolojik pozisyonuna ve politik hedeflerine uygun bir şekilde, Türkiye sınırlarını aşan, bölgedeki tüm Kürtleri içine alan konfedere bir mücadele geliştirmeyi kendisine hedef haline getirmiştir. Stratejisini de buna uygun olarak 2000’lerin başından itibaren değiştirmiştir. 

IRA, ETA ve PKK gibi etnik-ayrılıkçı terör örgütleri, ulusaşırı bir suç şebekesi haline dönüşmedikleri sürece, bağımsızlığını istedikleri toprak parçası dışında kalan coğrafyalarda terör uzantıları kurmak gibi bir teşebbüste bulunmazlar. Bunun nedeni, bu tür örgütlerin varlıklarını devam ettirmek için halk desteğine ihtiyaç duymaları ve bu desteğin kendi toprakları haricinde elde edilebilmesinin zor olmasıdır. Ancak özellikle 1990 yıllardan sonra Irak'ın işgali ile başlayan süreç ve peşinden günümüzde yaşanan Suriye'deki iç savaş, PKK’ya bölgesel terör ağı yapılanma sistemi kurma motivasyonu ve fırsatı tanımıştır.

PKK Terör Örgütü, kuruluş sürecinde Marksist-Lenist ideolojiyi benimsemiştir. Sosyalist sistemin 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği başta olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinde çöküş sürecine girmesiyle birlikte örgütün ideolojik söylemleri de değişmiştir. 

Terörist başının 1999’da yakalanması akabinde, örgütün temel ideolojisi açısından Marksist-Lenist ideoloji ve Kürtçü motifler baskın bir nitelik taşımaya devam etse de, demokrasi kavramının istismarına dayanan bir söylem gelişmiştir. Bu söylem değişikliğine paralel olarak örgütün nihai hedeflerini değiştirdiği iddiaları, dönemin konjektürü içerisinde gündeme taşınmıştır. Bu doğrultuda örgütün talepleri başlangıçta “Demokratik Cumhuriyet” olarak ifade edilmiş, ancak zamanla taleplerin çıtasının yükseltilmesine paralel olarak “Demokratik Kofederalizim” ve “Demokratik Özerklik” söylemleri ön plana çıkarılmıştır.

Bu yeni yaklaşım, başlangıçta PKK’nın örgütsel yapısına da yansımıştır. Örgüt silahlı terör örgütü olarak şekillenen tarihi mirasının aksine, kendisini siyasal bir hareket olarak lanse edebilecek yollar aramaya başlamıştır. 2000 yılı Ocak ayında yapılan yedinci kongrede, örgüt lideri Öcalan’ın ‘Demokratik Cumhuriyet’ projesine dayalı olarak örgütsel yapılanma konusunda kararlara varmış, bu kongrenin vardığı sonuçlara dayalı olarak da, PKK kökten yeniden yapılandırılmıştır. Bu kapsamda, PKK lider kadrosunun 2005 yılında ilan ettiği KCK Sözleşmesi ile, bölgedeki tüm Kürtleri hiyerarşik olmayan bir ‘Demokratik Özerklik’ modeli çerçevesinde tek bir sosyal, siyasal, adli ve kültürel yönetim çatısı altında örgütlemeyi, kendisine yeni hedef olarak ortaya koymuştur. Bu şekilde, bütün eylemleri kendi kontrolünde tutan PKK gibi öncü bir örgüt yerine, bütün bağlantılı grupları ve örgütleri kendi bünyesinde koordine eden bir örgüt yapılanmasına gidilmiştir. Bu çerçevede, Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi ülkeleri de içine alan değişik bölgeler için, farklı isimler altında değişik örgütler kurulmuştur. PKK lider kadrosu bahsedilen sekizinci Kongrede, “Suriye’de siyasî bir kolun kurulması gerektiğini de ayrıca belirtmiş, söz konusu örgütün açıkça adı da zikredilerek, Kongrede “Suriye Demokratik Birliği Hareketini veya Demokratik Birlik Partisini (PYD)kurmalı ve bu örgütü hareketin bir parçası olarak desteklemelidir” denmiştir.

Bu yeni yaklaşım sonucunda PKK, klasik Leninist terminolojideki ‘öncü bir örgüt’ olarak değil, temelde üyeliğe önem veren, ideolojik ve felsefî temelli güç grubu olarak belirlenmiş, bu kapsamda, Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin her bölgesinde siyasi ve silahlı eylemler yapan HPG, HRK gibi silahlı yapılanmalar, diğer politik ve siyasî örgütlenmeler koordineli çalışmak üzere KCK’nın kontrolüne bırakılmıştır. Bu şekilde PKK/KCK, bir çatı terör örgütü olarak; Türkiye dışında, Suriye’de PYD/YPG, İran’da Kürdistan Hür Yaşam Partisini (PJAK) ve Irak’ta Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi (PCDK) ismiyle faaliyetlerini yürütmeye başlamıştır. 

 PKK silahlı terör örgütü, 1978 yılında kurulduğunda, lider konumunda olan bir Genel Sekreter ve bütün eylemlerden sorumlu olan Yönetim Komitesi bulunan klasik bir Marksist Leninist bir örgüt yapısına sahip iken günümüzde, PKK/KCK diye ifade ettiğimiz şey;(gerçekte içinde PKK’nın da bulunduğu) Türkiye'nin dışında da, organik bağ içerisinde bulunduğu farklı isimli örgütlerle Irak, Suriye ve İran’da da faaliyette bulunan, birçok terör örgütünü de içerisinde barındıran bir örgütler kompleksi olarak karışımıza çıkmaktadır.

Bugün KCK adı verilen oluşum, PKK silahlı terör örgütünü bir devlet sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve üyelerini sistematik bir yapıya kavuşturmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla PKK silahlı terör örgütünün sözde yasama meclisi olduğu tespit edilen PKK/KONGRA/GEL tarafından KCK yapısının anayasası olarak nitelendirilen KCK sözleşmesi kabul edilmiştir. KCK sözleşmesi adı verilen bu sözleşmede, KCK yapılanması ile PKK'nın ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısı açıkça vurgulanmıştır. 

Irak’ın kuzeyinde bulunan örgüt kamplarında 16-22 Mayıs 2007 yılları arasında KONGRA/GEL 5. Genel Kurul adı altında bir toplantı gerçekleştirmiştir. Genel Kurulda, içinde bulunulan aşama örgüt açısından final süreci olarak ifade edilen bu süreçte, tüm yapılanma ve sempatizanların aktif olarak mücadeleye çağrılmasıyla terörist başı Abdullah Öcalan’ın “Ben bu nedenle KCK sistemini önermiştim. KCK açılımı Komalya Civaka Kurdistan’dır. KCK sistemi, demokratik toplumsal diyalektik bir sistemdir. Kürtler bulunduğu her parçada, o devletlerle demokratik bir diyalog ve yöntemler geliştirirler. Bunlar birbirlerinin karşıtı gibi ak ve kara değillerdir. ... bu nedenle KCK, tüm Kürtleri temsil eder. Ve her parçada Kürtler adına politika üretir. KCK, İran’la Suriye’yle, Türkiye’yle hatta Irak’la Kürtler adına görüşmeler yapabilir. Ve onlarla demokratik diyaloğu geliştirir. KCK hakkında çok daha derin felsefi çözümlemelerim var ancak şimdilik burada bitiriyorum...” şeklindeki talimatları doğrultusunda KKK’nın ismi KCK olarak değiştirilmiştir. 

KCK örgütlenme modelinde aynen devletlerde olduğu gibi yasama, yürütme ve yargı olarak örgütlenmeler oluşturulmuş, yeni örgütlenme modeli örgüt mensuplarına ve müzahir kitleye “final niteliğinde yeni bir dönem başladı” şeklinde duyurulmuştur. 

Söz konusu değişimin gerekçesi “KCK sözleşmesi”nde, “... 2005 yılının Newroz’unda Kürt halkının demokratik ve komünal yaşamının tarihsel geleneğine sahip çıkarak, toplulukların devlet dışı demokratik konfederasyonu olarak inşaasına başladığımız KKK sistemi, demokraside ve toplumculuk anlayışında derinleşerek gelişirken, toplumculuğu daha güçlü vurgulamak ve devletçi konfederasyonlardan farkını belirginleştirmek amacıyla isimin Koma Ciwaken Kurdistan olarak değiştirmiştir.” şeklinde ifade edilmektedir. 

KCK sistemiyle ilgili olarak terörist başı Abdullah Öcalan’ın “... 2005 yılı Newroz’unda Kürt halkının Demokratik Konfederal örgütlülüğünün ve birliğinin ifadesi olan Koma Komalen Kurdistan’ın kuruluşunu ilan ederek, halkımıza yeni bir yaşam felsefesi ve sistemi kazandırdığımıza inanıyorum. Bunun kurucusu olmakla şeref duyuyorum. Tüm halkımızı yeşil zemin üzerindeki sarı güneş içinde kırmızı yıldızlı bayrak altında kendi demokrasisini örgütlemeye, birleşmeye ve kendi kendini yönetmeye çağırırken, bu bayrağı şerefle taşıyacağımı ve önderlik görevlerimi şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da başarıyla yapmaya devam edeceğimi ifade ediyor, her bahardan özgürlüğe daha yakın olan bu bahar da tüm halkımızın, bölgi haklarının ve dostlarımızın Newroz’unu kutluyor selam ve saygılarımı sunuyorum...” şeklindeki açıklamarıyla KCK’nın temel felsefesini ilan etmiştir.

Örgüt dokümanları, lider kadrosu açıklamaları ve örgüte müzahir yayın organlarıdaki yazılara göre; KCK sözleşmesi incelendiğinde, sözleşme, devlet modeli gibi tasarlanan KCK’nın sözde anayasası niteliğinde hazırlandığı anlaşılmaktadır. Anayasaların giriş bölümünde olduğu gibi, sözleşmenin de önsöz ve başlangıç bölümünde, örgütün yeni ideolojik söylemi ana hatlarıyla özetlenmektedir. Bunlar kısaca; 

“-Ulus-Devlet sisteminin 20. yy’ın sonlarına doğru toplumsal gelişmenin demokrasi ve özgürlüklerin önünde en ciddi engel durumuna geldiği, bundan çıkışın temel yolunun ulus devlete göre değişen küreselleşme değil, tamamen halka dayanan ve gücünü tabandan alan DEMOKRATİK KONFEDERATİF sistem olduğu, 

-Bu sistemin piramit tarzı bir örgütlenme modeli öngördüğü, söz, tartışma ve kararların topluluklara ait olduğu, tabandan en üste kadar delegelerin seçimle geleceği ve tepede bir koordinasyonun oluşturulacağı,

-Kurdistan içinse kendi kaderini tayin etme hakkının, milliyetçi temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan ve sınırları esas almadan kendi demokrasisini kurma anlamına geldiği,

-İran’da, Tükiye’de, Suriye’de ve hatta Irak’da oluşacak bir Kürt yapılanmasında tüm Kürtler bir araya gelerek kendi federosyonlarını birleştirerek de üst konfederalizmi oluşturacaklarını,

-Kurdistan demokratik konfederalizminde asıl karar yetkisinin köy, mahalle ve şehir meclis ve delegelerinin olduğu, dolayısıyla halkın ve tabanın kararının geçerli olduğu’’

 ifade edilmektedir. 

KCK sözleşmesinin başlangıç bölümünde ise; 

"-Demokrasinin kaynağını insanlığın başlangıcındaki komünal demokratik değerlere ve tarih boyunca devlet erkini ve temsilcilerinin yetkilerini sınırlayan mücadeleleri ve tutumlara dayandırdığı,

-İktidarı hedeflemeden gerçekleştirilecek olan oluşumların demokratik toplum konfederalizmi kavramıyla ifade edildiği,

-Liberal demokrasiye karşı halkın tabandan örgütlenmesine dayanan ve halkı güç yapan radikal demokrasi 'Koma Komalen Kürdistan sisteminin hem temeli hem de sonu olduğu,

-Cinsiyet özgürlükçü, demokratik ve ekolojik bir toplum, yaşamı hedefleyen Koma Civaken Kürdistan sisteminin', öz itibariyle demokratik sosyalist düşüncenin pratikleşme anlamına geldiği,

-Diğer sistemlerden farklı olarak 'Koma Civaken Kürdistan sistemi'nin ekoloji ve cinsiyet devrimine dayalı dönüşümle radikal ve derin demokrasiyi kuracağı,

-'Koma Civaken Kürdistan sistemi'nin, karar gücünün komün ve yerel halk meclislerine dayandığı bir temel üzerinden geliştiği,

-Kürt sorununu milliyetçi-devletçi temelde değil de, demokratik ulus yaratarak çözmenin bu sistemin başaracağı önemli görevlerden birisini teşkil ettiği,

-Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı milliyetçi temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan ve sınırları esas almadan kendi demokrasilerini kurma hakkı olduğu,

-Bu sözleşme ile birlikte Kürdistan halkının Özgürlüğünün de klasik ulusal kurtuluşçuluk ve isyancılıkta aranmadığı, Kürt halkını özgürleştirme stratejisinin, esas olarak Kürt halkının demokratik toplum örgütlenmesi ve bunu komşu halklarla demokratik birlik ilişkisi içinde yürütmesi olarak ele alındığı, meşru savunmanın bu temel stratejinin saldırılar karşısındaki koruyucu gücü olduğu,”ifade edilmektedir.

Sözleşmenin maddeler bölümü incelendiğinde;

1, 2 ve 3 maddelerde, sistemin adının KCK (Koma Ciwaken Kurdistan) olduğu, KCK’nın demokratik toplumcu konfederal bir sistem şeklinde tanımlanarak, terör örgütünü simgeleyen amblem ve bayrak şeklinin tarif edildiği, 4. maddesinde, sistem ve yurttaşlığı başlığı altında; “Kurdistan da doğup yaşayan veya KCK sistemine bağlı olarak yaşayan herkes yurttaştır” şeklinde tanımlandığı, 6. maddesinde, yurttaş olma ve çıkarılma konuları düzenlenerek, suç işleyen kişinin yüksek adalet divan kararı ve Kongra-Gel’in onayıyla yurttaşlıktan çıkarılacağının belirtildiği, 

İkinci bölümünde, temel haklar ve özgürlüklerin düzenlendiği, 10. Maddenin c fıkrasında, “meşru savunma ve savaş hali durumunda yurtseverliğin bir gereği olarak yurdun, temel hak ve özgürlüklerin savunmasında aktif katılma yükümlülüğü vardır.” ve aynı maddenin i fıkrasında “her KCK yurttaşı mükellefiyeti gereği vergilerini ödemekle yükümlüdür” şeklinde düzenlendiği, 11. maddede KCK’nın kurucusu ve önderinin Abdullah Öcalan olduğu, 12. maddesinde Kongra-Gel’in (Kurdistan Halk Meclisi)nin kurdistanın en yüksek karar (yasama organı) olarak tanımlandığı, bu organın milletlerarası kuruluşlar ve farklı topluluklar arasında antlaşmaların onaylanmasını görüşüp karara bağlama yetkisinin de verildiği, 13. maddesinde, KCK yürütme konseyinden bahsederek yürütme konsey başkanının Abdullah Öcalan tarafından atanacağı, bu konseyin en üst icra organı olarak tanımlandığı, 15. maddede ise, yüksek adalet divanınından bahsedildiği ve sistemde en yüksek yargı organı olarak belirtildiği, 16. maddede ise, yüksek seçim kuruluna yer verildiği,

-Dördüncü bölüm, 17. maddede, parça örgütlenmelerden (Türkiye, Irak, Suriye ve İran) bahsedildiği, bu örgütlenmelerdeki en yüksek karar organının Halk meclisleri olduğu, nüfus yoğunluğuna göre 150-200 üyeden oluştuğu,, 

-Beşinci, Altıncı ve Yedinci bölümlerde eyalet, bölge, kent, mahalle, köy ve sokak yapılandırmalarından ve bunların Komün örgütlenmesinden ve işleyişinden bahsedildiği, 

-Sekizinci bölüm 28. maddesinde, yargı sisteminden bahsedilerek mahkemeleri, halk özgürlük mahkemesi, idari mahkemeler ve yüksek askeri mahkemeler olmak üzere üç tür olarak düzenlediği, KJB (Kadın yapılanması) sistemine giren özgün konularda KJB yargı organını yaptığı,

-Dokuzuncu bölüm 32. maddesinde meşru savunma yükümlülüğünün düzenlendiği, bu maddenin “b” bendinde “herkes meşru savunma için hazır olmakla ve meşru savunma çalışmalarını desteklemekle yükümlüdür” denilerek KCK sisteminin içerisindeki mensuplara direniş yükümlülüğü getirilmiştir. 34. maddesinde savaş ve barış kararının Kongra-Gel tarafından salt çoğunluğuyla alınacağı, 35. maddesinde “halkın her hareketliliği ve örgütlerin her faaliyeti bir eylemdir” şeklinde ifade edilerek, bölgede gerçekleştirilebilecek yasa dışı eylemleri meşru bir zemine oturtulmaya çalışıldığı, 

-Onikinci bölümün 40. maddesinde ise siyasi partilerin düzenlendiği anlaşılmaktadır. 

 KCK sözleşmesine göre, Kurdistan toplumlar topluluğunun kurucusu ve önderi Abdullah Öcalan ’dır. Başkanlık konseyinde ise Kongra-Gel’in 9. Genel Kurulunda, yeni bir yapılanmayla birlikte tüm yapılanmaların üst organı olarak altı kişiden oluşan KCK genel başkanlık konseyi adı altında oluşuma gidildiği, KCK Yürütme Konseyi ve Kongra-Gel’in eş başkanlık sistemiyle yönetilmesi kararı alındığı, bu kurulda KCK Genel Başkanlığına Abdullah Öcalan’ın yeniden seçildiği, başkanlık konseyi üyeliğine, Cuma (K) Cemil Bayık, Bese Hozat (K) Hülya Oran, Cemal (K) Murat Karayılan, Elif Pazarcık (K) Elif Yıldırım, Avreraj (K) Mustafa Karasu, Sözdar Avesta (K) Nuriye Kesbir isimli örgüt yöneticilerinin getirildiği görülmüştür. 10. Genel Kurulda seçilen 2013-2016 yılları arasında ise, Başkanlık Konseyinin görevine devam ettiği, 2016 yılı Ağustos sonrasında yönetimde bazı değişikliklerin gerçekleştiği görülmüştür. 

PKK/KCK terör örgütüne bağlı olarak KCK çatı örgütlenme modeli şeklinde yapılanan, her bir ülkenin farklı bir parça örgütlenmesi olarak kabul edildiği, dört ülkede (Türkiye, Irak, İran ve Suriye) oluşturulan KCK-Türkiye, KODAR-İran, PÇDK-Irak, KCK/Rojava) Suriye isimli yapılanmalardır. Örgüt mensuplarından ele geçen dokümanlarda KCK sistemi tüm Kürtleri çatısı altında toplar, her dört parça veya Kürtlerin yaşadığı diğer yerlerde KCK sistemi kendini örgütler. ... Parça örgütlenmesinde Yasama, Yürütme ve Yargı üçlemesine dayanır. Parça örgütlenmesinin en yüksek karar organı halk meclisidir. 100 ila 200 kişi arasında oluşur ve iç örgütlenmesinde ve çalışma düzeyinde KONGRA-GEL düzenini esas alır. 

 PKK/KCK terör örgütü Türkiye yapılanmasında; KCK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ’a bağlı olarak alt birimde 7 kişiden oluşan, KCK Genel Başkanlık Konseyi, Konseyin altında Yasama (KONGRA-GEL) eş başkanlar, Remzi Kartal, Hacer Zagros, KCK Yürütme Konseyi eş başkan Cuma (K) Cemil Bayık, B. Hozad (K) Hülya Oran, Yargı, KCK Adalet Divanı Said Adikazi (K) Z. Siirt (K) Sultan Kocabey'den oluşmaktadır.

PKK/KCK terör örgütünün dört ülkedeki parça örgütlenmeleri KCK örgütlenme hiyerarşisi içerisinde ve sözleşmeye bağlı olarak faaliyet yürütmektedir. 

KCK terör örgütünün, bu şekilde yapılanmasının amacı tabana yayılarak, kitleleşmektir. Bu amaca yönelik araçlar, silahlı terör örgütünün kurucu liderlerinden olan Abdullah Öcalan  tarafından ortaya konulan “Kent Meclisleri”, “Demokratik Siyaset Akademisi”, “Demokratik Toplum Kongresi” ve “Kooperatifler Hareketi” olmak üzere dört ayaklı paradigmadan oluşmaktadır. Bu oluşumlar, iç ve dış kamuoyunda bölge halkının demokratik haklar için mücadele veriliyor şeklinde zahiri görüntü oluşturmak ve PKK'nın silahlı bir terör örgütü olduğu gerçeğini unutturmaya yöneliktir. PKK silahlı terör örgütünün elebaşı olan hükümlü Abdullah Öcalan’ın dört ayaklı paradigmasının KCK yapılanması ve sistemi hakkında yapılan açıklamalarla birlikte değerlendirilmesi de gerekir. KCK yapısının siyasal alana yönelik yapılanması “ekoloji ve yerel yönetimler komitesi”, “sosyal alan”, “ideolojik alan”,“ekonomik ve mali alan komitesi” şeklinde oluşmuş olup, KCK Sözleşmesinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde faaliyetlerde bulunmuştur. Sosyal alan da kendi içinde sosyal komite, halk sağlığı komitesi, dil ve eğitim komitesi, emekçiler komitesi, şehit aileleri ile dayanışma ve gaziler komitesi, gençlik komitesi, kadın komitesi, özgür yurttaş komitesi, basın komitesi ve benzeri adlarla komite ve koordinasyonlar kurulup faaliyetler yürütmüşlerdir. Ekonomik ve mali alan komitesinin ve bu komitenin faaliyetleri de PKK silahlı terör örgütü lideri olan hükümlü Abdullah Öcalan’ın dört ayaklı paradigmasında belirtilen kooperatifçilik felsefesi ile oluşmuştur. 

KCK sözleşmesi, örgüt arşivinden ele geçen uygulanma kabiliyeti bulunmayan bir doküman değildir. Yukarıda ayrıntısına yer verildiği üzere, KCK sözleşmesi modern devletlerin anayasası biçiminde hazırlanmış, Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ın belli bölgelerindeki toprakları üzerinde “Kurdistan” ismini verdikleri yeri yurt edinerek, bayrak şeklinin tanımladığı, bu bölgede yaşayan ve KCK sözleşmesine bağlı olanları vatandaş olarak tarif eden, sözde yasama, yürütme ve yargı organları oluşturup, halkı vergi vermeye ve çocuklarını askere alma bahanesiyle terör örgütüne göndermeye zorunlu kılan, gerektiğinde savaş ilan etme ve seçim  yapma gibi devletin kullanacağı yetkileri KCK yapılanmasına devreden bir anlayışla düzenlendiği görülmektedir.

Sözleşmenin 37. maddesinde PKK’dan bahsedilerek; KCK sistemi içindeki her kadronun ideolojik, ahlaki, felsefi ölçüler açısından PKK yapılanmasına bağlı olduğu, aynı zamanda her kadronun yer aldığı çalışmanın, çalışma ilkeleriyle faaliyet yürüteceği belirtilmiştir. Keza 36. maddede ise PKK’nın KCK sisteminin ideolojik gücü olduğu, “önderlik” olarak ifade edilen yapının PKK’nın felsefesinin ve idolojisinin hayata geçirilmesinden sorumlu olduğu, KCK sistemi içerisinde her çalışanın, PKK’nın ideolojik ve ahlaki ölçülerini esas aldığı belirtilmiştir. Bu belirleme PKK ile KCK arasındaki organik bağlantıyı göstermektedir. Nitekim, yıllarca PKK’da yöneticilik yapan kişiler, KCK’nın kurulmasıyla bu yapıda da üst düzey yönetici olarak görev almışlardır. 

 KCK sözleşmesi örgüt arşivinde kalan bir doküman mı yoksa örgüt tarafından uygulamaya konulmuş mudur? Bu sorunun cevabını dava öncesi ve sonrasında yaşanan süreçteki; terör örgütüne gelir sağlamak amacıyla yöre halkından baskı, korkutma ve sindirme yöntemiyle ya da rızayla yıllarca haraç toplanması,  sözde askere alıyoruz bahanesiyle, çocuk yaştakiler başta olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt kökeni vatandaşları terör örgütüne katılmaya ve örgütün amaçları doğrultusundaki eylemlere katılmaya zorlama, zaman zaman esnafa kepenk kapattırma, sıradan örgüt mensuplarına sözde mahkemeler kurdurup yöre halkını, hatta büyükşehir belediye başkanlarını dahi yargılatıp, cezalandırmaları, 2015 yılı ve devam eden zamanlarda KCK yöneticilerinin talimatları doğrultusunda, parti yöneticilerine ya da belediye görevlilerine kanunlara uymayacaklarına ve kendi kendilerini yöneteceklerine ilişkin öz yönetim açıklamaları yaptırılması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde hendek süreci olarak ifade edilen terör eylemlerinde, halkı, devlete karşı isyana yöneltip, örgütün kırsal alandaki militanları ile şehirlerdeki milisleri vasıtasıyla yöre halkına ve güvenlik güçlerine yönelik aylarca süren ağır silahlarla saldırıda bulunma ve bombalama eylemleri gerçekleştirilmesi, bu sürecin terör örgütü tarafından sözde meşru savunma olarak değerlendirilmesi ve bunun gibi birçok eylemin, sözleşme hükümlerinin uygulandığını gösterir açık örneklerdir. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde belediye teşkilatına bağlı olarak faaliyet gösterdiği ifade edilen, Sosyal Komite, Halk Sağlığı Komitesi, Dil ve Eğitim Komitesi, Emekçiler Komitesi, Şehit Aileleriyle Dayanışma ve Gaziler Komitesi, Gençlik Komitesi, Kadın Komitesi, Özgür Yurttaş Komitesi, Basın Komitesi gibi adlarda kurulup legal görünüm altında, esasen KCK’nın amacı doğrultusunda illegal faaliyetlerin, yöre halkına hizmet sunmak amacıyla  gerçekleştirilen siyasi faaliyet veya örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte olmadığı açıktır. Halkın, baskılanmayan iradesine uygun olarak seçimle gelinebilecek görevlerde, aday tespitinin ilgili parti yönetimi veya önseçim yerine, KCK üst yönetimi ve örgütün siyasi işlerden sorumlu H. Sabri(K) Sabri 0k tarafından belirlenmesi demokrasinin özüne ve ruhuna aykırılık oluşturacağından şüphe yoktur. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyetinin niteliklerinden birisi olan Demokratik Hukuk devleti olmanın bir gereği olarak da, KCK sözleşmesini uygulamaya yönelik olmayan ve bu yönde olduğuna dair şüpheli kalan eylem ve faaliyetlerin örgütsel faaliyet olarak kabul edilmeyeceği açıktır.

 KCK, PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü bir devlet sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve üyelerini sistematik bir yapıya kavuşturmayı amaçlayan, örgütün yasama meclisi KONGRA-GEL tarafından kabul edilip sistemin anayasası olarak nitelendirilen KCK (Koma Civaken Kürdistan) sözleşmesinde, KCK ile PKK'nın ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısının açıkça vurgulandığı ve  KCK yapılanması bakımından PKK'nın amaç ve stratejisinin benimsendiği belirtildikten sonra, KCK’nın PKK ile organik bağlantısı, açıklanan amaç ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, üye sayısı, sahip olduğu silahlı ve zorlayıcı gücü itibariyle Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden cebren ayırmaya yönelik amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli nitelikte silahlı bir terör örgütüdür.”

Bu kararlarda da belirtildiği gibi, PKK-KCK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak, Türk Ulusu'nu etnik kimlik esasına dayalı 'Türk ve Kürt ulusları' biçiminde bölmek ve ezilen halk olarak nitelediği Kürt kökenli vatandaşları, ayrı bir ulus olarak devletini kurma yolunda kanlı şiddet eylemlerine yönelttiği bir gerçektir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Divanı, Zana-Türkiye davası nedeniyle verdiği 25 Kasım 1997 günlü (69/1996/688/880) sayılı kararında, 'PKK isimli örgütü amaçlarına ulaşmak için şiddet kullanan bir terörist örgüt' kabul ederek, 'Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesinde PKK'nın sivillere yönelik kanlı saldırılar düzenlediğini' belirtmiştir.

PKK’nın bir terör örgütü olduğu hususu uluslararası platformlardada kabul görmüştür.

PKK, 10 Ağustos 1997 yılından beri ABD Hükûmeti'nin "Yabancı Terörist Organizasyonlar" listesinde yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı 2003 tarihinde yaptığı açıklamada PKK'nın her ne isim altında olursa olsun terör örgütü olarak kabul edildiğini açıklamıştır.

PKK 2002 yılından beri Avrupa Birliği'nin terör örgütleri listesinde yer almaktadır. Birlik, Birleşmiş Milletler terörizm ile mücadele kararları doğrultusunda PKK'nın AB ülkelerindeki bütün hesap ve mal varlıklarını dondurmuştur.

Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya ve Kanada pek çok devlet PKK örgütünün yasa dışı terörist örgüt olduğunu kabul etmişlerdir.

NATO gibi birçok uluslararası kuruluşlar da PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmişlerdir.

Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini,  kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemler 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda da terör eylemleri olarak nitelendirilmiştir.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ilkesine aykırı olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenliği altında bulunan ülke topraklarının belli bir bölümü üzerinde ayrı bir devlet kurmayı hedefleyen PKK-KCK silahlı terör örgütü tarafından gerçekleştirilen eylemlerin de 3713 sayılı Yasa'nın kapsamına giren nitelikte terör eylemleri olduğu hususunda bir tartışma bulunmamaktadır.

 

Bu aşamada sırasıyla Kobani Olayları, Hendek Olayları ile Gara operasyonu sonrası davalı partililerce yapılan açıklamalar, davalı Partinin Diyarbakır İl Binasının önünde evlat nöbeti tutan ailelerin beyanları ve PKK-KCK silahlı terör örgütüne HDP teşkilatları aracılığıyla katıldıklarını mahkeme huzurunda ikrar eden “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçundan yargılanan sanıkların ifadelerine yer verilecektir.

Davalı Halkların Demokratik Partisi, Anayasa ve yasalara göre kurulmuş olmasına rağmen;( terörist eylemler ile sivil, asker, polis, kadın, çocuk, bebek ayrımı gözetmeden onbinlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan, çocukların kaçırılarak zorla silah altına alınması, haraç almak, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi faaliyetlerde bulunan Marksist-Leninist ve etnik ayrılıkçılık temelli bir ideolojiye sahip olan) terör örgütü PKK'ya bağlı, PKK'nın görüşleri ve talimatları doğrultusunda PKK'nın siyasi kanadı şeklinde faaliyet göstermiş ve göstermektedir. Bunun yakın tarihimizdeki örneklerinden biri kamuoyunda 6-8 Ekim olayları olarak bilinen eylemlerdir. Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn el-Arap (Kobani) kentinde -PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasındaki çatışmalar, 2014 yılının Eylül ayı sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır. ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN 30.12.2020 TARİH, SORUŞTURMA NO: 2020/220843, ESAS NO: 2020/43416 VE 2020/6453 SAYILI İDDİANAMESİNDE DE (Ek 1) YER ALDIĞI ÜZERE 17.09.2014 tarihinden itibaren PKK/KCK Silahlı Terör Örgütünün üst düzey yöneticileri ve müzahir yapılanmaları tarafından PKK-KCK’nın güdümünde yayın yapan internet haber sitelerinden ve sosyal medya hesapları üzerinden EYLEM ÇAĞRILARI yapılmıştır. Bunlardan bir kısmı aşağıda belirtilmiştir.

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/GUNCEL/HALK-İNİSİYATİFİ-NDEN-KOBANE-İCİN-ACİL-EYLEM-CAGRİSİ.HTM URL uzantılı siteden alınan 17.09.2014 tarihli “HALK İNİSİYATİFİ'NDEN KOBANÊ İÇİN ACİL EYLEM ÇAĞRISI” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE;…Kürdistan Halk İnisiyatifi, Türk devletinin desteği ile Kobanê’yi kuşatmak için saldırı başlatan IŞİD çetelerinin sınır geçişlerinin önüne geçmek için acil eyleme çağırdı. İnisiyatif, “Kuzey Kürdistan halkı IŞİD çetelerinin katliamlarına izin vermemeli, sınırda acil eyleme geçmeli" dedi… Başta Urfa, Suruç ve Ceylanpınar halkı olmak üzere, Kuzey Kürdistan halkını Kobanê halkı ile ‘derhal’ direnişe geçmeye çağıran Kürdistan Halk İnisiyatifi, “Türk devletinin desteği ile Kobanê’de IŞİD çetelerinin katliam yapmasına izin vermemek, Kobanê sınırındaki çetelerin geçişlerini durdurmak için acil eyleme geçelim” dedi…” şeklinde çağrı yapıldığı,

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/KURDİSTAN/KARAYİLAN-KOBANE-İCİN-PROFESYONEL-KATİLİMA-CAGİRDİ.HTM URL uzantılı siteden alınan 18.09.2014 tarihli “KARAYILAN KOBANÊ İÇİN 'PROFESYONEL KATILIMA' ÇAĞIRDI” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE;…"YPG'ye katılın, profesyonel asker olun" dedi… "Bu nedenle farklı bir şekilde, yani direniş temelinde ikinci bir Şengal faciasıyla karşılaşmak istenilmiyorsa derhal harekete geçilmelidir. Kim, neyi, ne kadar yapabiliyorsa yapmalıdır" dedi…-Değerli Kobanê halkı ve gençliği şunu bilmeli: IŞİD’e karşı başarılı olabilmeleri için YPG’ye katılmaları ve eğitim temelinde profesyonel asker olmaları halinde başarılı olabilirler. Kuzey gençliğine çağrımdır; gidin bizzat savaşa savaşçı olarak katılın (...) Kobanê’deki direnişin başarısı için daha nitelikli katılıma ihtiyaç vardır…” şeklinde çağrı yapıldığı,

Aynı sitede yine 01.10.2014 tarihli “HALK İNİSİYATİFİ: PERŞEMBE GÜNÜ AMED’DE YAŞAM DURACAK!” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE;…“Amed’de 2 Ekim 2014 Perşembe günü yaşam durmalı. Hiçbir yurtsever esnafımız kepenk, kontak açmamalı; hiçbir aile çocuğunu okula göndermemelidir. Direneceksek bugün direneceğiz. Amed halkı gençliğin ve kadınların öncülüğünde alanlara inmelidir. Halkımızı her sokakta her meydanda ateşler yakarak, barikatlar kurarak omuz omuza direnmeye çağırıyoruz…” şeklinde çağrı yapıldığı,

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/GUNCEL/KJK-ARİN-MİRKAN-İN-ANİSİNA-DİRENİSİ-BUYUTELİM.HTM URL uzantılı 06.10.2014 tarihli “KJK: ARİN MİRKAN’IN ANISINA DİRENİŞİ BÜYÜTELİM” başlıklı haberde özetle;…Beritanlardan Zilanlara, Zilanlardan Arinlere kadar tüm görkemiyle devam eden direniş, fedai kadın duruşudur. Bu duruş dönemin kadın duruşu, halk duruşudur. Kuzey halkımız Arin yoldaşın duruşu temelinde Kuzey’in her alanını büyük bir ayaklanma ile direniş mücadelesine dönüştürerek Kobanê’yi sahiplenmelidir. Çağın vicdansızlığına vicdan, insanlığın suskunluğuna ses olmalıdır. Bu andan itibaren herkes bulunduğu yeri direniş alanına dönüştürerek Kobanê direnişini büyütmelidir. Kobanê’yi korumak ve sahiplenmek direnişi büyütmekten geçer. Direniş sınırda taçlanmalı ve tüm Kürdistan’a yayılmalıdır. Bu temelde başta kadınlar olmak üzere tüm halkımızı tarihi görev ve sorumluluklarına Arin yoldaşın çizgisi temelinde sahip çıkmaya çağırıyoruz...” şeklinde çağrı yapıldığı,

PKK'nın üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan'a ait olduğu belirtilen bir sosyal medya hesabından 5/10/2014 tarihinde saat 00.07'de "Gençleri kadınları 7’den 70’e herkesi Kobane'ye sahip çıkmaya onurumuzu namusumuzu korumaya metropolleri işgal etmeye çağırıyoruz." şeklinde çağrı yapıldığı,

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/GUNCEL/KOMALEN-CİWANGENCLERİ-AYAKLANMAYA-CAGİRDİ.HTM URL uzantılı 06.10.2014 tarihli “KOMALEN CİWAN GENÇLERİ AYAKLANMAYA ÇAĞIRDI” başlıklı haberde özetle;

"Komalen Ciwan Koordinasyonu" (PKK'nın gençlik yapılanması) adına bir açıklama yayımlanmıştır. Açıklamada "Bilindiği üzere 23 gündür Kobani merkezli DAİŞ (DAEŞ) faşizmi son barbarlığıyla devam etmektedir. ... tüm kürtgençliği şehit Jiyan, şehit Gerilla ve şehit Militan yoldaşların ruhuyla zafere kadar Arin Mirkan (Kobani'dekiçatışmalar sırasında düzenlediği intihar saldırısında ölen terör örgütü PYD/YPG mensubu) çizgisinde yürümeye çağırıyoruz. Kobani ile başlayan devrim dalgası tüm Kürdistan'a yayılmalı ve bu temelde Kürdistan gençliğini ayaklanması çağrısında bulunuyoruz." ifadelerine yer verilmiştir. Aynı sitede yer alan ve "Kürdistan Kurumlar" adına yapıldığı belirtilen bir açıklamada ise "Kobani'ye yönelik saldırılar bir katliam eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Bütün dünya ve insanlık bu katliama kulaklarını kapamış gözlerini yummuştur. Kürdistan halkı olarak bu durumu kabul etmemiz mümkün değil. Bu nedenle bütün halkımız Suruç'a gidebilecekler hemen bir saniye zaman kaybetmeden gitmeli ve Kürdistan'ın her karış toprağı Kobani için ayağa kalkmalıdır. Kobani tüm dünyanın gözleri önünde bir katliam tehlikesi altında iken bizim yerimizde oturmamız, uyumamız, günlük yaşantımızı sürdürmemiz mümkün değildir. Tüm halkımızı yediden yetmişe bulunduğu her yerde yaşamı IŞİD ve işbirlikçisi AKP'ye dar etmeye ve serhildanı en üst düzeyde genişleterek bu katliamcı çetelere karşı durmaya çağırıyoruz." şeklinde çağrı yapıldığı;

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/GUNCEL/OCALAN-KOBANE-HERKES-İCİN-DİRENİYOR.HTM URL uzantılı 08.10.2014 tarihli “ÖCALAN: KOBANÊ HERKES İÇİN DİRENİYOR” başlıklı haberde özetle;…Öcalan'ın "Kürt halkı her kesimle kardeşlik yapmak istiyor. Türkler de kardeşimizdir ancak kardeşliğin de bir hukuku vardır. Eğer bu hukuk yürütülmezse bu kardeşlik doğru bir kardeşlik değildir. Bu kabul edilemez. Doğru bir kardeşlik olmalıdır. Bütün Kürt halkı, hiçbir halkla düşman değildir. Her halkla her kesimle dosttur, arkadaştır. Aydın ve demokrat kesimler ve her yapı her renk, Kobanê halkını yalnız bırakmamalıdır" dediğini ifade eden Mehmet Öcalan, Öcalan'ın " Kimsenin Kürt halkını eritmeye, bitirmeye hakkı yoktur, biz bunu kabul etmiyoruz. Kürtlere sadece bir şey kalıyor. O da büyük bir direniştir" dediğini söyledi…”şeklinde çağrı yapıldığı,

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/KURDİSTAN/KCK-MİLYONLARİ-SOKAKLARA-CAGİRDİ.HTMURL uzantılı siteden alınan 07.10.2014 tarihli ve “KCK MİLYONLARI SOKAKLARA ÇAĞIRDI” başlıklı haberde özetle;

"KCK (PKK'nın üst yapılanması) Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı: DAİŞ vahşetine karşı milyonları sokağa çağırarak, 'Kuzey halkımız IŞİD çetelerine, uzantılarına hiçbir yerde yaşam şansı tanımamalıdır.' dedi. KCK, tüm sokakları Kobani sokaklarına dönüştürmeye çağırdı. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada; 'Çirkin ve sinsi katliam' karşısında kürt halkından mücadeleyi her yere, her zamana taşıyarak süreklileştirmesini isterken çetelere ve uzantılarına hiçbir yerde yaşam şansı tanınmaması gerektiğini kaydetti. KCK, özellikle 'bu saatten itibaren milyonlar sokaklara akmalı, sınır insan seline dönüşmelidir. Türk Devletinin ve kanlı çete IŞİD'in ortaklığı sonucu sınır hattı boşaltılarak Kobani direnişi desteksiz bırakılmak istenmektedir. Halkımız bu çirkin ve sinsi katliam karşısında başlattığı mücadeleyi her yere, her zamana taşıyarak süreklileştirmelidir. Kuzey halkımız IŞİD çetelerine, uzantılarına ve destekçilerine hiçbir yerde yaşam şansı tanımamalıdır. Tüm sokaklar Kobani sokaklarına dönüştürülmeli, tarihin bu eşsiz direnişine denk bir direniş gücü ve örgütlüğü geliştirilmelidir. Bu saatten itibaren milyonlar sokaklara akmalı, sınır insan seline dönüşmelidir. Her Kürt ve onurlu her insan, dostlar, duyarlı kesimler bu andan itibaren eyleme geçmelidir. An direniş eylemini geliştirme ve büyütme anıdır. Bu temelde tüm halkımızı, duyarlı kesimleri, dostlarımızı Kobani direnişini sahiplenerek yürütmeye, başta kürt gençleri ... olmak üzere tüm gençlerin Kobani'de özgürlük saflarına katılarak, direnişi yükseltmeye çağırıyoruz." şeklinde çağrı yapıldığı,

Aynı sitenin 8/10/2014 tarihli yayınında ise "KCK: Milyonlar sokaklardan ve mücadele alanlarından çekilmemeli"başlıklı açıklamaya yer verilmiştir. Yazıda "halkımız bulunduğu her yerde direniş mücadelesini büyüterek süreklileştirmelidir. Halkımız haklı ve meşru mücadelesini zafere kadar yüksek bir kararlılıkla sürdürmelidir. Milyonlar sokaklardan ve mücadele alanından çekilmemelidir. Halkımız; mücadeleden atılacak her geri adımın önümüzdeki günler, aylar ve zamanlarda daha büyük bedellere mal olacağı bilinciyle hareket ederek, mücadelesini kesintisiz yükseltmelidir. Ve kendi öz savunmasını güçlendirerek 'her yer Kobani, her yer direniş-serhildan' anlayışı ile direnişini zafere taşımalıdır." şeklinde ifadeler bulunmaktadır. Ayrıca sitede yer alan "Komalen Ciwan: Kürdistan'da devlet namına bir şey kalmamalı"  başlıklı yazıda  "Kürt gençlik hareketi Komalen Ciwan devrim halk savaşını her alanda güçlü yürütme çağrısında bulunarak, Devletin Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti kalmamıştır, kalmamalıdır da, yasaklarla Kürdistan'ı zindana çevirmeye çalışan kararlarına karşı Kürdistan'ı onlar için zindana çevirmeli, mezar etmeli. Kürdistan'da devlet namına bir şey kalmamalıdır."; "Kürdistan Halk  İnsiyatifi; sokağa çıkma yasağına uymayın" başlıklı yazıda ise "Kürdistan Halk İnsiyatifi yayınladığı bir açıklamayla Kürt halkı ve dostlarına Türkiye'nin Kuzey Kürdistan'da ilan  ettiği sokağa çıkma yasağına uymamaları ve Kobani'deki saldırılara karşı Rojava ile dayanışma eylemlerini ve serhildanlarını sürdürmesini istedi." şeklinde habere yer verildiği,

Anlaşılmıştır.

 

DAVALI HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ MYK’NUN VE ÜST DÜZEY  YÖNETİCİLERİNİN SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ PKK-KCK İLE EŞZAMANLI VE TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GÜDÜMÜNDE OLDUĞUNU GÖSTERİR ŞEKİLDE AYNI DÖNEMDE PKK-KCK İLE AYNI DOĞRULTUDA YAPTIKLARI ÇAĞRI VE AÇIKLAMALARIN BİR KISMI;

06/10/2014 tarihinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK)’da aynı olaylara ilişkin bir toplantı yapmıştır. Toplantı sırasında HDP'nin sosyal medya hesabından;

"HALKLARIMIZA ACİL ÇAĞRI! ŞUANDA TOPLANTI HALİNDE OLAN HDP MYK’DAN HALKLARIMIZA ACİL ÇAĞRI! Kobané’de durum son derece kritiktir. IŞİD (DAEŞ) saldırılarını ve AKP iktidarının Kobané’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz","Kobané’de yaşanan katliam girişimine karşı 7’ den 70’ e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz." ve "Bundan böyle her yer Kobane'dir. Kobane'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz." şeklinde açıklama ve çağrı yapıldığı,

HTTPS://TWİTTER.COM/AYSELLTUGLUK/STATUS/519214732356898816 URL uzantılı 06.10.2014 tarihli  @ayseltugluk isim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından;

artık herşey son evresine ulaştı: KAZANAN HEPSİNİ ALIR. KAYBEDEN TÜMÜNÜ YİTİRİR. ARA YOL KALMADI. TARİHİN KIRILMA ANINDAYIZ. Kobane İçin Sokağa” Şeklinde, çağrı ve paylaşım yaptığı,

HTTPS://TWİTTER.COM/AYSELLTUGLUK/STATUS/519166312116125697 URL uzantılı 06.10.2014 tarihli  @ayseltugluk isim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından;

bugün, bu akşam KÜRT HALKININ, ROJAVA’NIN KOBANE VE ÖZGÜRLÜK KANTONLARININ DİRENİŞİNE YAKIN DURMAYANLAR, YARIN BİZDEN UZAK OLSUN” şeklinde, çağrı ve paylaşım yaptığı,

HTTPS://TWİTTER.COM/SİRSUREYYAONDER URL UZANTILI 06.10.2014 tarihli @SİRSUREYYAONDER isim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından;

 “KOBANÊ’DE YAŞANAN KATLİAM GİRİŞİMİNE KARŞI 7’DEN 70’E BÜTÜN HALKLARIMIZI SOKAĞA, ALAN TUTMAYA VE HAREKET GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ. BÜTÜN ULUSLARARASI KURUMLAR, DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLER, EMEK VE MESLEK ÖRGÜTLERİ, KADIN VE GENÇLİK ÖRGÜTLERİ, KADIN VE GENÇLİK ÖRGÜTLERİ, DEMOKRATİK GÜÇLER KOBANÊ’DE YAŞANAN VAHŞETE KARŞI HAREKETE GEÇMELİDİR…”şeklinde, çağrı ve paylaşım yaptığı,

HTTPS://TWİTTER.COM/HDPGENELMERKEZİ/WİTH_REPLİES URL UZANTILI 07.10.2014 tarihli  @HDPGENELMERKEZİ isim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından;

…Demirtaş: HALKIMIZ HİÇBİR YERDE GERİ ADIM ATMADAN DİRENİŞİNİ SÜRDÜRÜRSE ABLUKANIN KIRILACAĞINA İNANIYORUZ. Kobane için sokağa” şeklinde;

HTTPS://TWİTTER.COM/HDPDEMİRCELİK URL uzantılı 06-07.10.2014 tarihli ve @HDPDEMİRCELİKisim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından;

Özgür gelecek Kürdistan Direnişi ile Gezi Direnişini ortaklaştıran mücadeleden geçer. Vicdan sahibi tüm mazlumlar ayağa kalkmalıdır.”,“Devletin yalanlarına, söylemine ve kandırmalarına aldanmadan Kobani anlayışıyla direnmek ve mücadele etmek yapılması gereken tek şeydir.” Şeklinde, çağrı ve paylaşım yaptığı,

07.10.2014 TARİHLİ VE @Ayla_Akat isim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından; 

Kobane için sokağa. Halklarımıza acil eylem çağrısı. Kobanê’de yaşanan katliam girişimine karşı 7’den 70’e bütün halklarımızı sokağa, alan tutmaya ve hareket geçmeye çağırıyoruz. 

Bütün uluslararası kurumlar, demokratik kitle örgütler, emek ve meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri, demokratik güçler Kobanê’de yaşanan vahşete karşı harekete geçmelidir. 

Bundan böyle her yer Kobanê’dir. 

Kobanê’deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana kadar SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz. HDP” şeklinde çağrı ve paylaşım yaptığı,

Https://Twitter.Com/Ayselltugluk/Status/519447927543320576 url uzantılı 07.10.2014 tarihli@Ayseltuglukisim/Rumuzlu Twitter Kullanıcı Hesabından;

ERDOĞAN: ŞU ANDA KOBANİ DE DÜŞTÜ DÜŞÜYOR” ÇOK BEKLERSİN… BİL Kİ, KOBANİ DÜŞERSE ANKARA’DA DÜŞER. KÜRTLER DE KENDİ KADERİNİ TAYİN EDER!..”şeklinde paylaşım yaptığı,

HTTPS://TWİTTER.COM/SELAHATTİNDMRTS URL UZANTILI @Selahattindmrtsisim/Rumuzlu Twitter Kullanıcı Hesabından;

6 Ekimde “AKP İKTİDARININ KOBANE’YE AMBARGO TUTUMUNU PROTESTO ETMEK ÜZERE HALKIMIZI HEMEN ŞİMDİ SOKAĞA ÇIKMIŞ OLANLARA DESTEK VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

7 Ekimde “AKP’NİN ROJAVA KAZANIMLARINI YOKETME GİRİŞİMLERİNİ SOKAKLARDA DİRENEREK BOŞA ÇIKARMIŞTIR… DİRENMEK ÖZGÜRLÜKTÜR.” , “AKP IŞİD VE ÇETELERİNİN KİRLİ SİNSİ OYUNUNU HALKIMIZ SOKAKLARDA DİRENEREK BOŞA ÇIKARMIŞTIR...”şeklinde çağrı ve paylaşım yaptığı,      

HTTPS://TWİTTER.COM/AYSELLTUGLUK/STATUS/519781846474059776 URL uzantılı 08.10.2014 tarihli @AYSELTUGLUKisim/rumuzlu twitter kullanıcı hesabından;  

“Kürtleri daha fazla öfkelendirmeyin !.. Demiştik. Kobane için sokağa “ mesajının paylaşıldığı, mesajın altında da yol kesip barikat kurarak yolu ateşe veren teröristlerinin fotoğrafına yer verildiği,

Ayhan BİLGEN Resmi Kayıtlı Twitter Hesabından;

06 Ekim 2014 tarihinden başlayarak sistematik olarak 12 Ekim 2014 tarihine yapılan çağrı ve paylaşımları ile ülke bütünlüğüne kast eden, PKK/KCK silahlı terör örgütünü övücü kitleleri yönlendirme amacı taşıyan paylaşımlarda bulunulduğu, 

6 Ekim 2014 tarihinde;

“Kobanenenin Kürtler için ne anlama geldiğini çok ağır bedel ödeyerek öğrenecek Türkiye.”

Ankara’da sıcak yataklarında devrimi bekleyenler hiç olmazsa lütfedip Sakaryada oturma eylemine buyrun.

9 Ekim 2014 tarihinde;

“hükümet uyarıları dikkate almamakta ısrar ederse şehirlerde polis kurşunları kırsalda da askerle çatışmayı getirir.. biraz akıl ve sağduyu.”

11 Ekim 2014 tarihinde;

“hükümet Kürtlerin savaş kapasitesini test etmekte kararlı. Büyük savaşı önlemek için şimdi barışı daha güçlü savunmalıyız.”

“çatışmanın kırsala yayılması riskini bile önemsemeyen bir hükümet rotayı büyük savaşa kırmış demektir.”

12 Ekim 2014 tarihinde;

“benim derdim haritalarla değil rejimlerle. sadece tespit yaptım. Rejim değişmezse haritalar değişir”

“Ortadoğu büyük savaşa sürükleniyor. Birlikte eşit, özgür yaşam taleplerine kulak asmayanlar Kürdistan’ı kendi elleriyle kuracaklar” şeklinde paylaşımlarda bulunduğu,

twitter.com/alpaltinors/status URL adresinde @alpaltinorskullanıcı adı ile yaptığı paylaşımlarının yapılan tespitinde; 

“KobaneİçinSokağa RT RT” şeklinde hashtag’i paylaştığı,

twitter.com/BircanYorulmaz/status URL adresinde @BircanYorulmaz kullanıcı adı ile yaptığı paylaşımlarının yapılan tespitinde;

“@HDPgenelmerkezi: İstanbul halkları! İlçelerimizin meydanlarındayız” şeklindeki paylaşımı yaptığı ayrıca “#KobaneİçinSokağa”

Bu ülkede her zaman en büyük turnusol konusu, içinde Kürt geçen herşey”şeklindeki paylaşımın yapıldığı ayrıca paylaşımın altında“#KobaneİçinSokağa” ve#HeryerKobaneHeryerDirenis”şeklindeki Hashtag’ lerin paylaşımını yaptığı, 

HTTP://WWW.FİRATNEWS.COM/NEWS/GUNCEL/AHMET-TURK-KOBANE-YE-DESTEK-VERMEYEN-DUSMANLİK-YAPİYOR.HTM 20.09.2014 tarihli “AHMET TÜRK: KOBANÊ’YE DESTEK VERMEYEN DÜŞMANLIK YAPIYOR” başlıklı haberde özetle; …7'den 70'e IŞİD çetelerine direnen Kobanê halkına destek olmak için kantona gelen DTK , HDP ve DBP heyeti Kobanê halkı ile buluştu. Kobanê halkına seslenen Ahmet Türk, "Bugün Kobanê'ye destek vermezseniz, silah vermezseniz ne zaman destek vereceksiniz. Kobanê'ye destek vermeyen herkes Kobanê'ye düşmanlık yapıyor" diyerek kamuoyunun sessizliğine tepki gösterdi…” şeklinde çağrı yapıldığı,

PKK güdümünde yayın yaptığı bilinen aynı internet haber sitesinde; 27.09.2014 TARİHLİ “HDP'Lİ VEKİLLER: KOBANÊ İÇİN HERKES AYAKTA OLMALI” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE;

“…söz alan HDP vekillerden SEBAHAT TUNCEL, yaşanacak olası bir katliamda ilk olarak Türkiye’yi sorumlu tutacaklarını özellikle belirtti. Dünyanın dört bir yanında Kobanê için ayağa kalkınması gerektiği çağrısında bulunan Tuncel “yarın geç olabilir. Bugünden başlayarak daha aktif bir şekilde herkes alanlarda olmalı ve Kobanê yankılanan sesi dünyaya duyurmalıdır. Birileri kulaklarını kapatsa da bizler haykırmaya devam edelim. Dünyanın merkezi önünde bir haftadan beridir bir eylemlilik içerindeydik bazı görüşmeler yaptık Kobanê’de gerçekliği aktardık. Buradan bir daha yineliyoruz Kobanê’de bir katliam olursa başta BM ve Türkiye daha sonra bütün uluslararası güçleri sorumlu tutacağız” seklinde konuştu.…" şeklinde çağrı yapıldığı,

HTTP://WWW.ENSONHABER.COM/SELAHATTİN-DEMİRTAS-SOKAKLARA-CİKİN-CAGRİSİNİ-YİNELEDİ-2014-10-13.HTML URL uzantılı 13.10.2014 tarihli “SELAHATTİN DEMİRTAŞ SOKAKLARA ÇIKIN ÇAĞRISINI YİNELEDİ” başlıklı haberde özetle;“…Demirtaş, biriken öfkenin ise nasıl yatışacağını şöyle anlattı: "doğrudan Kobani ile bağlantılıdır. Öfkeyi yatıştırabilecek olan biz değiliz. bizim halk üzerinde ne böyle bir gücümüz vardır, ne de buna gerek vardır. Yani halk IŞID'e karşı durmasın, sempati duysun diye uğraşacak değiliz; sempati duyulsun diye yeterince uğraşanlar var zaten. Biz hükümetin atacağı pratik adımların IŞID'in Kobani'den püskürtülmesi ile sonuçlanmasının bu öfkeyi durduracağını düşünüyoruz. Elbette ki bundan kastettiğim şiddet olayları değil. Biz silah kullanma, yakıp yıkma, yağmalama gibi şiddet eylemlerini teşvik etmedik, tahrik etmedik, örgütlemedik, ama halkın öfkesinin alanlarda, meydanlarda, gece gündüz evinde, sokakta, arabasında elindeki bütün imkanlarla bir protestoya dönüşmesinin çağrısını yaptık, o çağrının da halen arkasındayız…" şeklinde,

Haber, çağrı ve paylaşımların yer aldığı anlaşılmıştır.

Yukarıda belirtilen ve medyaya yansıyan açıklamalar ve çağrılardan anlaşılacağı üzere “6-8 Ekim olayları" olarak adlandırılan şiddet eylemleri öncesi bir kısım PKK’lı üst düzey yöneticiler ve PKK’nın güdümündeki internet haber siteleri halkı kışkırtarak sokağa çıkıp ayaklanmaya davet etmiş ardından eş zamanlı olarak Ali ÜRKÜT, Alp ALTINÖRS, Altan TAN, Arife KÖSE, Bayram YILMAZ, Berfin Özgü KÖSE, Emine Beyza ÜSTÜN, Bircan YORULMAZ, Bülent PARMAKSIZ, Can MEMİŞ, Cihan ERDAL, Dilek YAĞLI, Gülfer AKKAYA, Günay KUBİLAY, Hatice ALTINIŞIK, İsmail ŞENGÜL, Nazmi GÜR, Pervin ODUNCU, Yurdusev ÖZSÖKMENLER, Zeki ÇELİK, Zeynep KARAMAN, Ayhan BİLGEN, Gülser YILDIRIM, Karabet PAYLAN, Hüda KAYA, Meral Danış BEŞTAŞ, Sezai TEMELLİ ve Hakkı Saruhan OLUÇ’dan oluşan dönemin HDP MYK’sı (Ek 9) partinin resmi tweter hesabından ve aynı zamanda MYK üyesi de olan parti Eş Genel Başkanları Selahattin DEMİRTAŞ ve Figen YÜKSEKDAĞ ŞENOĞLU da gerek basın toplantısı düzenleyerek gerekse sosyal medya hesapları üzerinden halkı devlete karşı eylem yapmaları için sokağa çağırmış, böylelikle aslında halkı devlete karşı isyana azmettirmişlerdir. Bu çağrılara aralarında Sırrı Süreyye ÖNDER, Aysel TUĞLUK, Demir ÇELİK, Ayla Akat ATA gibi partinin önde gelen isimleri de katılmışlardır. 

Bu çağrıların amacının güvenlik güçleri ile göstericileri karşı karşıya getirip iç savaş çıkartmak olduğu aşikardır. Şiddete yapılan bu çağrılarda görüldüğü gibi terör örgütü PKK ve onun siyasi kanadı HDP eşgüdüm içinde aralarında yaptıkları işbölümüne göre hareket etmişlerdir.

Yapılan isyan çağrıları üzerine, Suriye'deki çatışmalar dolayısıyla tepkilerini dile getirdiğini ileri süren gruplar 6/10/2014 tarihinden itibaren Türkiye'nin birçok yerinde günlerce devam eden ve kamuoyunda "6-8 Ekim olayları" olarak adlandırılan şiddet eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu eylemler sırasında ülkenin pek çok yerinde kamu binalarına, banka şubelerine, işyerlerine, araçlara, güvenlik güçlerine ve sivillere taş, sopa, molotof kokteyli ve silahlarla saldırıda bulunulmuştur. Bu sırada kamu makamlarınca güvenliğin sağlanması için birçok şehirde eğitime ara verilmiş ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.

Kamu makamlarının ve soruşturma mercilerinin tespitlerine göre (aralarında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Şanlıurfa, Van, Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep gibi büyük kentlerin de olduğu) 36 ayrı ilde gerçekleştirilen şiddet eylemleri sonucunda ülke genelinde meydana gelen tüm olaylarda toplamda Adam Öldürme (37), Adam Öldürmeye teşebbüs (31), Yağma (24), Alıkoyma (38), Alıkoymaya Teşebbüs (2), Mala Zarar Verme (1750), Yakarak Mala Zarar Verme (397), Kamu Malına Zarar Verme (1060), Yakarak Kamu Malına Zarar Verme (503), İşyeri Dokunulmazlığını İhlal (53), Geceleyin İşyeri Dokunulmazlığını İhlal (294), Geceleyin Açıktan Hırsızlık (26), Açıktan Hırsızlık (20), Hırsızlık (114), Geceleyin Hırsızlık (272), Basit Yaralama (5), Silahla Basit Yaralama (43), Kamu Görevlisini Silahla Basit Yaralama (264), Kamu Görevlisini Kasten Basit Yaralama (7), Kemik kırığı Oluşacak Şekilde Kasten Silahla Yaralama (1), Kamu Görevlisini Kemik kırığı Oluşacak Şekilde Kasten Silahla Yaralama (1), Silahla Kasten Yaralama (78), Kamu Görevlisini Silahla Yaralama (51), İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali (3), İbadethanelere Zarar verme (4), Düşük Yapmaya Neden Olma (1), Bayrak Yakma (24), 5816 Sayılı Yasaya Muhalefet (25), Suç İşlemeye Tahrik ve Devletin Birliğini Ülkenin Bütünlüğünü bozma suçlarının işlendiği anlaşılmıştır.

Yapılan eylem çağrıları ile ilgili olarak dönemin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No: 2016/24950, Esas No: 2017/588 ve İddianame No: 2017/118 sayılı iddianamesiyle Halkı Kanuna Aykırı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne Kışkırtma, Suç İşlemeye Alenen Tahrik Etme suçlarından açılan davanın Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/189 sayılı Esasında derdest olduğu; yine dönemin Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/159 sayılı Esasında, Ayhan Bilgen hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/658 sayılı Esasında, Altan Tan hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/178 sayılı Esasında kayıtlı “Suç İşlemeye Alenen Tahrik Etme” suçundan açılan davaların  derdest olduğu anlaşılmıştır. 

Bu davaların dışında yine dönemin HDP Eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Şenoğlu ile dönemin  HDP MYK üyeleri hakkında Adam Öldürme (37) Adam Öldürmeye teşebbüs (31) Yağma (24) Alıkoyma (38) Alıkoymaya Teşebbüs (2) Mala Zarar Verme (1750) Yakarak Mala Zarar Verme (397) Kamu Malına Zarar Verme (1060) Yakarak Kamu Malına Zarar Verme (503) İşyeri Dokunulmazlığını İhlal (53) Geceleyin İşyeri Dokunulmazlığını İhlal (294) Geceleyin Açıktan Hırsızlık (26) Açıktan Hırsızlık (20) Hırsızlık (114) Geceleyin Hırsızlık (272) Basit Yaralama (5) Silahla Basit Yaralama (43) Kamu Görevlisini Silahla Basit Yaralama (264) Kamu Görevlisini Kasten Basit Yaralama (7) Kemik kırığı Oluşacak Şekilde Kasten Silahla Yaralama (1) Kamu Görevlisini Kemik kırığı Oluşacak Şekilde Kasten Silahla Yaralama (1) Silahla Kasten Yaralama (78) Kamu Görevlisini Silahla Yaralama (51) İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali (3) İbadethanelere Zarar verme (4) Düşük Yapmaya Neden Olma (1) Bayrak Yakma (24) 5816 Sayılı Yasaya Muhalefet (25) Devletin Birliğini, Ülkenin Bütünlüğünü Bozma suçlarından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 30.12.2020 tarih, Soruşturma No: 2020/220843, Esas No: 2020/43416 ve İddianame No: 2020/6453 sayılı iddianamesiyle açılan kamu davasının Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinin 2021/6 Esas sayılı dosyasında derdest olduğu bilinmektedir.

Davalı Parti ile bölücü terör örgütü PKK-KCK’nın arasındaki organik bağı gösteren yakın tarihimizdeki bir diğer örnek de Sur, Silvan, Cizre, Nusaybin, Varto, Yüksekova ve Şırnak gibi doğu ve güneyduğu illerimizde pek çok yerleşim yerinde PKK/KCK bölücü terör örgütü tarafından sözde özerk bölge oluşturma amacıyla yoğun şekilde gerçekleştirilen hendek kazma, bomba tuzaklama, güvenlik güçlerine yönelik silahlı ve roketli saldırıların olduğu“Hendek Olayları” olarak bilinen olaylardır. Bu olaylar sonucu birçok yerleşim yerleri yakılıp yıkılmış çok sayıda güvenlik görevlisi ile sivil vatandaş şehit olmuştur.

YİNE ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN 30.12.2020 TARİH, SORUŞTURMA NO: 2020/220843, ESAS NO: 2020/43416 VE İDDİANAME NO: 2020/6453 SAYILI İDDİANAMESİNDE BELİRTİLDİĞİ ÜZERE;

PKK/KCK silahlı terör örgütünün ve davalı Halkların Demokratik Partisinin ülkemiz topraklarında sözde Bağımsız Kürdistan Devlet yapılanmasını oluşturma amacıyla 06-08/EKİM/2014 tarihlerinde başlatmış olduğu serhildan (BAŞKALDIRI) eylemleri sonrası özerklik ilan (öz yönetim) edilmek istendiği, ancak başarılı olamayınca bu amaç doğrultusunda 15 AĞUSTOS 2015 tarihinde yine terör örgütü tarafından (ve davalı parti tarafından da desteklenen) bombalı ve silahlı saldırılar ile sözde BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN DEVLETİ oluşumunun tamamlanacağı yönünde örgütce açıklamaların-çağrıların yapıldığı, bu çağrılar  üzerine (tıpkı Kobani olayları öncesi olduğu gibi) siyasi alan yapılanması içerisinde faaliyet gösteren davalı Halkların Demokratik Partisince de örgütün talimatlarına uygun olarak kitleleri harekete geçirmek için aynı içerikte çağrıların-açıklamaların yapıldığı anlaşılmıştır.

Bu kapsamda;

KCK YÜRÜTME KONSEYİ EŞBAŞKANI BESE HOZAT (K) HÜLYA ORAN TARAFINDAN 14 TEMMUZ 2015 TARİHİNDE YAPMIŞ OLDUĞU AÇIKLAMADA;

“Kürdistan’da yeni bir dönem başlıyor” başlıklı yayınlanan açıklamada özetle;“….Devrimci halk savaşı dönemidir. Kürt halkı ve Türkiye toplumu devletten ve hükümetlerden barış ve demokrasi dilenemez. Bizzat kendisi devrimci, demokratik mücadeleyi yürüterek Kürdistan’a özgürlüğü, Türkiye’ye demokrasiyi ve barışı getirecektir. Halk kendi mücadelesiyle demokratik sistemini kuracak ve bütün gücüyle bu sistemi savunacaktır. Hiçbir biçimde soykırımcı politikalara sessiz kalmayacaktır. Siyasi soykırım operasyonlarına karşı en radikal duruşu gösterecek, aynı anda yüzbinler ayağa kalkacaktır. Tek bir insanın tutuklanmasına müsaade etmeyecektir. Hiç kuşku yok ki artık gerilla da bu alçakça saldırılara ve soykırım politikalarına göz yummayacaktır. Bundan sonra gerilla soykırım operasyonlarına, karakol-kalekol yapımlarına, askeri amaçlı baraj ve yol yapımlarına gereken karşılığı verecektir. Seçim sonuçları ve Rojava’daki başarılar ancak bu biçimde kalıcı gelişmelere dönüşebilir. Bu açıdan Kürtler, Kadınlar ve gençler başta olmak üzere saldırı ve soykırım tehditi altında olan her kesimi demokratik özerk sistemini inşa etmeye, devletin ve AKP’nin her türlü saldırısına karşı savunmasını örgütlemeye-geliştirmeye çağırıyorum…” şeklinde,çağrı ve açıklamalar yapıldığı, 

09 AĞUSTOS 2015 TARİHİNDE KCK TARAFINDAN “KCK: KÜRT HALKI İÇİN ÖZ YÖNETİMDEN BAŞKA SEÇENEK KALMADI” BAŞLIKLI YAYINLANAN HABERDE ÖZETLE; 

“...Kürdistan halkı için başka bir seçenek kalmamıştır. Bu nedenle Halk Meclislerinin özyönetim ilanlarını haklı buluyor ve destekliyoruz. Tüm demokrasi güçlerini ve demokrasi ihtiyacı olan tüm toplulukları da halklarımızın bu iradesini anlamaya ve desteklemeye çağırıyoruz” şeklindeki açıklamalarla sözde özerklik ilan edilmesi yönünde talimatların verildiği,

SÖZDE KCK YÜRÜTME KONSEYİ EŞBAŞKANI CEMİL BAYIK TARAFINDAN;

“Tüm halkımız silah almalı, bu temelde kendini eğitmeli ve örgütlemeli. Yaşam da ölüm de kendi topraklarında olmalı… Bu sadece askeri güçlerin büyütülmesi temelinde değil, halk olarak meşru savunmasını geliştirmeli...“şeklinde açıklama yaparak silahlı eylemlerin artırılması talimatı verdiği anlaşılmıştır.

28.07.2015 TARİHLİ “KALKAN: AKP'NİN FAŞİST, DİKTATÖR YÖNETİMİNİ ADIM ADIM YIKMALIYIZ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan Suruç katliamı, gözaltı, tutuklama furyası ve hava saldırılarıyla birlikte AKP’nin topyekûn özel savaş planlamasını devreye koyduğunu dikkat çekti. Halkları adım adım Demokratik Özerklik yönetimlerini geliştirmeye çağıran Kalkan, "Demokratik Özerklik Devrimi’ni gerçekleştirmek üzere Kürt toplumunu dostlarını, demokratik Türkiye toplumunu, kadını ve gencini seferberlik düzeyinde mücadeleye davet ediyorum ve DEMOKRATİK ÖZERKLİK YÖNETİMLERİ GELİŞTİRİLMELİ“…özellikle de Kürdistan’da yüzde seksen doksan, yüzde yüz oy alınan yerlerde kendi öz yönetimlerini kurmalı. Kendi karar organlarını, yönetimlerini, meclislerini geliştirmeli, Demokratik Özerklik yönetimlerini geliştirmeliler.…” şeklinde çağrıların yapıldığı,

10.08.2015 TARİHLİ “DEVLET BİZİ YÖNETEMEYECEK; KENDİ KENDİMİZİ YÖNETECEĞİZ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…HİÇBİR DEVLET KURUMUNU MEŞRU BULMUYORUZ' 

Öz savunma vurgusunda da bulunulan açıklamada, devletin hiçbir yetkilisinin meşruiyetinin kabul edilmeyeceği ve halkın kendini yöneteceği kaydedilerek, şunlar ifade edildi:..biz Şırnak Halk Meclisi olarak devleti reddetmiyoruz. Ancak bu şekilde devletin kurumlarıyla yürüyemeyeceğimizi söylüyoruz, bunun için bu kentte bulunan devletin tüm kurumları bizim için meşruiyetlerini kaybetmiştir. Bu şekli ile devletin hiçbir atanmışı bizi yönetemeyecektir. Bundan sonra halk olarak öz yönetimimizi esas alarak demokratik temelde yaşamımızı inşa edeceğiz. Bundan sonra da gelişecek tüm saldırılar karşısında demokratik öz savunmamızı gerçekleştireceğiz." Şeklinde açıklama yapıldığı,

12.08.2015 TARİHLİ “KCK: KÜRT HALKI İÇİN ÖZYÖNETİMDEN BAŞKA SEÇENEK KALMADI” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Kürdistan’daki Halk Meclislerinin özyönetim ilanlarını destekleyerek AKP iktidarının ulus devlette ısrarı karşısında Kürt halkı için özyönetimden başka seçenek kalmadığını duyurdu…AKP hükümeti ve demokrasi düşmanı Cumhurbaşkanının tutumu ve halka yönelik saldırı politikası karşısında Silopi, Cizre, Nusaybin ve Şırnak Halk Meclisleri, bundan sonra devlet kurumlarını tanımayacaklarını ve onlarla hiçbir işlerinin olmadığını, kendi işlerini kendilerinin yapacağını; kendi özyönetimlerini kuracaklarını ilan etmişlerdir. Özyönetimlerine saldırıldığı takdirde meşru öz savunma haklarını kullanacaklarını açıklamışlardır. Önder Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin makul çözüm yaklaşımlarını istismar eden, demokratik siyasal çözümü reddeden, Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde Türkiye'nin tüm sorunlarının çözümü yerine tekçi ulus devletçi anlayışta ısrar eden; demokratik ulus anlayışıyla geliştirilmek istenen yerel demokrasi tanımayan bir siyasi zihniyet karşısında Kürdistan halkı için başka bir seçenek kalmamıştır. Bu nedenle Halk Meclislerinin özyönetim ilanlarını haklı buluyor ve destekliyoruz. Tüm demokrasi güçlerini ve demokrasi ihtiyacı olan tüm toplulukları da halklarımızın bu iradesini anlamaya ve desteklemeye çağırıyoruz…” Şeklinde, çağrıların yapıldığı,

15.08.2015 TARİHLİ VE “HOZAT: KÜRDİSTAN’DA YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat: Kürdistan’da yeni bir dönem başlıyor. Bu dönem sömürgeci devlet yönetiminden kurtulup kendi öz yönetimlerini kurma ve kendi kendini yönetme dönemidir.

ÖZYÖNETİM İLANLARININ HER YERDE GELİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, “Öz yönetim ilanlarının ve uygulamalarının her yerde geliştirilmesi gerekiyor. Devletin her türlü yönelimi karşısında da çok güçlü bir biçimde toplumsal direniş ve özsavunmayla kendi sistemini halkımızın savunması gerekiyor. Öyle olmalı ki polis tek bir kişiyi tutuklamaya dahi cesaret etmemelidir. Polisin mahallelere girişine izin verilmemelidir. Halkımız devletin hiçbir kurumuna ihtiyaç duymadan kendi sistemini inşa edip kendisini yönetmeli ve savunmalıdır… Artık halkımız bu suç ve katliam aygıtı çete devlet tarafından asla yönetilemez. Halkımız bunu kabul edemez, zaten öz yönetim ilanlarıyla kabul etmediğini de ortaya koymuştur. Kürdistan’da yeni bir dönem başlıyor. Bu dönem sömürgeci devlet yönetiminden kurtulup kendi öz yönetimlerini kurma ve kendi kendini yönetme dönemidir” dedi. şeklinde, çağrıların yapıldığı,

21.12.2015 TARİHLİ “KARAYILAN: ÖZERKLİĞİ KABUL ETMEZLERSE BİZ DE AYRILMAYI DÜŞÜNÜRÜZ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…Eğer onlar Demokratik Özerkliği tümden reddeder ve bunu isteyenleri yok etmeye kalkışırlarsa biz de ayrılmayı düşünürüz… Önder Apo özgürleşmeden, Kürt özerkliği tanınmadan Türkiye’nin birliği ve savaşın durması artık mümkün değildir. Bu kesinkes bir gerçektir. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. İşte çözüm diyorlar. Çözüm nedir? Çözüm önce Önder Apo’nun özgür olması ve Kürt halkına özerklik hakkı verilmesidir. Biz ancak böyle bir çözümü kabul edebiliriz. Başka çözüm biçimlerini asla ve asla kabul edemeyiz…Ancak, “biz Demokratik Özerkliği falan tanımıyoruz; siz de dilinizi, kültürünüzü, her şeyinizi terk edeceksiniz; benim boyunduruğum altında yaşamaya mahkumsunuz; teslim olacaksınız” diyorsanız bu artık mümkün değildir. Bunu bilmeniz gerekir. Ortadoğu’nun bugünkü gerçekliğinde ve PKK’nin Kürdistan’da sağladığı gelişme ile Kürt halkının bugün yaşadığı bilinçlenme ve iradeleşme karşısında sizin bu dayatmanız beyhude bir dayatmadır... Bugün direnen bir halk gerçekliği var; gece gündüz sokakta olan bir halk var…” şeklinde, açıklama yapıldığı,

29.12.2015 TARİHLİ VE “KALKAN: ÖZ YÖNETİM DİRENİŞİ BÜYÜK ZAFER KAZANACAK” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…'ÖZ YÖNETİM KAZANACAK; HEM DE ÇOK BÜYÜK KAZANACAK'…. Özgürlük olacaksa direnişle, mücadeleyle kazanılacak, diyor. Eylemini büyütecek ve kazanacak. Tüm kalbimle inanıyorum. Kürt halkını öz yönetim ve öz savunma direnişi kazanacak, hem de çok büyük kazanacak! … Böyle süreçte faşizm, soykırımcılık yenilecek; özgürlük, direniş kazanacak, demokratik mücadele kazanacak…” şeklinde açıklamalar yapıldığı,

2 MART 2016 TARİHLİ “DTK , HDK, HDP, DBP VE KJA ÇAĞRISINI YİNELEDİ: GÜRÜLTÜ ÇIKARARAK SUR'A YÜRÜYELİM” BAŞLIKLI AÇIKLAMADA;

“...DTK , HDK, HDP, DBP ve KJA, "Herkes Sur'a yürümeli" çağrısını yenileyerek, Amed halkına şöyle seslendi: "Herkes bulunduğu yerden gürültü ve ses çıkartarak, Sur'a yürümeye devam etmelidir." "Herkes Sur'a yürümeli" diyen DTK , HDK, HDP, DBP ve KJA'dan bir çağrı daha geldi. Amed’in dört bir tarafından saldırılara rağmen yılmadan, barikatları aşa aşa yürümeye devam eden Amedlilere seslenen DTK , HDK, HDP, DBP ve KJA, şunları belirtti: “Sur'daki abluka ve yasaklar kaldırılıncaya kadar yürüyüşümüz sürecektir. Abluka kaldırılıncaya kadar kimse evine gitmemeli, geri adım atmamalıdır. Günlerce de sürerse sokaklarda olmalı, evine dönmemelidir. Herkes bulunduğu yerden, gürültü ve ses çıkartarak, Sur'a yürümeye devam etmelidir. Gün tarihi bir gündür, direnişimizle tüm ablukaları yıkabiliriz, Sur'da katliam tehdidi altında olan insanlarımızı kurtarabiliriz. Diyarbakır daha önce direnişiyle birçok kez tarih yazdı; bugün de direnişiyle bir kez daha tarih yazacaktır…", şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

Görülmüştür.

 

DAVALI HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ YETKİLİLERİNİN PKK-KCK TERÖR ÖRGÜTÜ PARALELİNDE ONUN TALİMATI İLE EŞZAMANLI YAPTIKLARI ÇAĞRILARIN BAZILARI;

13.11.2015 TARİHLİ “YÜKSEKDAĞ: SİLVAN'DA DURUM ACİLİYETİNİ KORUYOR, EYLEME GEÇİLMELİ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…Hiçbir polis ve ordu gücü, hiçbir katliam planı, halkın bu duruşunu bozamaz, halkın duruşunu bozabilecek güce sahip değiller“ ifadelerini kullanan Yüksekdağ, darbeden sonra ilk defa bu kadar uzun süre bir sokağa çıkma yasağının Silvan'da uygulandığını, 11. günü geride bıraktığını hatırlattı. Yasağın daha ne kadar süreceğini, sürdürüleceğini de bilmediklerini de belirten Yüksekdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Siyasi iktidar, saray ve AKP rejimi istedikleri biçimde dizayn ediyorlar ve bugün Silvan halkına yönelik gerçekleştirilen bu saldırı rejimi dizayn etme saldırısıdır. Türkiye'deki halkların bir diktatörlük rejimine mecbur edilmesi için tüm demokratik damarlarını kesmeye çalışıyorlar. Demokratik direniş ve meşru duruş damarlarını kesmeye çalışıyorlar… Silvan'da durum halen aciliyetini koruyor, saldırılar devam ediyor, bir an önce sahiplenmeyi büyütmek ve Silvan'da büyük bir katliamın önüne geçmek için eyleme geçilmesi gerekiyor..” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

16.12.2015 TARİHLİ “YÜKSEKDAĞ: CİZRE'NİN SESİ, SİLOPİ'NİN GÖZÜ, SUR'UN YÜREĞİ OLALIM” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…Gençlerimiz, şehitlerimiz başta olmak üzere herkes bu direnişin mirasçılarıdır. Bizim askerimiz, tankımız, silahımız yok. En büyük gücümüz halkımız ve direnişimizdir. Işık olmanın gücüne inanmaktır gücümüz. Günlerdir, aylardır, önce dağı taşı bombalayanlar bugün evimizi, yurdumuzu, mahallemizi viran etmek için savaşa yemin etmiş bir iktidar var karşımızda. 30 yıl boyunca diz çöktüremeyenler şimdi halkı böyle katlederek sorunu çözmeye çalışıyorlar. Bugün Kürt halkı özyönetim iradesini ve diktatöre karşı öz savunmasını ortaya koyuyor. Bu da meşrudur…"Bu teröre karşı savunmak haktır. Kimse bizi bunun için yargılayamaz. Artık onların viran olmuş yasalarını tanımıyoruz. Ezilen insanların savunmalarına haklarına dayanıyoruz biz. Bizi bu toplumsal ahlak ve direniş ayakta tutuyor. Tutunmaya devam edeceğiz. 'Temizleyeceğiz' diyorlar. Sizler eğer ev ev, mahalle mahalle kıyımdan geçirmek isterseniz. Bu aşağılık zulme karşı direneceğiz. Bizi teslim almanıza izin vermeyeceğiz. Bu zulme pabuç bırakmayacağız. Kürt halkının direnişi onur direnişidir..O gençlerimizin davalarını bayraklarını asla yere düşürmeyeceğiz…” şeklinde, çağrı ve açıklama yapıldığı,

18.12.2015 TARİHLİ VE “DTK , HDK, HDP, DBP: HALKIMIZ BAŞ EĞMEDİ BİZ DE EĞMEYECEĞİZ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

….Demokratik Toplum Kongresi (DTK ) Eşbaşkanları Hatip Dicle ve Selma Irmak, HDK Eşsözcüsü Ertuğrul Kürkçü, DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek, HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, Diyarbakır'da yaptıkları ortak açıklamada, hükümete Kürtlere karşı yürüttüğü savaşa sert tepki gösterildi. DTK  binasında yapılan basın toplantısında Dicle'den sonra kısa bir konuşma yapan Irmak, Kürtçe yaptığı konuşmada, bu acılardan yeni bir sürecin yaşanacağını belirterek, yaşananları da "tarihin tekerrürü" olarak belirterek, "Biz artık çözümsüzlük aşamasında değiliz. Kendisini tekrarlayan devletin şiddetidir. Biz artık çatışma, savaş diyemeyiz. Ancak buna işgal diyebiliriz. Yaralar kanıyor, ancak bu kendisiyle barış getirmez. Kan kanla temizlenmez….Kürt sorunu katliamlarla, yok etme ile çözülmedi çözülmeyecek. Bu sorun ancak masada ve müzakereler ve halkın taleplerinin yanıtlanması ile karşılanacaktır. Olağanüstü bir şekilde kongremizi topluyoruz. Biz tartışacağız halkımızın isteği nedir, devlet hangi yöntemlerle neden bu özerkliği ezmeye çalışıyor ve bunun çözümü nedir? Bunları tartışacağız" şeklinde konuştu…” şeklinde, açıklama yapıldığı, 

24.12.2015 TARİHLİ “YÜKSEKDAĞ: ÖZYÖNETİM DİRENİŞİ DARBEYE KARŞI SİVİL DİRENİŞTİR” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…Özyönetim direnişleri, sivil halk direnişleri, bu darbeye karşı direnişin büyütülmesi bakımından çok önemli rol oynamıştır. Karşımızda bir darbe var ve özyönetim ilanları etrafında bu darbeye karşı bir direniş hareketi var. 'Hendeklerle siyaset yapıyorsunuz' diye itham edilen Kürt halkı, bütün Türkiye halklarının darbeye karşı direniş dinamiği olmuştur. Darbeye karşı direnişin sivil öncü dinamiği haline gelmiştir. Özyönetim direnişlerini, demokratik siyaset alanını daraltan değil, tam tersine güçlendiren, demokratik siyaset alanının direncini büyüten ve sağlamlaştıran bir hareket olarak görüyoruz.…” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

04.01.2016 TARİHLİ “YÜKSEKDAĞ: DÖRT BİR YANDA DİRENİŞİ BÜYÜTELİM” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

….Darbeye karşı direnmek haktır. Dört bir yanda bu direnişi büyütelim. Türkiye'nin tüm meydanlarında, sokaklarında bu insanlık dışı zulme ve vahşete dur diyelim… Engeller aşıla aşıla bir yürüyüş tamamlanır. Karşımıza engeller ve barikatlar çıkarılabilir. Ama hep birlikte sokağa çıkarsak, her yerde aynı amaç için buluşulup birleşirsek bu engeller bu barikatlar bir sonra anlamını ve hükmünü yitirir… Türkiye halklarının darbeye karşı direnenlerin yanında olmasını ve darbeye diktaya bir Nazi düzenin kurulmasına direnişe geçmesini tarihsel bir görev ve sorumluk almaya davet ediyoruz. Darbeye karşı direnmek haktır. Dört bir yanda bu direnişi büyütelim. Türkiye'nin tüm meydanlarında, sokaklarında bu insanlık dışı zulme ve vahşete dur diyelim…” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

04.05.2016 TARİHLİ “YÜKSEKDAĞ: SOYKIRIMLAR KARŞISINDA DİRENÇ BÜYÜTÜLMELİ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…Amed bölgesi mücadele yürütürken, Dersim mücadele yürütürken Botan'ın sessiz kaldığı dönemleri geride bırakıyoruz. Ben bu özgürlük mücadelesinin muhakkak sonuca ulaşacağına inanıyorum. Çünkü bir kez daha tarih yeniden yazılıyor yeniden yaratılıyor. 

Ortadoğu yeniden şekilleniyor yeniden şekillenecek. Bu yeniden yapılanma sürecinde Kürt halkı ve Alevi toplumu kendi haklarına kavuşmalıdır. Bu fırsatı kesinlikle kaçırmamalıdır. Tarih yazılırken bizi yeniden saf dışı bırakmak için Sur Cizre ve Kürdistan'ın diğer kentlerinde katliam yapıyor. Bu olanaklara sahip olmayı engellemek için bu savaş politikasını ortaya koymuşlardır. Sadece burada değil Kürt'ün yaşadığı her yerde Rojava'da da elinden gelen her şeyi yapıyor. Tarihsel bütünlük içinden baktığımızda zaman ne Abdulhamit ne Erdoğan'ın hiçbir farkı yok…” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

18.12.2015 TARİHLİ “DEMİRTAŞ: HAKLIYIZ, DİRENECEĞİZ, KAZANACAĞIZ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…Siz kimsiniz? Kimi nereden temizliyorsunuz? Siz olsa olsa bu memleketin kanalizasyonlarını temizlersiniz… Haklıyız kazanacağız. 7'den 70'e el ele vereceğiz kenetleneceğiz. Faşizm ricayla, minnetle geriletilmez. Ancak direnişle geriletilebilir. Yılgınlığa gerek yok, halkımızı bulunduğu her yerde bu onurlu direnişi daha fazla büyütmeye çağırıyoruz…Hükümetin savaşın da ötesine geçen bu işgal girişimine karşı partimizin tutumu nettir. Bugün partimiz Kürt halkının yanındadır…Bir kez daha zulmün tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz. Öyle hendek çukur diyerek küçümseyenler şunu bilsin. O Kenan Evren'in yürüttüğü tanklara karşı direnenler vardı kim kazandı. Çok şükür o tanklara karşı direnenler var. Erdoğan darbe yaptı diye ona yalakalık mı yapsaydı, eteğine yapışıp çözüm mü dilenseydi. Çok şükür, onbinlerce yiğit kahraman bu darbeye karşı direniyor. Onbinlerce asker gönderiyorsan demek ki orada hendek yok halk var. Halk her yerde direniyor direnecek de. Öyle büyük zafer nidalarıyla konuşmayın. Utanç duyulacak bir durumdasınız. Daha elinizde tek bir çözüm yok planı yok, şehirlere tank sokmuşsunuz, çıkmışsınız yeni anayasadan demokrasiden bahsediyorsunuz. Biz ölüm korkusunu yendik bizi tankın namlusu ile korkutamazsınız…Evet, bu zulmünüze karşı insanlarımız sıkıntı yaşıyor, farkındayız. Ama bu zulmü sizin operasyonlarınız yaşatıyor. ..halkımızla bu zulüm bitsin diye direnişi büyüteceğiz. Önümüzdeki hafta sonu Diyarbakır'da DTK 'nin genişletilmiş kongresine katılacağız, özyönetimin tartışılması için geniş bir katılım sağlayacağız önemli kararlar alacağız ve hepsini hayata geçireceğiz. Bize tankın namlusunu göstererek bizi korkutacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar. Bizler ölüm korkusunu çoktan aştık. Ölüm Allah'ın emridir olacaksa onurlu olsun…” şeklinde, çağrı ve açıklama yapıldığı,

22.12.2015 TARİHLİ “DEMİRTAŞ: KÜRT SORUNU ÇÖZÜLDÜ DE BİZİM Mİ HABERİMİZ YOK?” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“….Cizre'de, Silopi'de mesele gerçekten 10-20-30 PKK'li olsaydı şimdiye kadar çözülmüş olmaz mıydı? Halk bu özyönetim arkasında olduğu için hepsi hedef haline getirilmiş. Ortada 35 çapulcu terörist yok. Ortada halk olarak kabul edilmemiş bir topluluğun hak talebi var. Devletin bu hak talebinde karşı tankla topla saldırısı var. Hendekler ondan sonra ortaya çıktı. Şırnak'ta özyönetim istiyoruz diyen belediye eşbaşkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri tamamı tutuklanmış, içeri atılmış, hepsi müebbet hapisle yargılanıyor. Ne hendek vardı ne barikat? Başbakan bunu itiraf ediyor, 'İlçe ilçe operasyon yapma kararı almıştık' diyor. HDP tabanın iradesi kırılmak isteniyor. Biat etsinler isteniyor. Çünkü AKP 7 hazirandan sonra bir tek Kürtlerden çekiniyor. Başka örgütlü güç kalmamıştı. Şimdi Kürtlerin bu örgütlü iradesini kırmaya çalışıyor…Özyönetim diktatörlüğün panzehiridir. Kendi halkı ile konuşamayan hükümet tankı topu göndereceğine ne kazanacak. Genelkurmay Başkanı'nı göndereceğine sen git. Dinle ne kaybedersin. ..Özyönetim diktatörlüğün panzeridir. Bu demokratik halk yönetimi talebidir o yüzden dinlemek istemiyorlar. Şırnak halkı özyönetim değil de diktatörlük ya da başkanlık sistemi ilan etseydiler kutlayacaklardı. Halkın ilanları tek adamlığı boşa çıkarıyor bunu istemiyorlar…” şeklinde, çağrı ve açıklama yapıldığı,

30.12.2015 TARİHLİ “DİRENİŞ KAHRAMANCA BİR TARİH YAZIYOR” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

…Birincisi Kürtlerin kendi haklarını kazanması için illaki benzer bir çerçevede Türklerin de çıkarı olması gerekmiyor. Kardeş halk dediğiniz halkın hakkının teslim edilmesi başlı başına bir "çıkar"dır zaten. Sonuçta Kürtler kaybettikleri, gasp edilen haklarını elde etmek istiyor. İkincisi, bununla birlikte; demokratik özerklik ve bunun etrafında yürüyen mücadele bütün Türkiye'ye, etnik kimlik ve inançlara aynı anda kazandıran bir modeldir. Bu model, sadece Kürtlere ve Kürdistan coğrafyasına özgü bir model değil. Herkese yararı var. Ötesi Türkiye'yi bir iç savaştan kurtaracak, felaketten kurtaracak bir önermeyi yapıyor Kürtler. Milliyetçi bir akım olarak davransaydı, Türkiye'yi çok büyük bir iç savaşa sürükleyip, Suriye ve Irak'tan daha kötü bir tablo ortaya çıkarabilirdi. Kürt hareketi bunu yapmıyor. Bir etnik, mezhep savaşı yürütmüyor. Bütün ırkçı saldırılara rağmen milliyetçi savrulma yaşamıyor. Bir Türk bütün bunlara bakarak "evet benim bundan kazancım var" diyebilir. Bir de şöyle bir şey var tabii; devletin Kürtleri asimile etme, katletme, inkar etme ve sömürme yükünden Türkler kurtulacak. Yani bunca yıldır Devletin günahına ortak olmaktan kurtulacaklar. Ve elbette bölünme korkuları ve kaygıları da ortadan kalkacak, bir arada yaşama imkânları her zamankinden fazla artmış olacaktır…Hükümet ve devlet çevrelerinin daha ilk andan itibaren özerklik çerçevesi teklifini bölücülük, terörizm, hainlik olarak nitelemesi tesadüf değildir. Çünkü diktatörlüğe karşı tek panzehir şu anda bizim ortaya koyduğumuz demokratik alternatif olan özerkliktir. Bu nedenle önümüzdeki dönem özellikle meselenin şiddet alanı dışına çıkarılarak siyasi zemine çekilmesi için herkesin katkısını bekliyoruz. Demokratik özerkliğin paneller, çalıştaylar, mitingler, basın buluşmaları, diplomatik temaslar, halk toplantıları ile her yerde çok iyi anlatılması gerekiyor. Hükümet/Devlet çevrelerinin kirli propaganda ve saldırılarına karşı özerkliği doğru bir çerçevede öğrenip öğretmek ve her yerde sahiplenmek gereklidir…” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

20.01.2016 TARİHLİ “DEMİRTAŞ: PARLAMENTO KATLİAMLARA ORTAKTIR” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…Parlamento da işlevsiz şekilde, şu anda katliamları izleyen, destek veren bir kuruma dönüşmüş durumda. Bu, bir utançtır. Geçmiş dönemlerde de ağır insan hakları ihlalleri yaşandı ama parlamento kendi içinde komisyonlar oluşturdu, vakaların olduğu yerlere gitti, incelemeler yaptı. Ama hiçbir dönem bu kadar suça ortak bir parlamento anlayışı oluşmamıştı. Görünen o ki tek tek atanan hükümet milletvekilleri, özellikle sarayın talimatı doğrultusunda milletin verdiği görevin dışında sarayın işlerini yapan birer memura dönüşmüş durumda. HDP Grubu bu duyarsızlığa karşı tepkilerini kararlı şekilde otaya koyacaktır. Zannetmeyin ki bunlar tarihin sayfalarına yazılmıyor. Çok ağır suçlar işleniyor. Türkiye'nin batısı duymasın diye bunları örtüyorsunuz. Şimdi aynı şeyler tekrar yaşanıyor. Tarih tekerrür ediyor ve yeniden ağır insan hakları ihlalleri gerçekleşirken bir kez daha Türkiye'nin batısı bunları görmüyor, duymuyor…Halkımız bulunduğu her yerde balkonunda aracında evinde sesini yükseltmelidir. Ben ülkemde kardeş kavgası istemiyorum diyerek herkesten sesini yükseltmesini istiyoruz …” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

13.01.2016 TARİHLİ VE “DEMİRTAŞ: YA DİRENENLER KAZANACAK YA DA BU FAŞİZME TESLİM OLUNACAK” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE

“…."Size daha önce de söyledik, teslim olmayın, teslim olursanız, onurunuzu, paranızı, mülkünüzü alırlar. Siz özür dileseniz de yetmez, sizden daha fazlasını isterler…Bizim savunduğumuz yetki devri olsa sadece bizim değil AKP'li ve CHP'li belediyeler de daha iyi çalışır. Biz ülkenin bölünmesini değil yerelin daha iyi çalışmasını istiyoruz…Cizre'ye Sur'a, Silopi'ye direnen bütün halkımıza sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz…” şeklinde, çağrı ve açıklama yapıldığı,

08.01.2016 TARİHLİ “EV EV HEPİMİZİ ÖLDÜRECEK MİSİNİZ?” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…Biz daha demokratik, herkes yönetime katılsın istiyoruz. Kendisi Başkanlığı önerebilir hakkıdır, biz de özyönetim, özerklik öneriyoruz. Bu da bizim hakkımızdır. Ancak bunu müzakere ederek, konuşalım yapalım diyoruz…DTK ’nin deklarasyonundan çıkan buydu. Hendekteki direnişçilere de çağrı yaptık, bu işi siyasetle çözelim dedik ve hükümet bizi vatan haini, bölücü ilan etti. ‘Derhal dokunulmazlıkları kaldırılmalı, içeri atmalı’ dedi. Meclis’e gitsen olmaz, dağa gitsen olmaz. Ne yapsın Kürtler?...Biz mahkemenin karşısına çıkarız. Bana sorsa ‘özyönetimi, özerkliği savundun mu?’ dese, ‘Evet savundum’ derim. Biz halkın zulme karşı direnişinin yanında olduğumuzu da söyleriz…” şeklinde, çağrı ve açıklama yapıldığı,

01.02.2016 TARİHLİ “DEMİRTAŞ: AKP SAVAŞTA ISRAR EDİYOR; BOYUN EĞMEYECEĞİZ” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…Kürt halkı bölünme için değil özgürlük için bir talepte bulunuyor. Özyönetim de özerklikte budur. Bölünme değil eşitlenme ve bunun üzerinden bir demokratikleşme talebidir. Büyük bir savaş görüntüsü altında ülkeyi Başkanlığa mecbur bırakmaya çalışıyorlar. Bu ölüm, kan ortamında sağlıklı bir anayasa tartışmasının yürütülmesinin imkanı yoktur. Hükümet çözüme kapalıdır. …” şeklinde,çağrı ve açıklama yapıldığı,

23.06.2016 TARİHLİ “DEMİRTAŞ: AKP TÜM İMKANLARIYLA SAVAŞI DAYATIYOR” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“….Çekilen acılar elbet sona erecek. Bu kadar büyük bedeller ödeniyorsa özgürlük dolu günlere kavuşacağız demektir. Her birimiz yanımızdakinin elini tutalım. Değerli arkadaşlar biz sizlerle gurur duyuyoruz. Ortada bir iş varsa o işi siz yapıyorsunuz. Herkesin sadece kendini düşündüğü dünyada siz halkları düşünüyorsunuz. Bu yüzden biz sizlerle gurur duyuyoruz. Biliyorsunuz her akşam halkımızla bir şehirde iftarda bir araya geliyoruz. Geride kalan 68 ay boyunca Cizre, Silopi, Nusaybin, Gever, Şırnak’ta yıkım ve katliam politikalarıyla ilgili halkımız şunu bilsin ki işler bu noktaya varmasın diye elimizden geleni yaptık ama gözleri mühürlenmiş, gözü kararmış, eline tarihi bir fırsat geçmiş gibi Kürt kentlerini yakıp yıktılar. Elinde silah olmayan insanların yaşadığı şehirler, sağlam tek bir yer kalmasın diye her şeyi yaptılar. İşte bu yüzden siz devlet olamazsınız. Buna da terörle mücadele diyerek insanların değerlerine hakaret ediyorlar. Siz böyle halka karşı zafer mi kazanacaksınız. Bu gidişle sadece kendini rezil edersin. İnanın burada durmayacaklar. O yüzden yana yana duracağız. Yüksekova’yı, Sur’u, Cizre’yi kaderiyle baş başa bırakmayacağız. Van Belediyesi bu konuda çalışmalarını sürdürüyor. Yapılabilecek kampanyalarla birbirimizle dayanışacağız. O kentlerimiz mutlaka eski haline dönecek ve bu rezillere el açtırmayacak şekilde bu dönemi atlatacağız. Herkes bu konuda elinden geleni yapmalıdır..” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

02.12.2015 TARİHLİ “HDP VE DBP’DEN SUR İÇİN EYLEM ÇAĞRISI” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…HDP ve DBP Amed İl Örgütü, Sur ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve devam eden saldırılara karşı bugün saat 14.00’te Şêx Said Meydanı’nda kitlesel eylem çağrısında bulundu. DBP ve HDP Amed İl Örgütleri tarafından yapılan çağrılara göre, HDP’li Milletvekilleri, Belediye Eş Başkanları ve sivil toplum kurumları, Sur ilçesinde devam eden saldırılara ve olası can kayıplarının önüne geçilmesi için, bugün saat 14.00’da Amed Dağkapı Meydanı’nda (Şêx Said Meydanı) bir araya gelecek.HDP Amed Basın Bürosunun yayınlamış olduğu bildiride, Amed’in Sur ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı ardından ilçe, güvenlik güçleri tarafından ablukaya alınmış ve ardından çatışmaların başladığı hatırlatıldı. 

HERKES ALANLARA ÇIKMALI 

Açıklamanın devamında ise, tüm Amed halkına, bu saldırıların önüne geçmek için, saat 14:00’te Dağkapı meydanında toplanmaya davet edildi…”şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı,

07.12.2015 TARİHLİ “HDP VE DBP'DEN AMED HALKINA ÇAĞRI” BAŞLIKLI HABERDE ÖZETLE; 

“…İl örgütleri tarafından yapılan yazılı açıklamada,..'HER GÜN 18.00'DE SES ÇIKARALIM!' 

Açıklamada, sokağa çıkma yasaklarını ve devlet güçlerinin sivil yerleşim yerlerinde uyguladığı baskıyı protesto etmek için eylem çağrısı yapıldı. İl örgütleri, "Her gün saat 18.00’de halkımızı kapısının önünde ses çıkarma (korna çalma, ıslık çalma vb.) ve ışık açıp kapama etkinliği yapmaya çağırıyoruz" dedi…” şeklinde çağrı ve açıklama yapıldığı, 

Anlaşılmıştır.

Bu bağlamda; PKK/KCK terör örgütü tarafından özellikle 2010 yılından sonra Demokratik Özerkliğin sürekli olarak gündemde tutulmaya çalışıldığı ve özerklikten başka bir seçenek kalmadığı şeklinde açıklamalar yapıldığı, terör örgütüyle iltisaklı yayın yapan basın-yayın organlarında sürekli olarak özerklik ile ilgili yayınların yapıldığı tespit edilmiştir.

PKK/KCK silahlı terör örgütünün ve davalı Halkların Demokratik Partisinin sözde Bağımsız Kürdistan Devlet yapılanmasını oluşturma amacıyla eşgüdüm içinde  06-08/EKİM/2014 tarihlerinde başlatmış olduğu isyan hareketleri sonrasında bu kez  ÖZERKLİK (ÖZ YÖNETİM) ilan edilmek istendiği, ancak bu girişimin de güvenlik güçleri tarafından bertaraf edilmesi sonrasında örgütün ideolojisinden vazgeçmeyerek eylemleri daha şiddetli ve Türkiye geneline yaymak amacıyla sözde KCK YÜRÜTME KONSEYİ EŞBAŞKANI BESE HOZAT (K) HÜLYA ORAN TARAFINDAN 14 TEMMUZ 2015 TARİHİNDE “KÜRDİSTAN’DA YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR şeklinde yapılan çağrı sonucunda 15 AĞUSTOS 2015 tarihinde terör örgütü  tarafından HENDEK OLAYLARI olarak bilinen bombalı ve silahlı saldırıların başlatıldığı bilinmektedir. Bu olaylar  öncesi ve sonrası sürekli olarak bölge halkına ve  Ülkemiz topraklarında terör örgütü adına faaliyet gösteren yapılanmalara dönük çağrıların yapıldığı- talimatların verildiği, DTK (DEMOKRATİK TOPLUM KONGRESİ) HDK (HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ) HDP (HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ), KCK (KOMALEN CİVANEN KÜRDİSTAN) VE KJA (KADIN YAPILANMASI-ŞİMDİKİ İSMİ TJA) tarafından ve ilgili kuruluşların eş başkanları ile yönetici konumunda bulunan şahıslar tarafından silahlı terör  örgütü PKK-KCK’nın yapmış olduğu çağrı/talimatlar doğrultusunda eş zamanlı olarak  yukarıda yer verilen açıklamalarda ve çağrılarda bulundukları dolayısıyla diğer bileşenlerle birlikte davalı HDP’sinin de terör örgütü PKK-KCK’nın talimatlarını vakit geçirmeden yerine getirdiği anlaşılmaktadır.

PKK/KCK silahlı terör örgütünün nihai hedefinin Ülkemiz topraklarını da içerisine alan sözde bağımsız Kürdistan Devletini kurmak olduğu bilinmektedir. Kobani bölgesi başta olmak üzere sınırlarımızda oluşturmak istediği terör koridoru ile akabinde özerklik ilanları ve 06-07-08 EKİM 2014 (KOBANİ OLAYLARI) ve 15 AĞUSTOS 2015 (HENDEK OLAYLARI) tarihlerinde gerçekleştirilen saldırıların aynı amaça hizmet eden aşamalar olduğu aşikardır. Yukarıda isimleri geçen davalı parti eş genel başkanları ve diğer yöneticilerinin örgütün siyasi alan yapılanması içerisinde faaliyet gösterdikleri, bu doğrultuda gerek 6-8 Ekim terör olaylarında, gerekse Hendek olaylarında açık bir şekilde örgütün talimatlarına uyarak PKK/KCK terör örgütünün güdümünde, örgütün açıklamalarıyla aynı içerikteki açıklamaları yaptıkları, bu şekilde bu ve benzer olaylarda örgütün talimatı ve stratejisi doğrultusunda örgüt güdümünde hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Öyleki; 3 Ocak 2016’da dönemin HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, operasyon kapsamında gerçekleşen ölümlerin, geçmişteki faili meçhul cinayetlere benzediğini belirtmiştir. Baluken, PKK’lıların kanlı eylemlerinden, açtığı hendeklerden bombalı saldırılarından hiç bahsetmeden, eskiden ölümlerin devlet görevlilerce JİTEM gibi kontra örgütlenmeler vasıtasıyla gerçekleştirildiğini belirterek “Bugün kontralara ihtiyaç duyulmadan kamu görevlileri tarafından insanlar sokak ortasında vurulmakta, öldüren kamu görevlileri ile ilgili ciddi bir yasal işlem gerçekleşmemektedir.(Ek 20) diyerek PKK-KCK’nın savunuculuğunu yapmış vatandaşların güvenliğini ve yaşam hakkını güvence altına almak isteyen güvenlik güçlerini olaylar nedeniyle ağır şekilde suçlamıştır.

Yine kamuoyunda “Gara Operasyonu” olarak bilinen ve bölücü terör örgütü PKK’ya karşı Irak’ın kuzeyinde yapılan operasyon sırasında bir mağarada rehin tutulan 13 silahsız vatandaşımızın PKK tarafından hunharca katledilerek şehit edilmesinden sonra da davalı parti kanadından bu katliamı gerçekleştiren terör örgütü her zaman olduğu gibi yine kınanmamıştır. 

Hatta davalı partinin milletvekilleri Hüda Kaya ve Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesaplarından attıkları mesajlar (Ek 6) ile bırakın terör örgütünü kınamayı tek bir kelime ile eleştirmezlerken devleti suçlamışlardır. Hatta 25., 26. ve 27 dönem HDP Ağrı milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in önceki tarihlerde  “Gara” bölgesine gidip PKK’lı teröristlerle görüştüğü açık kaynaklara yansıyan bilgiler arasındadır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca konu ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında (Ek 7) güvenlik güçlerine teslim olan terör örgütü mensubu S.B. ifadesinde Dirayet Dilan Taşdemir’in yaşamını terör örgütü faaliyetlerine adayan örgüt mensuplarından biri olduğunu belirttikten sonra ; “HDP içerisinde siyaset yapan Belediye Başkanı olarak seçilen şahısların hiçbir zaman kendi iradeleriyle özgürce aday listelerini belirleyemediklerini söylebiliriz. Türkiye’de yapılan genel ve yerel seçimlerde adı BDP, HDP olan yasal siyasi partilerin adayları terör örgütünün Kandil’de bulunan üst yönetimi tarafından belirlendi. Örgüt kadrolarından oluşan adayları listelerine dahil ederek yerel veya genel seçimlerde seçilmeleri sağlandı. Bu sayede terör örgütü KCK-TM adına faaliyet yürüten kadroları yerel yönetimlere ve milletvekili olarak Meclis’e girmeleri sağlandı.” şeklinde;

“Ulaş” kod adlı terörist Dirayet Dilan Taşdemir’e ilişkin ifadesinde “Kadro mensubudur. 2009 yılı öncesine Irak’ın kuzeyine illegal yollardan gitti. Kandil alanında kadın örgüt yapılanması tarafından verilen ideolojik eğitimler aldı. Kandil’de yer alan örgüt üst yönetimi ve KCK’nın önerisiyle HDP milletvekili seçtirildi. Milletvekili seçildikten sonraki süreçte HDP içerisinde PKK sekreteryası olarak görev yaptı” şeklinde; beyanlarda bulunmuşlardır.

İkna yoluyla teslim olan terörist M.U. ise beyanında 9 Haziran 2019’da Irak’ın Mahmur alanına “ “Pirdoğan”, “Özgür Çiya”, “Arin” kod adlı terör örgütü mensuplarıyla birlikte geçtiğini, araçta kod isimlerini hatırlamadığı üç erkek mensubunun daha olduğunu, herkesin yanında silah ve techizatların bulunduğunu, Gara alanında bir buçuk saat yolculuk yaptıktan sonra yolda başka bir aracın yanında durduklarını, bu araçtan sonradan televizyondan HDP milletvekili olduğunu öğrendiği Taşdemir’in indiğini ve kendi araçlarına bindiğini, Taşdemir’in sivil kıyafetli olduğunu, yanında sırt çantası ve poşetler bulunduğunu, yaklaşık bir saat yolculuktan sonra Mahmur kampına vardıklarında araçtan indiğini ve başka bir araç tarafından alındığını,” belirtmiştir. (Bununla ilgili yapılan soruşturmaya ilişkin evrak, temin edildiğinde gönderilecektir.)

Davalı HDP aracı kılınılarak PKK tarafından aldatılan veya kaçırılan çocuklarına kavuşma ümidiyle HDP Diyarbakır İl Başkanlığı binası önünde oturma eylemi yapan ve kamuoyunda “Diyarbakır Anneleri” olarak bilinen HDP- PKK mağduru grupdan da söz etmekte yarar vardır.

Açık kaynaklara yansıyan ve çocuklarının dağa kaçırılmasından davalı HDP'yi sorumlu tutan HDP Diyarbakır il başkanlığı önünde nöbet tutan ailelerin 3 Eylül 2019'da başlattığı oturma eyleminde (Ek 10), 10.12.2020 tarihinde İnsan Hakları Gününde oturma eylemini sürdüren aileler adına açıklama yapan abla A.A. : "9, 12, 15 yaşındaki halkın çocuklarını özellikle de Kürt çocuklarını, HDP denilen  parti, taşeron, hain örgüte kaçırıyor. Çocukları örgüte teslim edip para karşılığında satmaktadırlar. Peki, nerede bu partinin savunduğu insan hakları? Bu partinin savunduğu insan hakları reşit olmayanı, hasta, engelli, kız, erkek çocuklarını ailelerin bağrından koparıp hain terör örgütüne satmak mıdır? Bunların savunduğu insan hakları bu mudur? Diyarbakır anneleri olarak buradan HDP'ye sesleniyoruz: Sizin insan hakları savunuculuğunuz çocukları satmak mıdır? Bu anne babaların insan hakları yok mu? Kaçırılan çocukların insan hakları yok mudur? Bunu toplumun vicdanına sunuyoruz." şeklinde,

Oturma eyleminde yer alan baba C.B. da, oğlunun 19 ay önce HDP' liler aracılığıyla kaçırıldığını, yıllardır çocuklarından haber alamadıklarını belirterek “burada HDP' nin hakaretine uğruyoruz. Burada anneler, babalar ağlıyor. Kış, hastalık demeden hepsi ağlıyor. HDP 'ye sesleniyorum: İnsan haklarından bahsediyor. Peki, bu dokuz yaşındaki çocuğun hesabını kim verecek? Benim hasta oğlumun hesabını kim verecek? Biz insan değil miyiz? Bize insan hakları yok mudur?" şeklinde,

Oturma eylemine katılan baba S.G., "Oğlumu HDP götürdü. HDP evladımı vermeden buradan gitmeyeceğim." şeklinde,

Bir anne:

"Ceylan İstanbul'dayken, dershaneye gittikten sonra HDP'lilerle tanıştı. HDP binasına gidip geliyordu. Ondan şüphelenmeye başladım. Ondan bir hafta önce bir arkadaşı dağa gitmişti. O arkadaşının ağabeyi, kızım Ceylan'ı arayıp, kardeşinin dağa gitmesinden dolayı ona tepki gösterdi. Ceylan'a çok baskı yaptılar. Bu olaydan sonra kızımla konuşup, bize böyle bir durum yaşatma dedim. Daha sonra öğrendim ki, kızımın dağa gitmesini istemişler. Kızım da "annemin durumu ortada" diyerek gidemeyeceğini belirtmiş. Kızımı 15 gün İstanbul'da bir yerde tuttular. Daha sonra Diyarbakır HDP İl Başkanlığı'na götürdüler. 1 ay boyunca da HDP il binasında tuttular. Kızımı almak için birilerini devreye soktum. Kızımla görüştüler, güya kızım dönmek istemediğini söylemiş. 2-3 ay sonra Kandil Dağı'na gittim. Kızımı istedim oradakilerden. Oradaki kadınlar 'biz de senin kızınız' dediler. Bir süre sonra aramızda tartışmalar oldu. Bana bir gün sonra gel dediler. Ben de Irak'a döndüm. Bir daha Kandil'e gitmemize izin vermediler. Bu olaydan 2-3 ay sonra kızımın Suriye'de olduğunu televizyondan gördüm. Suriye'nin Kobani kentine gitmek istedim. İzin vermediler. 10 gün boyunca Suruç'ta kaldım. Bir anne olarak 7 yıldır kızımın peşindeyim. HDP'li bir milletvekili 'O anneler bugüne kadar neredeydi' demiş. Bir anne olarak, senin benden haberin var mıdır? Benim kızım gitti, ben de senin kapında onu arıyorum."

Şeklinde;

Anne A.B.:

“Çocuk dağa gönderilmiş, hepsi de biliyor. Kayyum olaylarında çocuğu oturma eylemine sokuyorlardı. Her şeyi çocuğa yaptırıyorlardı. Sonunda da çocuğu dağa gönderdiler. Bütün parti onu tanıyor. Bir de diyorlar ki; 'Tanımıyoruz.' Siz onu maşa olarak kullandınız, yeter artık. Artık HDP'ye verecek çocuklarımız yok. 30 yıldır bu oyun sürüyor. Yeter artık insanlar biraz gözünü açsın” şeklinde,

Bir aile:

“Tabiiki biz buraya geleceğiz, çünkü HDP çocuğumuzu gönderdi. Amcamın oğlu bu partinin gençlik kolları üyesiydi. Çocuk her gün eylemdeydi, o yüzden onlar gönderdi. Zaten amcam da işsiz güçsüz bir insan. Çocuğunun Diyarbakır'a çalışmaya ya da misafirliğe geldiğini sanıyordu. Oysa çocuğu buradaydı, gece gündüz partideydi." şeklinde,

Başka bir aile:

"Oğlum Yusuf 5 Mayıs'ta HDP il binasının ikinci katına girdi ve bir daha çıkmadı. 4 aydır ulaşamıyoruz. Ölüm orucuna giriyorum, kimse de beni durduramaz. Ya oğlum ya ölüm." şeklinde,

Beyanda bulunmuşlardır. 

Yukarıda bahsedilen örneklerde olduğu gibi yüzlerce anne, baba, kardeş beyanlarından, (silahlı terör örgütü PKK’ya militan kazandırmak maksadıyla) HDP teşkilatlarınca çocukların-gençlerin kandırılıp ailesinden koparılarak kaçırıldığı anlaşılmaktadır. Bu örnekler de davalı HDP ile silahlı terör örgütü PKK-KCK arasındaki organik bağı gözler önüne sermektedir. (Davalı HDP aracılığıyla PKK-KCK terör örgütüne katılımlar ile ilgili resmi güncel bilgiler İçişleri Bakanlığından talep edilmiş olup buna ilişkin cevap verildiğinde mahkemeye iletilecektir.)

HDP’nin silahlı terör örgütü PKK-KCK’ya elaman temin ettiğini gösteren birer örnek de aşağıda belirtilmiştir. (Ek 8)

Hakkari 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2021/1 Esas sayılı dosyasında “Silahlı Terör Örgütü Üyesi” olmak suçundan yargılanan sanık E… savunmasında “PKK-KCK silahlı terör örgütüne katılım yapmak üzere bir arkadaşı ile birlikte HDP Erciş İlçe teşkilatına gittiklerini, parti binasında görüştükleri kişiler tarafından Derecik ilçesine getirildiklerini ve buradan sınırı geçerek Şıh isimli bir şahsa teslim edildiklerini bu şahsın kendilerini getiren partiliye 3.000 TL para verdiğini akabinde Şıh isimli şahsın arkaşı ile kendisini Irak’ın kuzeyinde bulunan örgütün kampına götürdüğünü, burada 150-160 kişiye yakın örgüte yeni katılan çocukların bulunduğunu gördüğünü bir müddet sonra pişmanlık duyup fırsatını bulup kaçmayı başardığını ve güvenlik güçlerine teslim olduğunu” beyan etmiştir.

Yine Adıyaman 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2021/35 Esas sayılı dosyasında “Silahlı Terör Örgütü Üyesi” olmak suçundan yargılanan sanık H…savunmasında “PKK-KCK silahlı terör örgütüne Mazıdağı HDP İlçe teşkilatı aracılığıyla katıldığını” bildirmiştir.

Yukarıdaki örnekler PKK-KCK silahlı terör örgütüne eleman temin etmekte HDP’nin aktif rol oynadığını gözler önüne sermektedir. 

Gerek Kobani, Hendek olayları gerek Gara Operasyonu sonrası HDP milletvekillerinin yaptıkları açıklamalar gerekse davalı partinin silahlı terör örgütüne eleman temin etmekteki rolü birlikte değerlendirildiğinde aslında davalı Halkların Demokratik Partisi ile silahlı terör örgütü PKK-KCK arasında bir fark yoktur. Yukarıda yargı organlarına intikal eden iddianame ve karar örneklerinden de görüleceği üzere bir dönem aktif olarak PKK-KCK adına terör faaliyetlerinde bulunan, hatta terör örgütü üyesi olan kişilerin bir süre sonra partide değişik kademelerde görev aldığı görülmektedir. Ya da  hem partide değişik kademelerde görev alıp sözde siyaset yaparken bir taraftan da eş zamanlı olarak terör örgütünün talimatları doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Aslında yukarıda özetleri verilen mahkemeye intikal etmiş olaylardan anlaşılacağı üzere partiyi bu eylemler için paravan olarak kullanmaktadırlar.

Kamuoyunda “İmralı Günlükleri” olarak bilinen metine de bir göz atmakta fayda vardır. Açık kaynaklara yansıyan günlükte davalı partide Eş Genel Başkanlık ve miletvekilliği yapmış-yapmakta olan Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken ve Altan Tan ile PKK-KCK silahlı terör örgütü liderinin zaman zaman yaptıkları görüşmelere ilişkin notlar yer almaktadır. (Ek 3)

Günlükte; davalı partide Eş Genel Başkanlık ve miletvekilliği yapmış-yapmakta olan Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, İdris Balüken ve  Altan Tan’ın zaman zaman terör örgütü lideri  olan görüşmelerinde “Başkanım, sayın başkanım, önderlik”, şeklinde hitap ettikleri ve terör örgütü lideri hükümlü konumdaki Abdullah Öcalan’ın pek çok konuda ismi sayılan şahıslara talimatlar verdiği, kendisinin kurduğunu söylediği davalı partinin izlemesi gereken stratejiyi belirlediği, belediye başkanlığı ve milletvekili seçimleri ile ilgili bizzat aday isimlerini belirlediği, bununla da kalmayarak davalı partinin eş genel başkanlarının, parti grup başkanvekillerinin kimler olması gerektiğini söylediği, kaç dönem seçilebileceklerini belirttiği,  hatta partinin Cumhurbaşkanı adayını bile belirlediği, genel seçimlerle belediye seçimlerine hangi partiyle girilmesi gerektiği konusunda talimatlar verdiği davalı partinin her kademesinde eş başkanlık sisteminin uygulanmasını istediği, görüştüğü partililerin zaman zaman kendisine rapor sundukları anlaşılmaktadır. Metinden bir kısım adayların da PKK-KCK’lı teröristlerin yuvalandığı Kandil’de bulunan örgütün üst düzey yöneticileri tarafından belirlendiği görülmektedir. Yine örgüt liderinin talimatı doğrultusunda davalı parti tüzüğünde Ertuğrul Kürkçü’ye “Onursal Genel Başkanlık” ünvanının verildiği tespit edilmiştir. 

Belirtilen bu hususlar bile tek başına davalı parti ve PKK-KCK silahlı terör örgütü arasındaki organik bağı, emir- komuta zinciri şeklindeki yapılanmayı açıkça gözler önüne sermektedir.

Yukarıda bir kısmına yer verilen yargı organlarından intikal eden davalı partinin üyeleri hakkındaki iddianame ve mahkeme kararlarından, “6-8 Ekim Olayları” ile “Hendek Operasyaları” ile tüm dosya kapsamında ortaya konulan delillerden davalı HDP’nin daha önce Anayasa Mahkemesince kapatılan yukarıda sayılan partiler gibi tamamen PKK-KCK’nın güdümünde  olan ve PKK’nın legal görünümlü bir yan kuruluşu olduğunu ortaya koymaktadır. Davalı Partinin teşkilat kongreleri ve büyük kongreleri ile tüm gösteri ve toplantıları; Anayasa ve Yasalara göre kurulmuş bir siyasi partinin olması gereken parti kongreleri ve toplantıları gibi değil de bölücü terör örgütü PKK ve elebaşı Abdullah Öcalan lehine sloganlar atılan alanlar haline getirilmiştir. Kongre salonları örgüt kampları gibi terörist fotoğrafları ve sözde terör örgütü bayrakları ile donatılmıştır. Davalı Partinin kongreleri bir siyasi partinin kongresinden ziyade terör örgütünün propagandasının yapıldığı, ölen teröristlere saygı duruşlarında bulunulduğu, Anayasal düzenimize ve üniter devlet yapımıza yönelik açıkça düşmanlığın sergilendiği adeta “PKK KONGRELERİ” şeklinde cereyan etmiştir. Bunun son örneği 23.02.2020 tarihli davalı partinin 4. Olağan Büyük Kongresi’dir. Bu Kongre ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/90491 sayılı dosyası kapsamında soruşturma yürütülmektedir (Ek 17).

Davalı Halkların Demokratik Partisi terör örgütü PKK-KCK’yı açıkça desteklemekten öteye geçerek onun bir organı gibi faaliyette bulunmuştur. 

Aslında HDP ile PKK-KCK arasında bir fark yoktur. HDP silahlı terör örgütü PKK-KCK’nın emir ve talimatları doğrultusunda faaliyet yürüten yaptıkları veya yapmadıkları bakımından halka değil terör örgütü PKK-KCK’ya hesap veren, terör örgütünün siyasi görünümlü bir uzantısı, organıdır. Başka bir deyimle HDP; PKK’nın partisidir. Aslında buna şaşırmak gerekir. Çünkü Partinin Eş Genel Başkanlığını yapmış Pervin Buldan ve Selahattin Demirtaş açıkça HDP’nin terör örgütü lideri Öcalan’ın projesi olduğunu, Öcalan’ın HDP fikriyatında büyük emeği olduğunu belirterek açıkça söymekten çekinmemişlerdir. Bu hususu örgüt elebaşı da kabul etmektedir.

Yukarıda özetlerine yer verilen iddianame ve karar örneklerinden ve dosya kapsamında sunulan delillerden anlaşıldığı üzere davalı partinin değişik kademelerinde görev alan üyelerinin bazı eylemlerini özetlemek gerekirse;  

Davalı partinin bir kısım milletvekillerinin Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının, birliğinin, bütünlüğünün sembolü olan TBMM’de bölücübaşı ve PKK lehine slogan attıkları, sözde gerilla marşını okudukları, (bkz. Ferhat Encu, Nursel aydoğan, Besime Konca, Mizgin Irgat başlığı altında)

Yasa dışı gösteri ve terör örgütü propagandası yapan şahısların gözaltına alınmalarını engellemek için araya girip polislerle tartışarak şüphelinin kaçmasına olanak sağladıkları, (bkz. Ahmet Yıldırım başlığı altında)

Terör örgütü üyelerinin yakalanmasını önlemek amacıyla operasyon bölgelerinde toplanıp canlı kalkan oldukları, operasyonları engelleyerek teröristlerin kaçmasını sağladıkları, (bkz.Behçet Yıldırm, Çağlar Demirel, Sait Taycı, Kıznaz Türeli, Abdullah Zeydan, Mehmet Emin Adıyaman, Osman Karabulut başlığı altında)

Terör örgütünün dağ kadrosunda yer alanlar olduğu, (bkz. Baran Nayır başlığı altında)

PKK–KCK silahlı terör örgütlerine yakın duran ailelerden veya şahıslardan terör örgütü adına para temin ettikleri, toplanan paralar ile terör örgütü adına faaliyet yürüten mensuplarının aileleri ile terör suçlarından tutuklu-hükümlü örgüt üyelerinin ailelerine yardım edildiği, mahkeme masraflarının karşılandığı, (bkz. Mahfuz Güleryüz başlığı altında)

Davalı parti üyelerinin yerel ve genel seçimler öncesi bölge halkı üzerinde HDP’ye oy vermeleri yönünde baskı oluşturdukları, yapılan baskılara direnen vatandaşları kırsalda faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarına şikayet ettikleri, bazı vatandaşların kırsalde kurulan sözde adalet komisyonu adlı mahkemede cezalandırılmaları için götürüldüklerinin anlaşıldığı, (bkz. Hasan Safa başlığı altında)

Belediye başkan adaylarının PKK/KCK terör örgütü tarafından belirlendiği, seçildikten sonra iş ve işlemlerinin terör örgütü mensuplarınca yönetildiği ve denetlendiği, (bkz. Nilüfer Elik Yılmaz, Gülüstan Öncü, Nalan Özaydın, Mülkiye Esmez başlığı altında)

Örgütün talimatları ile; belediyede çalışanlarından örgüte destek için zekat adı altında para toplandığı, belediye araç ve gereçlerinin PKK’nın hizmetine sunulduğu, belediye çalışanlarının haberi olmadan çalışmadıkları halde fazla mesai ücreti yazılıp bunu da çalışanın haberi olmadan terör örgütüne aktardıkları, (bkz. Ahmet Türk başlığı altında)

Belediyelerin inşaat malzemesi alımlarında değerin yüksek gösterilerek aradaki farkın değer ailelerine gönderildiği, değer ailesi olarak tanımlanan ailelere yardım yapıldığı, (bkz.Ercan Akar başlığı altında)

Belediyede işe alımlarda PKK/KCK terör örgütünce değer ailesi olarak tanınan ailelerin veya terör suçlarından haklarında işlem yapılan kişilerin gözetildiği, belediye bütçesinden değer ailesi olarak tanımlanan ailelere yardım yapıldığı, her türlü yardımda PKK ile iltisaklı kişilerin seçildiği, (bkz. Adnan  Selçuk Mızraklı, Caziye Duman, Azim Yacan, Hatice Çevik, Erkan Uçar, Yılmaz Şalan  başlığı altında)

Çalıştığı hastanede çatışmalarda yaralı olarak getirilen terör örgütü militanlarını kayıt dışı olarak tedavi ettiği, terör örgütüne ve üyelerine yardım ettği, örgütün çağrısı üzerine açlık grevine iştirak ettiği,(bkz. Adnan Selçuk Mızraklı başlığı altında)

Belediye çalışanlarının örgüte müzahir yayın organlarına zorla abone yapıldığı, maaşlarından onayları olmadan belli bir miktarın kesilerek terör örgütüne gönderildiği, (bkz. Ahmet Türk başlığı altında)

Devletin yanında yer alan belediye çalışanlarının işten çıkarıldıkları, yerlerine terör örgütü ile iltisaklı terör suçlarından mahkumiyetleri bulunanların işe alındığı ya da ailesinde PKK’lı olan kişilerin veyahut güvenlik güçleri ile çatışmaya girip ölen teröristlerin yakınlarının işe alındığı, (bkz. Belediye başkanları başlığı altında) 

Teröristlerin isimlerinin verildiği mezarlıkların inşa edildiği, terörist cenazelerinin belediyeye ait araçlarla taşındığı, yaralı teröristlerin tedavisi ile ilgilenildiği,  (bkz. Remziye Tosun başlığı  altında.)

Belediye avukatlarının PKK-KCK operasyonlarında yakalanan terör örgütü mensubu kişilerin müdafiiliği ile görevlendirildikleri, (bkz. Ahmet Türk başlığı altında)

Cezaevindeki örgüt mensupları ile PKK arasında karşılıklı talepleri taşıyan kurye vazifesi gördükleri, terör örgütü adına ev ev dolaşıp para topladıkları, (bkz. Metin Özbadem aşlığı altında)

Bir kısım milletvekilinin PKK’nın Cudi kampında silah ve ideolojik eğitim aldığı eğitimi başarı ile tamamlayamayanların milletvekili adayı yapılmadığı, (bkz Ferhat Encu başlığı altında)

Bazı partililerin terör örgütü PKK’ya eleman kazandırma faaliyetinde bulundukları, bir çoğunun silahlı eğitim aldığı, kod adlarının bulunduğu, Hendek Olayları sırasında örgüt adına silahlı nöbet tutanların dahi bulunduğu, firmalardan alınan ihalelerin bedellerini yüksek göstererek aradaki farkı PKK/KCK terör örgütüne aktardıkları, (bkz Remziye Yaşar başlığı altında),

Hendeklerin kazıldığı, barikatların kurulduğu bölgede silahlı faaliyet yürüten örgüt mensuplarına aktif destek verdikleri, (bkz. Songül Erden başlığı altında)

Kırsal alanda faaliyet gösteren terör örgütü mensupları ile irtibatlı oldukları erzak ihtiyaçlarını, yaşam malzemelerini karşıladıkları, (bkz. Rojda Nazlıer, Azim Yacan, Hasan Safa başlığı altında)

Terör örgütü mensuplarını evinde barındırdıkları, (bkz. Rojda Nazlıer, Yıldız Çetin başlığı altında)

Terör suçu işleyen bazı kişilerin yargılanmasını bertaraf etmek için seçilebileceği yerlerden milletvekili adayı olması için çaba sarfedildiği, (bkz. Ahmet Türk başlığı altında)

Kimi davalı parti üyesinin güvenlik güçleri ile çatışmadaki PKK’lı terörist ile cep telefonuyla görüştüğü, teröristin yardım istediği, partiliye talimat verdiği, talimatı alan partilinin beraberindeki grupla operasyon bölgesine gidip canlı kalkan olduğu,  (bkz .Gülser Yıldırım başlığı altında)

Kiminin, sivil polis araçlarının tespit ettiği plakalarını irtibatlı olduğu teröristlere verdiği, (bkz.Halef Yiğit başlığı altında)

Bazılarının silahlı terör örgütünün bölge sorumluluğunu yürüttüğü, (bkz. Tuna Aydın başlığı altında)

Ölen örgüt mensubu ailelerinin çeşitli işlere yerleştirdiği, (bkz Mehmet Eşref Mamedoğlu ve Belediyeler başlığı altında) 

Bazı partililerin terör örgütü tarafından kırsal alana elaman aktarılması faaliyetinde görevlendirildiği;(bkz. Tuna Aydın, Zeliha Kocaman, Fırat Keser başlıkları altında)

Bir kısım faaliyetleri parti faaliyeti gibi gösterip aslında PKK ile ilgili faaliyette bulundukları, HDP’yi paravan olarak kullandıkları, (bkz. Sinem Varlı başlığı altında)

Para transferinde merkez konumda bulunduğu, toplanan paraların  PKK-KCK’nın terör faaliyetlerinde kullanıldığı,  (bkz. Ferhat Tarhan başlığı altında)

Çatışmada yaralanan terör örgütü üyesinin yakalanmasını önlemek amacı ile hastaneye götürüldüğü, tedavileri ile ilgilenildiği, (bkz. Faysal Sarıyıldız başlığı altında)

Terör örgütü üyelerinin özeleştiri mahiyetindeki raporlarını kırsal alanda faaliyet gösteren ve bağlantıda olduğu diğer terör örgütü mensuplarına ulaştırarak kurye rolünü üstlendikleri, şikayet edilen örgüt mensuplarından konu ile ilgili rapor isteyip bunu kırsaldaki örgüt mensuplarına ilettikleri, (bkz. Nimet Sezgin başlığı altında)

Vatandaşların adli makamlarla irtibatını ortadan kaldırarak taraflar arasındaki (alacak-verecek, kız kaçırma, kavga vs) adli olaylara müdahil olarak sözde yargı yetkisinin kullanıldığı, (bkz. Mülkiye Birtane, Cengiz Topbaşlı, Ekrem Savcı, Şafak Özanlı başlığı altında)

Belediyeleri seçilmiş belediye başkanları yönetiyormuş gibi görünse de aslında PKK-KCK’nın görevlendirdiği-atadığı kişilerin yönettiği, belediyeye ait araçların PKK/KCK terör örgütü içerisinde bölgede silahlı olarak faaliyet yürüten örgüt mensuplarının ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla bölgede milis olarak faaliyet yürüten şahıslara tahsis edildiği, belediyeye ait yine bazı araçların PKK/KCK terör örgütü mensuplarınca bombalı saldırı olaylarında kullanıldığı; belediye ile irtibatlı kişilerin PKK/KCK terör örgütü adına, belediye ile iş yapan firmalardan, iş adamlarından ve imar işi ilgili müracaatta bulunan kişilerden vergilendirme adı altında para toplayarak toplanan paraları terör örgütüne aktardıkları, (bkz. Ahmet Türk başlığı altında)

Neredeyse tüm kademelerde görev alan partililerce sosyal medya üzerinden PKK/KCK silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda propaganda niteliğinde paylaşımlarda bulunulduğu, paylaşım ve beğenileriyle PKK/KCK silahlı terör örgütünün amacını ve cebir, şiddet, tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermeye çalıştıkları ve övdükleri, PKK/KCK silahlı terör örgütü tarafından yapılan çağrı üzerine düzenlenen toplantılara, yasadışı gösteri yürüyüşlerine ve basın açıklamalarına katıldıkları, PKK/KCK silahlı terör örgütünün çıkarları doğrultusunda şiddet içeren ve terör örgütünün propagandasına dönüşen terör örgütü mensuplarının cenaze definlerine katıldıkları, birçoğunun terör örgütünden gelen talimatla açlık grevleri yaptıkları;

Anlaşılmıştır.

Yukarıda örnek olarak yer verilen eylemler ile iddianamenin tamamında yer alan diğer eylemleri gerçekleştirenler sıradan kişiler değil, partide genel başkanlık, milletvekilliği, MKYK üyeliği, MYK üyeliği, MDK üyeliği, belediye başkanlığı, teşkilat kademelerinde yönetici gibi davalı partide üst düzey görev almış kişiler olduğundan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bağımsızlığı, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün ne kadar büyük bir tehdit altında olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Davalı partinin genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları ve merkez organlarında görev alan yöneticileri zamanlarının önemli bir kısmını terörist cenazelerine katılmak, terörislerin tedavileri ile ilgilenmek, onları ve yakınlarını işe yerleştirmek, PKK’ya silah temin etmek (HDP 24., 25., ve 26. Dönem Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın PKK’ya verilmek üzere Suriye’den getirilen ağır silahları teslim alacak kuryeyi buluşma noktasına götürdüğü, kurye ve silahları teslim etmek isteyen kişi emniyet güçlerince gözaltına alınırken Şırnak milletvekili Sarıyıldız’ın dokunulmazlığı dolayısıyla gözaltına alınamadığı olayda; 3 roketatar, 4 adet M-16 otomatik tüfek, 25 el bombası ve 2000 mermi ele geçirilmiştir.(Ek 11)) v.b. eylemlere harcamışlardır.

HDP’nin değişik kademedeki teşkilatlarında yapılan aramalarda PKK propagandasını içeren, PKK’yı ve teröristleri öven onları kutsallaştıran çok sayıda ele geçirilen dokümandan ve PKK ile davalı parti arasındaki organik bağ açık olarak anlaşılmaktadır. Davalı partinin İstanbul Esenyurt, Güngören ilçe teşkilatları; Batman il ve ilçe teşkilatları; Diyarbakır il ve ilçe teşkilatı; Aydın il teşkilatı; Elazığ Karakoçan ilçe teşkilatı; Van İpekyolu Belediyesinde ele geçen materyal ve teşkilat binalarında yapılan tespitler bu hususa ilişkin sadece birkaç örnektir. (Ek 12)

Partinin değişik kademedeki; gerek il, ilçe örgütleri gerekse belediye binaları terör örgütü lehine eğitim faaliyetleri yapılan, terör örgütü ve elebaşısı lehine yasa dışı gösterilerin organize edildiği, teröristlerin buluşma noktası haline getirilmiştir. 

Davalı partinin genel başkanından üyesine kadar görev yapmış veya yapmakta olan partililer bugüne değin ısrarla PKK terör örgütüne “terör örgütü” ve onun aktif olarak bölücü yıkıcı eylemlerine katılan elemanlarına da terörist diyememişlerdir. Bunun aksine bölücü yıkıcı silahlı terör örgütü için  “tabanımız, muhatap alınması gereken bir örgüt,halk özgürlük hareketi, demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren bir örgüt, mazlum bir halkın öfkesi, umudu, sığınağı” gibi ifadeler kullanılmış, etkisiz hale getirilen terör örgütü üyeleri “şehit” olarak adlandırılmıştır. 

Davalı parti terör örgütünün vesayeti altında ve onun talimatları doğrultusunda hareket etmiş seçimlere de terör örgütünün dikte ettiği adaylarla girmiştir. Davalı parti zaman zaman PKK-KCK ile işbirliği altında zaman zaman ise onun direktifleri doğrultusunda yaptığı faaliyetleri-açıklamaları- gerçekleştirdiği eylemleri meşrulaştırmak için aldığı oylara sığınmış ve tüm enerjisini PKK-KCK silahlı terör örgütüyle birlikteliğine harcamıştır. Ne yazıkki bir siyasi partiden beklenen bağımsız bir politika üretememiş  “Kandil’in” ve  “İmralı’nin” dayattığı politikaları hayata geçirme konusunda kendini görevli adletmiş ve silahlı terör örgütünün gölgesi altında siyasi çıkar elde etmeye çalışmıştır. Davalı partililer kendi deyimleri ile sırtlarını PKK’ya dayamışlardır. PKK yöneticilerinden Cemil Bayık’ın “PKK olmasa HDP yüzde 5 oy alamaz” sözü de bu hususu doğrulamaktadır.(Ek 3)

2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımıza intikal eden bir kısım evraktan gerek partinin merkez organlarında gerekse teşkilat kademelerinde görev alan partililerin adli sicil kayıtlarının incelenmesinde; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik suç işlemekten, terör örgütü üyeliği suçundan, terör örgütü propagandası yapmak suçundan, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan, suç ve suçluyu övmek suçu gibi “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar”, “Kamu Barışına Karşı Suçlar” ve “Terör Suçları” gibi suçlardan hüküm giymiş çok sayıda kişinin parti üyesi yapıldığı ve bu kişilerin değişik parti kademelerinde göreve getirildiği anlaşılmaktadır. Davalı siyasi partinin bahsi geçen suçlardan kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanları partiye üye kaydetmesi ve partinin değişik kademedeki teşkilatlarında göreve getirmiş olması tesadüfi değil Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak amacına yönelik bilinçli bir kadrolaşmanın ürünüdür ve parti üzerinde terör örgütünün ne kadar etkin olduğunun açık bir göstergesidir. Neredeyse yukarıda bahsedilen suçlardan adli sicil kaydı bulunmayanlara gerek genel merkez gerekse teşkilat kademelerinde görev verilmesinden imtina edilmiştir.

Davalı partinin genel başkan dahil merkez organlarında görevli yöneticilerinin, taşra teşkilatındaki yöneticilerinin, belediyelerde görevli yöneticilerinin ve milletvekillerinin her fırsatta PKK’lı teröristleri öven, onları yücelten ve ülkemizin bir bölgesini “Kürdistan” olarak göstermeye yönelik ifadelerinin gayesinin halkı kin ve düşmanlığa sevkedip kargaşa ortamı yaratmaya yönelik olduğu ve bu şekilde terör örgütünün amacına hizmet ettiği aşikardır. 

Davalı parti hiçbir milli meselede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yanında yer almamış aksine Türk Devletinin ve milletinin karşısında yer alan kim varsa haklı olup olmadıklarına bakmaksızın ön kabülle onların safında yer almayı tercih etmiştir. Bunun son dönemdeki örnekleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak amacıyla yaptığı Fırat Kalkanı Harekatı, İdlip Operasyonu, Zeytin Dalı Harekatı, Barış Pınarı Harekatı, Bahar Kalkanı Harekatı ile Gara Operasyonuna karşı takındığı olumsuz tavırdır. İddianamede de yer aldığı gibi bir kısım parti üyesihalkımız arasında kin ve düşmanlığa tahrik içerir şekilde terör örgütü PKK/YPG'nin görüş ve amacı doğrultusunda ve örgütün çağrısı üzerine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gayesi ve kapsamı belli olan operasyonlarını işgal girişimi gibi göstemeye çalışarak terör örgütüne destek sağlamışlar ve terör örgütünün propagandasını yapmışlardır.

Siyasi partilerin tüzük ve programları doğrultusunda Devletin hukuksal ve anayasal yapısını değiştirmek için çaba sarf etmeleri bazen bunu yaparken de taciz edici ve rahatsız edici yol ve yöntemleri kullanmaları çoğulcu demokrasi ilkeleri gereğidir. Ancak bu mücadelenin hukuka uygun demokratik araçlara dayanması zorunludur. Siyasi partiler hedeflerine şiddeti teşvik ederek, şiddeti meşru göstererek değil mevcut Anayasal ve yasal sistemin belirlediği kurallar çerçevesinde ulaşmayı amaç edinmeleri çağdaş hukuk düzeninin gereğidir. Terör örgütünü, terörü lanetlemeyi bırakın tek bir eleştiri cümlesi bile kurmayan veya kuramayan davalı partinin şiddeti, terörü, teröristi öven, onları kutsayan beyanatlarının ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı düşünülemez.

Siyasi partilerin, her türlü faaliyetlerinde devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezliği temel kuralına uymaları, ülkenin ya da ulusun bütünlüğünün bozulması sonucunu doğurabilecek her türlü eylemden kaçınıp, çalışmalarını bu bütünlüğü daha da pekiştirecek biçimde titizlikle yürütmeleri Anayasal ve yasal zorunluluktur. Dolayısıyla ülke ve ulus bütünlüğünü zedeleyebilecek olan her türlü faaliyet, söylem siyasi partiler için yasak eylemlerdendir. Yürürlükte bulunan Anayasa ve kanun hükümleri ile konuyla ilgili uluslararası temel belgeler ve AİHM içtihatlarıyla belirlenen esaslara göre, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurları sayılan siyasal partiler, toplumsal barışı ve huzuru bozacak, yok edecek eylemlerde bulunamazlar.

Anayasamızın 14. maddesinde de vurgulandığı gibi Anayasa, yasa ve uluslararası sözleşmelerin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerden yararlanılarak, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen eylemler kabul edilemez. Bu durumda hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasına engel olmak, devletin görevi ve varlık nedenidir. Teröre destek verip ondan destek alan bir siyasî partinin Anayasa ve yasaya göre varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bir siyasi partinin, siyasi faaliyet görüntüsü altında ülkenin tamamının huzur ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyen, tüm vatandaşların temel hak ve hürriyetlerinden yararlanmalarını engelleyen veya ortadan kaldıran terör eylemlerini desteklemesi, bunları meşrulaştırmaya çalışması ve hatta bizzat organları vasıtasıyla bu eylemleri işlemesi demokratik olsun olmasın dünyanın hiçbir ülkesinde kabul ve koruma göremez. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de yukarıda sayılan eylemleri gerçekleştiren böyle bir partiyi Anayasa ve Yasaların çizdiği çerçeve karşısında kabul etmesi mümkün değildir.

Davalı HDP demokratik sistemin çerçevesini çizdiği bir siyasi partiden çok bölücü terör örgütü ve lideri tarafından yönetilen ve yönlendirilen ulusal ya da uluslararası her ortamda örgüt amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren bir oluşum niteliğini haizdir. Geçmişte de aynı vasıftaki partilerin yine aynı nedenlerle açılan davalar sonucu kapatılmış olmalarına rağmen davalı partinin ısrarla geçmişteki kapatılan diğer bölücü partilerin yolundan gitmesi, terör örgütü PKK-KCK ve elebaşının direktifleri ile faaliyetlerde bulunması temelli kapatma yaptırımını meşru, orantılı ve zorunlu kılmaktadır. 

Anayasanın 68.maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin yoğunluğu ve bu eylemlerin partinin büyük kongrelerince, teşkilat kongrelerince, genel başkanlarınca, milletvekillerince, merkez karar, yönetim ve icra organlarınca, merkez disiplin organlarınca, il, ilçe teşkilat başkan ve yönetim kurulu üyelerince, belediye başkanlarınca ve üyelerince kararlılık içinde işlenmesi, bu nitelikteki eylemlerin zımnen olmanın ötesine geçerek yukarıda sayılan parti organlarınca açıkça benimsenmesi ve hatta işlenmesi karşısında, davalı siyasi partinin Anayasa'nın 69. maddesinin 6. fıkrasında belirtildiği üzere bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği kuşkuya yer vermeyecek biçimde anlaşılmıştır.

Davalı partinin (bölücü terör örgütü PKK ile amaç birliği doğrultusunda) ülkeyi ırk esasına dayalı olarak bölüp ayrı bir devlet kurma hedefine ulaşmada bölücü terör örgütü vasıtasıyla şiddet unsurunu kullanmada kararlı olduğu toplumun her kesimince bilinmektedir. Bu hal ve şartlarda Anayasanın 3. maddesinde ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak ve toplumun huzur, güven ve birlikteliği için davalı partinin temelli kapatılması hukuksal bir zorunluluktur. 

Etiketler :