Kobanê duruşması: 'Gülmek devrimci bir eylemdir!'

Kobanê duruşması: 'Gülmek devrimci bir eylemdir!'

Demirtaş ve avukatı, o küçük SEGBİS odasında konuşup gülerken izleyici sıralarında bulunanların da yüzü gülüyor. Sanıklar, avukatlarıyla konuşurken gülümsüyor; izleyiciler de gülümsüyor...

ÖZLEM AKARSU ÇELİK


Epeydir gitmiyordum Sincan Cezaevi’ne. Pandemi en önemli engeldi ama asıl sebep, bir süredir yoğun annelik mesaisini Ankara gazeteciliğinin insanı öğüten çalışma koşullarına tercih etmemdi. Üniversitede acemi hocalığın yanı sıra gazetecilik atölyeleriyle kendime bir nefes alanı yaratsam da-ruh halimi yalnız muhabirlik iksiri içmiş olanlar anlar- gidemediğim her duruşmada içim içimi yiyor, kendimi suçlu hissediyordum.

Bu nedenle Sincan Cezaevi’ndeki Kobanê duruşmasını, gelinen bu vahim noktada izlemek benim için bir görevdi. Sağ olsun HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, tüm safahatı anlatan bilgi ve belgeleri paylaştı benimle. Her biri hukuksuzluğun vesikası olan bu belgelerle ilgili birçok haber yapıldı ama Kobanê Davası'na ilişkin en güncel ve kapsamlı derlemeyi Mezopotamya Ajansı’ndan Zemo Ağgöz yazmıştı. Geçen duruşmaya kadar olan süreci buradan okuyabilirsiniz.

KENT MERKEZİNE 30 KM. UZAKLIKTAKİ CEZAEVİNDE GÖRÜLEN DURUŞMA

Kobanê Davası'nın da görüldüğü ve kent merkezinden yaklaşık 30 km. uzaklıkta bulunan Sincan Cezaevi yerleşkesinde çok duruşma izledim. Yargılamaları herkesin ulaşamayacağı yerlere sürmek, yargılananları yalnızlaştırmak ve davayı kamuoyundan gizlemek demek. Bunun en yakın örneği, Gülen Cemaati güdümündeki yargının, Ergenekon-Balyoz duruşmalarını Silivri Cezaevi yerleşkesine kurulan mahkeme salonuna taşımasıydı.

Buralara ulaşım da zor, duruşma salonuna girmek de! Jandarma ve polisin yanı sıra bir de ceza infaz koruma memurlarıyla temas ediyorsunuz. Çünkü burası sadece bir mahkeme salonu değil aslında cezaevi.

SANKİ HÜKÜM ÇOKTAN VERİLMİŞ!

HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ’ın ve Kobanê Davası'nın ilk duruşmalarını izlemek için buraya giden gazetecilere ecel terleri döktürülüyordu. İletişim Başkanlığının verdiği turkuaz basın kartı dayatmasından, salonda yer kalmadı demek için boş koltuklara sivil polisleri oturtmaya kadar her türlü engellemeyle karşılaşıyorduk. O yüzden bu defa mahkeme salonuna kolayca girmek şaşırtıcıydı. Görevlilerdeki rahatlık, hükmün çoktan verildiği hissini uyandırıyordu.

Salonun ve gazeteci sıralarının ne kadar boş olduğunu görünce anladım amacın hâsıl olduğunu. Onca eziyet, baskı sonuç vermişti. HDP’nin çağrılarına rağmen salon kalabalık değildi. Son aylardan tek farkı izleyici sıralarının -çoğunluğu HDP’liler- tanıdık yüzlerle dolu olmasıydı.

Bir de gece gündüz bu duruşmalar nedeniyle başka iş yapamaz hale gelen avukatlar var. Onlar her türlü zorluğa, engellemeye rağmen bu tarihi davalarda yılmadan usanmadan sorumluluk almaya devam ediyorlar.

SALONDA KİŞİ BAŞINA BİR GÜVENLİK GÖREVLİSİ DÜŞÜYOR

Devasa bir salon… Kişi başına bir güvenlik görevlisi düşüyor. İnsanı ilk çarpan ise salonun sessizliği... Mahkeme salonları sessizdir ama böylesi önemli bir davada, Türkiye siyasetinin etkili isimlerinin yargılandığı duruşmadaki bu sessizlik çok şey anlatıyor.

Gazetecilere ayrılan bölümde oturan altı kişiyiz. Meslektaşlarım, kent merkezinden 250 TL olan taksi ücretini paylaşarak gelmiş cezaevine. Gidiş-dönüş 500 TL!.. Başta sanıklar ve avukatlar olmak üzere izleyiciler ve gazeteciler açısından da çok zor Kobanê duruşmaları.

SANIKLAR GÜLÜNCE İZLEYİCİLER DE GÜLÜYOR

Karşımızdaki iki dev ekranda SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile bağlananlar var. Bir ekranda Edirne F Tipi Cezaevi’ndeki Selahattin Demirtaş, yanında da avukatı Şerif Eltimur; diğer ekranda ise Kocaeli F Tipi Cezaevi’nden duruşmaya katılan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve Gülser Yıldırım… Üç kadın siyasetçi de gözle görülür biçimde kilo vermiş.

Demirtaş ve avukatı Eltimur, o küçük SEGBİS odasında konuşup gülerken izleyici sıralarında bulunanların da yüzü gülüyor. Sanıklar, avukatlarıyla konuşurken gülümsüyor; izleyiciler de gülümsüyor... Bu anları şöyle not ediyorum defterime: Bu ortamda gülmek, devrimci bir eylem! Sahiden öyle.

UZAK MESAFEDEN SICAK SELAMLAŞMALAR

Sanıklarla izleyicilerin tek diyaloğu, arka sıralara doğru dönüp baktıklarında kurdukları göz teması ve duruşmaya verilen aralarda birbirlerine gülümseyerek el sallamaları, selamlaşmaları... İşte ikinci çarpıcı notum tam da bu andan:

Sebahat Tuncel’e ve Alp Altınörs’e sesleniyorum isimleriyle. Aramızda epey mesafe var. Yaklaşmak mümkün değil. İkisi de gözlerini kısarak bakıyor bana. “Özlem, sen misin?” diyor Alp. O an anlıyorum, uzun süre cezaevinde kalanlarda sıkça görülen uzak görüş kaybından muzdarip olduklarını. Görüş alanları yalnızca kaldıkları hücreler ve havalandırma ile sınırlı olunca mahpuslar bir süre sonra uzağı göremezler.

Benim için bir unutulmaz da, jandarmalar arasında yürürken dostum Alp’in bana “Tuncay’ı konsere götürdüğün için çok sağ ol!” diye seslenmesiydi. Tuncay, dostlarım Alp ile Birsen’in biricik oğulları; bizim ikizlerin de arkadaşı. Gezi direnişinden bu yana Alp’in üçüncü tutukluluğu bu ve Tuncay bu kez daha da umutsuz. O yüzden çocukları toplayıp bulduğumuz konserlere götürüyoruz Birsen’le. Tuncay babasıyla son görüşünde heyecanla anlatmış ODTÜ Vişnelik’teki Ceza-Hayko Cepkin-Mercan Dede konserini. Alp’in, elinde dosyalarla jandarmanın arasında yürürken teşekkür etmesi bundan.

Hukuksuzluklarla uzun süren tutsaklıklar en fazla çocukları ve ileri yaştaki ebeveynleri vuruyor. Mahpus yakınlarını ayakta tutan ise dayanışma…

CEZAEVİ BAHÇESİNDE VOLTA ATARAK YÜRÜYENLER

Duruşma arasında dışarda sohbet ettiğimiz İlhan Cihaner gülerek volta atanları gösteriyor: bak, bunlar cezaevi tecrübesi olanlar. İkişerli gruplarla volta atarak yürüyorlar.

10 Ekim katliamından yaralı kurtulan Nazım Karakurt, “Yozgatlı ve sülalesinin tek HDP’lisi” namlı Ercan Özben’le tanıştırıyor beni. Ercan Özben polislerin kendisine sık sık “Sen Yozgatlı Türk’sün, ne işin var HDP’de?” dediğini anlatıyor kahkahalarla. Filiz Kerestecioğlu da 12 Eylül’de her gözaltına alınışında kendisine “Sen subay kızısın, ne işin var bu işlerde!” dendiğini. Hep birlikte gülüyorlar. Bu ortamda, bu kadar zulme rağmen gülmek, devrimci bir eylem hakikaten!

MAHPUS KADIN VEKİLLERDEN DEMİRTAŞ’A MORT TİŞÖRT SİPARİŞİ

Duruşmaya verilen arada HDP’li milletvekilleri ile büyük ekrandaki sanıkların sohbetleri ise çok keyifli. Meral Danış Beştaş, Demirtaş’ın yanında oturan avukatının sandalyesindeki mor minderi gösteriyor. Feministlerin rengi “mor” üzerine yapılan sohbetler ve gülüşmeler sürerken Demirtaş “Bir de benimkine bakın!” diyor. Demirtaş’ın beyaz plastik sandalyesinde gökkuşağı renklerinde bir minder var. “Gökkuşağı taşıyanlara buradan selam olsun!” diye ekliyor Demirtaş. Kadınların ve LGBTİ’lerin HDP’deki gücünün ispatı bu hoş sohbet. Gültan Kışanak, dışarıdaki HDP’li siyasetçilere “Selahattin Başkan’a bizden mor bir tişört gönderin lütfen” diyor gülerek.

Sohbet uzuyor, verilen ara bitmek üzere… Eş Başkan Pervin Buldan, “Sizden ayrılamıyoruz” deyince Demirtaş bir kez daha espriyi patlatıyor, “Gelebilirsiniz buraya”... Pervin Buldan gülerek karşılık veriyor: Başkan, biz bir an önce sizi buraya yani dışarı bekliyoruz!

MUHALEFET BU DAVAYA NEDEN İLGİSİZ?

Davayı izleyen az sayıdaki meslektaşım tarafından savunmalar haberleştiriliyor. O nedenle tek tek yazmayacağım onları. Ama partide erkeklerin korkulu rüyası(!) Sebahat Tuncel’in şu sözleriyle bitireyim izlenimlerimi.

Mahkeme heyetine şöyle seslendi Sebahat Tuncel: "Cübbenizin onuruna yakışır davranın. Bakın sizden önceki meslektaşlarınız bunu yapmadılar ve şimdi yan koğuşlarımızda tutuklular. Yapmanız gereken bu dosyayı olduğu gibi iade etmek ve buradaki arkadaşlarımızı özgürlüğüne kavuşturmaktır. Güvenmeyin bu arkanızdaki siyasi güce! Biz cezaevindeyiz ama sizden daha özgürüz!"

Günler boyunca aralıksız devam eden hatta gece yarılarına kadar süren Kobanê Davası duruşmalarından anlaşılıyor ki, bu davayı bir an önce bitirme telaşındalar. Yaklaşan seçim ve seçimde HDP’nin üstleneceği kritik rol düşünüldüğünde insan sormadan edemiyor, davayı yüksek cezalarla sonlandırıp HDP’yi kapatmayı planlıyorlarsa, Meclis’teki ve Meclis dışı muhalefet bu davaya neden sahip çıkmıyor?