Mithat Sancar: “Kapanan iş yerleri konuşulmasın diye HDP’nin kapatılmasını tartışıyorlar”

Mithat Sancar: “Kapanan iş yerleri konuşulmasın diye HDP’nin kapatılmasını tartışıyorlar”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partilerinin gündeminde kapatma ve fezleke tartışmalarının olmadığını belirterek ”Biz en geniş demokrasi ittifakıyla bu iktidar dönemini kapatmanın, yeni bir dönemini başlatmanın mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz" dedi.





HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “10 milyon işsiz konuşulmasın diye milletvekillerimizle ilgili fezlekeler gündeme sokuluyor. Kapanan iş yerleri konuşulmasın diye HDP’nin kapatılmasını tartışıyorlar. Sürekli tehditler ve düşmanlar üretiyorlar” diye konuştu.

Sancar, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada şu mesajları verdi:

“Bizim de gündemimizde ne kapatma ne de fezlekeler tartışması var, güçlü birikimimizle halkımızın büyük fedakârlığıyla yolumuza bir milim sapmadan devam edeceğimizi herkes duysun. Bizim gündemimiz halktır, adalettir, barıştır, demokrasidir.  Onlar bizi kapatmayı, siyaset dışına itmeyi tartışadursunlar biz en geniş demokrasi ittifakıyla bu iktidar dönemini kapatmanın, yeni bir dönemini başlatmanın mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz. Bütün demokrasi güçlerinin güç birliği yapması gerekiyor. Bu çağrımız boş bir çağrı değil. Bunları ciddiye almayanların ileride tarihe ve halka karşı nasıl bir sorumluluk ve vebal altında kalacaklarını hatırlatıyoruz. Herkesin vicdanını kurtarması için mücadele veriyoruz. Bu mücadele yeniden toplum haline gelme mücadelesidir.

2013 Nevroz’unu hatırlatmak gerekir

Nevroz barış ve çözüm arayışlarının bu ülkedeki toplumsal hafızasıdır. Nevroz, çoklu krizlerin kaynağına inme fırsatı yakaladığımız çok değerli bir gündür. Adil barış kurulamadığı için bu topraklar adaletsizliklerin acısını yaşıyor. Barışı engelleyen her politikanın bedelini ne yazık ki halklar ödüyor. 2013 Nevroz’unu mutlaka ve her zaman hatırlatmak gerekiyor. Oradaki tarihi kalabalığı ve verilen mesajı hatırlatmak görevdir.  Çözüm süreci iktidarın hesapları yüzünden bitirildi. Masanın devrildiği bu 6 yılda bedeli çok ağır oldu. Her şey ters yüz oldu. Ortada ne demokrasi ne demokrasi kaldı. 6 yıl önce silahların ebediyen susmasını konuşuyorduk.

O meydanda okunan çağrı yeniden sahiplenilmek zorundadır. Devrilen masa her anlamda çökertilen Türkiye tablosu yaratmakta.  Adil barış talebi zayıflık, korkaklık, taktik bir hamle değildir. Barış için mücadele etmek her zaman bedel gerektiren bir yol olmuştur. Barışı isterken de adresimizi doğru belirlememiz gerekiyor. Biz bu bütün yıkıntının sorumlusu olan iktidardan beklemiyoruz barışı. Eğer Kürt sorununda çözüme doğru yol alacaksak bunun adresi artık toplumun kendisidir, demokrasi güçleri ve muhalefettir. Herkes önüne adil barış programı koymak zorunda. Boş, manipülatif tartışmalarla kaybedecek zamanımız yok. Barış aşağıdan yukarıya kurulacak bir inşa sürecidir. Ancak toplumsal güçlerin emeği ve cesaretiyle bu yolda yürünebilir. 2013’te dünyaya ilan edilen barış çağrısının zemini budur.

Barışın gücüne güveniyoruz. Kürt halkının iradesini, kimliğini yok sayarak, seçilmiş temsilcilerini her gün tutuklayarak, belediyelerine kayyımlar atayarak, Kürtçe engelleyerek Kürtleri demokratik siyasetten ve barış mücadelesinden vazgeçireceğini zanneden akıl asla başaramayacak.

Yüzleşilmeyen katliamlar

Bundan 33 yıl önce Halepçe’de insanlar havada hoş bir koku, tatlı bir elma kokusu aldılar ve nefesleri kesildi. Çoğunluğu kadın ve çocuk 5 bin insan acımasızca katledildi.  Halepçe’de özürlü doğum oranı Hiroşima’nın 4-5 katına ulaştı. İnsanlığa karşı işlenen bir suçtur bu. Bu bir soykırımdır. Uluslararası güçlerin bu tanımlamayı kabul etmeyişini ibretle izliyoruz.  Uluslararası camiaya tekrar çağrı yapıyoruz, Halepçe soykırım olarak tanınsın. O gün yaşanan acı bugün tazeliğini koruyor. Bugün bu acı kendini Kobane'den, Cizre'den Afrin'e uzanan saldırı dalgalarıyla gösteriyor. Bu katliamlar aynı zamanda Kürt halkının birlik olmasının tarihsel bir sorumluk ve zorunluluk olduğunu bütün yakıcılığıyla bizlere hatırlatmaktadır. 16 Mart aynı zamanda Beyazıt Katliamının yıl dönümüdür. Yüzleşilmeyen bu katliamların ardında yatan bu zihniyet fırsat buldukça hemen devreye giriyor.16 Mart Katliamını da hafızalarda canlı tutmak ve bir daha tekrar etmemesi için hep birlikte mücadele yürütmek zorundayız.”